07 08 2016

NÂZIM’IN OĞLU MEMED’İN FRANSA’YA MEKTUBUDUR

Nâzım’ın yeni bulunan 1951 tarihli şiiri NÂZIM’IN OĞLU MEMED’İN FRANSA’YA MEKTUBUDUR İyi niyetli Fransızlar, ben üç aylık bir bebeğim mavi gözlü bir oğlan çocuğu, henüz yürümeyi beceremiyorum hatta emziğimi tutmayı bile, ama öğrendim gülümsemesini kuru kundağa, güneşli aydınlığa ve anne sütünün kokusuna. Yaşamayı seviyorum, Hayatı sevmek uzun sürmüyor ve kolay İyi niyetli Fransızlar, şehirlerinizden uzakta doğdum ama bana yakın kahraman bilgelerin yattığı topraklarınız bıçaklanan Marat kurşuna dizilen Peri... Onlar ömürlerini verdi, ölüm yok olsun diye Yaşamak önemli şey, gerekli şey yaşamak Hayatı sevmek uzun sürmüyor ve kolay. İyi niyetli Fransızlar, henüz öğrenmedim ana dilimi, lakin vakit geldiğinde öğreneceğim dilinizi de sizi bana anlatabilsinler diye Diderot, Balzac, Picasso, Eluard, Barbusse, Zola, Daumier ve Aragon, Flaubert, Joliot-Curie, Pasteur ve Renoir. Onlar anlatacak bana şanlı zaferlerinizi, şehirlerinizi, köylerinizi, sevdalarınızı, nehirlerinizi, ağaçlarınızı sizin, eserlerinizin mükemmelliğini, düşüncenizin gücünü, ve günlerinizi geçmiş ve gelecek olan... İyi niyetli Fransızlar, ben üç aylık bir bebeğim ve yalnız değilim size seslenen benim gibiler dünyada çok, pek çok. Biz savaş istemeyenleriz, biz ölüm istemeyenleriz. Hayatı sevmek öyle basit, öyle kolay ki. İyi niyetli Fransızlar, barıştan yana olanlarla birlikte olun Fransa yaşasın diye, biz yaşayalım diye. Memed, Nâzım Hikmet’in oğlu. Nâzım Hikmet Çev. Melih Güneş (Sözcükler Dergisi, Ocak-Şubat sayısı) ... Devamı

26 07 2016

BUKALEMUN - ANTON ÇEHOV (A CHAMELEON)

Polis müfettişi Oçumyelov, yeni bir palto giymiş, koltuğunun altında da bir paket taşıyarak Pazar meydanına doğru yürüyordu. Arkasında kızıl saçlı bir polis, elinde bir elek dolusu haczedilmiş Bektaşi üzümüyle yürüyordu. Her taraf sessizdi, meydanda in,cin top oynuyordu. Dükkanların ve tavernaların açık kapıları, aç ağızlar gibi kederle bakıyorlardı, yanlarında bir dilenci bile yoktu.    Birden müfettiş “Demek ısırırsın ha! Seni kahrolası hayvan! Çocuklar tutun, kaçmasın, bugünlerde ısırmak yasaklandı!Tutun hah! Hah!” diyen bir ses duydu.    Bir köpek acı acı ciyaklıyordu, Oçumyelov seslerin geldiği yöne baktı ve köpeği gördü, üç ayağı üstünde zıplarken, kolalı gömlekli, yeleğini iliklememiş bir adam da Piçugin’in kereste deposundan çıkmış, köpeği kovalıyordu, adam köpeğin peşinden koştu, vücudunu öne atarak, yere düştü ve köpeği arka ayaklarından yakaladı,köpek yine acıyla bağırdı ve yine ‘tutun kaçmasın” sesi duyuldu. Dükkanlardan mahmur yüzlü adamlar çıktı ve üz sonra kereste deposunun orası nereden çıktığı belli olmayan bir kalabalıkla dolmuştu.    Polis “bir kavgaya benziyor” dedi. Oçumyelov yarım dönüş yaptı ve kalabalığa doğru yürüdü    Bahsedilen yeleği iliklenmemiş adam kereste deposunun kapısının yanında durmuş, sağ elini havaya kaldırmış ve kanayan parmağını oradakilere gösteriyordu Yarı sarhoş yüzünde ‘bunu ödeteceğim’ yazısı okunuyordu ve parmağını zafer bayrağı gibi sallıyordu. Oçumyelov adama bakınca onun nalbant Hirukin olduğunu fark etti. Kargaşaya sebep olan üstünde sarı benekli, bir Rus kurt köpeği... Devamı

22 07 2016

Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri

YAMYAM KADINLAR bunlar felaket kadınlardır  meme uçları fena saldırır  burunları yok gözleri kanlı  vurdukları yerden toz kaldırır  ölçüye sığmaz boyları posları  halattan farksız boyun kasları  öpüştün mü dudaklarını doğrar  hoyrat çenelerinin makasları  kırbaç dilleri bir tutam alev  ağızları ejderha iştahları dev  çiğ adam yedikleri görülmüştür  bre kan dökerler kahpelik görev  kelle kazıtılmış simsiyah dazlak  dişleri arasında bıçak  ölüm bilmezler yedişer canlı  canavarlardır çırılçıplak  tırnak uzatmışlar elleri pençe  ucundan kan damlar gündüz gece  etine değmesinler sırtın üşür  okşadılar mı aynı işkence  sırtlan uluyunca akşamları  açlıktır azdırır yamyamları  yiyecek insan ararlar  karanlığa vurup tamtamları  (BÖYLE BİR SEVMEK / 1977)  JİLET YİYEN KIZ  o kızı nerede nasıl görsem  aklımı başımdan alır ağzı  saçları şıra köpüğü desem  kaşları bıçak izi kırmızı  yakut pulları mı/bu ne görkem  kanlı gözbebeklerindeki yazı  beni nasıl büyüledi bilmem  kirpikleri örümcek kırmızı  kızıl demirden bir ünlem  salınması yangın yalazı  korkmasam öpmeye eğilsem  dişleri elektrik kırmızı  çarpılmışım başım sersem  sevdim jilet yiyen kızı  göğsündeki kumrulara değsem  gagaları zehirli kırmızı  içerse kezzap içer/hem  sarhoş da olmaz/azıp bazı  yasak bölgelerine insem  tüyleri ısırgan kırmızı  gece gündüz tek düşüncem  kasıkl... Devamı

19 07 2016

İKİNCİ BEN / DURCAN YAŞACAN / DENEME

HİÇ BİR ŞEY YOK, AMA... YOK DA YOK: Tam da, elini tutup akide şekeri almaya gidecekken, babamı kaybetmişim.  Onu ilk ve son Kaçkar Dağları'nın zirveye yakın bir yayla evinde; küçük  bir pencere önünde, yerden yükseltilmiş bir saman yatağı üstünde yatarken anımsıyorum. Hepsi bu!Büyüdükçe gördüğüm ise şuydu:Kocası sıvastopollar'da  kaybolmuş Ayşe adında bir baba-anne, genç yaşta dul kalmış Fatma adında bir  anne,hiç evenmemiş ve 1960 ihtilalinde ''eğitmenlik'' görevinden atılmış  ve büyüdükçe ''erkekleşmiş-taşlaşmış''ve neredeyse anneme kocalık eder duruma  gelmiş (!) altı sınıflı ilkokul mezunu, bir hala ve bir de ben. Evin nüfusu  bunlar. Kız kardeş yok, erkek kardeş yok, baba yok, amca yok, abla yok, ağabey yok, yok da yok, anasını satayım..Ama ahırda sekiz inek, bir boğa; kapıda  tavuklar, kediler, köpekler; ve evin dışında babadan kalma bolca sebzeli,  meyveli taşınmaz-mallar...para dışında ne ararsan var.A.Vice -ki,daha sonra  adı A.çamlıca olacak-; Hemşin (Çamlıhemşin) ilçesine en yakın,insanı sevecen,  iyilik sever, imece yaşamına bağlı, oldukça eğitimli bir mahalle.Herkes herkesi sever, herkes herkese koşar, herkes herkesle dost, herkes arkadaş, herkes birbiriyle biraz akraba.Babamın ölümü ve ondan beş yıl sonra da halamın işten  çıkartılmış olması, mahalledeki fitre ve zekatlari büyük ölçüde bana yönlendirilmiş  durumda. Öyle ki, yaşıtlarım arasında ilk kol saati takan ve adına avrupa tarzı  ayakkabı dedikleri ilk ''ıskarpın'' giyen ben olurum.1960'da mahalleye  5 km. uzaklıktaki merkez ilkokuluna kaydım yaptırılır. Daha birinci sınıftayken  hızlı ... Devamı

19 07 2016

Köşedeki Vızıltı / Öykü /Durcan Yaşacan

.... Bir damla kanımı çok görmüyorum da...şu gürültüsüne, şu kapıp kaçmasına, hele de benim kanımı benden kaçırmasına dayanamıyorum. Bir tutarsam yok mu ? Kolumun da, yanağımın da,baldırımın da acılarını çıkartacağım tövbe oolsun! Dün de bir pire yüzünden neredeyse elimi kana bulaştıracaktım.Fanilamdan donuma,yastığımdan çarşafıma, başucumdan ayakucuma...Sonunda yakalamaştım ya! Bugün de bu. Dur desen durmaz,. Yalvarsan yakarsan, bağırsan çağırsan, evi yaksan gene öyle. Bir pencereye bir bana. İlle de bir deldiği yerden bir dirhem kan daha çıkartacak! Öylesine canım yanmış, öylesine kinlenmişim ki bildiğim işkence yöntemlerinin alayını uygulayamazsam, dünyada rahatlayamam. Cımbız bile kullanacağım gerekirse. Kıçına göre de bir kazık yontmuşum. Günahı vebalı boynuna! O hala o köşeden bu köşeye: Vız vız vız. Ben de arkasında... Pencereye geçiyor, pencereye koşuyorum, duvara geçiyor duvara... Tavana konunca... ''Eh,'' diyorum. ''Bir elime geçirirsem...'' İyice soluğum kesilmiş. Ter sırtımda buram buram. Yaklaşık bir buçuk saattir peşindeyim, sonuç yok. Vız vız vız. Bir pencereye bir bana sonra bir pike, ara bul! Umurumda değil. İşi ne denli zorlaştırırsa işkence yöntemlerimi o denli zorlaştıracağım ya, karşıma almaktan utanıyorum! Bilim adamları ''insanlar hoşgörülü olmalı'' demişler. Halt etmişler! Onca acıların, bunca yorgunluğun arkasından hoşgörü ha? Kim nasıl öğüt verirse versin, ben yapacağımı yapacağım gene. Bir kez o soktuklarının acılarını fazlasıyla çıkartacağım da, sonrasını bilmem! Kalktım ayağa. Yastığı süpürgeyi ittim bir yana. Tül perdenin bir ucunu aldım avucuma. Usul usul... usul usul yanaşıyorum Pencerenin ışık sı... Devamı

13 07 2016

UMUDA YOLCULUK / ÖYKÜ / SILA KAYIKÇI

Sıla Kayıkçı'nın ödül alan öyküsü: UMUDA YOLCULUK           Nehir kıyısındaki kaygan, yapışkan çamurların ortasında koskocaman bir yaratık dikiliyordu. Şişko Patates dedikleri su aygırından başkası değildi bu.          - Hey merhaba, dedi Şişkopatates.          - Bu saatte nereye böyle?           - Gizli planlarım, zekice hilelerim var, dedi timsah. Şişkopatates’in bedenini bir sarmaşık gibi sarmıştı merak.           -Ne demek istiyorsun? Açıklar mısın? dedi iri gözlerini daha da büyüterek.           -Siyahı, beyaz yapacağım dostum, dedi timsah kendinden emin bir edayla. Şişkopatates yine bir şey anlamamıştı timsahın bu afilli sözlerinden. Kafasını iki yana salladı, nasıl yani dermişçesine .           - Demek istediğim şu ki, insan denen yaratıkların soyumuzu yok etmelerine engel olacağım. Doğaya verdikleri bu büyük tahribatla sadece bizim değil, kendi sonlarını da hazırladıklarının farkında bile değiller.           - Bize bunu neden yapıyorlar? Biz onlara ne yaptık ki? Dedi Şişkopatates.           - Haklısın dostum, insanları anlamak gerçekten mümkün değil. Üzülerek söylemeliyim ki kalıba sokulan beyinleri, düşünce yetilerini kullanmalarına izin vermez olmuş. Sadece bizim değil birbirlerinin de özgürce yaşama hakkını elinden alıyorlar. Bir hiç uğruna katlediyorlar doğayı, bitkileri, hayvanları ve korunmasız zavallı çocukları… İnsanlık kötüye gidiyor arkadaşım! ... Devamı

12 07 2016

GÜNLÜK'TEN: 2015–07–12 DÜŞ İKİNDİLERİ..

GÜNLÜK'TEN: 2015–07–12 DÜŞ İKİNDİLERİ.. Sabahı bekleme alışkanlığımdan bir türlü vazgeçemedim. Telefon sesiyle uyandığımda öğle ezanı okunmak üzereydi. Masamda imzalı imzasız okunmayı bekleyen onlarca kitap vardı. Seçim stresi, seçim sonrası sessizlik, muktedirin kafasının içinde kuyruğu birbirine değmeden dolanan tilkiler olduğunu hissettiriyor. Gazeteler, televizyonlar, sosyal medya yazıları, yorumları herkesi esir almış gibi… Politik oyunlar, alavere dalavereler öylesine düzeysiz ki nerdeyse insana “İyi ki politikacı olmamışım” dedirtecek raddede. Onunla da, onsuz da olmuyor çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Kendi kendime söz verdim bugün bunlarla ilgilenmeyeceğim. Kendime bir çay koydum, o demini alana kadar masama çöktüm ve bir kitap çektim aradan. Mümtaz Tiftik’in (1957) “Düş İkindileri” adlı öyküler kitabıydı. Ara ara torunu yüzme kursuna bırakınca arabada zaman geçirmek için yanımda taşımış ve 2–3 öyküsünü okumuştum. Açtım, bu kez “Halime” çıktı şansıma. “Şehri iki yakaya ayıran dere” 24 yaşlarında bir kadın, elinden tutup “istiyorum, istiyorum diye bağrışan bir çocuk.. Öykü bizi tapu dairesinde müdürün teklif ettiği rüşvetten hissesini almayan memur Cemil’in uzak bir kasabaya sürgünü, kasabanın otel, aşevi, daire sacayağında tekdüze yaşam kasabaya ilk görev yeri olarak atanan 3 bayan öğretmenin gelişyle biraz canlanır gibi oluyor, Halime’yle tanışıyoruz burada, duygusal yakınlaşma, dedikodular, sözlenme, annenin “sütümü helal etmem evlenirsen”i üzerine ayrılma ve Halime’nin ev sahibi muhtarın oğlu ile kaçışı ve öykünün fi... Devamı

11 07 2016

Ayşe Kaygusuz “Şimşek” – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Ayşe Kaygusuz “Şimşek” hakkında – Ayhan Hüseyin Ülgenay 13 Mart 2016   Biyografiler   No comments AYŞE KAYGUSUZ “ŞİMŞEK” 06.03.1965 Tokat/Zile/Çayır Köyü doğumlu. Baba adı: Ahmet, Ana adı: Esme, Evli 11.01.1981 (Bayram) 3 çocuk annesi (İlkokulu Turhal’da Şeker İlköğretim Okulu (1972-1976), Ortaokulu Turhal Lisesi Orta Bölümü’nde okudu (1980). Liseye Tokat da başladı. Tokat İli Milli Eğitim Araçları Açık Öğretim Lisesi (1999). Ankara da tamamladı ( 2003). Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler Bölümü’ne 2006 yılında başladı. İkinci sınıftan sonra 5 yıl ara verdi. 2015 yılında geri döndü, halen dört üncü sınıfa devam etmekte. Çiftçi, Ticaret Kadını, Yazar, Şair, Siyaset Kadını.   YAŞAMI VE ÇALIŞMA HAYATI: Babası Turhal Şeker Fabrikasında işe başlamasından sonra ailesi ile Turhal’a yerleştiler. Burada ilkokulu ve Ortaokulu okudu. 1980 Darbesi ile okul hayatı bitti. 11.01.1981 tarihinde Bayram ŞİMŞEK ile evlendi. Artova Tanyeli köyünde on üç yıl yaşadı. Çiftçilik ve besicilik yaptı. Günlük (35 yıl) tutmaya başladı. Evliliğinden iki oğlu bir kızı oldu. 1995 yılının Ağustos ayında eşinin işi dolayısıyla Turhal’a yerleşti. 1999 yılında Açık Öğretim Lisesine kaydoldu. 26.12.2002 tarihinde eşinin hayata gözlerini kapatmasından sonra, 2003 yılı Şubat ayında Ankara’ya taşındı. Unlu mamuller üretip satarak hayatını devam ettirdi. Fakülteye kaydını yaptırdı. Yazı yazmaya başladı. Yazın alanındaki ilk eleştirisini O.D.T.Ü. lü hocalardan ve o dönem Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı olan Doğan TILIÇ’dan aldı. Yazılarında ayrı ayrı ŞİMŞEK ve KAYG... Devamı

06 07 2016

MUSTAFA POLAT İLE İZMİR'DE.. / ALİ ŞAHİN

Bugün bir eski tanıdıkla görüşmek için sözleştik. 30 yıl sonra ilk göreceğiz birbirimizi. Ben İzmir'i pek tanımıyorum. Konakta saatin önünde ya da Merkez Hasan Sağlam öğretmen evinde buluşabiliriz sana da uygunsa diyorum emekli Ziraat Yüksek Mühendisi dosta. Taşköprü İlçe Tarım müdürlüğü görevinden ayrılıp Ankara'ya oradan Aydın'a oradan da İzmir'e geçeli 30 yıl olmuş. Saat Kulesi uygun bana çünkü Karşıyaka'dan geleceğim, diyor. Öğretmen dostudur ama Karşıyaka öğretmen evindekilere anlatamamış tam. Bakın ben Ziraat Mühendisiyim; mesleklerimiz birbirine yakın, deyince: "Allah Allah! Bu nasıl iş!.." dercesine şaşkınlıkla yüzüme baktılar, diyor. Ben açıklama getirdim: "Bakın siz bebeleri, biz de babaları eğitiyoruz. Eski yazı ile ikisi da aynı, çift "be" ile yazılıyor, dedimse de yumuşatamadım. Yanımda bir arkadaş olmadıkça pek uğramıyorum oraya diyor karşılaştığımızda. Biraz yürüyoruz hoşbeş ederek. Taşköprü'yü soruyor, Taşköprülüleri soruyor. Birçok kişiyi hatırlıyor, kaldığı iki yılda görüp tanıdığı. Çetmeli İzzet'ten Hasan Yılmaz'a Bayram Ünal'dan Zeynel Yurtseven'e.. Nuri Keskinden Hüseyin Erikli'ye.. 1943 Elazığ Karakoçan doğumlu Mustafa Polat. Yükseköğrenimin AÜ Ziraat fakültesinde tamamlamış 1971 yılında. Hem çalışıp hem okuduğundan ara vermiş eğitimine bir süre Lise sonrasında. 1967 – 1971 yıllarının Ankara ortamı, öğrencilikten konuşuyoruz. O fırtınalı yıllar, diyorum; evet, diyor. 12 Martı da Ankara'da yaşamış. Sonra 80'i anlatıyorum ona Kastamonu'da Taşköprü'de yaşananları.. Ben iyi ki o yıllarda orada değilmişim, çok çektirirlerdi bana da. Bir d... Devamı

03 07 2016

Mehmet Genç - Gerçekte ‘Kuyucaklı Yusuf’ kimdi?

İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olan (1926) Sabahattin Ali, ilkokul öğretmeni olarak Yozgat’a atanır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanınca  Almanya'ya gönderilir. (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra  ikinci ataması Orhaneli’ne (Bursa) çıkar. Üçüncü tayini (1930) Aydın, Erkek Sanat Mektebi’ne Almanca öğretmeni olarak atanır. Eğitim yılı sona erdiğinde, Sabahattin Ali, yaz tatilini geçirmek  üzere İstanbul’da bulunmaktadır. Bu arada çalıştığı okulda öğrenci dolapları  tamir edilmek istendiğinden, dolaplar tek tek açılır.  Bir öğrencinin dolabında ‘Kızıl İstanbul’ adlı dergi bulunur. Araştırma sonucunda bu derginin  Sabahhatin Ali tarafından verildiği anlaşıldığından  yazar, İstanbul’da tutuklanıp, yaka paça Aydın’a getirilir.  Ömrünün ilk mahpushane deneyimi Aydın’da tadacak ve Kuyucaklı Yusuf’la Aydın Cezaevi’nde tanışacaktır. Son dizeyi italik yazdım, çünkü yazarı ilk mahpushaneyle Konya’da (ya da Sinop’ta) tanıştıran kerli ferli   çok yazarla karşılaştım.  Yazarın ilk mahpusluğu yaşadığı, şu anda atıl durumda olan eski Aydın Cezaevi’nin son durumu aşağıda görüldüğü gibidir. Bu cezaevi sadece Sabahattin Ali’yi konuk etmez, Halikarnas Balıkçısı  Bodrum’a götürülürken bu bina içinde kısa süreli kalır. Anılarında sinekten geceleri uyumadığını yazar. Aşağıdaki  ise Kuyucak’ta açılan  Sabahattin Ali heykelinden bir kesit görülmektedir. O yılların Aydın hapishanesi; zeybeklerin son temsilcilerini, devletle ve toplumla başı derde giren pek çok yasa dışı adamı barındırmaktadır. Sabahattin Ali, hapishanede iki  ö... Devamı

27 06 2016

Gördüm Durcan'ı / Muharrem PİROĞLU

GÖRDÜM DURCAN’I Şubat seksen altı tayin Bulancak Deniz mavisinde gördüm Durcan’ı İnsana sevdalı yüreği sıcak Muhabbet bağında derdim Durcan’ı Bektaş yaylasında gönül yayladık  Kadir gecesinde mehtap eyledik Öyküler dinleyip türkü söyledik Sazımın teline sardım Durcan’ı “Konuşsana” ilk kitapla tanıştım “Sen Eylüle Şükret” ile buluştum “Bir Yanın Bahar Kalsın” la coştum “Bana Darılmayın,” yordum Durcan’ı (PİROĞLUM) var olsun aydın kafalar Giresun, Rize’si Artvin, Hopa’lar Dostluğa açılan bütün kapılar Dünya insanından sordum Durcan’ı Bulancak,13.03.1986 Yazan-Muharrem PİROĞLU Bulancak Tekel Müdürlüğüm esnasında tanıştığım, Rize Çamlıhemşin’den Öykü Yazarı Yaşar TERZİ’YE (Durcan YAŞACAN DOSTA) izafeten yazılmıştır. ... Devamı

24 06 2016

Durcan Yaşacan

Kısa Özyaşam (Short Autobiography): Şair-Yazar ve Maliyeci. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde doğdu... İlk ve orta okulu aynı ilçede, liseyi Giresun’da bitirdi. İşletme Fakültesi’nde öğrenimine devam etti. ..1969 da yaşını büyüterek memuriyete başladı. Edebiyata şiirle başladı. İlk şiiri Ege Ekspres Gazetesi’nde yayınlandı (1973). Daha sonra öyküye yöneldi. 1983 yılında Varlık Dergisi’nin ’’Ustaların Seçtikleri’’ bölümünde yayınlanan ‘Köşedeki Vızıltı’ adlı öyküsüyle dikkat çekti. Geleneksel sözlü anlatımları günlük yaşamın konuşma biçimiyle yoğurarak kendine özgü bir üslup oluşturdu. İşlek, çarpıcı ve sürükleyici bir dille anlattığı öykülerinde alaycı, sorgulayıcı, eleştiren ve yer yer gözlemlere, zaman zaman da ayrıntılara dayanan bir tavır ortaya koydu. Varlık, Sıfır, Karşı, Kıyı, Yeni Aksu, Kırmızıgül (Hollanda), Yazıt, Maliye Yazıları, Hürriyet Magazin, Samsun Sanat, Kuzeysu, Atika Sanat, Tını, Aykırı Sanat, İremcik, Öykü-Şiir, Yeni İmece, Damar, Abece, Isırgan, Türkü (Hollanda), Minerva, Aksu, Çınar, Dergi -DIE, Zeitschrıft (Almanya), Söylem, Beşparmak, Alleben, Actual Medicine, Cumhuriyet Dergi, Yenidönem, İlke Test, Evrensel Kültür, Pencere, Adam Öykü, Şair Çıkmazı, Dünya Gazetesi (Avustralya-Sydney) Maviyeşil, Alternatifsanat, Yenibinyıl Şiir, Gençliksanat, Yeni Vatan (Avustralya-Sydney)… Gibi gazete ve dergilerde ürünleri yayınlandı. 1990 da doğum yeri olan Çamlıhemşin’in kültür ve sanat yoluyla tanıtılmasına katkılarından ve edebiyattaki başarısının gönendirici görülmesinden dolayı Aşağıvice (Çamlıhemşin) tarafından plaketle onurlandırıldı. Stockhol... Devamı

27 11 2014

Hayırsever Köy İmamı / Osman Akyol

Adana’da bir köye, Çandırlı Köyü’ne imam olarak tayin edilen Vanlı Şaban Boğaç, Kozan Otogarı’nda köy minibüsünün kalkış saatini bekliyordu. Gözleri uzaklara dalıp gitmişti. Serinlik vermesi için hortumla sulanan kızgın topraktan göğe doğru buğular yükseliyordu. Güneşin ayakkabısının içindeki ayağını yaktığını fark etti. Önündeki soğumuş çaydan bir yudum daha aldı. Birinci tercihine Van’ı yazmıştı ama kısmetine burası çıkmıştı. “Her şeyde bir hayır vardır” deyip durumunu kabullendi. Bir çay daha söyledi. Uzun bir bekleyişten sonra minibüs hareket etti. Birkaç saatlik yolculuktan sonra yol üzerindeki Çulluuşağı Dinlenme Tesisleri’nde mola verdiler. Şaban Hoca, etli bamya ve pilavdan oluşan öğle yemeğini yedikten sonra tesisin yakınındaki camide öğle namazını kıldı. Tekrar yola düştüler. Yolculuk boyunca köylüler, “a.ına koyim” diye başlayıp yine “a.ına koyim”  diye biten sohbetler ediyorlardı. Şaban Hoca’ya da abuk sabuk sorular sorup akılları sıra takılıyorlardı. “Hocam, iki karı almak caiz mi?” “Elbette, dörde kadar caiz…” Peşinden bir kahkaha tufanı patlıyordu. Şaban Hoca da bozuntuya vermeyip onlarla beraber gülüyordu. Feke’ye geldiklerinde şoför ve muavin inip köyden verilen siparişleri aldılar. Minibüste eşyalardan oturacak yer kalmamıştı. Çandırlı Köyü’ne girdiklerinde akşam olmuştu. Şaban Hoca, minibüsün camından dışarıyı seyrederek köyü tanımaya çalıştı. Taştan evleriyle dar bir vadinin yamaçlarına kurulmuş yoksul bir orman köyüydü Çandırlı. Tıpkı kendi memleketi gibi.   Köylüler, bu sıkılgan ve bir o kadar da kendilerine be... Devamı

27 11 2014

Çocuk ve Gençlik Kitapları Ödülleri Ahmet Büke ve Behiç Ak’a

2013 Yılın Çocuk Kitapları ödülleri sahiplerini buldu. Yılın çocuk romanı Behiç Ak’ın Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği!, yılın gençlik romanı ise Ahmet Büke’nin Mevzumuz Derin’i seçildi. Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Kitapları ödülleri sahiplerini buldu. ÇGYD’nin çocuk ve ilk gençlik kitapları yayımlayan iki yüzden fazla yayınevine yaptığı çağrı sonucunda, 31 yayınevi bu yıl için belirlenen dallara ve ölçütlere uygun 149 kitapla seçime katıldı. Bu yıl için belirlenen altı dalda dört kitaba ödül verildi, iki kitap ise jüri özel ödülüne değer bulundu: * Yılın Resimli Öykü Kitabı dalında Arslan Sayman’ın yazdığı ve Deniz Üçbaşaran’ın resimlediği, Yapı Kredi Yayınları’nın yayımladığı Piraye’nin Bir Günü, * Yılın Çocuk Romanı Kitabı dalında Behiç Ak’ın yazdığı ve Günışığı Kitaplığı’nın yayımladığı Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği!, * Yılın Gençlik Romanı dalında Ahmet Büke’nin yazdığı ve On8 Yayınları’nın yayımladığı Mevzumuz Derin, * Yılın Çocuk Kitabı Tasarımı dalında Saeed Ensafi’nin tasarımını yaptığı Evrensel Çocuk Kitaplığı’nın yayımladığı Tablodaki Prenses, * Yılın Çocuk Kitabı Tasarımı dalında, tasarımını Nahide Dikel’in yaptığı, Yapı Kredi Yayınları’nın yayımladığı Kedinin Kanadı Olsa (yazan: Filiz Özdem, resimleyen: Emine Bora), * Yılın Çocuk Romanı Kitabı dalında Feyza Hepçilingirler’in yazdığı, Kırmızı Kedi Yayınları’nın yayımladığı Türkü Çocuk Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. Yılın Çocuk Öyk&uu... Devamı

26 11 2014

Baba Erenlerden

HİÇ HÂLİM MECÂLİM YOK Sohbet sırasında Bektaşi’ye sormuşlar: - Baba Erenler niçin oruç tutmazsın? Bektaşi’de mâzeret hazırdır: - Vallahi tutmak isterim ama hâlim mecâlim yok. Bektaşi’yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar: - İftara çağırsalar gider misin? - Doğrusu ne yapar eder giderim. Bektaşi’nin bu cevabına itirazlarını bildirirler: - Bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da, kulların davetini kaçırmıyorsun! Bektaşi’nin yanıtı hazırdır: - Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki, Cenâb-ı Hâk merhametlilerin en merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar öyle mi? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir. __________________________________________________________________________ PEŞİN NAMAZ Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca: - Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya. Rekât üstüne rekât, selâm üstüne selâm. Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş: - Yahu bu ne uzun namaz böyle? - Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım! demiş hoca. Tekrar yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza. Ama ne namaz, bitmek bilmiyor! Sonunda hoca dayanamamış: - Erenler, senin namaz da uzun sürdü! - Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! diye cevaplamış Bektaşi. Hoca şaşırmış: -Yahu olur mu böyle şey? Bektaşi gülmüş: - Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin? ______________________________________________________________... Devamı

26 06 2014

Cellat Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Kentin ortasından kıvrıla kıvrıla kentin dışındaki sulara varan ırmak celladın evinin orda ikiye ayrılıyordu. Kentle ve ırmakla kesin bir sınırı vardı celladın evinin. Kentin bittiği yerdi bu ev. Kentin olabilecek en ırak noktası. 1400 yılından bu yana kent cellatlığım babadan oğula devreden Fuchs ailesi. Onlar kentin içinde oturmazlardı. Yasaktı bu. Kentin insanları arasına karışmaları da. Evlerinin önünden ırmağın bir kolu akardı. Celladın bahçesine girebilmek için ırmağın üstündeki özel köprüden geçmek gerekirdi. Kentin gözüpek çocukları bazen bu köprüye kadar sokulurlar, sonra celladın bıçağı boyunlarına değmişçesine kente kadar soluk almadan koşarlardı. Ortaçağdan 1900′lere kadar kaç çocuk bilir bu korkuyu. Yabancı cellat çocıık Manrm ıraktan seyretmenin ne olduğunu bilir. Fuchslar kızılsaçlıydılar. Ortaçağdan beri. Kızılsaçlılık bir şeytan işareti sayılırdı. Hem şeytanla, cellatla ilişkili çocuklar. Kimselerle konuşmazlardı. Kimse onlara cevap vermezdi. Bunu gerektirecek bir durum olamazdı. Ailenin kadınları kent pazarına gidemezdi. Kimse onlara bir şey satmazdı. Yemek ihtiyaçlarım belediye karşılardı. Her gün bir at arabası gelir, bir şeyler bırakır giderdi. Arabacı nevaleyi köprü dibine birakır, dörtnala uzaklaşırdı ortadan. Kente vardığında doğru birahaneye koşar, korkunç ev halkı üstüne kendinin de inandığı hikayeler uydururdu. Kent kadınları haftalık çaylarında yüzleri kızararak onları konuşurlardı. Ailenin kızılsaçlılığı, akıttıkları kanın belirtisiydi. Bu kent, ortaçağdan bu yana idam seyretmeye bayılırdı. Çoluk çocuk güle eğlene, fındık fiştik yiyerek idamları seyrederdi. İdam edilene hakaretler savururlar, başı kesilirken alkışlarlardı. Çocuklar günlerce idamcılık oynardı arkadan. K... Devamı

09 05 2013

İslam Kardeşliği Kürtleri kandırmak için

    İslam Kardeşliği Kürtleri kandırmak için Türkiye'de, barışın oluşmasını sağlayacak bir ortamın oluşması gerektiğine dikkat çeken sosyolog İsmail Beşikçi, Öcalan'ın söyleminin iktidarla örtüştüğünü belirtti. "İslam kardeşliği, Kürtleri kandırma sloganı" diyen Beşikçi "Misakımilli'yle egemenlerin arzusunun" ifade edildiğini dile getirdi. İşte Cumhuriyet’ten Türey Köse’nin o söyleşisi: PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “akil insanlar” komisyonunda yer almasını önerdiği sosyolog İsmail Beşikçi, “görüşmeleri Öcalan’ın yapmasının yanlış olduğunu, BDP’nin sürecin aktörü olması, mektup getirip götürmekle yetinmemesi gerektiğini” söyledi. Öcalan’ın söyleminin iktidarla örtüştüğünü vurgulayan Beşikçi, “Öcalan’ın inkârcı, asimilasyoncu, ırkçı, sömürgeci, Türk-İslam sentezi anlayışı sloganlarına sarılması devleti rahatlatabilir ama Kürtlere bir hak, özgürlük getirmez. İslam kardeşliği Kürtleri oyalama, kandırma sloganıdır” eleştirilerini dile getirdi. Beşikçi, Öcalan’ın “Mandelalaştığı” saptamalarına da karşı çıkarken “Mandela cezaevindeyken, Afrika Ulusal Konseyi ile görüşün, dedi. Öcalan da BDP’ yi göstermeli” dedi. “Sarı Hoca” olarak anılan İsmail Beşikçi, yaşamını Kürtlerin varlığını kanıtlamak için mücadeleye adamış. Üstelik kendisi Kürt de değil. İsmail Beşikçi Vakfı internet sitesinde “Türk ve Hanefi bir ailenin çocuğu” olduğunun altı çiziliyor. 1962 yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Böl... Devamı

09 05 2013

Kuşkonmazın (Kalemşe) Yararları

  Kuşkonmazın Yararları Kuşkonmaz K vitamini, B vitamini (folat), C vitamini ve A vitamini açısından oldukça zengindir.Kuşkonmazda ayrıca folat dışında da B1, B2, B3 ve B6 B vitaminleri bulunur. Kuşkonmaz lif, manganez, bakır, fosfor, potasyum ve protein için iyi bir kaynaktır.  Kuşkonmaz et yemekleri ile beraber çok iyi bir seçimdir, özellikle kalp hastalığınız varsa ve et yemekten çekiniyorsanız mutlaka ikisini beraber tüketmenizi öneririm. Kuşkonmaz çorbasını çok sevdiğimi de itiraf edeyim. Mönüde kuşkonmaz gördüğüm zaman kaçırmıyorum, ızgara olarak yapıldığında da hoş oluyor.  Kalp hastalığı için mükemmel seçim:  Kuşkonmazda yüksek miktarda bulunan folat, sağlıklı bir kardiyovasküler sistem için çok önemlidir. Folat seviyesi düşük olunca kalp hastalıkları riski önemli ölçüde artar. Bir porsiyon kuşkonmazda günlük folat ihtiyacının yüzde 66sı bulunmaktadır. Kuşkonmaz ayrıca potasyum açısından da zengin bir kaynaktır ve sodyum içeriği oldukça düşüktür. Mineral profili, içerdiği aktif aminoasitle birleşince diüretik bir etki oluşturur.  Artirit, romatizma, adet dönemlerinde tercih edilmeli  Tarihsel olarak kuşkonmaz artirit ve romatizma gibi şişkinliklerin tedavisinde kullanılmıştır ve PMSa (adet öncesi sendrom) bağlı su toplanmasına (ödem) da iyi gelebilir.  Bağırsaklar için faydalı  Kuşkonmaz, inulin isimli özel bir karbonhidrat çeşidi içerir. Bu karbonhidrat kalın bağırsakta bulunan sağlığa iyi gelen bakteriler tarafından sindirilir. Beslenmemizde yeterli miktarda inulin bulunursa bu iyi bakterilerin gelişimi ve aktivitesi artar, bu da zararlı bakterilerin bağırsaklarımızda tutunmasını zorlaştır... Devamı

09 05 2013

KASTAMONU HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

  BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ? Kastamonu’nun; - Trablusgarp’ta 14 şehit verdiğini, - Balkan Savaşları’nda 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen, 3 teğmen, 1 çavuş olmak üzere 154 şehit verdiğini, - Çanakkale Savaşı’nda sadece kayıtlı 2425 (bunların 1 tanesi yarbay,6 tanesi yüzbaşı, 11 tanesi üsteğmen, s tanesi teğmen, 4 tanesi as¬teğmen, 4 tanesi başçavuş, 35 tanesi çavuş, 71 tanesi onbaşıdır) şehit (Çanakkale Şehitlerimizin sadece 53.000’inin künyelerine ulaşılabilmiştir, yani 5’te birine. O halde bu rakam en az 10.000’dir.)verdiğini, - I. Dünya Savaşı’nda 5 binbaşı, 1 kıdemli yüzbaşı, 7 yüzbaşı, 8 üsteğmen, 14 teğmen, 9 asteğmen, 7 başçavuş, 48 çavuş, 77 onbaşı olmak üzere 1707 şehit verdiğini, - İstiklal Savaşı’nda 1 binbaşı, 1 kıdemli yüzbaşı, 2 yüzbaşı, 4 üsteğmen, 11 teğmen, 5 başçavuş, 11 çavuş, 19 onbaşı olmak üzere 1948 şehit verdiğini (İTÜ sözlükte bu rakam 5160’dır), - İstiklal Savaşı sırasında TBMM’ye karşı çıkan isyanlara karşı savaşırken 1 binbaşı, 5 yüzbaşı, 2 üsteğmen, 4 teğmen, 1 çavuş, 2 onbaşı olmak üzere 37 şehit verdiğini, - Kore Savaşı’nda 8 şehit verdiğini, - Kıbrıs Barış Harekâtı’nda 11 şehit verdiğini, - Bölücü teröristlere karşı ise 81 (bu sadece 2009 yılına kadar olan rakamdır) şehit verdiğini BİLİYOR MUYDUNUZ? - Mustafa Kemal Paşa’nın eğer Samsun’a çıkma planını gerçekleştiremezse, mücadeleye Kastamonu’dan başlayacağını, - Mondros Mütarekesi’nin ardından Anadolu’da ilk kadın mitinginin Kastamonu’da yapıldığını, - Milli Mücadele’nin efsane isimlerinden Topal Osman’ın İnebolu’ya geldiğini, - Milli Mücadele’nin en büyük finansö... Devamı

09 05 2013

Hülya Avşar: 'Tabii ki cinselliği unutmadım!'

Hülya Avşar: 'Tabii ki cinselliği unutmadım!'   Hülya Avşar 'Aile? koca, erkek?' sorusu üzerine "Bir erkeğe gerek var belki ama en son ayrılığımdan sonra iç huzuru yeni buldum gibi. Açıkçası kafamı karıştırmak istemiyorum. Cinselliği tabii ki unutmadım ama benim hayatımda hoşlandığım sevdiğim birisi varsa cinsellik aklıma geliyor. Öbür türlü gelmiyor canım istemiyor. Bir başkasını hayal etmediğim için aklıma gelmiyor. Ben cinselliği sevdiğimle yaşamak isterim. 10 senede geçse böyle dururum"  FİKRET ORMAN İLE AŞK YAŞADI MI?  Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman ile aşk yaşadığı konuşulan Hülya Avşar iddiaları kesin bir dille yalanladı. Ünlü şarkıcı "Aramızda hiçbir şey olmadı. Bir şey olsa zaten ortada olurdu. Arkadaşlığımız var. Bunu Başka yerlere taşımaları çok normal" dedi.  "SURVIVOR ADASINA GİTMEK İSTİYORUM"  Ziyaretçi olarak Panamaya gitmek istediğini söyleyen Hülya Avşar "adaya gitmeyi çok istiyorum ama kızımın sınavlarına denk geliyor, o yüzden kararsızım" dedi.  TARKAN'A HALA SİNİRLİYİM  'Dangalak, bir metrelik adam, eşşek herif, onu boğabilirim. dediğin Tarkan ile hala küsmüsünüz?' sorusuna Hülya Avşar, Tarkan'a küs olmadığını ama hala sinirli olduğunu söyleyerek 'Ben elimde ödülle onu beklerken bana başkasını gönderemez. Saygısızlığa tahammülüm yok. Bunları görüyorum ve her zaman her yerde tepkimi gösteriyorum' dedi.... Devamı

09 05 2013

'Kadınlar car car konuştuğu için dayağı hak ediyor'

'Kadınlar car car konuştuğu için dayağı hak ediyor' 'Kocamın ikinci bir eş alması için müsade ettim', 'İmam nikahlı 2,3 ve 4. eş yasal olsun' ve "Kocama arkadaşımı tavsiye ettim" sözleriyle tepki çeken Sibel Üresin, yine tartışılacak sözlerle gündeme geldi.  İkra Dergisi'ne konuşan Üresin, "Kadınlar car car konuştuğu için dayağı hak ediyor. Erkeğin eşini öldürmesinin suçu kadınlardır" ifadelerini kullandı. Üresin derginin "Aile içi şiddetin artmasının sebebi nedir?" sorusuna şu cevabı verdi:  "ÖLEN Mİ SUÇLU ÖLDÜREN Mİ?"  "Kesinlikle kadınların dillerinin uzaması! Kadınlar çok para sahibi oldular ve o egoları çok yükseldi. Çok bilip çok konuşuyorlar ama kadına naif olmak, kibar olmak, yumuşak olmak yakışır. Bu, dinimizde de böyledir. Evet kadın çok bilebilir ama bildiğini konuşmak değildir doğru olan. Kadına sessiz kalmanın daha çok yakıştığını düşünüyorum. Hakikatten, öyle gelinler öyle kadınlar tanıyorum ki ben sinir oluyorum ki kocasının deli olması çok normal. Sen bana durup dururken vurabilir misin? Ölen mi suçlu öldüren mi? Bir tahrik var yani ortada. Kadının en büyük silahı kinlenmek, içine atmak ve tavırlarıyla belli etmektir ama erkek şiddete başvurur çünkü yaradılışı böyle. Ama kadın da ilk şiddeti çocuğuna uyguluyor. Kadın da şiddete meyilli. Şiddete karşı olan kadının çocuğunu dövmemesi gerekir ki kadınların yüzde 90'ı çocuğuna vuruyor. Erkekler neden vuruyor? Kadın car car konuştuğu için, o yüzden ben böyle kadınların şiddeti hak ettiğini düşünüyorum."  "KADIN ÇİLEDEN ÇIKARIYOR NE YAPSIN AD... Devamı

09 05 2013

DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN'IN ÖLÜM CEZALARININ YE

DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN'IN ÖLÜM CEZALARININ YERİNE GETİRİLMESİNE DAİR KANUN TASARISINA VERİLEN OYLARIN SONUCU*: Üye sayısı: 450 Oy verenler: 323 Kabul edenler: 273 Reddedenler: 48 Çekimserler: 2 Oya katılmayanlar: 118 Açık üyelikler: 9 Partiler: Adalet Partisi (AP), Bağımsız (Bğz.), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Güven Partisi (GP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Millet Partisi (MP) Türkiye İşçi Partisi (TİP), Yeni Türkiye Partisi (YTP) KABUL EDENLER ADANA: Cevdet Akçalı (AP), Fazıl Güleç (CHP), M. Salahattin Kılıç (AP), Melih Kemal Küçüktepepınar (CHP), Ali Cavit Oral (AP), Emir H. Postacı (CHP), Kemal Satır (CHP), Ahmet Topaloğlu (AP), Turgut Topaloğlu (GP), Alpaslan Türkeş (MHP), Hüsamettin Uslu (AP). ADIYAMAN: M. Zeki Adıyaman (AP), Ali Avni Turanlı (Bğz.). AFYON KARAHİSAR: Hasan Dinçer (AP), Hamdi Hamamcıoğlu (GP), Ali İhsan Ulubahşi (AP), Kazım Uysal (AP). AMASYA: Yavuz Acar (AP), Salih Aygün (AP). ANKARA: Orhan Alp (AP), Oğuz Aygün (AP), Musa Kazım Coşkun (AP), Orhan Eren (AP), İ. Sıtkı Hatipoğlu (CHP), Mustafa Maden (AP), H. Turgut Toker (AP), Aydın Yalçın (AP), Ferhat Nuri Yıldırım (AP), Şerafettin Yıldırım (AP), Mustafa Kemal Yılmaz (AP). ANTALYA: Hasan Akçalıoğlu (AP), İhsan Ataöv (AP), Süleyman Çiloğlu (AP), Ömer Eken (AP), Rafet Eker (AP, Hasan Ali Gülcan (CHP). ARTVİN: Mustafa Rona (AP). AYDIN: Nahit Menteşe (AP), İsmet Sezgin (AP), Fikret Kayaalp Turhangil (AP). BALIKESİR: İbrahim Aytaç (AP), Cihat Bilgehan (AP), M, Şükrü Çavdaroğlu (AP), Kemal Erdem (AP), Ahmet İhsan Kırımlı (AP), M. Nurettin Sandıkçıoğlu (CHP), Osman Tarı (AP). BİLECİK: Şadi Binay (AP). BİNGÖL: Mehmet Sıddık Aydar (Bğz.), Mehmet... Devamı

07 05 2013

Taşköprü'nün Ünlü Kuyu Kebabı

Taşköprü'nün Ünlü Kuyu Kebabı KUYU KEBABI Kastamonu merkezi ile çevre il ve ilçelerden olan Çankırı, Sinop, Boyabat, Kargı, Tosya gibi yerlerde de yapılmakla birlikte en güzel şekliyle Taşköprü İlçemiz ile özdeşleşmiştir. Her şeyde olduğu gibi mutfak kültüründe de kendini kabul ettirmiş bazı farklılıklar dillerde söylenir durur. Falan yerin kuru fasülyesi, falan yerin turşusu, falan yerin böreği, falan yerin yayla çorbası deniyorsa bunun altında gerçeklerin bulunduğunu kabul etmekten başka çare yoktur. İşte Taşköprü’ nün Kuyu Kebabı da böylesi farklılıklardan, kendini sadece Türkiye içinde değil Uluslar arası kabul ettirmiş damak zevklerinden biridir. KUYU KEBABI MI, BİRAN MI ? Taşköprü ilçemizde bu yemeğin adı Kuyu... ...Kaynak : bariscanogul.blogcu.com Devamı

07 05 2013

Deniz Gezmişin Devrim Gazetesine verdiği röportaj

  Deniz Gezmişin Devrim Gazetesine verdiği röportaj   Deniz Gezmiş'in Devrim Gazetesi’ne verdiği röportaj : “Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir” Atatürk’ün, “Tam bağımsızlık” ülküsünü kendilerine şiar edinen devrimci gençleri sindirmek için cinayet tedbirlerine kadar varan planlar yapılıyor şu günlerde. Tertipçilerin baş hedeflerinden biri de gençliğin önde gelen liderlerinden Deniz Gezmiş, son olayları şöyle yorumladı: - Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen, bütçenin açığı 2,5 milyardır. Bu, tutucular koalisyonunun iflasını açıkça ortaya koymuştur. Tutucu güçler, egemenliklerini uzun süre devam ettiremeyeceklerini anlamış olmanın telaşı içindedir. Devrimci gençlik eylemini engellemek için tertiplere girişmeleri bundandır. Fakat umduklarının tersi olmuş ve bu olaylar bizi daha örgütlü, daha disiplinli ve daha güçlü eylemlere hazırlamıştır. Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını biribirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağıza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün. - Gençlik eylemleri içinde önemli bir yerin var ve tutucu güçler senin okuldan atılmış olmanı sürekli istismar konusu ediyorlar. Bu... Devamı

08 04 2012

Eylül Yarası / Oya Baydar

Oya Baydar Yazar Eylül Yarası 04.04.2012   Eylül’ün 12’si, sabah alaca karanlık. Yer: Doğu Berlin; hüzünlü Spree Nehri'ne bakan bir otel odası. Telefonun uykuları delen sesi. Olamaz; kimse arayamaz beni. Bir Parti yetkilisi hariç burada olduğumu kimse bilmiyor. Telefonu açıyorum; içim kaskatı, ıssız. “Günaydın, sen Türkiye’ye ne zaman dönecektin?” diye soruyor benden sorumlu kişi. “Yarın” diyorum. “Nah dönersin! Türkiye’de darbe oldu.” Telefon kapanıyor. Ben mi kapattım, o mu, hatırlamıyorum. Ulu atkestanesi ve akkavak ağaçlarının gölgelediği yemyeşil alana bakan pencereye yöneliyorum. Uzun boylu, pantolonlu, çizmeli bir kadın çimenlerin üzerinde köpeğini koşturuyor; elinde köpeğin kayışı ve tasması. Pencereyi açınca sarı gagalı siyah kuşların çığlıkları doluyor odaya. Köpek nehre doğru koşuyor. 12 Eylül’ün fotoğrafı acı yeşil çimenler üzerinde koşan köpekle sarı gagalı siyah kuşlar oluyor benim için. Bir de, Türkiye’den küçük bir el çantasıyla sadece üç günlüğüne ayrılırken anneme emanet ettiğim on bir aylık minik oğlumun kaygılı, hüzünlü bakışlarının anısı... İçim kaskatı, içim ıssız. Büyük bir felaket, büyük bir acı karşısında duygularım dumura uğrar benim. 12 Mart’ta tutuklandığımda, işkencede, sorguda da böyle olmuştu; en sevdiğim insanları kaybettiğimde de böyleydim. Cesur, dirençli, dayanıklı sanılmamın nedeni, aslında bu hissizleşme, uyuşma halidir; kimse bilmese de ben bilirim. Acının yıkımına karşı bir çeşit özsavunma mekanizması belki de... Hiç hayale kapılmıyorum, dönerim diye umut etmiyorum. Geniş, yeşil... Devamı