Ahmet Arif"e Saygi Gecesi
Bizi terk etmeyen sevdası, unutulmayacak şiirleri ve anılarla
4 Ocak’ta Akatlar Kültür Merkezi’nde sevenlerini yeniden bir araya getiriyor
Ahmet Arif’e Saygı
Etkinlik: “Ustalara Saygı” toplantısı – Ahmet Arif
Düzenleyen: Beşiktaş Belediyesi
Tarih: 4 Ocak 2010 Pazartesi
Yer: Melih Cevdet Anday Sahnesi - Akatlar Kültür Merkezi
Saat: 20.00
Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” toplantılarının 80. ustası, halk şiiri geleneğinin süzülmüşlüğünden özgün bir imge dünyası yaratarak çarpıcı şiirlere imza atan Ahmet Arif…
Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve yöneteceği gece, Akatlar Kültür Merkezi Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde 4 Ocak Pazartesi akşamı saat 20.00’den itibaren takip edilebilecek.
Anadolu insanını, oradan buraya gelen çaresiz insanımızı her hal ve şartta şiirleştiren; acının, çilenin geleneğini, arı duru söylemenin eşsiz geleneğiyle birleştiren Ahmet Arif’in bir kitabı vardı, ama ömrünün elli yılını adamıştı şiire. Hem şiire adamıştı, hem de halkına. “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur” diyordu “Hasretinden Prangalar Eskittim”in yazarı.
Her yaştan, her kuşaktan okurun şairi Ahmet Arif’in “can garip”, “can suskun”, “can paramparça” şiirlerinden örneklerin okunacağı Ustalara Saygı gecesinde, bestelenen şiirlerinden örnekleri dinlemek de mümkün olacak…
Şairin albümünden fotoğrafların da gösterileceği Ahmet Arif’e saygı gecesinde Adnan Binyazar, Aydın Ilgaz, Hikmet Altınkaynak, İsa Çelik, Osman Şahin, Refik Durbaş anıları ve yorumlarıyla konuşmacı olarak yer alacaklar… Levent Tülek ve Tuna Egemen’in Ahmet Arif’in şiirlerini yorumlayacağı toplantıya, şairin oğlu Filinta Önal da katılacak…
Bilgi için:
Melih Cevdet Anday Sahnesi / (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Adres: Akmerkez’in Etiler’e giden kapısının karşısındaki
Zeytinoğlu Caddesi üzerinde...
Faruk Şüyün: 0 533 468 30 63
Orhan Veli KANIK Gemlik’e Doğru… Şiir Ödülü 2010
Gemlik’in tanıtımında büyük katkısı olan, şiire Gemlik’i, Gemlik’e şiiri yakıştıran büyük usta Orhan Veli Kanık’a vefa borcunu ödemek ve anısını yaşatmak için adına şiir yarışması düzenlendi.
1- Ödülün amacı: Orhan Veli Kanık Şiir Ödülü, şiir alanında biçim ve biçem olarak farklılık yaratan genç şairlerin çalışmalarını desteklemek, yüreklendirmek ve başarılarını ödüllendirmek amacıyla verilir.
2- Kimler katılabilir: Yarışmaya 31 Mart 1975 ve sonrası doğan şairler, 1 Mart 2009 - 1 Mart 2010 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları ile basılmamış, ancak kitap bütünlüğü taşıyan dosyaları ile katılabilir.
3- Katılım tarihi: Yarışmaya katılım 1 Ocak 2010’da başlar, son katılım tarihi 1 Mart 2010 ’ dur. Postadaki gecikmeler dikkate alınmaz.
4- Seçiciler kurulu: (abece’sel dizilim)
Ataol BEHRAMOĞLU
Şeref BİLSEL
Veysel ÇOLAK
Fikret ÇOLAKOĞLU (Gemlik Belediyesi’ni adına)
Emre GÜMÜŞDOĞAN
Ayten MUTLU
İhsan ÜREN’den oluşmaktadır.
5- Sonucun açıklanması: Birinci olan yapıt ve yazarı 31 Mart 2010 ’ da kamuoyuna açıklanır.
6- Ödül töreni: Birinci olan yapıtın sahibine ödülü, Gemlik Zeytin Dalı Edebiyat Günleri (10-11-12 Nisan 2009) içerisinde düzenlenecek törenle verilir.
7- Ödül tutarı: Ödül tutarı 3.000 TL’dir. Sadece 1. gelen yapıta verilir.
8- Yarışmayı düzenleyen kurum: Yarışmayı Gemlik Belediyesi düzenlemekte, Yazarlar Sendikası Bursa Temsilciliği, Türkiye Edebiyatçılar Derneği Bursa Temsilciliği, BUYAZ Bursa Yazın ve Sanat Derneği yarışmanın danışmanlığını üstlenmektedir.
9- Yarışma sekreterliği: Yarışma sekreterliğini
Fikret ÇOLAKOĞLU (Gemlik Belediyesi Milli Eğitim Kültür ve Spor Komisyonu Başkanı)
Necdet ERSOY (Gemlik Belediyesi Milli Eğitim Kültür ve Spor Komisyonu Üyesi)
Emre GÜMÜŞDOĞAN yürütür.
10- Adres: Yarışmaya katılmak için, şairin adı, açık adresi ve kısa yaşam öyküsüyle birlikte 7 adet kitap ya da 7 kopya dosyasını
Fikret Çolakoğlu,
Gemlik Belediyesi Milli Eğitim Kültür ve Spor Komisyonu Başkanı
16600 GEMLİK
adresine gönderilecektir.
Seçiciler Kurulunun Çalışması.
A - Seçiciler Kurulu kendi belirlediği tarihte çalışmalarına başlar; kendisine sunulan dosyalar ile ilgili karara varmak üzere tümüyle bağımsız olarak çalışma düzenini saptar. En yaşlı üye başkanlık görevini üstlenir.
B- Seçiciler Kurulu, ödüle değer yapıt bulunmadığında bunu bir raporla açıklar.
C- Kararlar üye tam sayısının yarıdan bir fazlasının oyuyla alınır.
Ç- Seçiciler Kurulu karar için gerekli gördüğü sayıda toplantı yaparak oylamayı gerçekleştirir.
D- Seçiciler Kurulunun kararları kesindir, itiraz üzerine yeniden değerlendirme yapılmaz. Seçiciler kurulu üyeleri kararlarını yazılı raporla kurul başkanına iletir. Seçiciler kurulu başkanı kurul kararını en geç 31 Mart 2010 tarihinde gerekçeli tutanakla birlikte Orhan Veli Kanık Şiir Yarışması Sekreterliği'ne bildirir. Gemlik Belediyesi sonuçları kamuoyuna açıklar.
Yarışmanın basın sponsorluğunu, tanıtımını www.siirakademisi.com üstlenir.



Duran Çetin iki öykü kitabına daha imza attı: ‘Büyük Ödül’ ve ‘Balkondaki Adam’
Duran Çetin’den yeni kitaplar
2000 yılında yayınlanan “Bir Kucak Sevgi” ve “Güller Solmasın” isimli öykü kitaplarıyla edebiyat dünyasına yelken açan yazar Duran Çetin, şimdi de Beka Yayınları’ndan çıkan Büyük Ödül ve Balkondaki Adam kitaplarıyla okuyucusunun karşısına çıktı.
Sekiz öykü kitabı ve dört romanı ile velut bir yazar olduğunu ortaya koyan Duran Çetin’in Büyük Ödül ve Balkondaki Adam ismini verdiği kitapları beka Yayınları’ndan çıktı.
Her kesimden insanımızın dertlerini, kültür ve yaşam biçimlerini işleyerek, okuyucuyla bütünleştirme düşüncesiyle öykü ve romanlarını yazmaya ve yayımlamaya devam eden yazar Duran Çetin, hayatı her yönüyle yansıttığı eserlerinde Anadolu’nun sıcacık sesi olma yolundaki çabalarını sürdürüyor.
Her şeyden önce bu toplumun bireyi olarak yaşadığı sancıları ya da gülüşleri hikâye diliyle paylaşmayı sevdiğini dile getiren Duran Çetin, “Maksadım faydalı olmak. Öykü ve romanlarımla yapabileceğim şeyi yerine getirmiş olmanın, söylemenin keyfini yaşıyorum” dedi.
İYİ İNSANA İŞARETLER
Hikaye ve romanlarını “İyi İnsan” olma üzerine kurgulayan Çetin, iyi insanın nasıl yetişmesi gerektiğinden insanın topluma kazandırılmasına, eğitim ve öğretim konularından insanımızın gündelik haytalarında karşılaştıkları olaylara kadar insani değerleri roman ve hikâyelerinde işliyor. Büyük Ödül ve Balkondaki Adam’da da Çetin, çocuk ve gençlere, iyi insan olmanın ipuçlarını veriyor. Kültürel yozlaşma ve ahlaki bozulmanın toplumu sürüklediği yokluk uçurumundan kurtarma adına neler yapılabileceğini öykü tadında ortaya koyuyor.
DURAN ÇETİN KİMDİR?
Konya’ya bağlı Çumra ilçesinin Apasaraycık köyünde 1964 yılında doğan Duran Çetin, ilk ve orta öğrenimini Çumra’da tamamladı. Üniversite öğrenimini Konya’da tamamlayan Çetin, 1986 yılında başladığı öğretmenliğe hâlen Konya’da devam ediyor.
Yazı ve öyküleri, edebistan.com, Edebiyat Ufku ve kırkikindi gibi internet siteleri, Yedi İklim, Hece, Dergah, Berceste ve Ay Vakti gibi değişik dergilerde yer alan Duran Çetin’in Büyük Ödül ve Balkondaki Adam isimli öykü kitapları 11. ve 12. kitapları olarak okuyucuyla buluştu. Yayımlanmış sekiz öykü kitaplarının dışında, Bir Adım Ötesi (2002), Yolun Sonu (2004), Portakal Kızım (2005), Toprak Gönüller (2008) adlı romanları bulunmaktadır.
Yazarın yayımlanmış eserleri:
01. Bir Kucak Sevgi, (Öykü, 2000), Beka Yayınları, İstanbul (4. Baskı, 2009)
02. Güller Solmasın, (Öykü, 2000), Beka Yayınları, İstanbul (2. Baskı, 2009)
04. Kırmızı Kardelenler, (Öykü, 2003), Beka Yayınları, İstanbul (3. Baskı, 2009)
05. Yolun Sonu, (Roman, 2004), Beka Yayınları, İstanbul (2. Baskı,2009)
06. Portakal Kızım, (Roman, 2005), Beka Yayınları, İstanbul (2. Baskı2009)
07. Sana Bir Müjdem Var, (Öykü,2006), Beka Yayınları, İstanbul (3. Baskı, 2009)
08. Gözlerdeki Mutluluk, (Öykü, 2007), Beka Yayınları, İstanbul (2. Baskı, 2009)
09. Toprak Gönüllüler, (Roman, 2008),Beka Yayınları, İstanbul
10. Minik Göl, (Öykü, 2009), Koski, Konya
11. Büyük Ödül, (Öykü, 2009), Beka Yayınları, İstanbul (2. Baskı, 2009)
12. Balkondaki Adam, (Öykü, 2009), Beka Yayınları, İstanbul
www.durancetin.com Email: durancetin@hotmail.com
Beka Yayınları
0212 5125166
0212 5124543
8. İzmir Türkçe Günleri
77. Dil Bayramı
26 Eylül 2009 Cumartesi
14-16 Ekim 2009
Düzenleyenler: Konak Belediyesi, Dil Derneği
Ana İzlek: “Dil Bilinci” / Savsöz: “Okudum Türkçe, Yaşadım Türkçe”
26 Eylül Cumartesi
Yer: Türkçe Taşı (Konak EÜ Atatürk Kültür Merkezi yanı)
10.00 Küçük Konser
10.20 8. İzmir Türkçeye Emek Ödülleri Töreni
Sunan: Gürsel Gezen
Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi
Genel Sunum: İffet Diler
12.45 Açılış/ “Dilim Dilim Dilim” karikatür sergisi
Sergi Danışmanı: Eray Özbek
13.15 Küçük Konser
13.30 Açılış Seslenişleri:
Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan
Dil Derneği İzmir Temsilcisi Y. Bekir Yurdakul
13.45 Kısa Oyun: “Telefon Kıllanma Kılavuzu”
Yazan: Mavisel Yener
Oynayan: Özel Çamlaraltı Lisesi öğrencileri
14.00 Görsel Sunum: “Türkçe İşyeri Adları da Güzeldir”
Hazırlayan ve Sunan: Özel Ege Lisesi Türkçe Bölümü
14.10 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
1. Oturum
14.30 “Dağlarca’ya Saygı”
Konuşmacılar: Eray Canberk, Özgen Kılınçarslan
Dağlarca şiirleri
Sunanlar: Gürol Tonbul, İffet Diler, Mavisel Yener ve gençler
Dağlarca ile söyleşi: Tuğçe Gül
Yöneten: Hidayet Karakuş
16.15 Ara
16.35 Kısa Oyun “Dilim Dilim”
Oynayan: Soyer Kültür Sanat Fabrikası Oyuncuları
Yöneten: Gürol Tonbul
16.50 Anılarına Saygıyla…
“Demirtaş Ceyhun, Kemal Özer, Nezihe Araz, Nezihe Meriç”
Sunanlar: Nalan Yılmaz, Özgün Ergen, Saime Bircan, Düriye Ayyıldız
2. Oturum
17.10 “Dil Bilinci/ Yabancı Dille Eğitimin Getirdikleri…”
Katılanlar: Cahit Atay, Füruzan, Işık Yenersu, Prof. Sedat Sever
Yöneten: Prof. Özdemir Nutku
18.30 Sonuç Bildirgesi
Seslendiren: Gürol Tonbul
18.35 Konser
Sunan: Konak Belediyesi Ege Çağdaş Oda Korosu
Şef: Ahmet Kenan Kâhyaoğlu
14 Ekim Çarşamba
Yer: Atatürk Lisesi
10.00 Dil İşliği
14.00 Küçük Konser/ Atatürk Lisesi
14.15 Söyleşi: “Okudum Türkçe Yaşadım Türkçe”
Konuşmacılar: Konur Ertop, Sevgi Özel
Yöneten: Hidayet Karakuş
15.30 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
15.45 İşlikten Sahneye
16.15 8. İzmir Türkçe Günleri Sonuç Bildirgesi
14 Ekim Çarşamba
Yer: Gültepe İlköğretim Okulu
10.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Hamdullah Köseoğlu, Mevlüt Kaplan
Yönlendiren: Düriye Ayyıldız
Yer: Karataş Lisesi
14.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Mehmet Genç, Oğuz Tümbaş, Y. Bekir Yurdakul
Yönlendiren: Hayri Oğuz
15 Ekim Perşembe
Yer: 9 Eylül İlköğretim Okulu
10.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Mavisel Yener, Zehra Ünüvar
Yönlendiren: Selçuk Oğuz Malatya
Yer: Selma Yiğitalp Lisesi
14.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Dr. Hakan Tartan, Hidayet Karakuş, Muzaffer İzgü
Yönlendiren: Saime Bircan
16 Ekim Cuma
Yer: Halit Bey İlköğretim Okulu
10.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Mehmet Atilla, Rıza Yetim
Yönlendiren: Ceyhan Kayhan
Yer: 50. Yıl Lisesi
14.00 Kısa Oyun/ Hacivat Karagöz
Oynayan: Gölge Gösteri Sanatları
Yöneten: Deniz Özgökbel
Söyleşi: “Dil Bilinci”
Konuşmacılar: Hakan Cem, Halim Yazıcı, M. Sadık Kırımlı
Yönlendiren: Abdullah Bolulu
Bugüne dek Datça'da pek çok kültürel etkinlik yapıldı. Lakin “Edebiyat Günleri” yapılacağı aklıma gelmemişti hiç. Sürpriz oldu benim için. Haberi, Karadeniz'in bir köyünde aldığımda doğrusu hem şaşırdım, hem sevindim.
Eskiden “Can Şenliği” adıyla yapılan etkinlikler, bu yıl bağımsız olarak, farklı bir yöntem izlenerek gerçekleştirilmiş. Remzi Özkan'ın anlattığına göre Edebiyatçılar Derneğinden arkadaşlar Datça'ya gelip Belediye Başkanıyla görüşerek mekanları belirlemişler, sonra da 12-14 Ağustos tarihleri arasında Datça Edebiyat Günleri yapılması kararını almışlar. Bu tür etkinliklerde derneğin izlediği bu yöntem, bir ilkti belki de..
Burada bir ilk daha yaşandı kanımca: Davetli yazar ve şairler, belli yerlerden ve belli kişiler değil, “sen ben bizim oğlan” ise hiç değildi; katılımcılar yurdun çeşitli yerlerinden olması; ünlü ünsüz birçok yazara yer verilmesi ise takdire değerdi. Çağrılılar çeşitli yörelerden derlenmiş çiçek demeti gibiydiler. Bunu her kim düşünüp akıl ettiyse kutlarım.
Edebiyat Günleri, “Mekanım Datça Olsun. Beni kuzum Datça'ya gömün” diyen şair Can Yücel'in, yontucu Mehmet Aksoy tarafından yapılan “Cantaşı” adı verilen ilginç mezarını ziyaretle başladı. Çiçekler konuldu. Onun yaşam felsefesine yaraşır biçimdeydi mezar başındaki anma.. Türk Edebiyatının yüz akı şairi Nazım Hikmet'in Bursa'daki yaşamı Güney Özkılınç'ın fotoğraf sergisiyle ete kemiğe büründü Datça'da. Eline sağlık sevgili Güney.
Sonra Can Baba'nın eski Datça'daki Canevi (müze evi) gezildi, her zaman oturduğu Can Yücel Kahvesi'nde devam etti program sonra. Muzaffer İzgü'nün onur konuğu olduğu etkinliğe sıcağa karşın, ilgi yoğundu. Ünlü ozan Ataol Behramoğlu'nun yönetiminde Abdullah Nefes, Ahmet Entman, Ali Galip konuşmacıydı. Can Yücel'le ilgili konuşmaların yapıldığı, anıların anlatıldığı, şiirlerin okunduğu etkinliğe halk da katıldı söyleşiye; kimi soru sordu, kimi Canşiirleri (şair Yüçel'in şiirlerini böyle tanımlıyorum) okudu, kimi onunla ilgili anısını anlattı. Datça'nın aydınlık yüzüne ve Can Yücel'e yaraşan çok canlı, çok verimli bir toplantıydı bu. Katılımcıların konuşması ise doyurucuydu.
Akşamüzeri Nasrettin Hoca'dan el alan gülmece ustamız Muzaffer İzgü'nün Bülent Ecevit Kültür Merkezinde sunumunu yazar Gülseren Engin'in yaptığı “Gülmecenin gücü” konulu söyleşi görkemliydi. Yazarın yaşamı slaytlarla gösterilmesi hoştu. Gülmece Ustasının anlattığı “Devletin ayısı” dinleyenleri kırıp geçirdi gülmekten. Bu etkinliğin kalıcı kılan da gülmecenin gücüydü.
İnsanlar anlatılanın o denli etkisinde kalmış olmalı ki, gece amfi tiyatroda yapılan Nikbinlik Grubu'nun katıldığı “Şiir dinletisi”nden ve şirlerin okunmasından önce Gülmece Baba, alkışlarla sahneye davet edildi. Devletin ayısı bir kez daha anlattırıldı. Yükselen kahkahalar imbatın kanatlarında Simi'ye (Sömbeki adasına) ulaşmış olmalı. Sonra oğuz Tümbaş, Mine Ömer, Remzi Özkan, Hayri Yetik, (programı Datça'da unuttuğumdan) adını anamadığım şairler(özür diliyorum hepsinden) o gece ve daha sonraki geceler şiirlerini okudular. Halk ilgiliydi; hiç olmayacağı kadar.
İkinci günün etkinliği, yöre halkının “Ela” Rumların “Elaki,” Türklerin ise Sultan Reşat'tan ötürü “Reşadıye” dediği Datça'nın tarihi bir mekanında gerçekleşti; kaç asırlık olduğu bilinmeyen ulu çınarların altında yapılan etkinliğe yerli halkın katılımı ve ilgisi yoğundu. “Datça'da yaşamak, Datça'da yazar olmak” konulu bu etkinliğin konuşmacıları burada yaşayan Emine Azboz ve Suna Güler idi. Onlar duygularını, düşüncelerini paylaştılar dinleyenlerle. Yazarlardan sonra asıl ilgiyi çeken ise halktan okuma yazma bilmeyen, hiç okul yüzü görmemiş 88'lik Hasibe Nine oldu. Okuduğu Atatürk ve yurt şiirleri, dinleyenlerin gönül telini titretti. Sesinin tonunda kıvılcımlanan yankıyla, yurt gerçekleri ile iktidar ve aydın aymazlığı kırbaç gibi şakladı insanların yüzünde. Herkes buruldu önce. “Atatürk'ü hiç anlamamışız. Nereden nereye gelmişiz” düşüncesi, uyuşmuş vicdanlara cimdik attı Ninecik. Akıl tutulmasına uğrayanları silkeledi dut ışar gibi. Yüreklerde yazıklanmaya durdu vicdanların içsesi, acı gerçekler düşüncede çığlığa dönüştü Çınaraltı'nda.
Başından beri etkinliğin sunuculuğunu tiyatro sanatçısı Şebnem Gürsoy yaptı. Kent Parkı'nda “Anadolu Dergiciliği” konulu ilk etkinlikte konuşmacılar Özgen Seçkin, Ali Osman Özkılıç, Mine Ömer, Gülümser Çankaya, Hayri Yetik, Nikbinlik grubunun temsilcisi, Uğur İnanç'tı. Dergi çıkarmanın zorluğunun yanı sıra kapanan dergilerin hüznü, ağı gibi çöktü içimize batan güne karşı. “Medya ve iletişim” konulu ikinci etkinlikte ise görsel ve yazılı basının temsilcileri Hasan Uysal, Enver Aysever, Adnan Gerger, medyamızın içler acısı halini, meslek etiğinden yoksun gazetecileri anlatılırken, Datça'nın üzerine çöken alacakaranlık gibiydi içimize çöken karamsarlık. Anlattıkları nasıl da acıtıyordu içimizi, anlatamam. Üçüncü gün Bülent Ecevit Kültür Merkezinde yapılan ilk söyleşinin konusu “Türk Romancılığı” Yazar Özcan Karabulut'un yönettiği panelde Bursa'dan Şaban Akbaba, Antalya'dan Ahmet Üstün, konuyu akademik düzeyde ele aldılar. Yararlı oldu çok.
Aynı günün ikinci toplantı konusu “Yerel yönetimlerin kültür hizmetleri” Panelin yöneticisi Edebiyatçılar Derneği Sekreteri Ayça Bilgin, Datça'dan Orhan Keskinsoy, Bergama'dan Ali Osman Arıkan, Antalya'dan Ahmet Üstün'dü konuşmacı. Yerel yönetimlerin kültür etkinlikleri ve hizmetleri anlatıldı. Kültür kısırlığından nasıl kurtulacağımız tartışıldı, öneriler getirildi.
Sonra söz alan Edebiyatçılar Derneği Başkanı şair Gökhan Cengizkan “Datça Edebiyat Günlerinin gelenekselleşmesi” dileğiyle bitirdiği konuşmasının ardından, Belediye başkanı Şener Tokcan'ın yaptığı kapanış konuşması özeleştiri gibiydi.
Gece, Belediye Başkanın verdiği yemekle sona erdi Datça Edebiyat Günleri. Üç günlük yararlı, hoş bir etkinlikti yaşanan. Başta Başkan Şener Tokcan ve Gökhan Cengizkan olmak üzere emeği geçen, bunu kotaran, uzaklardan buralara kadar gelen herkese teşekkür etmek yazarlık borcum:Teşekkürler…
Bu etkinlikte yine bir ilke tanık olundu, bir ilk yaşandı. Genelde bu tür etkinliklerde Belediye Başkanı açılışı yapar, bir daha onu gören olmaz. Ancak Başkan Tokcan, başından sonuna dek programı izledi, konuşmacıları ilgiyle dinledi, üç gün boyunca yazarlarla şairlerle birlikte oldu. Bu kadarcık da Datça farkı olsun değil mi ya?
Datça Expres; 29. 08. 2009
****** ****** *****
Delifişek İlkyaz
Emine Azboz
Ana tanrıçanın ipek eteği süpürür kışın günahlarını. O zaman kışın ucunda acı ilkyaz görünür, güneşin doğduğu yerden. Damdaki kar, çatıdaki buz erir, kanı kaynar yaramaz suyun. Yerinde duramaz akar. Arklar dar gelir ona. Oluklardan sonsuza akan suyun sesiyle ilkyaz gelir evrene.
Söz dinlemez arsız bir coşku, namlusundan fırlamış mermi örneği saplanır doğanın apak göğsüne, düş uykusundan uyanır. Gün, karanlık sabahların soğuk yorganına serer aydınlığını. Esen yel, kadife bir eldir sanki, ıpılık eser. Yaşamın aynasında yeşil gülüşüyle ilkyaz gelir dünyamıza.
Acıyeşil bir sancı saplanır toprağın böğrüne. İçine kıvrılır yer. Cemredir düşen suya, havaya. Tavını bulan toprağın üstünde buhar tüter. Toprak ananın telaşlı çırpınışıyla ilkyaz gelir kuzey yarımküreye.
Uyanır doğa, uyanır börtü böcek, uyanır dağ taş. Başlar toprakta bir telaş. Bir cümbüş dallarda, bir curcuna toprağı emziren bulutlarda, bir naz incecik bahar yelinde. Kibele'nin ışıktan saçlarında ebemkuşağı bir taç. Yere uzananlar duyar toprağın içten gümbürtüsünü. Çayır çimenin üstüne allarla morlarla serer çiçeklerini doğa. Kır çiçeklerinin tatlı ürperişleriyle ilkyaz gelir Türkiye'ye.
İlkyaz gelince mutluluğa, sevince açılır pencereler. Arınır kasvetinden evler. Temizlenir kederinden. Neşe saldırır içeri, bereket dolar ambarlar. Toprağı emziren bulutlarda, göçmen kanatlarda, yuvadaki yavru kuşlarda ivecen bir telaş. Leylekler gelince sevinç bağlar başını bacalar. Koşar çiçekten çiçeğe kelebekler, arılar. Hoplayıp zıplamasıyla onlarla yarışır sanki bulut gözlü buzağı. Papatyaların gülümsemesiyle ilkyaz gelir memleketime.
Sıyırıp atar üzerinden durağanlığını zaman, tıpkı insanlar gibi. Köklere yürüyen su gibidir insanların içine dolan coşku. Yürekler rengarenk birer uçurtma. Yaşlısı genci kadını kızı, çoluğu çocuğu yavaş yavaş gökyüzüne salar iç kıpırtısını. Damarlarında kanın kaynamadığını duymayan salt sayrılar mı sanki? Onların içinde de uç verir badem çiçekli bir dirim. Evreni kuşatan sevinçle ilkyaz gelir Datça'ya.
Ben mi? Zaten, ben, ilkyazım tepeden tırnağa. İlkyaz kokar evim. Yüreğim hep ilkyaz çünkü. İlkyazın gülleri açar içimde; erikler çiçek açtığı an. Yüreğime hoş geldin ilkyaz! Dünyamıza sefalar getirdin!
Türk Dili; Temmuz- Ağustos 2009
27/7/2009 · Kategori: Kitap
2.ERGİN GÜNÇE ŞİİR ÖDÜLÜ SONUÇLARI AÇIKLANDI
Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneğinin düzenlediği 2.Ergin Günçe Şiir Ödülleri Sonuçları açıklandı. Birinciliği Sevda Zeynep Karadağ’ın “ Aynalı Düşler Çarşısı” adlı kitabı alırken yarışmada Özlem Tezcan Dertsiz’in “ Faili Mecnun adlı dosyası da Övgüye Değer bulundu.
Değerli şair ve jüri üyemiz Kemal Özer’in vefatı ile boşalan juri üyeliğine şair Aydan Yalçın’ın alınmasıyla yeniden oluşturulan yarışma jürisi Çiğdem Sezer,Ahmet Uysal,Mahzun Doğan, Dadal Günçe,Aydan Yalçın ve Fadıl Oktay’dan oluşuyordu.
Ödüller ,Eylül ayı içerisinde Ankara’da düzenlenecek Ergin Günçe Anma gecesi’nde kazanan şairlere verilecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği
Yönetim Kurulu
Çok sevdiğim bir ismin ödül almasına çok sevindim. Başarıların daim olsun kardeşim...
Banu Kalyoncu
Sevda Zeynep KARADAĞ
20 Haziran 1970 doğumlu. İlk orta ve lise öğrenimini Anadolu'nun farklı kentlerinde, yüksek öğrenimini Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Eskişehir Üniversitesinde tamamladı.
İlk şiiri 2006 da Bireylikler dergisinde yayınlandı.
Diğer şiirleri; Taflan, Kıyı, Kar Sanat, Yazılıkaya, Çağdaş Günce, Denizsuyukasesi, Şiiri Özlüyorum, Koridor, Alaz dergilerinde, kitap tanıtım yazıları; Cumhuriyet Kitap ve Radikal Kitap ekinde yer aldı.
2008 Arkadaş Z. ÖZGER şiir ödülleri kapsamında seçici kurul tarafından adının anılmasına karar verildi.
Halen resmi bir sağlık kuruluşunun biyokimya bölümünde görev yapmaktadır.
Aynalı Düşler Çarşısı/ Sevda Zeynep Karadağ/ Hayal Yayınları/ 94 s.
Temmuz İhtimali
anneme söyleyemediklerim
baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar
kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi
aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli
baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin
Sevda Zeynep Karadağ
Yaşamı 13 Aralık 1935 günü İstanbul'da dünyaya geldi. 18 Mayıs 2009 Pazartesi sabaha karşı İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk mütahhitlerinden Fasih Galip Bey ile evlendikten sonra Leyla adını alan İsviçreli Lili Mina Raiman çiftinin beş çocuğunun en büyüğüdür. 1957'de evlenmiş, iki oğlan çocuk annesi olmuştur. Biri grafiker diğeri hekim iki oğlundan iki torunu vardır
Eğitimi
1944 – 1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946 – 1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okumuştur. 1963’de İstanbul Tıp Fakültesini bitirmiştir.
Uzmanlığı
1964 - 1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını almıştır.
Akademisyenliği
1968 yılında İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başlamıştır. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere’de ileri eğitim görmüş, 1974 de Fransa’da 1976’da yine İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yapmış, 1972’de doçent, 1977’de profesör olmuştur. 1982 – 1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981 – 2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürütmüştür. 1990’da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev almış ve 1996’ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatölüğünü yapmıştır. Dermatoloji kliniğinin öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalışmış ve 13 Aralık 2002 tarihinde emekli olmuştur.
Bilimsel Çalışmaları
1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başlamış, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurmuştur. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verilmiştir. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün Lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve Başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği’nin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer almıştır. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yapmıştır.
Diğer çalışmaları
ÇYDD
1989’da, bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve halen Genel Başkanlığını yürütmektedir.
Cumhuriyet mitingleri
- 14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.
Öğretim Üyeleri Derneği
1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”nin kurucusudur ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır.
Diğer STK Çalışmaları
- 1995’de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)nın
- 1995’de kurulan Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı (TÜRKÇAĞ)’nın kurucusu ve başkanıdır.
Birçok mesleki ve sosyal derneğin üyesiydi.
Aktif görevleri
Gönüllü kuruluş olarak; ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı’nı, sürdürmekteydi.
Cumhurbaşkanları ile İlişkileri
- 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Halen bu görevi sürdürmektedir.
- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001’de YÖK üyeliğiyle görevlendirilmiş ve bu görev Şubat 2007’de bitmiştir.
Diğer Görevleri
- 2003 – 2004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.
Ergenekon soruşturması
Kanser tedavisi görmekteyken evi Ergenekon Soruşturması kapsamında aranmış, sağlık durumunun kritikliği yüzünden baskın kamuoyunda tepkilere yol açmıştır.
Ölümü
Bir süredir tedavisi sürmekte olan Saylan 18 Mayıs 2009 günü sabah saatlerinde hayata gözlerini yummuştur.
Ödülleri
- 1996’da İstanbul Üniversitesi kendisine “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülünü vermiştir.
- İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve "Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği" (1996) tarafından onur üyesi seçilmiştir. Bugüne kadar çok sayıda ödüle layık görülmüştür.
- “Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü” İstanbul Üniversitesi (1996),
- “Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990),
- “Melvin Jones Ödülü” (1991),
- “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü” İncirli Lions (1996),
- “Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997),
- “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997),
- “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998),
- “75. Yıl Ödülü” Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998),
- “Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999),
- “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur” Ödülü” (2000),
- İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001),
- Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”,
- “Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001),
- “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002),
- “Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003),
- “Üstün Hizmet Ödülü” Yıldız Teknik Üniversitesi (2004),
- Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü” TED Koleji,
- “Kendinden once hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü” Rotary Kulübü,
- “İnsan Hakları Ödülü” İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004),
- “Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi” Ödülü - Tempo Dergisi (2004),
- Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004) ,
- “Puduhepa Ödülü” - Adana Kütür Sanat Derneği (2005),
- “Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005),
- “Toplumsal Barış Ödülü” Barış Radyo,
- “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü” -
- SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005),
- “İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006),
- “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006),
- “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006).
Yayınları
- 2005 yılı başı olarak, toplam 440 yayını bulunmaktadır. Bunların 50’si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleridir.
- 2’si kitap, 3’ü seminer kitabı olmak üzere 5 yayını editör grubunda yer almıştır. 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde Deri ve Zührevi Hastalıklar El Kitabı adlı ve 5 baskı yapan ders kitabı, makalelerini içeren ve üç baskı yapan Cumhuriyetin Bireyi Olmak, çocukluk yaşamını anlatan ve 4 baskı yapan “AT KIZ”, son yazılarının toplandığı ve 2003’de yayınlanan Cumhuriyetin Bireyi Olmak II, 2004’te Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nca kaleme alınıp T. İş Bankası’nca bastırılan, yaşamının öyküsünü içeren ve altı baskı yapan Güneş Umuttan Şimdi Doğar, 2006’da yayınlanan Cumhuriyet Radyo’da konuklarıyla yaptığı söyleşilerden oluşan “Geçmişten Geleceğe Radyo Cumhuriyet’te Çağdaş İnsan Söyleşileri” olmak üzere altı kitabı yayınlanmıştır. 2005’de Cumhuriyetin Bireyi Olmak I ve II, son dönem yazıları da eklenerek genişletilmiş ve birleştirilmiş baskı şeklinde yayınlanmıştır. Zehra İpşiroğlu’nun Türkan Saylan’la yaptığı, uzun zaman dilimini içine alan bir söyleşiyi kapsayan kitap Yapıcılığın Gücü 2006’da yayınlanmıştır
2009Ö Orhan Kemal Roman Armağanı Zülfü Livaneli Son Ada
Bu yıl otuz sekizincisi düzenlenen Orhan Kemal Roman Armağanı’na toplam 33 yapıt katılmıştı
Ödül Livaneli’nin ‘Son Ada’sının
Kültür Servisi - 2009 Orhan Kemal Roman Armağanı’na, ‘Son Ada’ adlı romanıyla Zülfü Livaneli değer görüldü. Tahsin Yücel, Osman Şahin, İnci Aral, Semih Gümüş, Refik Durbaş, Özdemir İnce ve A. Kemali Öğütçü’den oluşan seçici kurul, dün Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde yapılan değerlendirme toplantısı sonucunda, “toplumsal sorunlara gerçekçi yaklaşımını fantastik bir anlatımla yansıtmadaki başarısı” nedeniyle Livaneli’nin Remzi Kitabevi’nce yayımlanan son romanı ‘Son Ada’yı ödüle değer buldu. Bu yıl otuz sekizincisi düzenlenen Orhan Kemal Roman Armağanı’na toplam 33 yapıt katılmıştı.
Ödülün kendisine verilmesinden büyük onur duyduğunu belirten Livaneli, Orhan Kemal’in hepimizin hayatında ve gelişmesinde yer tutan önemli bir usta olduğunu vurguladı: “İlkgençliğimden bu yana Orhan Kemal’in romanlarını hayranlıkla tekrar tekrar okudum. Beni ben yapan önemli eserler arasında baş sıralarda yer aldılar. Bu büyük yazarın adıyla benim adımın bir ödül nedeniyle yayan yana geliyor oluşu ömrümün en büyük övünç kaynaklarından biri olacak. Son Ada kitabımı bu ödüle layık gören değerli jüri üyelerine ve Orhan Kemal Kültür ve Sanat Vakfı’na sonsuz teşekkür ederim.”
Livaneli’ye ödülü, 2 Haziran Salı günü İstanbul Beyazıt’taki Orhan Kemal Kütüphanesi Konferans Salonu’nda saat 10.30’da düzenlenecek Orhan Kemal’i Anma Töreni’nde verilecek.
Besteleri ve filmleriyle de pek çok ulusal ve uluslararası ödüle değer görülen Livaneli, 1997’de ‘Engereğin Gözündeki Kamaşma’ adlı kitabıyla Balkan Edebiyat Ödülü’nü, ‘Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm’le Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, ‘Mutluluk’ adlı yapıtıyla da Barnes&Noble Yeni Büyük Yazarları Keşif Ödülü’nü almıştı.
Livaneli, ‘Son Ada’da, düşsel bir ülkede yaşanan, aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyordu: Emeklilik yıllarını geçirmek üzere cennet bir adaya yerleşen darbeci bir başkan, geçmiş politik gücünden de yararlanarak tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir. Başta martılar olmak üzere ada halkı dahil tüm canlılar Başkan’ın acımasızlığından payını alır. Bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır.
Livaneli’ye ödülü, 2 Haziran Salı günü İstanbul Beyazıt’taki Orhan Kemal Kütüphanesi Konferans Salonu’nda saat 10.30’da düzenlenecek Orhan Kemal’i Anma Töreni’nde verilecek.
Cumhuriyet 15.05.2009
BASIN AÇIKLAMASI
2009 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu 14.05.2009 tarihinde Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde toplanmıştır.
Orhan Kemal Roman Armağanı’na, yazarlarımızın 33 seçkin eseri katılmıştır. Tahsin Yücel, Osman Şahin, İnci Aral, Semih Gümüş, Refik Durbaş, Özdemir İnce ve A.Kemali Öğütçü’den oluşan Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu yaptığı toplantıda 2009 yılı 38. Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan,
ZÜLFÜ LİVANELİ’NİN ‘SON ADA’ isimli romanına vermiştir.
Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu, aldığı kararla, 2009 Yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’na toplumsal sorunlara gerçekçi yaklaşımını fantastik bir anlatımla yansıtmadaki başarısı nedeniyle ZÜLFÜ LİVANELİ’nin ‘SON ADA’sı değer görülmüştür.
Kazanan yazara ödülü 02.06.2009 Salı günü, İstanbul, Beyazıt’taki Orhan Kemal Kütüphanesi-Konferans Salonu’nda, Saat:10.30 da yapılacak olan Orhan Kemal’i Anma Töreninde verilecektir.
Orhan Kemal Kültür Merkezi
Orhan Kemal Roman Armağanı Sekreterliği
14.05.2009
Orhan Kemal Roman Ödülü
ÖDÜL YÖNETMELİĞİ
SEÇİCİ KURUL
Tahsin YÜCEL, Osman ŞAHİN, İnci ARAL,
Semih GÜMÜŞ, Refik DURBAŞ, Özdemir İNCE
A.Kemali ÖĞÜTÇÜ
ÖDÜLÜ KAZANAN YAZARLAR
1
1972
Yılmaz Güney
Boynu Bükük Öldüler
2
1973
Çetin Altan
Büyük Gözaltı
3
1974
Sevgi Soysal
Yenişehirde Bir Öğle Vakti
4
1975
Erdal Öz
Yaralısın
5
1976
Vedat Türkali
Bir Gün Tek Başına
6
1977
H.İzzettin Dinamo
Kutsal Barış
7
1978
Fakir Baykurt
Karaahmet Destanı
8
1979
Mehmet Başaran
Mehmetçik Memet
9
1980
Adalet Ağaoğlu
Bir Düğün Gecesi
10
1981
Verilmedi
11
1982
Rıfat Ilgaz
Yıldız Karayel
12
1983
Orhan Pamuk
Cevdet Bey ve Oğulları
13
1984
Tarık Dursun K.
Kurşun Ata Ata Biter
14
1985
Mehmet Eroğlu
Issızlığın Ortasında
15
1986
Yaşar Kemal
Kale Kapısı
16
1987
Şemsettin Ünlü
Yukarı Şehir
17
1988
Ahmet Yurdakul
Kahramanlar Ölmeli
18
1989
Samim Kocagöz
Eski Toprak
19
1990
Demir Özlü
Bir Yaz Mevsimi
20
1991
Peride Celal
Kurtlar
21
1992
Talip Apaydın
Köylüler
22
1993
Tahsin Yücel
Peygamberin Son Beş Günü
23
1994
Faik Baysal
Sarduvan
24
1995
Necati Cumalı
Viran Dağlar
25
1996
Erendiz Atasü
Dağın Öteki Yüzü
26
1997
Yıldırım Keskin
Ölümü Bekleyen Kent
27
1998
Kemal Bekir
Hücre 1952
28
1999
Ahmet Karcılar
Yağmur Hüznü
29
2000
Oktay Akbal
Tüm Eserleri
30
2001
Oya Baydar
Sıcak Külleri kaldı
31
2002
Selim İleri
Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak
32
2003
Erhan Bener
İlişkiler
33
2004
İnci Aral
Mor
34
2005
Adnan Binyazar
Ölümün Gölgesi yok
35
2006
Hasan Ali Toptaş
Uykuların Doğusu
36
2007
Hıfzı Topuz
Başın Öne Eğilmesin
37
2008
Ayşegül Devecioğlu
Ağlayan Dağ Susan Nehir
38
2009
Zülfü Livaneli
Son Ada
15/5/2009 · Kategori: Siir
TEMMUZDU TELGRAFIN TELLERİ
öfken ben miyim?
yangın sonrası sesim mi?
ilk kibrit suçsuz ilk ateş
yalancı gözyaşları caddeler
geceler diz çökmüş önümde
tam kıstırılmışken tam dört elli
yavrusu ağzında üşümüş kedi
geç git istersen
kireç rengi elin yüzün al götür
üstünde mürekkep koku su heyecan
sen gidersin sarhoşlar gider
aldırma yalnızlığına bu şehrin
yangın öncesiydi çoktular cana yakın
temmuzdu telgrafın telleri
ne ateş ne kül arzumuz ankara'nın beyleri
gözlerine köz düşmüş bir kadın
trenler gelir geçer saçlarından
çocuklar geçer günahsız akşamlar
bir oH amana kalır meydan
alınırsan küfrederim
düşümsün sevdam bir demet tütün
hayalimde sarı saçlı öylece
çiçekleri al bu gece serinlik gölgesin
bu gece suyu kesik ırmakların
aranır toprağımda anam su
biz gidelim o isterse gelmesin
bize yabancı babil
o bahçede kerem ile aslı
binlerce yıllık aşk küllenen
ölüm koynumuzda yeryüzü utan
yiğit ana m kaya azmanı kibele
ocağın kör eşkiya bıçağı sürüngen
çim yeşili gözlerim
bilmeden kaçı göçü
sığındı her bahara güzel anam
nice ihanetlerinde akşamların
intiharlar yaşadı
döl yatağı perişan
doğum öncesi kızların
düğündü bağ bozumu
hüznün tan çiçeği oğullar
ikramın şarap mı beşiğim anadolu
tadı hattuşaş boğazkale hemşehrim
dünüm bugünüm yarına var daha
umudun nöbetinde
kanayan yaram
nerede buranın dağı tufanı soracağım
amasya'da kale var kalede ferhat
doğru söyle yeşilırmak nerede ferhat
yıldız mıydı şirin miydi hangisi
sivas mıydı ibrahim'in narı mıydı yanan
çobanlar masum ateşleri gül
sendin pir sultan kızılırmak küskün
hem ağıt hem utanç hem sis
zamanı ezberlemek tarihi bilmek neye yarar
verme dedim adresimi ölüme
kaleler yıkılmış kapılar açık
seni gidi firavun
sivas ellerinde sazlar yandı kime ne
utandım dersem inan
hayır etmez kılıç kalkan
numya kokusu piramitler gün ışığına düşman
sen miydin yusuf muydu öcü alınan
söyle ibrahim
sivas mıydı maraş mıydı boynu bükük
yanan kim yakan kim
söyle ibrahim ibrahim İbrahim
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 47-50)
İZMİR 14 KİTAP FUARI
Ayşe Yamaç
GÜN AKŞAMA DÖNÜYOR
İzmir’e indiğimde, Eskişehir yedi saatlik bir yolculuğun gerisinde kalıyor. Kordon’da, deniz kokusu eşlik ediyor kahvaltıma. Yorgunluğum, denizden esen imbatın serin okşayışlarında eriyor. Gözlerim maviye dalıp gidiyor, bir de çığlık çığlığa vapurları kovalayan martılara. Kanatlanıyor yüreğim. Zamanı durdurmak geçiyor içimden gülümsüyorum; okuyucularımı ve dostlarımı da deniz kadar, belki daha da fazla özlediğimi ayrımsıyorum; ama şu an maviye olan özlemimi dindirmeliyim; zaman, acımasızca koşuyor çünkü.
Fuarda bu yıl imzam yok aslında; yayınevim katılmıyor. Birkaç yayınevinin temsilciliğini yapan Aydın İleri’nin Anfora standına konuk oluyor, orada okuyucularımla buluşuyorum. Bilgin Adalı’yla tatlı itiş-kakışımız, bir hafta boyunca sürüyor. Aydın’ın sıcacık çay ve kahveleriyle yoğunlaştırıyoruz söyleşilerimizi.
İlk iki gün utandırmıyor bizi okuyucular. Fuar kalabalık. Üçüncü günkü panelimiz de – yirmi beş-otuz kişilik bir öbeğe seslensek de-çok verimli geçiyor. Nur İçözü yönetiyor paneli; Sevgi Koşaner’le ikimiz konuşmacıyız. Kendi kitaplarımı engelliler açısından kıyasıya eleştirsem de dinleyicilerin birkaçının kitaplarımı imzalatmak için çok hevesli oluşlarına şaşmadan edemiyorum. Sonraki iki gün fuar çok sakin. Bol bol kitap okuyorum. Perşembe ve Cuma günleriyse, yüzümüz gülüyor; imzadan başımızı kaldıramıyoruz; hayranlarımızla resim çektirmekten de…
Akşamları da benim için çok renkli… Öğretmen lisesinden, hatta ortaokuldan arkadaşlarım buluyorlar beni. Her akşam birkaçıyla yemeğe çıkıyor, eski günleri anıyoruz. Eee, dile kolay; otuz yıldan fazla zaman geçmiş o yılların üstünden…
Geleneksel günbatımlarımız ve enginar akşamlarımızın tadına da doyum olmuyor. Güler Özger’in ( Bu Yayınevi’nin eski temsilcisi; şimdiki Arma Kültür Sanat’ın sahibi) kurabiyeleriyle günün denizle vedalaşmasını izliyoruz önce…
Karşıyaka vapurları toplamış güneşi, götürüyor Kordon’dan. Yolcular, güneşin son saçlarına tutunmuş bakışlarıyla, maviyle yıkanıp kızılla soluyorlar havayı; ılık imbat esintisiyle oynaşıyor solukları. Bu, vapur değil düşler teknesi sanki. Çağlar ötesinde unutulmuş uygarlıklardan izlerle çalkalanıyor Ege. Dalgalar, kıyıdaki kumları okşuyor büyük bir aşkla. Gün utanıyor, koyulaşıyor kızıllığı. Kara bir bulut, usulca perde oluyor güneşin son demlerine. Gün, akşama dönüyor.
Enginar akşamları, yine Güler Hanım’ın hüneri. Fransız Kültür Merkezi’nin yakınındaki bir lokantada başlıyor akşamımız. Güler Hanım, enginar dolmasını kendi elleriyle yapıp getiriyor her yıl. Nur İçözü, Sevgi Koşaner, ben ve Güler Hanım dörtlüsüne bir bey eşlik ediyor. Geçen yılın konuğu Savaş Ünlü’yken, bu yıl Süleyman Bulut katılıyor aramıza. Beyaz şarabın eşlik ettiği kahkahalarımız çınlıyor nezih ortamda.
Gündüzleri okuyucularla ve dostlarla kucaklaşmamız- birkaçını unuturum belki diye isim yazmıyorum-, geceleri eski dostlarla söyleşiler derken, benim zamanım doluyor. Cumartesi sabahı güneşin ilk ışınlarına tutunup beni eve getirecek otobüse biniyorum; yüreğimde yaşanmışlıkların sıcaklığı, dudaklarımda gülümsemeyle.
26.04.2009, Eskişehir
Nermin Ekin
‘KİTABA YOLCULUK’
14. İzmir Kitap Fuarı ve etkinlikleri devam ediyor. Fuar kapsamında yayınevleri sadece kitaplarını satmıyor… Üç salonda konferanslar söyleşiler, paneller düzenliyor, şiir dinletileri yapıyor, yazarlar okurlarıyla buluşuyorlar. Alkımsanat’ta da ürünlerini okuduğunuz şairler yazarlar… Kemal Özer, Ahmet Günbaş, Ayşe Yamaç ve Mahzun Doğan… bu etkinlikler içinde yer aldılar. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ziyaretçiler bazı standlar önünde kuyruklar oluşturmuşlar. “Cumhuriyet Kitapları”, ”YKY” en çok ziyaret edilenler arasında.
Açıldığı ilk iki gün yaklaşık altmış bin ziyaretçisi olmuş fuarın. Bu yıl, geçen yılda ulaşılan sayıdan daha fazlası bekleniyor.
Fuar bu yıl sloganını “Kitaba Yolculuk” olarak belirlemiş. Kitaba yolculuk, “Kitapla Yolculuk” olarak gelişebilir belki. Bu yıl özel bir konuk ya da isim yok fuarda ancak; 23 Nisan’ı kapsaması nedeniyle çocuklara yönelik etkinlikler var. 22 Nisan’da başlıyor bu etkinlikler. Çocuklara şiirler, çocuk kitaplarının yazarlarıyla ve çocuklarla kitaplar üstüne söyleşiler, oyunlar ve halk dansları gösterileri…
26 Nisan’a kadar sürecek 14. İzmir Kitap Fuarı. Okumayı yaşamının bir parçası yapmış olanlar, on beşinci fuarı bekleyemeyecek, kitap almaya devam edecekler ama, gelecek fuarda daha ucuza satılan kitaplardan çokça almayı hayal edecekler.
alkımsanat
*** *** ***
Değinmeler
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'
Annemin o sözünü hep anımsarım: 'Oğlum, derdi, yılan bile yerin toprağını gıda ile yermiş.' Dar zamanlarda yaşayanların tutumlu olmasını düşündüren bir söz. Bu anlayışı pekiştiren başka sözleri de vardı: 'Para dermiş ki, 'ben, beni kazanandan değil, tutandan korkarım' '. Bir çıkmaz sokakta yaşayanlar ne gibi zorluklardan geçtiklerini iyi bilir. Kendilerini aşmak, yeniden doğmak zorundadırlar.
MUSTAFA ŞERİF ONARAN
14. İzmir Kitap Fuarı'na giderken 'Kamerler Çıkmazı'ndaki doğduğum evi de görmek özlemi içindeydim. Gene kapı önlerine çömelmiş kadınlar vardı. Bu çıkmaz sokakta 60 yıl önce oturanları sordum onlara. Kimileri başka sokaklara, kimileri öte dünyaya göçmüşlerdi. Doğduğum evi satın alan bir yakınımız da, o pazar gününün tadını çıkarmak için, Kordon Boyu'na gitmişti.O çıkmaz sokağın en haşarı oğlanlarından biriydim. Nerde o eski arkadaşlarım şimdi? Nerde o ayağı nalınlı komşu kızları?Sonraları numara kondu bu sokaklara. Bizim 'Kamerler Çıkmazı' 1276 nolu sokağın bir girintisiydi. O çıkmaz sokağa ağabeyimin adı verilmiş, 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' olmuştu.Evlerinin önüne çömelen komşulara sordum:'Neden 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' tabelası yerinde değil?''O evin duvarları yeni boyandı da, düşmüş olmalı. Tabelayı yeniden takmayı da unuttular galiba.'İçimdeki sevince bulaşan bir kederle, duyarsızlığa küsen bir kırgınlıkla bastonuma dayanıp gitmeden önce, kapı önünde çömelen kadınların çok bilmişine dedim ki:'Yıllar önce bu doğduğum eve geldiğimde emmi oğlumun gelini Melahat bana sahanda köfte yapmıştı. Ona selamımı söyleyin.''Kamerler Çıkmazı'ndan çıkmak, insanın kendinden kurtulması, kendini yeniden bulması anlamına gelmelidir. 'Çıkmaz Sokak' bir simgedir artık. Zor yaşama koşullarını yenerek yeni bir güne çıkanların simgesi.
BİR ÇIKMAZ SOKAK DAHA
'Alireisteki Çıkmaz Sokak' da Tarık Dursun K. için yoksul geçen zamanı nasıl yendiğinin simgesidir.Deniz Kavukçuoğlu soruyordu:'Tarık abi, Dönertaş'tan yukarı doğru çıkıyoruz. Altınordu kulübünü solda bırakıp Pazaryeri'ne doğru ilerliyoruz. Orada mıydı Alireis Mahallesi?Tarık Dursun K. içinden güler gibi, 'Biraz daha yukarı çık' demekle yetiniyordu.Biraz daha yukarda, bir çıkmaz sokakta, iki katlı bir ev. Çinko kaplı bir taraçası bile var.'Kamerler Çıkmazı'ndaki bizim ev de böyleydi. Bir arka avlusu vardı. Avluda taraçaya tırmanan bir asma, suyu serin bir tulumba.Tarık Dursun K.'nın 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan kurtulması, zor yaşama koşullarının üstesinden nasıl geldiğini gösterir. Üstelik daha 7 yaşlarında bir çocukken onları yalnız bırakan, çekip giden bir babanın boşluğunda kalmak, yaşama koşullarını daha da ağırlaştırıyordu.Orta öğrenimini, çok sonra, dışardan girerek tamamlayan bu özöğrenimli yazar, yaşamanın içinden geçerken önce neyi göreceğini öğrenmiş, sonra kendini geliştiren yazarları seçerken kişiliğini oluşturmayı bilmişti.Neyi göreceğini bilmek!Tarık Dursun K., neyi nasıl göreceğini şöyle açıklıyor:'İlginç bulduğum, bir hikâyem ya da romanımda tipleyeceğim kişileri seyretmeyi severim. Nasıl bakıyor, gözlerini nasıl kullanıyor, kaşlarının biçimi ne menedir, nasıl yemek yiyor, su içişi nasıl, bardağı nasıl tutuyor; konuşurken ellerini nasıl bütünlüyor, omuzları niçin düşük, niçin küskün ya da niçin bu denli coşkulu? Hep izlerim, hep gözlerim bunları. Bunlar birer montaj parçalarıdır. Günü gelir, kafamın içinden bulup çıkarır, birleştirir, bir hikâye ya da roman kişisine yakıştırırım' (TARIK DURSUN K., Tut Elimden İzmir, 'Benim Hayatım Bir Roman', Hazırlayan: Enver Ercan, TÜYAP TÜM FUARCILIK YAPIM, 2009).Önemli olan, bu davranışların öykü ya da romanda yer alması, kişilerin ruhsal yapısıyla yaşatılması, gerçekliği daha belirgin kılmasıdır.
YAŞANMIŞ GERÇEK
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelenler her işe soyunmasını bilen, en zor koşullarda bile yaşamanın tadını çıkarmaya bakan, içi sevinç dolu kişilerdir.Tarık Dursun K.'yı otobüs biletçisi olduğu yıllardan tanırım. İnsanları gözlemlemenin ustası olan bu yazar, sıradan bir iş gibi görünen biletçiliği sevmişti.Bende iz bırakan bir gözlemi var:Belki bir emekli, belki bir öğrenci otobüsün camından uzaklara dalmış, yumulmuş avcundaki bilet parasını unutmuş gibidir. Biletçi üstelerse, şaşırmış gibi avcunu açacak, biletini alacaktır. Ama biletçi görmezden gelirse, denetçi de görünmezse, bilet almadan paçayı kurtaracaktır.Bu gözlem, ruhsal derinliği olan bir davranış biçimidir. Olayı gerçekçi kılan duruşların, bakışların, davranışların, konuşmaların arkasındaki ruhsal derinliktir.Tarık Dursun K.'nın öykülerinde, romanlarında bu ruhsal yeteneği tanıdığımız için yaşanmış gerçekliğin anlamına varırız. Sonra da o gerçekliği öyküye dönüştürmenin 'fırsat'ını ararız.Tarık Dursun K. bu 'fırsat'ı şöyle yorumluyor:'Hikâye yazmak bir 'fırsat'tır. Bunu zor elde edebiliyoruz. Kaygılarımızdan, korkularımızdan, savunmalarımızdan, ince hesapçılıklarımızdan, her an savaşa hazır, tetik üstünde beklemekten, çirkinliklerden, güzellikleri sakınmaktan, yorgunluklardan, kızgınlıklardan 'fırsat' çalabilirsek' (Benim Hayatım Roman).Zamanla 'yazma fırsatı', 'yazma tutkusu'na dönüşen Tarık Dursun K.'nın basın emekçiliğinden sinema ortamına, yayın danışmanlığından kitapçılığa uzanan çalışma alanı, hep yazma serüvenini kolaylaştıran ayrıntılardır.Kendi çabalarıyla yabancı dili de söken bu özöğrenimli yazar 60'a yaklaşan kitaplarıyla, yaşadığı bunca zamanı yazıya adamış görünüyor.Yazıya adanmış bir yaşama serüveni! Hem de nice engelleri aşmasını bilerek.Ama Nermin Hanım gibi incelikli bir öğretmenle evlenmeseydi, yazıyla uğraşarak yaşamaya katlanması, içinin sevinciyle insanlara bakması kolay olmazdı.'İyi, akıllı, duygulu bir kadındır karım' dediği Nermin Hanım, ev içi düzeniyle Tarık Dursun K.'nın zamanını çoğaltıyordu:'Eve bahçeden geçilip beton basamakla giriliyor. Dar bir hol. Sağda mutfak. Çok temiz, çok düzenli. Holden yemek salonuna, ordan da üç basamakla oturma odasına iniliyor. Çok camlı bir ev ve çok aydınlık. Çok kitaplı da. Evin egemeni kadın. Nereye bakılırsa anlaşılır. Onun titizliği, onun düzeni, onun kadıncıl dengesi duvarlardan yere serili halılara, kitaplıklardaki sıralı kitaplara, pencere kenarındaki Afrika menekşelerine, devetabanlarına ve kauçuk ağaçlarına dek çok belirgin (Benim Hayatım Roman).Oysa Ankara'da Kocabeyoğlu Pasajı'nda, ağabeyi Faruk Kakınç'la işlettiği 'züccaciye dükkânı'nı bırakırken, ağabeyi bana dert yanıyordu:'Şuna söyle Mustafa Şerif, ille de yazarlık diye tutturmuş. Yazarlıkla kim adam olmuş ki! İşte şurda gül gibi geçinip gidiyoruz.''Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan çıkan Tarık Dursun K., eşi Nermin Hanım'ın eli değen, bahçesinde Mayıs gülleri, yaseminler, hanımelleri açan o evde, hakkı yenmişliğine inanmanın aldırmazlığı içinde, yazarlığının işe yaradığını görüyordu.
ÜZGÜN DALGINLIK
Tarık Dursun K. gibi 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelip sineğin yağını çıkarmasını bileceksin de, yazarlıktaki hakkı yenmişliğe aldırmaz görüneceksin! Bu çelişkiyi anlamak kolay değil.Belki bunca birikimin getirisini yeterli bulmuyor, 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan bahçeli bir eve geçmenin sınıf değiştirme bilincine üzgün bir dalgınlıkla bakıyordu.O üzgün dalgınlıkta başka neler var?Bir zamanlar 'Bilgi Yayınevi'nin yayın siyasetini etkileyen bir yazardı. Ahmet Tevfik Küflü, katı ilkeleri olan o usta, onun bir dediğini iki etmezdi. Hangi köprüler yıkılmıştı da, Tarık Dursun K.'nın bakışlarındaki üzgün dalgınlık, belleğini eşelemeye aldırmıyordu?Oysa Küflü yayın kesiminin en çok vergi ödeyen adamıydı. Yazarının hakkını gözetmeyi onur sayardı. Ama Küflü, iletişim kurmasını bilmeyen, tepki gösterirken duygusallıktan kurtulamayan, kendiyle de barışık olmayan bir ustaydı.Peki, Tarık Dursun K.'nın onlarca kitabı 'Bilgi Yayınları'nda uykuya mı dalacaktı? O üzgün dalgınlıkta unutulmuşluğa bırakılan böyle bir duygu da var.Ahmet Tevfik Küflü gibi deneyimli bir yayıncı neden yazarlarıyla içten ilişkiler kurmasını bilmez? Neden yıllar yılı onunla çalışan yazarlar dargın ayrılmak durumunda kalır?Oysa Selim İleri, Doğan Kitap'tan ayrılırken yayınevinin yöneticisi Gülgün Çarkoğlu'nun gönlünü almasını bilerek Everest'e geçmiştir. Sırma Köksal gibi ayrıca değer verdiği bir yayın yönetmenini seçmiştir (Dünya Kitap, 'Arafta Bir ihtiyar', Selim İleri 60 Yaşına Yeni Bir Yayınevi, Yeni Desen Çalışmalarıyla Giriyor, Faruk Şüyun-Nermin Sayın, Nisan 2009).Gülgün Çarkoğlu, Sırma Köksal gibi başarılı yayın yönetmenleriyle birlikte, 'Bilgi Yayınevi' yayın yönetmeni Biray Üstüner'i de saymalı. Ahmet Tevfik Küflü deneyimli bir yayıncı olsa da ayrıntılardaki sorunlara karışmamalı. Yayın kesimindeki sürtüşmeler yazarları yeterince tedirgin ediyor. Kadınlara özgü duyarlıkla, yayın yönetmenleri, yazarların iç dünyasını daha iyi anlıyor.Yayıncılık kesimi içine düştüğü çıkmazdan birbirini kirleterek değil, daha iyiye yönelmenin dayanışması içinde kurtulmalı. Yayıncıların piri sayılan Ahmet Tevfik Küflü'nün yayınevinden kimler geldi geçti!Yayıncılık çıkmazından bedel ödeyerek de kurtulmak kolay değildir. Ben, 60 yıl önce bıraktığım 'Kamerler Çıkmazı'ndaki baba evini gördüğüm zaman, açıldığım dünyayı daha iyi anladım.Ama 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelen Tarık Dursun K. nice yenilgilerden geçerken; o üzgün dalgınlığında, yaşamanın anlamsızlığına öfkelendi. Bulanık belleğini eşeleyerek erken ölen bir eşi, kansere yenik düşen iyi bir ağabeyi, bırakıp giden hayırsız bir babayı anımsadı.Eninde sonunda hepimizin bir çıkmaz sokağı var. Yaşamanın anlamına varmak, biraz boş vermesini bilmek, o çıkmazdan kurtulmaya bağlıdır.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Türkçe Günlükleri
FEYZA HEPÇİLİNGİRLER
24 NİSAN CUMA
İzmir Kitap Fuarı'nda da soruldu, okurlarımdan da bu konuda sorular gelmişti. Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk adı nasıl söylenir? 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eserinden Aşk-ı Memnu' anonsunu duydukça tüyleri diken diken olan tek ben değilmişim. O anonsla ne denmeye çalışılıyor? Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri diye kastedilen 'Aşk-ı Memnu' değil mi? Oradaki '-den' eki, o eserden yola çıkıldığını, ondan yararlanarak bu dizinin yapıldığını söylemek için konmuşsa alkışla karşılanacak bir durum; ancak kastedilen anlam bu olduğunda da öyle denmez. 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan (yararlanarak / esinlenerek / alınan ilhamla /uyarlanarak) dense' alkışlayanların arasına seve seve katılırım. 'O romandan esinlendik; ama çektiğimiz dizinin romanla pek ilgisi yok, aramayın.' demektir bu; takdir edilesi bir açıklama olur. Ayrıca da doğru olur; dizinin romanla 'çoğu bugün kullanılmayan kişi adları dışında- pek bir ilgisi yok. Kaldı ki 'memnu' sözcüğü de çoktan kullanımdan düştü. Ne diyelim peki, diyen olursa, işte doğrusu: 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan uyarlanan Yasak Aşk'. Gelelim 'Halit' adının nasıl söylenmesi gerektiğine' Şiar Yalçın olsa 'Biz büyüklerimizden hep böyle duyduk, böyle öğrendik.' derdi ki doğrudur. Biz de büyüklerimizden 'Halit' sözcüğünün a'sının uzun söylendiğini duyduk hep. Hakkı Devrim eski yazı bilmez; ama hâlâ 'vedası' demenin yanlış olduğunu, sözcüğün sonunda (Arap alfabesine göre elbette) 'ayın' harfi bulunduğu için, 'vedaı' demenin doğru olacağını iddia eder. (Bunu dedikten sonra bu konuya birkaç gün içinde dönmek şart oldu.) Onun hoşuna gidecek açıklama da ha ') ) sesinden sonra heceyi uzun okutan bir elif (' ) olduğunu söylemektir. Eski yazıda 'Halid' diye yazılan sözcük çoktan 'Halit' biçimini almıştır; ama baktım da dizinin başında yazarın adını 'Halid' diye yazıyorlar. Herhalde yazar, adını öyle yazardı diye düşündüklerinden. Öyle yazsaydı bile onların söylediği gibi okumazdı. Özetle, yazarın adı, 'Halit' diye yazılır ve 'ha' hecesi uzun okunarak söylenir. Uzun okunmasını sağlamak için de şapkaya (^) falan gereksinme yoktur. Halide Edip Adıvar'ın adı olan 'Halide' sözcüğü de böyle, 'ha' hecesi uzatılarak okunmaz mı? 'Halide', 'Halit' sözcüğünün dişilidir (müennesi) ve insanlar 'sonsuz, daim, ebedi' anlamına geldiği için çocuklarına bu adları koymuşlardır. 'Halide' sözcüğünde 'ha' hecesi kısa okunduğunda sözcük, 'dürterek bastırılmış, saplanmış' anlamına gelen başka bir sözcük olur ki bu anlamıyla kimse çocuğuna bu sözcüğü ad olarak koymaz. Abdülhak Hamit Tarhan, yeni yazıya geçildikten sonra, eskiden 'Hamid' diye dolu dolu söylenen adının 'ham - it' gibi 'Hamit' diye yazılıp söylendiğini duyunca, 'Ömrü ahirimizde (ömrümüzün sonunda) ismimizin sonuna bir 'it' eklediler.' diye yakınırmış. Halit Ziya da adının 'bakalit' der gibi 'Halit' diye söylendiğini duysa hele hele Türk edebiyatında bir başyapıt olan romanının, içeriğinden, duygusundan, tadından tümüyle soyutlanarak bambaşka bir hale getirildiğini görse mezarında ters dönerdi.
26 NİSAN PAZAR
Sözünü etmek için beklettiğim kitapların içinde sayıca en çok olanlar şiir kitapları. Hiç değilse bir bölümüne bu hafta yer vermeliyim. 'Sulu Boya Zamanlar' (Damar Yayınları) Yunus Yaşar'ın şiirlerini topladığı kitabın adı. Şiiri bölmek hoş değil; ama tadımlık birkaç dize aktarmamın en kısa yolu bu: 'sözler soru sağanağı basarken kenti / şiirden bir döşekte, çırılçıplak soyup uyuttu ayrılığı / suların altında gizlenen yalımtopu bir çocuk / yadsıdı zaman'. Erdal Eksert, kendi türettiği, ilk duyuşta 'göreceğim geldi' anlamını çağrıştıran bir sözcüğü ad olarak vermiş şiir kitabına: 'Göresledim' (Kıyı Dergisi Yayınları). Karadeniz'in soluğunu duyuran, Karadeniz'i özleten şiirler: 'Akçaabat iskelesinde demirleyen gemilerin / ışıklarında uyuyan martılara / yorganını örten Karadeniz // unutamadığım güz'. Aynı yayınevinin bir başka kitabı da Ömer Turan'ın 'Üryan ve İsyan'ı. Ömer Hayyam'a yazdığı mektupların ilkinde şöyle diyor Ömer Turan: ''bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik' / yerle gök arasında / yürüdük yalnızlığa'. Şahin Taş'ın 'Kısa Yaz'ını (Bayrak Yayınları), kitabının arkasına aldığına göre en sevdiğini düşündüğüm şiirle selamlayayım: 'gel / dalın halini anla / yaprağın kalbini işit / sağalt / yoğalt / çoğalt aşkı / git! // dalda sızın / kalsın'' Bu da Zeki Bostan'ın 'Alarga' (Kül Sanat Yayıncılık) adlı şiir kitabının arkasına aldığı şiir: 'gölge fotoğrafın tek gerçeği / tekrarı olmayan / yaşamın molasında bile'. Kül Sanat Yayıncılık'tan başka bir şiir kitabı: 'Yalnızlık Üşür'. Arzu Alır'ın şiirleri: 'ölesiye / korkuyorum / kaybolmaktan // kim verir / 'şehre kamyon arkasında gelen' / küçük kızın rengini?' Hayatında aşktan başka kayda değer hiçbir şey olmadığını söyleyen Mesut Albayrak'ın şiirleri Sone Yayınları tarafından yayımlanmış: 'Şiirbaz'. Aşk'lı bir küçük şiiri: 'Gözlerinde aşk / bir intihar valsiydi / Gözlerinde / aşk bir illüzyon'. Sone Yayınları'nın öteki şiir kitaplarını da anmalıyım: Fesih Vural'dan 'Askıya Alınan Sözcükler', Müşür Kaya Canpolat'tan 'Düşünceden İçeri', Abuzer Aldoğan'dan 'Gönül Tutsak', Nihat Kemal Ateş'ten 'Uçuruma Düşen Çığlık'. Volkan Şenkal'ın 'Yontma Can Devri'nden (Sobil Yayıncılık) minik bir şiir: 'İstemem dünya / Benim olmasın / Baharlar / Yangın yerleri / Masal Kuşları / Sana Kalsın'.
28 NİSAN SALI
'Bizim 'güle güle'mize ne oldu? Niye herkes 'hoşça kal' diyor birbirine?' diye sormuştum ya, Cüneyt Taner Tunca: 'Kurunun yanında yaş da yanar misali; 'güle güle' de 'Allahaısmarladık'ın yanında yandı gitti galiba. 'Allahaısmarladık'ın belki Arapça kökenli, belki dinsel çağrışımlı, belki sadece 'eskiliği' nedeniyle özellikle kentli yeni nesil tarafından dışlandığını; onunla özdeş olan 'güle güle'nin de bu nedenle terk edildiğini düşünüyorum.' demiş. 'Ben de tepkiliyim bu duruma. Ne yapıyorum biliyor musunuz? Havamda değilsem; 'iyi günler' falan diye yanıtlıyorum. Hatta; 'alahaısmarladık' bile diyorum onun 'hoşça kal'ına karşı. Havamdaysam, şaka yollu, hınzırca bir tebessüm ve bakışla, 'Ben gidiyorum; kalan sizsiniz.' diyorum ve ekliyorum; 'Güle güle'nin nesi vardı?' Bir an için afallıyor muhatabım. O kendini toparlayıncaya kadar da ben çoktan uzaklaşmış oluyorum rahatlamış bir şekilde! Bir de 'kendine iyi bak' yok mu? Ne münasebetsizce bir dilektir o! İçimden, 'İyi ki söyledin!' diyorum.' diye de eklemiş. Daha önce yazmış mıydım? 'Kendine iyi bak', eskilerin 'Kendine mukayyet ol' iyi dileğinin yerini aldı. Belki bundan belki de kulağımız iyice alıştığından çeviri yoluyla geldiği ilk zamanlardaki kadar yadırganmıyor artık.
www.feyzahepcilingirler.com feyzahepgmail.com
Yıldız Teknik Üniversitesi, Türk Dili Bölümü Çukursaray Binası Kat: 2, Barbaros Bulvarı-34349 Yıldız / İst.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Balbay ve Manisalı için imzaladılar
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Yazarlarımız, TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında buluştukları okurlarımızla cumhuriyete bağlılık andı içti. Daha sonra Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Mustafa Balbay ve Erol Manisalı’nın kitaplarını, Cumhuriyet Yayınları Standı’nda imzaladılar. Gazetemiz Ege Bölge Temsilcisi Serdar Kızık, Server Tanilli, Alev Coşkun, Deniz Som, Oktay Ekinci, Sevgi Özel, Deniz Kavukçu, Şükran Soner, Ümit Zileli ve İlhan Taşcı’nın katılımıyla 3 No’lu konferans salonunda düzenlenen etkinlik yoğun ilgi gördü.
“Balbay olsaydı” adlı buluşmada ilk sözü alan Server Tanilli, yargı kararı olmaksızın bir kişiyi mahkûm etmenin insanlık suçu olduğunu söyledi. Alev Coşkun, cumhuriyet ilkelerine bağlılık adına bir arada olduklarını belirtirken Deniz Som, “Yurtseverlerin tepkisi bir tsunami dalgası gibi büyüyor. Bu dalganın altında kalacaklar” yorumunu yaptı.
‘Çimentomuz çok sağlam’
Oktay Ekinci, Balbay’ın, gazetemizin Ege Bölge Bürosu’nda çalıştığı yıllardaki bir ortak anısını anlattı. Deniz Kavukçuoğlu da, “Balbay bir süreliğine yok. Onun fikirlerini dilimiz döndüğünce biz seslendireceğiz” dedi. Sevgi Özel, “Asla yılgınlık göstermeyeceğiz, akıl ve bilim yoluyla haksızlıklarla hesaplaşacağız” diye konuşurken, Şükran Soner de, “Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar yanılıyorlar. Direnme noktasını unutuyorlar. Bizlerin çimentosu çok sağlam, yıkılmayız” dedi.
Ümit Zileli de, yurttaşların demokratik haklarını sonuna kadar kullanarak bu hükümetin gitmesi için elinden geleni yapacağını vurguladı. Serdar Kızık da, “Ev sahibi olarak son sözümü Mustafa Kemal’in, emperyalistlere attığı tokatı anımsatarak yapmak istiyorum” diye konuştu.
Cumhuriyet 19.04.2009
14. İzmir Kitap Fuarı, 306 yayınevi ve pek çok sivil toplum kuruluşunun katılımıyla açıldı
‘Kitap kurtları’ buluştu
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - TÜYAP tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle düzenlenen 14. İzmir Kitap Fuarı, kapılarını “kitap kurtlarına” açtı. Kültürpark Uluslararası Fuar Alanı’nda gerçekleştirilen etkinlik, 306 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 26 Nisan’a dek sürecek.
Fuar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Sırrı Aydoğan, İzmir Vali Yardımcısı Sait Topaloğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Aytekin Yılmaz, Milli Eğitim Şube Müdürü Zayide Mutlukan, etkinliğin bu yılki onur konuğu Tarık Dursun K. ve yazarların katılımıyla açıldı. TÜYAP Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, fuarın geçen yıla oranla yüzde 10 büyüdüğünü belirterek, “Geçen yıl fuarımızı 226 bin ziyaretçi gezdi. Bu yıl daha da artmasını bekliyoruz” diye konuştu.
Kavukçuoğlu, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konulan gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı’nın kitap fuarındaki imza gününe katılamaması nedeniyle üzüntülü olduklarını da vurguladı. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, gençlere okuma alışkanlığının kazandırılması gerektiğini söyledi. Tüzüner, fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 142 etkinliğin gerçekleştirileceğini de belirtti. Konuşmaların ardından etkinliğin onur konuğu Tarık Dursun K.’ya plaket verildi. Plaketi gazetemiz yazarı Server Tanilli’den alan Tarık Dursun K., Tanilli’nin demokrasi uğruna savaş verdiğini vurguladı.
Cumhuriyet Kitapları da fuarda
Cumhuriyet Kitapları, bu yıl da gazetemizin yazarlarını okurlarıyla buluşturacak. Dün Zeynep Oral, Sevgi Özel, Öner Yağcı, Deniz Som, Ümit Zileli, Ataol Behramoğlu, Bahadır Selim Dilek, Tarık Dursun K. ve Şeref Bakşık, okurlarıyla söyleştiler ve kitaplarını imzaladılar.
Cumhuriyet Kitapları’nın İzmir Dil Derneği’yle birlikte düzenlediği, “Tarık Dursun’un Dilinden İncelikler” söyleşisi de Ahmet Önel, Mehmet Atilla ve Özlem Fedai’nin katılımıyla gerçekleştirildi.
Bugün de Cumhuriyet Kitapları Standı’ndaki etkinlikler 3 No’lu salonda saat 13.15’te emekli Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk’ın kitabıyla aynı ismi taşıyan “İmralı’da Öcalan’a Soruldu” başlıklı söyleşisiyle başlayacak. Şalk, söyleşinin ardından 14.30-15.30 saatleri arasında Sabriye Okkır’la birlikte kitap imzasına katılacak. Cumhuriyet Kitapları’nda Hikmet Çetinkaya ve Serdar Kızık’ın imza etkinliği de bugün 15.30-16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
Cumhuriyet 24.04.2009
İzmir’deki Kitap Fuarı’nı Doğu’ya; Diyarbakır’daki çocukları Ege’ye taşıyabilsem
Ege’den Doğu’ya tüm çocuklar...
14 . TÜYAP İzmir Kitap Fuarı doludizgin sürüyor... Oradaydım. Fuarın orta yerindeki Cumhuriyet Kitap Standı doldu doldu, taştı; kuyruklar bitmek bilmedi; kucaklaşmaların sonu gelmedi... Bence bunun başlıca nedeni yazarlar ya da kitaplar değildi.
Bu yoğun ilginin başlıca nedeni, içinde yaşadığımız haksızlıklara karşı insanların içinde biriken öfkeydi, haksızlıklara karşı çıkma, isyan duygusuydu ve en çok da direnme tutkusuydu... Ege’nin 5000 yıllık aydınlığı yüzlerine yansımış insanlar... (Bu tanımlama benim değil. Deniz Kavukçuoğlu’nun.) İşte o insanlar Cumhuriyet standından ayrılmak istemediler gün boyunca! Bizlerle ama aynı zamanda özgürlükleri ve söz hakları ellerinden alınmış Mustafa Balbay ve Erol Manisalı’yla kucaklaşıyorlardı.
İzmir Kitap Fuarı’nda dikkatimi çeken bir nokta genç okurların, çocuk okurların bolluğuydu... Çocuk kitapları deyince Günışığı Kitapları’nın (Çıtır Çıtır Felsefe dizisinden Behiç Ak’ın kitaplarına) gönlümde çok ayrı bir yeri var. Ancak Cumhuriyet Kitap’ın başlattığı büyük forma, resimli çocuk ve gençlik dizisinin bunca popüler olduğunu görmek sevindiriciydi.
Bir zamanlar Cumhuriyet yazarları da çocuktu... Buradan hareketle çocukluk anılarını tüm çocuklarla paylaşan iki kitap çıktı. İlki “Düşler Kuruyorum” Şükran Soner, Oktay Akbal, Deniz Som, Ataol Behramoğlu’nun; ikincisi “Uyumak İstemeyen Çocuk” Erol Manisalı, Işık Kansu, Serdar Kansu ve benim öykülerimizi içeriyor. Bu dizinin devamı gelecek.
Hazır İzmir’deyiz, Hasan Barışcan’ın yazıp Zafer Temoçin’in resimlediği, yine çocuk ve gençlere yönelik “Tanrıların Yurdu Ege” kitabı yörenin birikimleri ve zenginliklerle dolu. Tanrılardan önce Amazonlar, analar, anatanrıçaların kurduğu, İskender’in rüyalarında gördüğü ve yeniden kurdurttuğu İzmir’in her yaştan çocukları için harika bir armağan kitap! Hele şu 23 Nisan tatilinde!
YA ÖTEKİ ÇOCUKLAR
Tamam ben Kitap Fuarı’nı bahane edip Ege kıyılarında dolaşa durayım, ya öteki çocuklar?
“Doğu’da ve Güneydoğu’da güvenlik güçlerine taş attıkları gerekçesiyle yüzlerce çocuğun hayatı karartılmakta, geleceği yok edilmektedir. Taş atmak gibi oldukça masum sayılabilecek bir eylemden dolayı, bir çocuğun yaşadığı yıl kadar hapse mahkûm edilmesi, nereden bakılırsa bakılsın yanlıştır.”
Dün 23 Nisan’dı. Milletvekillerine yollanan mektuplar bu cümlelerle başlıyordu. Ve şöyle devam ediyordu:
“Mahkûm edilmeseler bile, yedikleri dayak, gördükleri işkence, işittikleri tehdit, ailelerinden ve okullarından uzaklaştırılmaları, ağır suçlularla aynı mekânda yaşamaları, tahliye olsalar dahi tekrar hapsedilme korkusu, bu çocuklarda kolay kolay başa çıkamayacakları, yaşamlarını etkileyecek bir travma oluşturmaktadır. Çocuktan suçlu işte tam böyle oluşturulur. Eğer bu acımasızlığın önüne hemen şimdi geçilmezse, toplumsal vicdanımız uzun yıllar üstesinden gelemeyeceğimiz biçimde yaralanacaktır. Çocukların çektiği bu acıların sorumlusu hepimiziz! Ama yasama yetkisinde bulunan sizler hepimizden daha fazla sorumlusunuz.”
ÇOCUKTAN YANA OLMAK
Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları olarak, halkın temsilcisi milletvekillerinden siyasal kimliklerini düşünce ve inançlarını bir yana bırakıp “çocuklardan yana” olmalarını istiyorduk. Altına imza attığımız uluslararası çocuk hakları sözleşmelerini, “suçlu çocuk değil suça sürüklenen çocuk vardır” kavramını anımsatıp soruşturulan, kovuşturulan, cezalandırılan ve ceza çektirilen çocuklarla yetişkinler arasında bir ayrım yapılmadığını vurguluyorduk. Bu aksaklığın başlıca nedeni bu çocukların terörle mücadele kapsamında ele alınmalarıydı!
Dün 23 Nisan çocuk bayramıydı: Uygar toplumlarda amaç çocuğu cezalandırmak değil, çocuğu topluma ve kendisine kazanmaktır. Bu yüzden “çocuğun yararı ilkesi” öncelik taşır. Çağdaş hukuk da bu ilkeye göre düzenlenmiştir. Keşke hükümet bunu da anımsasa! Keşke İzmir’deki Kitap Fuarı’nı Doğu’ya; Diyarbakır’daki çocukları Ege’ye taşıyabilsem...
zeynep@zeyneporal.com
Faks: 0 212 - 257 16 50
BİR BAKIMA
SERVER TANİLLİ
14. İzmir Kitap Fuarı’ndan...
TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen, 14. İzmir Kitap Fuarı, geçtiğimiz cumartesi, kapılarını kitapseverlere açtı.
Açılışta, aydınlardan ve halktan katılım pek doyurucu idi.
Yetkililer, başta Deniz Kavukçuoğlu olmak üzere, gitgide gelişen bir ortamı gösteriyorlar: Fuar, geçen yıla oranla, yüzde 10 büyümüştür; geçen yıl 226 bin ziyaretçi gezmiştir ve bu yıl bu rakamın artması bekleniyor.
Fuarda, geniş bir konu zenginliği içinde, söyleşi, panel, konferans, şiir dinletisi gibi 142 etkinlik yer almıştır.
Ve zengin bir sergi yelpazesi...
Fuarın onur konuğu Tarık Dursun K’ya da ilk günden bir plaket vererek bağrımıza bastık onu...
İlk günden gitgide artan bir kitapseverler kitlesi fuara akıyor; hafta sonunda bu sayı daha da artacak.
Bütün gördüklerimiz, İzmir’e yakışır güzellikte...
*
Okur olarak karşılaştığımız herkeste bir de, derin bir kaygı ve gelecek korkusu. Soru hep şu: Türkiye nereye gidiyor? Daha doğrusu, nereye götürülüyor ülkemiz?
Arkasından, Ergenekon soruşturması...
Bir de, Mustafa Balbay ile Prof. Dr. Erol Manisalı ne zaman özgürlüklerine kavuşacaklar?
Okurların derin kaygılarını yatıştırmaya çalışıyor ve gözleri geleceğe çevirmeye çabalıyoruz.
Nitekim, fuarda bir söyleşide, gelecek tehlikesine karşı, en başta gerçek bir “Sosyal Demokrat Parti”nin hızla yaratılışı gereğine değindim; yürürlükteki dağınıklıkla hiçbir yere varamazdık. En başta, CHP’lilere büyük bir görev düşmektedir.
Bir başka gerçeğe de değindik: Türkiye’nin gelip durduğu noktada, sosyal demokrat bir parti de yetersiz kalır. Bir fikir versin diye, Bağımsız Cumhuriyet Partisi’nin programına bakılması gereğine değindim...
Öte yandan, Köy Enstitüleri üstüne, bu yıl da, 17 Nisan öncesinde ve sonrasında, güzel yazılar yayımlanıyor.
Bir de müjdemiz olacak: Kastamonu Üniversitesi, Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 70. yılında 15-16-17 Nisan 2010’da büyük bir sempozyum toplayacak.
Üniversite, pek onurlu bir iş yapıyor.
Hepimiz orada olacağız...
*
Okurlarımıza yeni yayınlardan da haberler...
- Karl Marx üstüne ufkumuz gitgide zenginleşiyor: Francis Wheen’in, E Yayınlar’dan Karl Marx’ı bir örnek. Ayrıca duracağız üstünde. Siz şimdiden güzel okuyadurun!
Bir de, dev bir romancımız Vedat Türkali’nin yeni bir romanı: Yalancı Tanıklar Kahvesi’nde, yazar, yakın geçmişimizi anlatıyor. Bugünü anlamak için onu okumaksa şart, özellikle “solun başarısızlığı”nı. Yakınmalarla oyalanmanın anlamı yok, okuyunuz! Ayrıca, biz de duracağız yakında bu eser üstünde...
- Cumhuriyet Kitaplar’da en son çıkanlar şunlar: Öner Yağcı, Kir; Tarık Dursun K., Hasangiller, Sabriye Okkır, Cinayeti Gördüm; Hikmet Çetinkaya, Besleme Medyanın Aslanları; Talat Şalk, İmralı’da Öcalan’a Soruldu; Ümit Zileli, Cumhurun Trajedisi; Şeref Bakşık, CHP İle Bir Ömür; Hasan Barışcan, Tanrıların Yurdu Ege; Deniz Som, Türkiye İslam Cumhuriyeti; Mustafa Balbay, Nasreddin Hoca ile Eşeği ve Hoca ile Çocuklar.
- Kırmızı Yayınlar’da şunlar: Ali Cengizkan, Kırmızı Gün Beyaz Gece; Ali M. İrat, Modernizmin Erittikleri. Sünniler, Şîîler ve Aleviler, Pierre-Jean Amar, Basın Fotoğrafçılığı. “Gözleri Çelik Mavisi.”
- Evrensel Yayınlar’dan şunlar: Dünü ve Bugünüyle Evrim Teorisi; Felsefe, Bilim ve Din (Asım Bezirci çevirisi); Sennur Sezer, Kirlenmiş Kâğıtlar; Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları; Yılmaz Onay, Yazılar Filmatik; Kürt Halk Tarihi’nde 13 İlginç Yaprak; Nejat Elibol, Geleceğe İlk Adım.
- Berfin Yayınları’nda şunlar: Arif Tekin, Kuran’da Allah; Arslan Kacar, Pepo Kuşu (roman); Ahmet Türkay, Gelecekten Ödünç Ömürle Öykü; İbrahim Ülger, Zerdüşt (Işığın Kaynağı Doğu).
- Asya Şafak Yayınları’nda: Yılmaz Dikbaş, Efendi Teröristler.
- Uğur Mumcu Yayınları’nda şu: 18.30 Söyleşileri, No. 5 (2006-2008).
- Uğur Pişmanlık, Tarsus Basın Tarihi (1908-2008), Tarsus Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları.
- Yüksel Mert, Bilinmeyen Atatürk, Ares Kitap.
Cumhuriyet 24.04.2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
Diyarbakır'da yasak aşk
Özcan Karabulut ilk romanı Amida, Eğer Sana Gelemezsem ile 63. Yunus Nadi Roman Ödülü'nün sahibi oldu.
Ayça TEZER
-İlk romanınızla Yunus Nadi Ödülü'nü aldınız. Bu konudaki düşünceniz? -Evet, Amida bir ilk roman, ama yazarının otuz yıllık bir yazı serüveninin olduğu unutulmamalı. Şimdi dönüp geriye baktığımda, farklı diziliş taktikleriyle her sözcüğün, her cümlenin önem kazandığı, farklı biçimlerin denenebildiği, anlamın çok zaman yüzeyde değil, tersine derinde olduğu bir yazınsal türden gelmemin yanı sıra, farklı roman okumalarımın da Amida'ya katkısının olduğunu görüyorum. ÇOCUK İŞÇİLER- Romanınızda 'çocuk işçiler' sorununa değiniyorsunuz. Bu konuya olan ilginiz nereden geliyor? - Çocuk işçilik konusu yaklaşık on altı yıldır ilgi alanımda. İşçi sendikalarında çalışıyorum ve başka sendikal çalışmaların yanı sıra çocuk işçiliğine karşı projeler geliştiriyorum. Bu alanda ILO, UNICEF gibi uluslararası kuruluşlarla, kamu kurumlarıyla, demokratik kitle örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıyoruz. Çocuk işçiliğiyle ilgili makalelerim ve kitaplarım var. Çocuk işçilik temel sorunlarla ilişkili olarak Diyarbakır'da,Türkiye'de ve dünyada önemli bir sorun. Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek, romanın ana karakterlerinden Arat'ı diri tutuyor, onun temel sorunlarla yakından ilgilenmesini sağlıyor. Örneğin, insanların çok kimlikli olduğunu görüyor Arat, yaşam hakkı için, bir arada yaşamak için sınıfsal kimliğin önemini vurguluyor. Arat'ın, çocuk işçiliğiyle mücadele etmenin işçi hak ve özgürlüklerini koruma ve geliştirme mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söylemesi, sendikalara ve sendikacılara eleştirel bakması da bu yüzden. Çocuklara 'vefa borcu'muz olduğunu düşündüğüm için, romanın katmanlarından birini de çocuk işçiler oluşturdu, diyebilirim.- Romandaki Arat karakteri gerçekten çok ilginç bir karakter. Arat bazen anlatıcının bile üstüne çıkabiliyor. Anlatıcı mı onu yönlendiriyor, o mu anlatıcıyı çoğu zaman karışıyor. -Arat, üst anlatıcının kurguladığı bir karakter, yaşadıklarını kurgulayan bir anlatıcı aynı zamanda. Arat'la romancı arasında yer yer otobiyografik ilişkiler var. Bir ana karakter olarak Arat, kendi öyküsünü yazması için üst anlatıcıyı zorluyor. Kim zaman üst anlatıcı kendini Arat'ın yerine koyuyor, kimi zaman çalışma masasına çekiliyor, bütün bunların tadını sonuna kadar çıkarıyor. Arat'ı yaratan, onun peşinden koşan benim elbette. Italo Svevo gibi söyleyecek olursam, Arat benim icadım, onu ben uydurdum ve uydurmanın yalan söylemek demek olmadığını biliyorum.- Amida karakteri de çok ilginç. Dilşa adı Amida'yla değişiyor. Başı örtülü olmasına ve Diyarbakır gibi kapalı bir çevrede yaşamasına rağmen hayatın içinde olan, yerine göre gücünü etrafına hissettirebilen ama törelere de sıkı sıkıya bağlanmış bir kadın...- Evliya Çelebi metinlerinde bir zamanlar Diyarbakır'a hükümdarlık etmiş Amida adına rastlayınca, kadın karakterin yazgısı değişti. Kadın hükümdar Amida'yı 'kapalı kadın' imgesiyle günümüzün Diyarbakır'ına taşıdım: Törelere zincirle bağlanmış, çaresiz bir kadın imgesi. Güneydoğu'da yoksulluk, çocuk işçilik, çatışmalar, kadın intiharları, töre cinayetleri var olan kadın sorunlarını daha da katmerleştiriyor.-Yazmayı bir yas tutma seremonisi olarak görüyorsunuz adeta. - 'Kadınlar senin için ölsün' diyen Carmen; 'Korkarım kadınlar sizi çok üzecek' diyen Köstenceli Münevver Reşit; 'Amcalar pislik yapıyor' diyen çocuk işçi Uğur; Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevinde ölüm oruçlarından, tecritten, işkenceden çıkan Rizgarî; dağdaki Muhsin; Muhsin'in anası Halti Hazey; polis baskınında öldüğü sanılan, ancak yaşadığı anlaşılan Ermeni asıllı Simla; 'Bu erkekler niye böyle? Kadınlardan her istediklerini elde etmeye hakları olduğunu mu sanıyorlar?' diye soran Serpil; 'Ak memelerden korkağa pay düşmez,' diyen Amida; 'Yas 48 saat, sevişmek ömür boyu' diyen Arat; insana birbirine karşıt duygular hissettiren Diyarbakır' Romanın andığım bütün karakterleri, yazma eyleminin bir yas tutma biçimi olabileceğini düşündürüyor. Evet, bu romandan sonra yazmak, aynı zamanda bir yas tutma biçimi artık, en azından benim için. nAmida, Eğer Sana Gelemezsem/ Özcan Karabulut/ Can Yayınları/ 324 s.
İnsanoğlunun trajedilerinde yol almak
Hakan Yaman, ikinci romanı Fotoğraftaki Kadın ile aldı Yunus Nadi Roman Ödülünü.
Selcen AKSEL
-Bazı açılardan daha oylumlu bir tür olarak nitelenebilecek olan roman türünü seçişinizin belli nedenleri var mı? Bunu anlatımınızda yan öyküler ve ana karakterle sınırlanmayan ayrıntılarla bütünlenen üslubunuzla ilişkisi var mı?- Romanı her zaman kendime daha yakın buldum. Diğer edebi türleri de zevkle okumama rağmen romanın bende farklı bir yeri var. Özellikle uzun soluklu bir macera olduğu için ve yazarken bana çok sevdiğim bir yan uğraş imkanı tanıdığı, beni uzun ve zevkli araştırmalar yapmak zorunda bıraktığı için, bazen küçük detaylarlarla saatlerce beni uğraştırdığı için roman yazmayı daha keyifli buluyorum.Ancak buradan öykü yazarlığını da önemsemediğim anlaşılmasın. Hatta tam tersi iyi bir öykü yazmanın roman yazmaktan çok daha zor olduğunu düşünmüşümdür hep. - Bir yandan peşinden gidilen tutkulu bir aşk, bir yandan özenle saklanan umudun yitip gitmemesi için gösterilen çaba; böylesine iki öğeli bir tematik bütünlük içinde sizin romanınızı bir aşk romanı olarak yine de değerlendirebilir miyiz ?- Bu değerlendirmeyi benden önce eleştirmenler yapmışlardı. Her ne kadar romanların böyle tek sözcükle kategorize edilmesini çok doğru bulmasam da ben de bu görüşe katılıyorum. Derinlerdeki ağırlık noktasını insanoğlunun iki önemli trajedisi, yalnızlık ve cinselliğin oluşturduğu bir düzlemde ilerleyen bir aşk romanı diyebiliriz. Biraz marazi bir aşkın romanı. Bu anlamda klasik aşk romanlarından ayrılıyor. Ama yine de öyle nitelenebilir.
DOĞAL BİR DURUM
- Romanda ana karakterin hayata ve insanlara, belli bir kültürel ve entelektüel birikimle baktığını anlıyoruz. Ancak orta halli bir yaşam sürüyor, bazen basitleşebiliyor ve tutkusu söz konusu olduğunda uçlarda geziniyor. Bu simgesel olarak bir içsel çarpışma ve uyumsuzluğun yansıması mı?- Bu tespitinizi tüm insanlarda var olan ve kanımca olması da gereken doğal bir durum olarak kabullenmeliyiz. Hepimiz içimizde sosyal çevre için giydirilmiş bir 'ben' ile yalnız kaldığımızda ya da kendimizi rahat hissettiğimiz ortamlarda kaldığımız 'çırılçıplaklık' veya 'yarı çıplaklık' halini bir arada yaşıyoruz. Bu iniş çıkışlar yaşantımızın en temel ve doğal halleri. Romanın ana karakteri Suphi de doğal olarak içinde bu karşıtlığı barındırıyor. Üstelik kendine has ruh hali nedeniyle Suphi'de bu iniş çıkışlar zaman zaman biraz abartılı da olabiliyor.- Buna bağlı olarak; tarihsel döneme ilişkin ipuçlarıyla yüklü olmasa da, romanınızın günümüz dünyasının ve Türkiye'nin neresinde durduğunu sormak istiyorum...- Romanda çok açık bir tarih vermedim ama roman günümüzde geçiyor. Romanın günümüzde geçtiğini Suphi'nin yaşından ve gençliğinden bahsederken 1970'li yıllarla ilgili olarak anlattıklarından veya fotoğrafçılıktan söz ederken kendisinin artık geride kaldığı, her şeyin 'dijital' oluşundan yakındığı bazı bölümlerden anlıyoruz. Aslında bunu çok da önemsemiyorum. Bu romanın elli yıl önce ya da sonra geçmesi içinde anlatılanları fazla bir değişikliğe uğratmazdı diye düşünüyorum. - Yapıtlarınızın bu ikincisiyle, yazı sanatında nasıl bir yolda ilerlemiş oluyorsunuz? Bazı açılardan farklı bir anlatım söz konusuyken...- İlk romanım bittiğinde aklımda iki roman taslağı vardı. Bunlardan biri 'Fotoğraftaki Kadın' diğeri de şu an üzerinde çalıştığım romandı. Fakat 'Fotoğraftaki Kadın' kendiliğinden öne çıkıp, adeta kendini yazdırdı. İlk romanımı altı yılda bitirebilmiştim. Bu romanımın sanki bir şiir gibi gelip sözcüklere ve cümlelere dökülerek kendiliğinden kâğıtları doldurdu. Çok keyif alarak yazdığım bir roman oldu. Bu anlamda ilkinden oldukça farklı bir yazı süreçte yazıldı. Ayrıca yazdığım her yeni romanda farklı şeyler denemek istiyorum. Fotoğraftaki Kadın/ Hakan Yaman/ Doğan Kitap/ 234 s.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
'Hikâyelerim özgün ve ilgi çekici'
Gönül Çolak ' Komi ve Kemikler' adlı öykü kitabıylaYunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
Ceren ÇIPLAK
-Yunus Nadi Ödülleri'nde öykü dalında birinciliği paylaştınız. Ödüle ve derecenize ilişkin düşünceleriniz nelerdir?- - Yunus Nadi şu ana kadar başvurduğum ilk ve tek yarışmaydı. Bu kitap aslında çok uzun ve emek verilmiş, zorlu bir yaşantının sonucu içimden düşürdüğüm bir taştı. O taş güçlü bir ivme yaratmış olmalı ki domino taşları gibi diğerleri de devrilmeye başladı. Ödül de bu taşlardan biri ve belki de en büyüğü. Yunus Nadi gibi Türk Edebiyatı için son derece prestijli ve büyük bir ödülü almak gurur verici. - Kitabınızın başarı kazanmasını neye bağlıyorsunuz?- Hiçbir zaman başarıyı hedeflemedim. 'Komi ve Kemikler'i yazma sürecinde ödül ya da yayımlanıp yayımlanmayacağı kaygısı taşımadım hiç. Hatta eleştiri alabileceğini tahmin ettiğim bölümleri, uzamış, sarkmış, dağılmış gibi gözüken yerleri tasarımımdan ödün vermemek adına kısaltmadım. Çünkü toplamda bir etki yaratmak, okuru kitabın içinde sıkıştırmak, kaybetmekti niyetim. Aynı hayatın bize yaptığı gibi' Ben kendi yolumdan gitmeye uğraştım hep. - Eleştirilere ilişkin neler söyleyebilirsiniz? - Eleştirilere gelince; gerek basında çıkan yazılar, gerekse kitap arkasına yazılan kritikler hep olumlu yöndeydi. Şu ana kadar olumsuz bir eleştiri duymadım. Kurgu ve matematiği özgün ve başarılı bulundu mesela. Dil için de aynı şeyler söylendi. Çok değerli ustalardan övgüler alarak çıktı kitap yolculuğuna. Başta İsmail Mert Başat olmak üzere, Ahmet Telli.. ve bana inanan tüm büyüklerime ve dostlarıma cömert kritikleri için teşekkür etmek istiyorum. Bu zaten büyük bir başarıydı benim için.
HAYATI İZLEYEREK YAZDIM >
- Komi ve Kemikler > ilk öykü kitabınız olmasına rağmen kurgusundaki özgünlük dikkat çekiyor. Bu kurgu başarısını nasıl sağladınız? >- Son derece riskli bir şeyi denediğimi biliyordum. Çünkü bu güçlükte bir kurgunun ortası yoktur. Başaramazsanız her şeyi çöpe atmanız gerekir. > En küçük bir tereddütte bile yer vermemeniz gerekir. Aksi halde yazarın kafa karışıklığı ve ne yapmak istediğine ilişkin kararsızlığı olarak algılanır. Öyledir de zaten. Tabii ki çok zorlandım. Çünkü burada rakamlarla ve sembollerle değil sayfalarca yazıyı çevirmek durumundasınız. - 'Komi ve Kemikler'in yazarı kimdir' ve öykü çalışmaları ne zaman başladı?- Bu kitabın yazarı somut ve maddi hayatla bağları kopuk biridir ya da gittikçe bu bağ zayıflamaktadır. Ama yine de birkaç şey söylemek gerekirse; 1971 yılında Antalya'nın Serik ilçesinde doğdum. Çocukluğumun geçtiği yer burası. Ortaöğrenimimi > Antalya'da tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi İngilizce Bölümü'nden mezun oldum ve sonrasında İstanbul'a geldim. Birkaç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra istifa ettim. Özel sektörde işlerde çalışmanın yanında, oyunculuk ve müzikle ilgilendim. Şahika Tekand'ın atölyesinde çalıştım bir süre. Beklan Algan ve Ayla Algan'la 'Yaratıcı drama' üzerine çalıştım ve kendilerine asistanlık yaptım. Bir uzun metrajlı film senaryosu yazdım, yine gün yüzüne çıkaramadığım. Ara sıra söyleşiler yazdım kitap ekleri için. Yazmaya ne zaman başladığım gibi bir sorunun cevabı yok bende. Çok suskun ve hareketsiz bir çocukluk yaşantım oldu. Bunun şimdilerde ne anlama geldiğini çözebiliyorum. Her şeyi büyük bir dikkatle, tamamen bir yabancı gibi izlediğim için hayata katılamazdım pek. Bence yazı o zamanlar > başladı' Ama bir bütünlük oluşturacak ve edebi bir tarza girebilecek şekilde 1996 yılında yazmaya başladım. Komi ve Kemikler/ Gönül Çolak/ Kırmızı Yayınları/124 s.
'Edebiyat da aşk gibidir, başınıza gelir'
Murat Özyaşar, 'Ayna Çarpması' adlı öykü kitabıylaYunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
Mehmet PİŞKİN
'KENDİME TUTTUĞUM BİR DEFTER'
azmaya ne zaman ve nasıl başladınız? - Edebiyat da aşk gibidir, başınıza gelir! Edebiyata bulaşmamı sağlayan ortaokuldaki Türkçe öğretmenim değil de bize birkaç haftalığına derse giren stajyer Türkçe öğretmeni oldu. Dersimize sürekli giren öğretmenin adını hatırlamıyorum, stajyer öğretmenimin adını ise adım gibi hatırlıyorum. Adı; Bilal Küçük'tü. Bir iki hafta dersimize girdikten sonra onu bir daha göremedim. Peki ne yapmıştı da beni böylesine etkilemişti? İkinci veya üçüncü derslerin birinde tahtaya Yahya Kemal'in 'Sessiz Gemi' şiirini yazmış ve sonra da o şiiri yorumlamaya başlamıştı. O yorumladıkça ben sanki dersi bir tek bana anlatıyormuş duygusuna kapılmıştım. Onun yorumuna göre şiirde 'gemi' sözcüğü 'tabut' sözcüğü yerine kullanılıyordu. Üstelik şiirin hiçbir yerinde 'tabut' sözcüğü geçmiyordu, işte bu temsili istiare beni fazlasıyla etkilemiş, bir sözcüğün gerektiğinde bir başka sözcük yerine kullanılması, sözcüklerin bir büyüsü olduğu fikrini yaratmıştı bende. - Kitabınız, Pavase'nin, 'Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum' sözü ile başlayıp, The Beatles'ın şarkı sözlerinden, 'Bu sabah aynaya baktım, kimseyi göremedim' sözüyle bitiyor. Kitabın yazılma serüveninden söz eder misiniz?- Evet, sizin de belirttiğiniz gibi, Pavese Yaşama Uğraşı adlı kitabında 'Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.' diyordu. Bu cümlesine karşılık The Beatles de bir şarkı yapmış ve şarkının bir yerinde şöyle diyordu: 'Bu sabah aynaya baktım kimseyi göremedim.' Ben de bu buluşmaya dahil olmak istedim ve Ayna Çarpması'nı Pavese'nin cümlesiyle açıp The Beatles'ın dizesiyle kapamak ve bu iki cümle arasında olup bitenleri anlatan bir kitap yapmak istedim. Yani öykülerden önce bir kitap yapma fikri vardı kafamda. Benimkisi bir kitap yazmaktan çok bir kitap yapmaktı.
'MUTLU BİR HARF YOKTUR'
- Öykülerinizde genelde karamsar bir hava var, bunun nedeni nedir acaba?- Çünkü mutlu harf yoktur ve herkes kendi 'kara'sını döker sayfaya.-'İtiraf' adlı öykünüzdeki Selim karakterinin cezaevinde siyasal bir tutukluyken uzaktan sevdiği kızı görebilme adına 'itirafçılar koğuşuna' geçip geçmediği finalde muallâkta kalıyor. Selim, âşık olduğu kız için 'itirafçı koğuşuna' geçiyor mu?-Yazdığım bir öyküyü sonradan açıklama gayreti içerisine girmek açıkçası zoruma gidiyor. Bu sebeple Selim'in 'itirafçılar koğuşu'na gidip gitmediğini belirtmek yerine ya da bunu hak'katen merak eden okurlar, Cumhuriyet Kitap'ın 989. sayısında 'Ayna Çarpması'nda Metin İçi Geçişler' adlı bir yazı yayımlandı, bu yazıya bakabilirler. - İlk öykü kitabınız Ayna Çarpması ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne layık görüldünüz, neler hissediyorsunuz? Bu bağlamda ödüller hakkında neler düşünüyorsunuz?- Böylesine köklü ve sicili temiz bir ödülü almış olmaktan mutluluk duydum. Ödüllerin ödül alan eseri öne çıkardığını düşünüyorum. Bunun dışında hiçbir ödül hiç kimseyi yazar yapmaz, sadece kişiyi daha görünür kılar diye düşünüyorum. Ödül alan eser iyidir, almayan kötüdür gibi bir kolaycılığa düşmemek gerekir, Sevim Burak da Sait Faik Ödülü'nü almak istemişti, ama o günkü koşullarda bu mümkün olmadı, bu onun kötü bir yazar olduğunu asla göstermez. Ayna Çarpması/ Murat Özyaşar/ Doğan Kitap/ 98 s.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
'Ok gibi olsam yabana atarlar'
İşsizliği konu alan çalışmasıyla 2009 Yunus Nadi Karikatür Ödülü'ne Ahmet Ümit Akkoca değer görüldü.
Elif BEREKETLİ
izerken nelerden besleniyorsunuz, neler dürtülüyor sizi? - İlgi alanıma ülke ve dünya sorunları giriyor aslında. Eğer düzenli bir yerde çalışsaydım bu konuları işlerdim. Şimdi yarışma karikatürleriyle ilgilendiğim için benden istenilen konularda çiziyorum. Genel bir politikliğim olduğu söylenemez. Çizgilerimde Türk kültüründen besleniyorum. Haksızlığa başkaldırı, adalet duygusu, başkalarına ve çevreye zarar vermeme, ülke ve dünya insanlığı için barış, insana ait değerlerin zaafa uğraması dürtüyor beni.- Politik olmadığınızı söylüyorsunuz. Politik karikatür üzerinde tabu var mı sizce şu an Türkiye'de? Aslında daha da önemlisi, zamanında bazı mizah dergilerinin başına gelenler sizce bugün otosansür nedeni oldu mu?- Eleştirel düşünceler kızgınlığa ve önyargılara dayanmamalı. Çeşitli durumlar ve olaylar karşısında takındığımız tavırlar, sarf ettiğimiz sözler daha sonra kaybolup gidiyor. Ama çizgiler kaybolmuyor. Alıcılar tarafından yapılan değerlendirmelerde her şeyden önce karikatür sanatının özellikleri göz önüne alınmalı. Hiçbir konuda hakareti onaylamayan bir kişi olarak, sanatın da özgür iradeyle yapılabileceğine inanıyorum. Çizer entegre bir kişiliktir. Bu özelliği önemlidir. Yukarıda söylediklerimin haricinde şartlar bu özelliğe gölge düşürmemeli. Bazı tanımlamalarda olduğu gibi, karikatür yıkıcılık değildir aslında. Eğer yıkıcılıksa, o zaten başka bir yapıcılığı getirir. Ağırlıklı olarak, yapıcılıkta odaklanmalı söz konusu bazı tanımlamalar.
'KARİKATÜR SÜREKLİ DEVRİMDİR'
- 'Otokontrol' ile 'otosansür'ü ayıran çizginin özgürce çekilememesi düzenle uzlaşmaya neden olmaz mı peki? Doğuşu muhalefete dayanan böyle bir alanda özellikle...- Evet, doğru, karikatürün var oluş nedeni muhalefet yapmaktır... Ama neye karşı muhalefet? Tabiî ki düzendeki olumsuzluklara, haksızlıklara, yanlış yapılan işlere karşı muhalefet. Düzenle uzlaşmasına gelince, dedemin bir sözü vardı: 'Ok gibi doğru olsam yabana atarlar beni, yay gibi eğri olsam elde tutarlar beni.' Yay gibi eğri olmak herhalde biraz esnek olmak anlamına da geliyor. Ben karikatürde bu yaklaşımı onaylamamakla beraber, özellikle basında çalışan karikatürcüler için kapının önüne konulma gibi bir risk de olabileceğini söylemek zorundayım. - Kapının önüne konma durumu olan karikatürcülerin hayalgücünün egemenlerce kontrol altında tutulması anlamına gelir bu da pekâlâ. Peki, karikatürün hayalgücü ve dolaylı olarak da felsefeyle ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz; 'konjonktürden bağımsız olarak' ve 'bugünlerde ülkemizde'? - Hayalgücü, insanların ortak kullanım alanı olarak üzerinde yaşadıkları tek dünyada, her insanın sadece kendilerine ait çok dünyalılıklarıdır. Felsefe hayalgücünde filizlenir, gelişir. Sanat; insanın iç dünyasıyla iletişim kurmasıdır. Bu iletişim sonucu ortaya konulan üretim, felsefi bir altyapıya dayanır. Sanatçı düşünerek saklı olanları ortaya çıkarır. Her konudaki; sanatta, politikada, bilimde, teknolojideki gelişme yani; insanın refahı mutluluğu için yeni açılımların yapılması, iyinin de daha iyisini bulma arayışları, karikatür, saklı olanı bulup ortaya çıkarmaktan geçer. Bu sürekli devrimdir. - Karikatür, her şeyden önce küresel bir boyuta sahip ve söylediğiniz gibi 'insanlığa ait değerlerin egemen olmasına katkıda bulunuyor'. Bunu bir 'tanım' olarak alalım. Peki, işin aslı, ülkemizde üretilen karikatür ve de mizahın evrensel boyutu nedir? Çağın küreselleşme hızına paralel bir gidiş gösteriyor mu? - Ülkemizde mizah yeterince küreselleşiyor, evet. Aslında bu son derece iyi bir gelişme. Bu durum evrensel bir yaklaşımı da getiriyor aynı zamanda. Açlık, küresel ısınma, silahlanma yarışı, ekonomik kriz gibi dünyayı tehdit eden durumlarla ilgilenmek, her düşünen ve sorumluluk hisseden insanın görevidir aynı zamanda.
'Ülkede yaşanan her şey mizah malzemesi'
'Yunus Nadi Karikatür Ödülü'ne değer görülen karikatürist Ali Şur, yaşamını karikatür sanatına adamış.
Selda GÜNEYSU
ize ödül getiren karikatürünüz hakkında bilgi verir misiniz ?- Ödül aldığım karikatür, yerel seçimler dönemini konu ediniyor. Yani güncel bir olayı yansıttım çizgilerime. Siz de çok iyi biliyorsunuz, yerel seçimler öncesinde, Tunceli'deki seçmenlere buzdolabı, çamaşır makinesi, çek-yat gibi eşyalar dağıtıyorlardı. Bütün basın bu yardımlardan söz ediyordu. Bir gün, bir televizyon kanalında, muhabirin, yardım alan köylülerle yaptığı söyleşiyi izliyordum. Muhabir sırtında buzdolabı taşıyan bir köylüye, 'Köyde elektriklerin olmadığı söyleniyor. Bu buzdolabını nasıl kullanacaksınız' diye sordu. Köylünün verdiği yanıt çok anlamlıydı: 'Evet, bu buzdolabını evime götüreyim de elektrikler yok. Bu seçimde buzdolabı, çamaşır makinesindeki oylar kime gidecek?' Yani karikatüre konu olan espri aslında bana değil, köylüye ait. Durumun vehametini çok güzel özetliyordu bu sözler. Söz çok hoşuma gitti ve hemen not aldım. O gün de bu karikatürü çizmeye başladım. Yurttaşlar da oylarını kutular yerine bu buzdolaplarına, çamaşır makinelerine atıyorlar.
'12 EYLÜL DÖNEMİNDEN BETER DURUMDAYIZ'
Yaşamımı karikatür sanatından kazanıyorum diyorsunuz. Ancak günümüzde karikatür sanatına gereken önemin verilmediğine, hatta bazı karikatüristlere iktidar tarafından çok sayıda dava açıldığına tanık oluyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz?- Maalesef çok doğru. Bizim içinde bulunduğumuz durum, 12 Eylül döneminden bile beter. Demokrat Parti (DP) iktidarı öncesinde ülkede karikatüristler altın çağını yaşıyordu. Hemen hemen her gazetede çok sayıda karikatür sanatçısı görev yapıyordu. Çok iyi para kazanıyorlardı o dönem karikatüristler. Sonra DP iktidara geldi. İktidar karikatüristlere baskı uygulamaya başladı. Biliyorsunuz ardından da 12 Eylül süreci yaşandı ülkede. 12 Eylül dönemi de karikatür sanatı için sancılı bir süreçti. Dönemin en önemli karikatür dergilerinden biri olan Gırgır kapanmak zorunda kaldı. Bazı karikatürcüler hapis yattı, vuruldu. Ancak tüm bu yaşananlara karşın karikatür sanatı o günlerde bile bugünlerde olduğundan çok daha önemliydi. İnsanlar bir şekilde işlerini yapabiliyorlardı. Karşı koyuyorlardı, mücadele ediyorlardı. Ancak bugün durum böyle değil. Bugün iktidar karikatür sanatından çok hoşlanmıyor. Çünkü karikatür sanatı yapı itibarıyla muhalif. - Bugüne değin 76 ödül kazandım dediniz karikatür sanatından. Bu ödüllerin sizin sanatınıza ne tür etkileri oldu?- İnsan ürettiklerinin karşılığını alınca mutlu oluyor tabii. Ödüller teşvik ediyor, sorumluluk yüklüyor. Hep daha iyiyi hedefliyorsunuz. Düşünceleri daha güzel ifade edebilmenin yollarını arıyorsunuz. Ödüllerin sahiplerine verilmesi sırasında diğer karikatür sanatçılarıyla tanışıyorsunuz, onların yaptığı çalışmalar hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Değişik ülkeleri görüyorsunuz. Bu ülkelerin kültürlerini tanıyorsunuz. - Bugün ülkedeki birkaç mizah dergisinin dışında ülkede yaşanan sorunları eleştirel bir dille topluma sunacak bir karikatür sanatının varlığından söz etmek ne yazık ki pek mümkün değil. Karikatüristler de eleştiriye uzak duruyor gibi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?- Evet. Bugün hatırı sayılır karikatüristlerin dışında, ne yazık ki eleştirel tavrını sürdüremeyen karikatüristlerin sayısı azımsanmayacak ölçüde çok. Çünkü toplumsal çürüme, karikatüristlere de yansıdı. Bir karikatürist her şeyden önce toplumsal olayları iyi değerlendirmeli ve bu olayları en iyi şekilde karikatürlerine konu edinmeli. Toplumun o olaylarda göremediklerini bir çizgiyle en iyi şekilde ifade edebilmeli. Üstelik bizim ülkemizde bir günde yaşanan pek çok olay karikatüre konu olabilir. Her şey mizah malzemesi öyle düşünüyorum. Başbakan'ın sözlerinden tutun da kazalara, yurttaşlara değin.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
'Şiir muhalif bir sanattır'
'Çıplak Su' adlı dosyasıyla Yunus Nadi Şiir Ödülü'nü kazanan Hüseyin Atabaş ile şiirlerini konuştuk.
Selda GÜNEYSU
-Bize biraz kendinizi anlatır mısınız? Ne zamandan beri şiir yazıyorsunuz?- 10 Temmuz 1942 tarihinde, Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde doğdum. Annemin söyleyişiyle; çocuk denecek yaşta askere gitmeyeyim diye, İkinci Dünya Savaşı bitmeye yüz tuttuktan sonra, yani 8 Eylül 1945'te doğmuşum gibi nüfus kaydına geçirilmişim. 11 yaşımda doğum yerim olan Yalı beldesinde ikinci sınıftan ilkokula başladım. Sonra Elazığ, Kütahya, Trabzon ve Ankara'da okuyarak liseyi bitirdim ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ne devam ettim. Sonra Ordu Yardımlaşma Kurumu'nda, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ), Ankara Anakent Belediyesi'nde ve Ankara Üniversitesi'nde olmak üzere 35 yıllık bir çalışma yaşamı ve emeklilik... İlk şiirim, 19 yaşındayken, yani 1 Mayıs 1961 tarihinde yayımlandı. O günden bugüne sürüp geliyor işte. Sekiz şiir kitabım yayımlandı, dokuzuncusu ve onuncusu hazır.
'YUNUS NADİ TAM BİR YURTSEVERDİ'
- Daha önce de ödüller aldınız; bu nedenle sormak istiyorum, ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz?- Evet, ödüller aldım; ama ben ödül peşinde koşmam, buna karşın ödüllerin önemini ve işlevini de yadsımam. Ödül, alana ya da verene ne kazandırır? Bir ödüle niçin katılınır? Ülkemizde yılda yaklaşık otuz kadar şiir ödülü veriliyor. Ben onlardan üçüne, dördüne katılmışımdır, bunlar: 'Türk Dil Kurumu Ödülü', 'Yunus Nadi Ödülü' ve 'Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'ydü. Ödül, onu alan kişiye bir sorumluluk yükler. Ödülü veren kurumun ya da ödülün adına verildiği kişinin, adına ödül konulmasını hak etmiş olması gerekir. Bir başka neden de, ödül seçici kurulunu oluşturanların saygınlığı olması gerektiğidir. Eh biraz da verilen ödülün maddi değeri bir yaraya merhem olacak gibiyse hiç fena olmaz. Eğer tüm bunlar ve belki daha da fazlası varsa, o ödül bir saygınlık kazanmış olur ve herkes değilse de, saydığım nedenlerle ödülü almak isteyenlerin de niteliği, saygınlığı olur. 'Yunus Nadi Ödülleri'nin saygınlığı da, ödülün adına verildiği kişinin saygınlığından geliyor. O insanın saygınlığının nereden geldiğini bugünkü gençlere anlatmak gerekir ki, bu durum ödülü anlamlı kılan öğelerden biridir. Ben burada çok kısaca iki üç şey söyleyeyim: Yunus Nadi yurtseverdi, antiemperyalistti, ülkesinin bağımsızlığından yanaydı ve bunları gerçekleştirmek için savaşım vermiş bir insandı. Bundan büyük saygınlık mı olur?
'ŞİİRE VERİLEN EMEK BİR ÖMÜRDÜR'
- Pek çok genç şiire meraklı. Ancak bu gençlere edebiyat alanında kapıların açılmadığı söyleniyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?- Gençlerin de edebiyat kapısını açmak için nelere gerek olduğunu sezinlemesi, öğrenmesi ve o doğrultuda donanım edinmesi gerekir. Yoksa kimsenin kimseyi edebiyat dünyasına, şiir ortamına sokmamak gibi bir hakkı, bir yetkisi, hatta gücü yoktur. Ama gençlerin o kapıyı açmaları için bir emek vermek gerektiğini bilmeleri ve o emeği vermeleri gerekir, o da bütün bir ömürdür.- Bize, bu yıl 'Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer görülen eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz? Ne tür şiirler yer alıyor oluşturduğunuz dosyada? Bu dosyada yer alan şiirlerinizden en çok hangisini seviyorsunuz?- Çıplak Su adını verdiğim bu dosyada, insanlık hallerini bütün çıplaklığı ile ama şiir dili ile sarmalayarak vermeye çalıştığım şiirler var. Doğal olarak bunlar çok özel bir çalışmanın sonunda ortaya çıkan ürünler değil, benim şiirimin geldiği yerin ortaya konulması gibi bir şey. Yalnızca biçimsel olarak kendime göre kimi yenilikler denedim yine de.. Dosya; 'Beklemeler', 'Uğultu' ve 'Adamlar Adamlar' bölümlerinden oluşuyor. İlk bölümde aşk ilişkilerinin ve durumlarının ağır bastığı şiirler, ikinci bölümde dünyanın bir uğultudan ibaret olduğunu söylemeye çalışan şiirler, üçüncü bölümde de örneğin Cemal Süreya gibi, Bob Dylan gibi, İlhan Berk gibi, Hasan Ali Toptaş gibi şair-yazar büyüklerime ve dostlarıma göndermeler yaptığım şiirler var.
Rusya ve Kurtuluş Savaşı
Rasim Dirsehan Örs, Sosyal Bilimler Araştırması dalında 'Rus Basınında Türk Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri' adlı dosyası ile Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı.
Özge KESKİN
Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırması ödülü, 1963 İçel doğumlu olan Rasim Dirsehan Örs'ün Yunus Nadi Ödülleri'nden aldığı ilk ödülü değil. Örs, 1986 yılında üniversite son sınıftayken Yunus Nadi Ödülleri Mizah Öyküsü Yarışması'nda 'Çok Kötü Etmişsin Memet' adlı öyküsü ile de ödül almış. Şu anda Rusya'da yaşayan Örs, Üniversite yıllarında Gıgır dergisinde de birçok öyküsü yayımlanan ve edebiyatın, yazmanın, araştırmanın çocukluğundan beri hayatında çok önemli bir yer kapladığını belirten Örs, bu konuda babası Naci Örs'e çok şey borçlu olduğunu belirtiyor: 'Anadolu'nun aydınları yalnız olurlar; hele ki eskiden. Çünkü o zamanlar şimdiki gibi iletişim araçları ve çağımızın imkânları yoktu. Halk da şu zamana kıyasla daha cahildi. Yani danışacak, öğrenecek bir iki kişi bulabilirsiniz, o da şanslıysanız. Bilgiden yoksun kalırsınız. İşte o zaman kitaplara sığınırsınız. Onlar size yarenlik ederler. Benim yaşadığım yerde de elektrik yoktu, su yoktu ama halk kütüphanesi vardı. Zamanımın çoğunu bu kütüphanede okuyarak ve araştırarak geçirirdim. Bana bu ödülü kazandıran araştırma özelliğimi de işte bu kütüphaneye ve beni okumaya, araştırmaya teşvik eden babama borçluyum.'1986 yılında kazandığı ödül sonrasında Rıfat Ilgaz ve Nadir Nadi'nin kendisi ile özel olarak ilgilendiğini ve çok destek olduklarını söyleyen Örs, gelecek kaygısı nedeniyle profesyonel anlamda yazmaya devam edemediğini fakat amatörce yazılarına hiç ara vermediğini söylüyor.
BU TARİH BİZİM TARİHİMİZ
Ona bu yıl Yunus Nadi Ödülleri'nde 'Sosyal Bilimler Araştırması' dalında ödül kazandıran bu dosya çalışmasının nasıl ortaya çıktığını sorduğumuz Rasim Dirsehan Örs 'Aslında tesadüf diyebiliriz' diyerek başlıyor söze ve şöyle devam ediyor: '2004 yılında Rusya'da televizyon izliyordum. Kültür Kanalı'nda bir spiker bir şeyler anlatıyordu. Rusçam da bu kadar iyi değildi o zamanlar. Spiker konuşurken bir baktım, arkadaki görüntüde Taksim Meydanı. Gurbette yaşadığınızda ülkenizle iligili bir şey gördüğünüzde hemen dikkat kesiliyorsunuz. Sonra daha dikkatli dinlemeye başladım ve spikerin Türkiye, Rusya ve Kurtuluş Savaşı'ndan söz ettiğini fark ettim ve spikerin söylediğine göre Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'na Atatürk'ün emriyle Rus Büyükelçisi'nin heykelinin de dahil edildiğini öğrendim.' Kendi tarihi ile ilgili yeni bir şey öğrenmiş olmaktan mutluluk duyduğunu, fakat önünden yüzlerce kez geçtiği halde bir Türk olarak o güne kadar hiç bilmediği bir şeyi Rus kanalından öğrenmenin de onu biraz rahatsız ettiğinin altını çizen Örs, bu konunun kendinde merak uyandırdığını ve araştırma yapmaya başladığını söylüyor. Önce kendi kendine araştırmaya koyulan Örs, daha sonra konunun uzmanı kişilere de danışmış, fakat bu konuda onu tatmin edecek bilgiye bir türlü ulaşamamış. Bu bilgi boşluğunun onun bu araştırmaya daha ciddi bakmasını sağladığını belirten Örs, 'Bunları bilmezsek neyi bileceğiz? Bunlar bizim tarihimiz' diyor. Kendini tamamen bu araştırmaya adayan Rasim Dirsehan Örs, neredeyse Rusya'daki bütün kütüphaneleri dolaşmış. İlk başlarda daha genel bir araştırma yapmayı düşünürken de araştırma öyle dallanıp budaklanmış ki konu Rus basınında Türk Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri'ne kadar gelmiş. Yüz binlerce sayfalık tarama yapan Örs, bu bilgileri arşivlemeye de başlamış. Sonunda bu çalışmayı elde etmiş.
VEFA BORCUMU ÖDEDİM
Türkiye'de yaşamasa da burada olup bitenleri internet aracılığı ile her zaman takip ettiğini, gazetemizin de sıkı bir okuyucusu olduğunu söyleyen Örs, 'Benim akademik bir unvanım yok. Ama bu kadar yoğun ve emek gerektiren bir çalışmanın da boşa gitmesini istemedim. Cumhuriyet'i de internetten sürekli takip ettiğim için Yunus Nadi Ödülleri'nin duyurularını görüyordum. Ben de şansımı denemek istedim. Ayrıca bugün biz varsak bunu Cumhuriyete borçluyuz. O yüzden onun kuruluşunu çok iyi bilmeliyiz. Ben de bu çalışma ile, imkânlarım dahilinde; beni var eden topraklara borcumu ödedim' diyor. Rasim Dirsehan Örs, Yunus Nadi Ödülleri'nin farkını da şu sözlerle anlatıyor: 'Ben yıllar önce bir kez daha yaşamıştım bu mutluluğu ve gururu. Bu yıllar süresince ben değiştim, dünya değişti fakat Yunus Nadi Ödülleri ve Cumhuriyet gazetesi hâlâ aynı istikrarla devam ediyor. Anlamından hiçbir şey yitirmeden yoluna devam ediyor!'
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
CUMHURİYET GAZETESİNİN 85. YILI VE 63. YUNUS NADİ (2009) ÖDÜLLERİ 1
Yunus Nadi Anısına 8 Ödül
Kültür Servisi - 2009 Yunus Nadi Ödülleri belirlendi.
Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen ve 5 dalda 8 ödülün verildiği yarışmaya 270 kişi katıldı.
“Sosyal Bilimler Araştırması” dalında Dr. Erdal Atabek, Prof. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Emre Kongar, Prof. İonna Kuçuradi ve Prof. Ahmet Mumcu’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün Rasim Dirsehan Örs’ün “Rus Basınında Türk Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri” adlı yapıtına verilmesini kararlaştırdı.
“Roman” dalında Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Mehmet Eroğlu, Konur Ertop ve Tahsin Yücel’den oluşan Seçici Kurul, ödülü Özcan Karabulut’un “Amida Eğer Sana Gelemezsem” adlı yapıtıyla Hakan Yaman’ın “Fotoğraftaki Kadın” adlı yapıtı arasında paylaştırdı.
“Öykü” dalında, Hikmet Altınkaynak, Mehmet Başaran, Sami Karaören, Tarık Dursun K. ve Emin Özdemir’den oluşan Seçici Kurul, ödülün Gönül Çolak’ın “Komi ve Kemikler” adlı yapıtı ile Murat Özyaşar’ın “Ayna Çarpması” adlı yapıtı arasında paylaştırılmasını kararlaştırdı.
“Şiir” dalında Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan ve Kemal Özer’den oluşan Seçici Kurul, ödülün, Hüseyin Atabaş’ın “Çıplak Su” adlı yapıtına verilmesini kararlaştırdı.
“Karikatür” dalında Kâmil Masaracı, Tan Oral, Ferit Öngören, Turhan Selçuk ve Tonguç Yaşar’dan oluşan Seçici Kurul, ödülü, Ali Şur ve Ahmet Ümit Akkoca arasında paylaştırdı. Ödüller, gazetemizin 85’inci kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs 2009 Perşembe günü (bugün) saat 19.30’da Şişli’deki Grand Cevahir Otel ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.
Cumhuriyet 07.05.2009
Cumhuriyet gazetesi 85 yıldır tüm baskılara, saldırılara, sansüre karşın laik ve demokratik çizgiden ayrılmadı
Atatürk devrimlerinin izinde 85 yıl
© Gazetemiz bugün de Ergenekon soruşturması kapsamında kuşatılarak baskı altına alınmak isteniyor. Soruşturma kapsamında gazetemiz İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk gözaltına alınarak evi arandı, Ankara Temsilcimiz Balbay ve yazarımız Manisalı gözaltına alınarak tutuklandı.
İstanbul Haber Servisi - Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’yle yaşıt Cumhuriyet gazetesi bugün yayın hayatına başlamasının 85. yılını geride bırakıyor. Adını Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği Cumhuriyet gazetesi sıkıyönetim dönemlerinde bir dizi baskıyla karşı karşıya kaldı. 12 Eylül askeri cunta döneminde geçici sürelerle birçok kez yayını durduruldu, bombalandı ve yazarları tutuklandı.
Baskılara boyun eğmeyen gazetemiz bugün de Ergenekon soruşturması kapsamında kuşatılarak baskı altına alınmak isteniyor. Soruşturma kapsamında gazetemiz İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk “geceyarısı” operasyonlarıyla gözaltına alınarak evi arandı, Ankara Temsilcimiz Mustafa Balbay ve yazarımız Prof. Dr. Erol Manisalı gözaltına alınarak tutuklandılar.
7 Mayıs 1924’teki ilk baskısında, “Cumhuriyet, yalnızca Cumhuriyetin, bilimsel ve yaygın ifadesiyle demokrasinin savunucusudur” ilkesiyle laik ve demokratik çizgisinden ödün vermeden yayın hayatını sürdüren Cumhuriyet gazetesi ve yazarlarımız AKP yandaşı medya tarafından Ergenekon soruşturması süresince hedef gösterildi.
Tarihe tanıklık etti
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün adını verdiği gazetemiz, ilk sayısını çıkardığı 7 Mayıs 1924’ten günümüze değin geçen 85 yılda Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmelere tanıklık etti, ülkenin toplumsal ve siyasal tarihini yansıttı. Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı, Cavit Orhan Tütengil, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi Cumhuriyet’in önemli kalemleri katledilerek susturuldu, gazete birçok kez bombalı saldırılara hedef oldu.
Ancak Cumhuriyet gazetesi ilk günden bugüne değin hiç değişmeyen “Gazetemiz ne hükümet gazetesi ne de parti gazetesidir. Cumhuriyet yalnızca Cumhuriyetin, bilimsel ve yaygın ifadesiyle demokrasinin savunucusudur. Cumhuriyet ve demokrasi fikir ve esaslarını yıkan ve yıkmaya çalışan her kuvvetle mücadele edecektir’’ yayın ilkesi ve okurlarının desteğiyle yoluna devam ediyor.
Milli mücadeleye destek
Gazeteciliğe 1900’de “Malumat” gazetesinde başlayan Yunus Nadi, 1901 yılında 2. Abdülhamit’e karşı “gizli bir derneğe girmekle” suçlanarak Midilli Kalesi’nde üç yıl hapse ve sürgün cezasına mahkûm edildi. 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelen Yunus Nadi, İkdam ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinde yeniden yazmaya başladı. Daha sonra İttihat ve Terakki Fırkası’nın yayımladığı “Rumeli” gazetesinde başyazar olan Nadi, İstanbul’da 1918 yılında Yeni Gün gazetesini çıkarmaya başladı. Ulusal direniş hareketini destekleyen Yeni Gün gazetesi, baskı ve zor koşullar altında çıkarılıyordu. Yunus Nadi, 2 Nisan 1920’de gizlice İstanbul’dan ayrılarak Ankara’ya geçti. Matbaa da gizlice Ankara’ya taşındı. Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek, Mustafa Kemal’in yanında yer almak için Anadolu’ya geçen Nadi, 23 Nisan 1920’de TBMM’ye milletvekili olarak girdi. İzmir milletvekili olarak Ankara’da bulunan Nadi, Sakarya Savaşı öncesinde önlem olarak gazeteyi Yazı İşleri Müdürü Kemal Salih’e (Sel) verdiği bir talimatname ile Kayseri’ye taşıdı. Nadi, Salih’e verdiği talimatnamede Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın desteklenmesini, ama eleştiriden de kaçınmamasını istedi.
Adını Mustafa Kemal verdi
Yunus Nadi, Cumhuriyetin ilanı ve hilafetin kaldırılması devrimlerinde etkin rol alırken işgalcilerin çekildiği İstanbul’da yeni bir gazete çıkarmayı planlıyordu. Çalışmaların ardından Pembe Konak, Mustafa Kemal tarafından Cumhuriyet’e tahsis edildi. Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyetin ilanından yedi ay sonra yayın hayatına başladı. “Anadolu’da Yeni Gün” adıyla Ankara’da yayınını sürdüren gazete, Cumhuriyetin kurulması ve 7 Mayıs 1924’teki ilk baskısının ardından yayınına son verdi. Yunus Nadi’nin çıkaracağı gazetenin adını Mustafa Kemal Paşa saptamış, “Cumhuriyet olsun” demişti. Cumhuriyet’in ilk sayısında gazetenin amaçlarını ve yolunu anlatan sunuş yazısında şu ifadeler yer alıyordu:
“Cumhuriyet’in siyasi programı isminden belli olduğu gibi, onu yayımlayanların siyasi hayatları da bellidir. Cumhuriyet, Türkiye’de büyük kavgalarla elde edilmiş tarihi bir sonuçtur. Biz elde edilen bu amaç uğrunda fiilen çalışmış insanlarız. Memlekette bu muzaffer ve galip fikrin çok kuvvetli tarafları vardır. Cumhuriyet memlekete mal olmuş bir fikirdir. Biz onun temsilcisi ve koruyucusuyuz. Bu temel düşünce göz önünde tutulduktan sonra kesin olarak söyleriz ki gazetemiz ne hükümet gazetesi ne de parti gazetesidir. Cumhuriyet sadece Cumhuriyetin, bilimsel ve yaygın ifadesiyle demokrasinin savunucusudur. Cumhuriyet ve demokrasi fikir ve esaslarını yıkan ve yıkmaya çalışan her kuvvetle mücadele edecektir. Memlekette her anlamı ile gerçek bir demokrasi kurulması için gazetemiz bütün varlığı ile çalışacaktır. Memlekette halkın halk tarafından halk için idaresi bizim idealimizdir. Ve biz yalnız bu idealin esiriyiz. Başka bir kuvvetin değil.”
Nadir Nadi kurumsallaştırdı
Yunus Nadi’nin 28 Haziran 1945’te Cenevre’de yaşamını yitirmesinin ardından Cumhuriyet’i bir süreden beri yöneten Nadir Nadi, gazetenin sorumluluğunu da üstlendi. Köy Enstitüleri’nin ürünlerine, köy kökenli yazarların yazılarına 1950’lerde sayfalarını açan Cumhuriyet gazetesi, 1960’larda emekçi halkın uyanışını, çağdaş uygarlığa doğru bir adım sayarak gerekli önemi verdi. 1960’ların ortalarına kadar toplumsal bilinçlenme yolundaki yayınlarla büyük çaba harcayan gazetemiz hakkında açılan davaların tümü beraatla sonuçlandı. 1968’in dünyadaki rüzgârı Türkiye’ye de ulaştı ve öğrenci istemleriyle başlayan hareket, siyasal kavgaya dönüştü.
Cumhuriyet kapatılıyor
Antiemperyalizmin damgasını vurduğu siyasal hareketler, 15-16 Haziran büyük işçi direnişleri, komünizmle mücadele adı altında gençliğin karşısına çıkarılan gerici-şeriatçı örgütlenmeler, 1970’lerin Türkiye’sinin manzarasıydı. 12 Mart 1971’de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve üç kuvvet komutanının muhtırasının ardından sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim ilanıyla birlikte Cumhuriyet gazetesi 10 gün kapatıldı. İlhan Selçuk ve Genel Yayın Müdürü Oktay Kurtböke tutuklandı. Kurtböke ve Selçuk beraat etti. Cumhuriyet Matbaacılık Gazetecilik TAŞ, 1971 Temmuz’undaki toplantıda yönetim kurulunu değiştirdi. Nadir Nadi gazete yönetiminden ve başyazarlığından ayrılmak zorunda kaldı. Yeni yönetimin yayın politikasını değiştirme girişimlerine okurların yanıtı, dünya basın tarihinde eşi görülmemiş bir olaya neden oldu. Cumhuriyet okurları yayın çizgisini değiştiren gazeteyi almadı. 1971 Martı’ndaki 130 binlik satış 45 bine düştü. Bunun üzerine yeniden yönetime çağrılan Nadir Nadi, 1972’de gazetenin başına geçti.
12 Eylül günleri
12 Eylül askeri darbesi binlerce genci cezaevlerine tıkarken basın üzerinde de büyük baskı ve sansür uyguladı. İlhan Selçuk’un 11 Kasım 1980 tarihli “Kemalizm İdelojisi Muz mudur?” başlıklı yazısı nedeniyle gazete 10 gün kapatıldı. 12 Kasım 1981’de gazetenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerine girmesi 5 gün süreyle yasaklandı. 3-4 Nisan tarihleri arasında ise Ankara, Kastamonu ve Çankırı’da yasaklandı. 15 Ocak 1983’te Nadir Nadi’nin “Tuhaf Bir Tasarı” başlıklı ve Atatürkçülük adına onun kurduğu kurumları yıkanları eleştiren yazısı nedeniyle gazete 25 gün kapatıldı. 12 Eylül anayasasına, Özal’lı yıllara karşın 80’lerin ikinci yarısında yeniden filizlenen muhalefet, Cumhuriyet’in sayfalarında kendine yer buldu. İşçi eylemleri, 1990’daki büyük madenci direnişleri okura aktarıldı. Nadir Nadi’nin 1991 yılında ölümünün ardından gazeteyi yaşatmak için “Cumhuriyet Vakfı” kuruldu.
Cumhuriyet gazetesi, bütün baskı ve kuşatmalara karşın okurlarıyla bütünleşerek 2006 yılında taşındığı Şişli’deki yerinde aydınlanma mücadelesine devam ediyor, geleceğe güvenle bakıyor.
Cumhuriyet 07.05.2009
Balbay ve Manisalı hâlâ tutuklu
İstanbul Haber Servisi - Cumhuriyet’in Şişli’deki merkez binasının bahçesine 2006 yılında üst üste atılan 3 bombanın ardından baskılar da devam etti. AKP yandaşı medyanın sürekli hedefi haline gelen gazetemiz ve yazarlarımız Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandılar.
Ankara Temsilcimiz Mustafa Balbay 6 Mart’ta, gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı ise 13 Nisan’da gözaltına alındıktan sonra Silivri Cezaevi’ne gönderildiler. Gazetemize yönelik baskıları protesto eden okurlarımız ve demokratik kitle örgütü temsilcileri, “Amaç, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkan Cumhuriyet gazetesini susturmak” olarak değerlendirdiler.
Okurlarımız, tutuklu yazarlarımızın serbest bırakılması için başlattıkları ve haftanın iki günü gazetemizin merkez binası bahçesinde bir araya gelerek gerçekleştirdikleri destek nöbeti eylemlerini sürdürüyor.
Destek eylemlerine katılan çok sayıda yazar, sanatçı, sivil toplum örgütü yöneticisi “Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet gazetesini susturmaya, yok etmeye çalışan karanlık güçlere karşı mücadelesini sürdürmeye kararlı olduğunu” vurguladı.
Gazetemize yönelik baskılar kapsamında ilk önce gazetemizin İmtiyaz Sahibi ve Başyazarımız İlhan Selçuk gözaltına alındı ve serbest bırakıldı.
Selçuk’un ardından 63 gün önce gazetemizin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandı. Son olarak 25 gün öncede Prof. Dr. Erol Manisalı gözaltına alındı ve tutuklandı.
Okurlarımız ve sivil toplum kuruluşları da yaşanan baskı ve tutumları protesto etmek amacıyla “Balbay için nöbetteyiz” eylemlerine, Prof. Dr. Manisalı’nın tutuklanmasının ardından “Balbay ve Manisalı için nöbetteyiz” şeklinde sürdürmeye başladılar.
Her pazartesi ve perşembe günleri saat 11.00-13.00 arasında gazetemizin Şişli’deki merkez binası bahçesinde bir araya gelerek tutulan nöbete, okurlarımız ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ve üyeleri katılıyor.
Balbay ve Manisalı’nın tutuklanmasını protesto eden yurttaşlar yazarlarımız serbest bırakılıncaya, Cumhuriyet’e yönelik baskılar sona erinceye dek eylemlerini sürdüreceklerini vurguladılar.
Okurlarımızın gazetemizin bahçesinde Mustafa Balbay ve Erol Manisalı için başlattıkları nöbet sürüyor
Cumhuriyet 07.05.2009
RİSK ALTINDA
Manisalı’nın rahatsızlığı ciddileşti
© Kalbinde büyüme ve kanında pıhtılaşma olan Manisalı’nın bu hafta içinde hastaneye kaldırılması planlanıyor.
İstanbul Haber Servisi - Ergenekon soruşturması kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı sağlık sorunları ile mücadele ediyor. Silivri Devlet Hastanesi’nde geçen hafta yapılan muayenenin ardından Manisalı’da kalp büyümesi ile kanında yüksek oranda pıhtılaşma tespit edildi. Bu hafta içinde de özel birtakım testlerin yapılabilmesi için İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi veya Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne kaldırılması bekleniyor. Manisalı’nın daha önceden de kısmi felç geçirdiği ve düzenli fizik tedavisi gördüğü, bu imkânın cezaevinde olmadığı, yeniden felç geçirme riskinin olabileceği belirtildi.
Ergenekon operasyonunun 12. dalgasında gözaltına alınan ve 25 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Prof. Dr. Erol Manisalı’nın cezaevinde sağlık sorunları ile mücadele ettiği belirtildi. Manisalı’nın kalbinde büyüme tespit edilerken, kanında da yüksek oranda (3,5) pıhtılaşmanın olduğu ifade edildi.
Yapılan muayenenin ardından Manisalı’dan bazı özel tahlil ve tetkikler istendiği, bunun için de önümüzdeki günlerde Çapa ya da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne getirileceği kaydedildi. Prof. Dr. Erol Manisalı’nın oğlu Barış Manisalı, babasının yüksek tansiyon hastası olduğunu anımsatarak “Yüksek tansiyona bağlı olarak 2004 yılında beynin konuşma bölgesinde bir sorun ortaya çıktı, pıhtılaşma nedeniyle 2 gün yoğun bakımda kaldı. Ayrıca 1-2 defa kalp spazmı geçirdi” dedi. Pazartesi günü cezaevinden İstanbul’a getirilmesi ile ilgili sevk kararının çıktığını anımsatan Barış Manisalı “Babamın İstanbul Tıp ya da Cerrahpaşa’ya da getirilebileceği söylendi. Güvenlik kararı gerekçesiyle İstanbul’a ne zaman getirileceğini biz de bilmiyoruz” diye konuştu.
Cumhuriyet 07.05.2009
OKURLARA
TURHAN GÜNAY
Yunus Nadi Ödülü bilindiği gibi Türkiye'nin en eski ödülü. 63 yıldır verilen ödül başlangıçta her yıl edebiyat ya da kültürün çeşitli dallarında dağıtılırken 1990 yılından itibaren bir çok dalda değerlendirildi. 1990'ların ortasından sonra da öykü, roman, şiir, sosyal bilimler ve karikatür dallarında veriliyor.Alanının en etkili ödüllerinden olan Yunus Nadi Ödülleri bu yıl üç dalda paylaştırılarak verildi. Romanda Özcan Karabulut ve Hakan Yaman, öyküde Gönül Çolak ve Murat Özyaşar, şiirde Hüseyin Atabaş, karikatürde Ahmet Ümit Akkoca ve Ali Şur, sosyal bilimlerde ise Rasim Dirsehan 2009 Yunus Nadi Ödülleri'nin sahibi oldular. Ödül kazananları kutlar, başarılarının devamını dileriz.Enis Batur yoğun dış gezi programı nedeniyle yazılarını bir süreliğine iki sayıda bir yazacak. Okurlarımızın bu durumdan mutlu olmayacaklarını biliyoruz ve sabırlı olmalarını diliyoruz.Kaybolan bir yolcu otobüsü, bir daha kendilerinden haber alınamayan yolcular... 15 yıl sonra kayıp otobüs bir gece görülmüş ve şoförü birine yol sormuştur... Sonrasını tahmin etmet bir hayli güç. Necati Göksel, 'Kayıp Yolcu' romanında 'neye ihtiyacımız varsa ona inandığımızı' anlatıyor okurlarına.Bir de özür: 30 Nisan 2009 tarihli 1002. sayımızda yayımlanan Filiz Özdem fotoğraflarının sahibi Utku Özdem'dir. Yanlılışla Selahattin Özpalabıyıklar'ın adı yazılmıştır. Okurlarımız ve Utku Özdem'den özür dilerizBol kitaplı günler...e-posta:turhangunaycumhuriyet.com.trcumkitapcumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Kitaplar Adası
Berin Nadi ile Nadir Nadi'nin saygın anıları için...
Ankara Öykü Günleri'nde yaşanan o büyülü zamanların bir oturumunda, yazınımızın bütünsel olarak cumhuriyetin armağanı sayılması gerektiğini söyleyince, genç öykücü Ömer Ayhan izleyiciler arasından, 'İyi ama cumhuriyetten önce de yazarlarımız vardı' demişti, 'örneğin Refik Halit Karay'' Yazınımızın, bir bütün olarak cumhuriyetin armağanı olduğunu ilk kez söylüyor değilim' Daha öncelerde de bu konuya özgülenmiş bir iki yazı kaleme almıştım'
M. SADIK ASLANKARA
Yazınımız değil yalnız, yanı sıra öteki sanat dalları da cumhuriyetten önce başlıyor elbette, bundan kuşku duyulabilir mi? Resimden müziğe, tiyatrodan sinemaya her alanda uç vermiş, kuramdan eyleme geçerek çiçeklenmiş, filizlenip gövermiş, salkım saçak fidana durmuş, kök salıp serpilmiş öyle verimlerle karşılaşılıyor ki, Türkiye'nin toplumsal olduğu denli ekinsel, sanatsal birikim yönünden de ne denli zengin olduğunu gözler önüne seriyor bu durum şaşırtıcı çoğulluğuyla'Biz yazınsal etkinliklere dönelim' Refik Halit kadar diyelim Ahmet Mithat, Hüseyin Rahmi, Halit Ziya, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Ömer Seyfettin, Şinasi, Musahipzade Celal, Neyzen Tevfik gibi adlara karşın yine de edebiyatın cumhuriyet döneminde geliştiğini, bu nedenle doğal olarak cumhuriyetin armağanı olduğunu söylemek gerekmiyor mu? Neden peki? İnsanoğlunun çağdaş bir yazına varabilmesi için, bir aydınlanma çağına da ulaşmış olması gerekiyor da ondan. Yazınsal etkinliğin ana konusu insanın 'kul', 'köle' konumundan çıkıp 'birey'leşmesi zorunlu da ondan. Öyle ya, bu birey temelinde yükselmiyor mu edebiyat?'Yazının bulunduğu çağlardan bu yana karşımıza çıkan geleneksel onca metin ortadayken, ille de aydınlanma ile ilişkilendirilmesi mi gerekiyor peki edebiyatın? Homeros'tan beri ister batı, isterse doğu kökenli olsun yazınsal metinler, şiirler, oyunlar, söylenler vb. hep belirli amaç yönünde evriliyor, mitolojik çağlar insanı Tanrılara varmaya çalışan kahramanlar çıkarmayı hedefliyor hep. Çağdaş yazın ise, bütün bunlardan arınıp kahramanları yere indiriyor, kendisi olan bireye yöneliyor. İşte bu nedenle gelenekselin ardılı şiir, masal, destan vb. türler de yazınsallık paydasından yararlanabilmek için bu tür bir yapı değişikliğine, bir yeniden yapılanma sürecine giriyor'
CUMHURİYETİN ARMAĞANI OLARAK YAZINIMIZ...
Aydınlanma, Mustafa Kemal devrimiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesine dönüşürken Osmanlı dönemi yaşamının içinde de buna dönük olguların o kaynayan toplum yapısı içinde hiç mi hiç fokurdamadığı düşünülebilir mi? Gerçekten de batıda bilim, sanat, düşünce, teknik vb. alanlarda kendini gösteren tüm ileri adımlar, hele 1789'dan sonra toplumumuzda kendine büyük karşılıklar buldu elbette. Bu çerçevede Osmanlının ümmetçi buyurganlığına, kul kavrayışına karşın, şeriatın kılıfına göre yaşamaya kendini bir türlü uyduramayan bir toplum yapısı söz konusuydu. Kimi Osmanlı padişahlarının bile sanata eğilimli olduğu biliniyor. Bu çerçevede toplumsal yaşam içinde düşünce olmaktan çıkıp eyleme dönüşmüş kadın hareketi, işçi sınıfı hareketi vb. nasıl görmezden gelinebilir?Nitekim Niyazi Berkes'in toplumbilimsel açıdan önümüze yuvarladığı 'İki yüzyıldır neden bocalıyoruz?' sorusu, toplumca yaşanan karmaşanın altını çizmeye yetmiyor mu? Bu nedenle romanın, modern şiirle öykünün, tiyatronun bizde yine pek de gecikmeden kendine yer bulduğu öne sürülebilir. Ama bu veriler, yazınımızın bütün olarak cumhuriyetin armağanı olduğu gerçeğini değiştirmiyor yine de'Mustafa Kemal'in en büyük devrimi, insanımıza kendisini bulgulatmış olmasıdır derim bana sorarsanız. Bunu, üç eylemle başarıyor Mustafa Kemal: 1.Laik yaşamı kurumsallaştırarak, 2.Laik öğretim biçimini tek öğretim biçimi yaparak, 3.Bütün bunları güvenceye alan yasaları yürürlüğe koyarak.Cumhuriyetin insanı, sonuçta Osmanlı ümmetindeki kul ya da uyar değildir artık. Bu insan, yeni biridir, öyle biridir ki, kimliği için ona 'birey' demek yetecektir artık. İşin püf noktası da burada zaten.İşte edebiyatın temel taşı insanın, ilkel bağlamda nice örneğine rastlansa da ancak cumhuriyetle kendisine yer edindiğini söylerken, böyle bir genel doğruyla çakıştığı için savunuyorum bunu. Yoksa körü körüne lay lay lom cumhuriyet tutkusundan kaynaklanmıyor bu! Toplumun bu yöndeki yapılanması tamamlanmadan nasıl ki birey var olamıyorsa bu doğrultuda sınıfsal, ekonomik ilişkiler vb. gibi entelektüel ilişkileniş boyutunda yazınsal ortam da kurulamıyor. Bir ara merak salmış, Behçet Necatigil'in yeni eklerle yapılmış '1000 Türk edebiyatçısının hayatı ve eseri'ni içeren Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (Varlık, On Yedinci Basım, 1998) adlı temel yapıtını didiklemiştim. Necatigil'de anılan bin yazardan 792'sinin 1881 sonrasında doğduğunu görmüştüm. Bunların kimileri yaşamlarının önemli bir anında cumhuriyeti karşılamıştı' Kimileri yaşamlarını Cumhuriyet'in ilk yıllarında, kimileri de daha sonra sürdürmüştü' Demek oluyor ki, Necatigil'deki bin yazarın, yuvarlamayla, yüzde 80'i cumhuriyet döneminde yaşamış yazardı. Bu, ölçü olarak getirilemez elbette.Ancak 1923'ten sonra doğanların, 792 yazar arasında yine de büyük çoğunluğu oluşturduğunu belirteyim. Gerçekten bunlardan 341'i 1881-1923 arasında doğmuşken 451'i ise 1924 ve sonrası doğumlulardan oluşuyor' Bu da yaklaşık yüzde 57'lik bir oran halinde çıkıyor karşımıza. Cumhuriyetin ilanı sonrasında dünyaya gelenler, sözlüğün de yüzde 45'lik bölümünü oluşturuyor o halde. Görüldüğü üzere yazınımızı var eden insanların yarısı, cumhuriyet döneminde doğan kişiler... Buna, Necatigil sözlüğüne ek çalışma yapanların zaman içinde ekleyeceği yazarlar da katıldığında; oranın sürekli tırmanış göstereceği öngörülebilir.Açık ki yazınımız, asıl kimliğini cumhuriyetle kazanıyor. Sözlükte madde olarak anılan yazarların yaklaşık yüzde 80'i, 1881 ile 1964 arasındaki seksen dört yıllık dönemde dünyaya geliyor. Bu veri, şunu da gösteriyor bize: 1881'de doğanların, en erken 1900'de ürün vermeye koyulacağı düşünülürse, yazınımızın, asıl büyük ivmesini son yüzyılda kazandığı çıkıyor ortaya. 1881 ile 1964 arasındaki seksen dört yıllık zaman diliminde dünyaya gelmiş 792 yazarın, aynı değerler dizgesine sahip olduğu; algılayışlarının, çözümleyişlerinin, yazınsal yönsemelerinin birbirine benzediği; güzelduyusal ele alışlarının birbirinin kopyası biçiminde gerçekleştiği; yapıtlardaki dilsel, biçemsel, biçimsel yaklaşımların aynı eğilimleri yansıttığı da düşünülmemeli!Nitekim cumhuriyetin yazarı sayabileceğimiz bir kucak yazara bakarak bunları ileri sürmek olanaklı. Alın size Cumhuriyet'te yazmayı sürdüren onlarca yazar'
YAZINIMIZIN ÖZGÜN OKULU: 'CUMHURİYET'...
Şu bizim Cumhuriyet, cumhuriyetin aydınlanma felsefesiyle uyumlu tam bir yazın okulu bana sorarsanız' Yeri gelmişken ekleyivereyim, ben de Cumhuriyet okulundan gelen bir yazarım'Geçmişten günümüze, gazetenin köşelerinde yazılarıyla bize gülümseyen, sayfalarında görünen ya da görünmeksizin görevini sürdüren kimbilir kaç yazıncı geldi geçti' Bugün bile şöyle kabaca saymaya kalkıştığımız onlarca ada ulaşmak olası' Ne dersiniz, kabaca sıralayalım mı, Cumhuriyet'in hangi yazarı hangi dallarda ürün verimlemiş?Şiir: Aytül Akal, Sunay Akın, Enis Batur, Ataol Behramoğlu, Ahmet Cemal, Cevat Çapan, Turgay Fişekçi, Metin Celal, Mustafa Şerif Onaran, Ergin Yıldızoğlu'Öykü: Behiç Ak, Aytül Akal, Oktay Akbal, M.Sadık Aslankara, Enis Batur, Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Selçuk Erez, Feyza Hepçilingirler, Işık Kansu, Deniz Kavukçuoğlu, Zeynep Oral, Işıl Özgentürk, Mavisel Yener, Nilay Yılmaz' Roman:Oktay Akbal, Selçuk Altun, M.Sadık Aslankara, Adnan Binyazar, Enis Batur, Ahmet Cemal, Tahir M.Ceylan, Selçuk Erez, Turgay Fişekçi, Feyza Hepçilingirler, Deniz Kavukçuoğlu, Emre Kongar, Metin Celal, Zeynep Oral, İlhan Selçuk, Mavisel Yener' Oyun: Behiç Ak, Aytül Akal, Sunay Akın,M.Sadık Aslankara, Ataol Behramoğlu, Işıl Özgentürk, Mavisel Yener, Nilay Yılmaz' Andığım adlar, Cumhuriyet'te ya da eklerinde sürekli yazan kalemler. Bir de herhangi köşede sürekli yazmamakla birlikte örneğin Kültür Bölümü yöneticisi şair Egemen Berköz gibi gazetenin yayımında emeği geçen yazıncılar var. Ayrıca 'Olaylar ve Görüşler' bölümünün yazarlarını da unutmamak gerekiyor'(örneğin Vecihi Timuroğlu, Muzaffer İlhan Erdost vb) Öte yandan Turhan Selçuk, Semih Poroy, Behiç Ak var birer yazar çizer olarak. Yazının dışında farklı sanat dallarında, sözgelimi sinemada (Örneğin Işıl Özgentürk, Behiç Ak, M.Sadık Aslankara), müzikte (örneğin Selmi Andak) ürün verenler kadar resim, tiyatro vb. dallarda eylemli üretimde bulunan sanatçılar söz konusu'Bunlar, doğal ki benim anımsayabildiklerim' Unuttuklarımı, bilmediklerimi de ekleyecek olursak üzerine, Cumhuriyet'in gerçekten bir yazın okulu olduğu belirgin biçimde çıkacaktır ortaya' Varlık, Yeni Dergi vb. yayınların da birer yazın okulu olduğunu unutmamak gerekiyor bu arada.
'BUNU SAYMAYIZ BALBAY...'
Cumhuriyet'in köşe yazarlarını, cumhuriyetin aydınlanmasından payını almış, bu nedenle kendilerini incelemeci, eleştirmen bağlamında geliştirmiş, anıt çevirmenlikler sergilemiş (örneğin Cevat Çapan, Ahmet Cemal vb.) kişiler olarak sağlam temeller üzerine oturan birer denemeci bağlamında nitelemek gerekiyor aynı zamanda. Bir adım daha atarak söyleyeyim; Cumhuriyet gazetesinin, Türkiye'nin en kurumsal deneme okulu, hatta hatta eleştiri okulu olduğu da eklenebilir!' Deneme, eleştiri öteki yazınsal türler gibi aydınlanma çağının verimi kuşkusuz, bunun yanı sıra onların önüne geçerek bunun birinci elden tellallığını, tanıklığını yapan türü de. Sorgulayan, yargılayan yazınsal türler oluşu bunun en somut kanıtı. Evet deneme de eleştiri de aydınlanmanın yazınsal türleri' Bu yüzden bakın Cumhuriyet'in yazarlarına; hepsi de soycak denemeci, eleştirmen' Bu denemecilerden biri de Mustafa Balbay kuşkusuz' Ama Balbay nerede? Dört duvar arasında, kimbilir yeni denemeler için kendini örse yatırmış, kozasını örüyor belki' Kaç yıl önceydi, Cumhuriyet'in bir kuruluş yıldönümünde Ankara Kalesi çevresindeki bir eski Ankara konağında eşiyle birlikte, gamzeli gülüşlerle genişleterek girişi, konukları kapıda karşılıyor, herkesle tokalaşıyor, 'Bunu saymayız, yine bekleriz' diyordu her kezinde'Gelenler, bir an için şaşkınlık yaşıyor, sonra onun denemeci aydınlık gülüşüne gülüşle katılıyordu. 'Aaa, tabii, evet, yine geliriz Cumhuriyet'e, gazetemize'' Peki, biz bunu sayacak mıyız Sevgili Balbay, sensizliği? Balbay'a, örse yattığı o köşede, 'Baybay' yapacak değiliz kuşkusuz' Evet, biz de bunu saymıyoruz Sevgili Mustafa Balbay' Yazı masasındaki örs başına özgürce döndüğünde, körüğüne öyle bir yapışmalısın ki, hava üfleyemediğin günlerin acısını da çıkarmalısın. Saymadığımız günleri bize saydırıp tamamlayana dek, ciğer dolusu körüklemelisin Ankara'yı, notlarınla'Biraz daha hava körüklediğinde, eminim eriyecek dağlar, yollar yine Ankara'ya çıkacak, Ankara'nın 'Gündem'ine'Ha gayret Sevgili Balbay, az kaldı' biz bu kuruluş yıldönümünü zaten yine seninle yaşıyoruz, kuşkun olmasın!
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
Diyarbakır'da yasak aşk
Özcan Karabulut ilk romanı Amida, Eğer Sana Gelemezsem ile 63. Yunus Nadi Roman Ödülü'nün sahibi oldu.
Ayça TEZER
-İlk romanınızla Yunus Nadi Ödülü'nü aldınız. Bu konudaki düşünceniz? -Evet, Amida bir ilk roman, ama yazarının otuz yıllık bir yazı serüveninin olduğu unutulmamalı. Şimdi dönüp geriye baktığımda, farklı diziliş taktikleriyle her sözcüğün, her cümlenin önem kazandığı, farklı biçimlerin denenebildiği, anlamın çok zaman yüzeyde değil, tersine derinde olduğu bir yazınsal türden gelmemin yanı sıra, farklı roman okumalarımın da Amida'ya katkısının olduğunu görüyorum. ÇOCUK İŞÇİLER- Romanınızda 'çocuk işçiler' sorununa değiniyorsunuz. Bu konuya olan ilginiz nereden geliyor? - Çocuk işçilik konusu yaklaşık on altı yıldır ilgi alanımda. İşçi sendikalarında çalışıyorum ve başka sendikal çalışmaların yanı sıra çocuk işçiliğine karşı projeler geliştiriyorum. Bu alanda ILO, UNICEF gibi uluslararası kuruluşlarla, kamu kurumlarıyla, demokratik kitle örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıyoruz. Çocuk işçiliğiyle ilgili makalelerim ve kitaplarım var. Çocuk işçilik temel sorunlarla ilişkili olarak Diyarbakır'da,Türkiye'de ve dünyada önemli bir sorun. Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek, romanın ana karakterlerinden Arat'ı diri tutuyor, onun temel sorunlarla yakından ilgilenmesini sağlıyor. Örneğin, insanların çok kimlikli olduğunu görüyor Arat, yaşam hakkı için, bir arada yaşamak için sınıfsal kimliğin önemini vurguluyor. Arat'ın, çocuk işçiliğiyle mücadele etmenin işçi hak ve özgürlüklerini koruma ve geliştirme mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söylemesi, sendikalara ve sendikacılara eleştirel bakması da bu yüzden. Çocuklara 'vefa borcu'muz olduğunu düşündüğüm için, romanın katmanlarından birini de çocuk işçiler oluşturdu, diyebilirim.- Romandaki Arat karakteri gerçekten çok ilginç bir karakter. Arat bazen anlatıcının bile üstüne çıkabiliyor. Anlatıcı mı onu yönlendiriyor, o mu anlatıcıyı çoğu zaman karışıyor. -Arat, üst anlatıcının kurguladığı bir karakter, yaşadıklarını kurgulayan bir anlatıcı aynı zamanda. Arat'la romancı arasında yer yer otobiyografik ilişkiler var. Bir ana karakter olarak Arat, kendi öyküsünü yazması için üst anlatıcıyı zorluyor. Kim zaman üst anlatıcı kendini Arat'ın yerine koyuyor, kimi zaman çalışma masasına çekiliyor, bütün bunların tadını sonuna kadar çıkarıyor. Arat'ı yaratan, onun peşinden koşan benim elbette. Italo Svevo gibi söyleyecek olursam, Arat benim icadım, onu ben uydurdum ve uydurmanın yalan söylemek demek olmadığını biliyorum.- Amida karakteri de çok ilginç. Dilşa adı Amida'yla değişiyor. Başı örtülü olmasına ve Diyarbakır gibi kapalı bir çevrede yaşamasına rağmen hayatın içinde olan, yerine göre gücünü etrafına hissettirebilen ama törelere de sıkı sıkıya bağlanmış bir kadın...- Evliya Çelebi metinlerinde bir zamanlar Diyarbakır'a hükümdarlık etmiş Amida adına rastlayınca, kadın karakterin yazgısı değişti. Kadın hükümdar Amida'yı 'kapalı kadın' imgesiyle günümüzün Diyarbakır'ına taşıdım: Törelere zincirle bağlanmış, çaresiz bir kadın imgesi. Güneydoğu'da yoksulluk, çocuk işçilik, çatışmalar, kadın intiharları, töre cinayetleri var olan kadın sorunlarını daha da katmerleştiriyor.-Yazmayı bir yas tutma seremonisi olarak görüyorsunuz adeta. - 'Kadınlar senin için ölsün' diyen Carmen; 'Korkarım kadınlar sizi çok üzecek' diyen Köstenceli Münevver Reşit; 'Amcalar pislik yapıyor' diyen çocuk işçi Uğur; Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevinde ölüm oruçlarından, tecritten, işkenceden çıkan Rizgarî; dağdaki Muhsin; Muhsin'in anası Halti Hazey; polis baskınında öldüğü sanılan, ancak yaşadığı anlaşılan Ermeni asıllı Simla; 'Bu erkekler niye böyle? Kadınlardan her istediklerini elde etmeye hakları olduğunu mu sanıyorlar?' diye soran Serpil; 'Ak memelerden korkağa pay düşmez,' diyen Amida; 'Yas 48 saat, sevişmek ömür boyu' diyen Arat; insana birbirine karşıt duygular hissettiren Diyarbakır' Romanın andığım bütün karakterleri, yazma eyleminin bir yas tutma biçimi olabileceğini düşündürüyor. Evet, bu romandan sonra yazmak, aynı zamanda bir yas tutma biçimi artık, en azından benim için. nAmida, Eğer Sana Gelemezsem/ Özcan Karabulut/ Can Yayınları/ 324 s.
İnsanoğlunun trajedilerinde yol almak
Hakan Yaman, ikinci romanı Fotoğraftaki Kadın ile aldı Yunus Nadi Roman Ödülünü.
Selcen AKSEL
-Bazı açılardan daha oylumlu bir tür olarak nitelenebilecek olan roman türünü seçişinizin belli nedenleri var mı? Bunu anlatımınızda yan öyküler ve ana karakterle sınırlanmayan ayrıntılarla bütünlenen üslubunuzla ilişkisi var mı?- Romanı her zaman kendime daha yakın buldum. Diğer edebi türleri de zevkle okumama rağmen romanın bende farklı bir yeri var. Özellikle uzun soluklu bir macera olduğu için ve yazarken bana çok sevdiğim bir yan uğraş imkanı tanıdığı, beni uzun ve zevkli araştırmalar yapmak zorunda bıraktığı için, bazen küçük detaylarlarla saatlerce beni uğraştırdığı için roman yazmayı daha keyifli buluyorum.Ancak buradan öykü yazarlığını da önemsemediğim anlaşılmasın. Hatta tam tersi iyi bir öykü yazmanın roman yazmaktan çok daha zor olduğunu düşünmüşümdür hep. - Bir yandan peşinden gidilen tutkulu bir aşk, bir yandan özenle saklanan umudun yitip gitmemesi için gösterilen çaba; böylesine iki öğeli bir tematik bütünlük içinde sizin romanınızı bir aşk romanı olarak yine de değerlendirebilir miyiz ?- Bu değerlendirmeyi benden önce eleştirmenler yapmışlardı. Her ne kadar romanların böyle tek sözcükle kategorize edilmesini çok doğru bulmasam da ben de bu görüşe katılıyorum. Derinlerdeki ağırlık noktasını insanoğlunun iki önemli trajedisi, yalnızlık ve cinselliğin oluşturduğu bir düzlemde ilerleyen bir aşk romanı diyebiliriz. Biraz marazi bir aşkın romanı. Bu anlamda klasik aşk romanlarından ayrılıyor. Ama yine de öyle nitelenebilir.
DOĞAL BİR DURUM
- Romanda ana karakterin hayata ve insanlara, belli bir kültürel ve entelektüel birikimle baktığını anlıyoruz. Ancak orta halli bir yaşam sürüyor, bazen basitleşebiliyor ve tutkusu söz konusu olduğunda uçlarda geziniyor. Bu simgesel olarak bir içsel çarpışma ve uyumsuzluğun yansıması mı?- Bu tespitinizi tüm insanlarda var olan ve kanımca olması da gereken doğal bir durum olarak kabullenmeliyiz. Hepimiz içimizde sosyal çevre için giydirilmiş bir 'ben' ile yalnız kaldığımızda ya da kendimizi rahat hissettiğimiz ortamlarda kaldığımız 'çırılçıplaklık' veya 'yarı çıplaklık' halini bir arada yaşıyoruz. Bu iniş çıkışlar yaşantımızın en temel ve doğal halleri. Romanın ana karakteri Suphi de doğal olarak içinde bu karşıtlığı barındırıyor. Üstelik kendine has ruh hali nedeniyle Suphi'de bu iniş çıkışlar zaman zaman biraz abartılı da olabiliyor.- Buna bağlı olarak; tarihsel döneme ilişkin ipuçlarıyla yüklü olmasa da, romanınızın günümüz dünyasının ve Türkiye'nin neresinde durduğunu sormak istiyorum...- Romanda çok açık bir tarih vermedim ama roman günümüzde geçiyor. Romanın günümüzde geçtiğini Suphi'nin yaşından ve gençliğinden bahsederken 1970'li yıllarla ilgili olarak anlattıklarından veya fotoğrafçılıktan söz ederken kendisinin artık geride kaldığı, her şeyin 'dijital' oluşundan yakındığı bazı bölümlerden anlıyoruz. Aslında bunu çok da önemsemiyorum. Bu romanın elli yıl önce ya da sonra geçmesi içinde anlatılanları fazla bir değişikliğe uğratmazdı diye düşünüyorum. - Yapıtlarınızın bu ikincisiyle, yazı sanatında nasıl bir yolda ilerlemiş oluyorsunuz? Bazı açılardan farklı bir anlatım söz konusuyken...- İlk romanım bittiğinde aklımda iki roman taslağı vardı. Bunlardan biri 'Fotoğraftaki Kadın' diğeri de şu an üzerinde çalıştığım romandı. Fakat 'Fotoğraftaki Kadın' kendiliğinden öne çıkıp, adeta kendini yazdırdı. İlk romanımı altı yılda bitirebilmiştim. Bu romanımın sanki bir şiir gibi gelip sözcüklere ve cümlelere dökülerek kendiliğinden kâğıtları doldurdu. Çok keyif alarak yazdığım bir roman oldu. Bu anlamda ilkinden oldukça farklı bir yazı süreçte yazıldı. Ayrıca yazdığım her yeni romanda farklı şeyler denemek istiyorum. Fotoğraftaki Kadın/ Hakan Yaman/ Doğan Kitap/ 234 s.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
'Hikâyelerim özgün ve ilgi çekici'
Gönül Çolak ' Komi ve Kemikler' adlı öykü kitabıylaYunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
Ceren ÇIPLAK
-Yunus Nadi Ödülleri'nde öykü dalında birinciliği paylaştınız. Ödüle ve derecenize ilişkin düşünceleriniz nelerdir?- - Yunus Nadi şu ana kadar başvurduğum ilk ve tek yarışmaydı. Bu kitap aslında çok uzun ve emek verilmiş, zorlu bir yaşantının sonucu içimden düşürdüğüm bir taştı. O taş güçlü bir ivme yaratmış olmalı ki domino taşları gibi diğerleri de devrilmeye başladı. Ödül de bu taşlardan biri ve belki de en büyüğü. Yunus Nadi gibi Türk Edebiyatı için son derece prestijli ve büyük bir ödülü almak gurur verici. - Kitabınızın başarı kazanmasını neye bağlıyorsunuz?- Hiçbir zaman başarıyı hedeflemedim. 'Komi ve Kemikler'i yazma sürecinde ödül ya da yayımlanıp yayımlanmayacağı kaygısı taşımadım hiç. Hatta eleştiri alabileceğini tahmin ettiğim bölümleri, uzamış, sarkmış, dağılmış gibi gözüken yerleri tasarımımdan ödün vermemek adına kısaltmadım. Çünkü toplamda bir etki yaratmak, okuru kitabın içinde sıkıştırmak, kaybetmekti niyetim. Aynı hayatın bize yaptığı gibi' Ben kendi yolumdan gitmeye uğraştım hep. - Eleştirilere ilişkin neler söyleyebilirsiniz? - Eleştirilere gelince; gerek basında çıkan yazılar, gerekse kitap arkasına yazılan kritikler hep olumlu yöndeydi. Şu ana kadar olumsuz bir eleştiri duymadım. Kurgu ve matematiği özgün ve başarılı bulundu mesela. Dil için de aynı şeyler söylendi. Çok değerli ustalardan övgüler alarak çıktı kitap yolculuğuna. Başta İsmail Mert Başat olmak üzere, Ahmet Telli.. ve bana inanan tüm büyüklerime ve dostlarıma cömert kritikleri için teşekkür etmek istiyorum. Bu zaten büyük bir başarıydı benim için.
HAYATI İZLEYEREK YAZDIM >
- Komi ve Kemikler > ilk öykü kitabınız olmasına rağmen kurgusundaki özgünlük dikkat çekiyor. Bu kurgu başarısını nasıl sağladınız? >- Son derece riskli bir şeyi denediğimi biliyordum. Çünkü bu güçlükte bir kurgunun ortası yoktur. Başaramazsanız her şeyi çöpe atmanız gerekir. > En küçük bir tereddütte bile yer vermemeniz gerekir. Aksi halde yazarın kafa karışıklığı ve ne yapmak istediğine ilişkin kararsızlığı olarak algılanır. Öyledir de zaten. Tabii ki çok zorlandım. Çünkü burada rakamlarla ve sembollerle değil sayfalarca yazıyı çevirmek durumundasınız. - 'Komi ve Kemikler'in yazarı kimdir' ve öykü çalışmaları ne zaman başladı?- Bu kitabın yazarı somut ve maddi hayatla bağları kopuk biridir ya da gittikçe bu bağ zayıflamaktadır. Ama yine de birkaç şey söylemek gerekirse; 1971 yılında Antalya'nın Serik ilçesinde doğdum. Çocukluğumun geçtiği yer burası. Ortaöğrenimimi > Antalya'da tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi İngilizce Bölümü'nden mezun oldum ve sonrasında İstanbul'a geldim. Birkaç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra istifa ettim. Özel sektörde işlerde çalışmanın yanında, oyunculuk ve müzikle ilgilendim. Şahika Tekand'ın atölyesinde çalıştım bir süre. Beklan Algan ve Ayla Algan'la 'Yaratıcı drama' üzerine çalıştım ve kendilerine asistanlık yaptım. Bir uzun metrajlı film senaryosu yazdım, yine gün yüzüne çıkaramadığım. Ara sıra söyleşiler yazdım kitap ekleri için. Yazmaya ne zaman başladığım gibi bir sorunun cevabı yok bende. Çok suskun ve hareketsiz bir çocukluk yaşantım oldu. Bunun şimdilerde ne anlama geldiğini çözebiliyorum. Her şeyi büyük bir dikkatle, tamamen bir yabancı gibi izlediğim için hayata katılamazdım pek. Bence yazı o zamanlar > başladı' Ama bir bütünlük oluşturacak ve edebi bir tarza girebilecek şekilde 1996 yılında yazmaya başladım. Komi ve Kemikler/ Gönül Çolak/ Kırmızı Yayınları/124 s.
'Edebiyat da aşk gibidir, başınıza gelir'
Murat Özyaşar, 'Ayna Çarpması' adlı öykü kitabıylaYunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
Mehmet PİŞKİN
'KENDİME TUTTUĞUM BİR DEFTER'
azmaya ne zaman ve nasıl başladınız? - Edebiyat da aşk gibidir, başınıza gelir! Edebiyata bulaşmamı sağlayan ortaokuldaki Türkçe öğretmenim değil de bize birkaç haftalığına derse giren stajyer Türkçe öğretmeni oldu. Dersimize sürekli giren öğretmenin adını hatırlamıyorum, stajyer öğretmenimin adını ise adım gibi hatırlıyorum. Adı; Bilal Küçük'tü. Bir iki hafta dersimize girdikten sonra onu bir daha göremedim. Peki ne yapmıştı da beni böylesine etkilemişti? İkinci veya üçüncü derslerin birinde tahtaya Yahya Kemal'in 'Sessiz Gemi' şiirini yazmış ve sonra da o şiiri yorumlamaya başlamıştı. O yorumladıkça ben sanki dersi bir tek bana anlatıyormuş duygusuna kapılmıştım. Onun yorumuna göre şiirde 'gemi' sözcüğü 'tabut' sözcüğü yerine kullanılıyordu. Üstelik şiirin hiçbir yerinde 'tabut' sözcüğü geçmiyordu, işte bu temsili istiare beni fazlasıyla etkilemiş, bir sözcüğün gerektiğinde bir başka sözcük yerine kullanılması, sözcüklerin bir büyüsü olduğu fikrini yaratmıştı bende. - Kitabınız, Pavase'nin, 'Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum' sözü ile başlayıp, The Beatles'ın şarkı sözlerinden, 'Bu sabah aynaya baktım, kimseyi göremedim' sözüyle bitiyor. Kitabın yazılma serüveninden söz eder misiniz?- Evet, sizin de belirttiğiniz gibi, Pavese Yaşama Uğraşı adlı kitabında 'Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.' diyordu. Bu cümlesine karşılık The Beatles de bir şarkı yapmış ve şarkının bir yerinde şöyle diyordu: 'Bu sabah aynaya baktım kimseyi göremedim.' Ben de bu buluşmaya dahil olmak istedim ve Ayna Çarpması'nı Pavese'nin cümlesiyle açıp The Beatles'ın dizesiyle kapamak ve bu iki cümle arasında olup bitenleri anlatan bir kitap yapmak istedim. Yani öykülerden önce bir kitap yapma fikri vardı kafamda. Benimkisi bir kitap yazmaktan çok bir kitap yapmaktı.
'MUTLU BİR HARF YOKTUR'
- Öykülerinizde genelde karamsar bir hava var, bunun nedeni nedir acaba?- Çünkü mutlu harf yoktur ve herkes kendi 'kara'sını döker sayfaya.-'İtiraf' adlı öykünüzdeki Selim karakterinin cezaevinde siyasal bir tutukluyken uzaktan sevdiği kızı görebilme adına 'itirafçılar koğuşuna' geçip geçmediği finalde muallâkta kalıyor. Selim, âşık olduğu kız için 'itirafçı koğuşuna' geçiyor mu?-Yazdığım bir öyküyü sonradan açıklama gayreti içerisine girmek açıkçası zoruma gidiyor. Bu sebeple Selim'in 'itirafçılar koğuşu'na gidip gitmediğini belirtmek yerine ya da bunu hak'katen merak eden okurlar, Cumhuriyet Kitap'ın 989. sayısında 'Ayna Çarpması'nda Metin İçi Geçişler' adlı bir yazı yayımlandı, bu yazıya bakabilirler. - İlk öykü kitabınız Ayna Çarpması ile Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne layık görüldünüz, neler hissediyorsunuz? Bu bağlamda ödüller hakkında neler düşünüyorsunuz?- Böylesine köklü ve sicili temiz bir ödülü almış olmaktan mutluluk duydum. Ödüllerin ödül alan eseri öne çıkardığını düşünüyorum. Bunun dışında hiçbir ödül hiç kimseyi yazar yapmaz, sadece kişiyi daha görünür kılar diye düşünüyorum. Ödül alan eser iyidir, almayan kötüdür gibi bir kolaycılığa düşmemek gerekir, Sevim Burak da Sait Faik Ödülü'nü almak istemişti, ama o günkü koşullarda bu mümkün olmadı, bu onun kötü bir yazar olduğunu asla göstermez. Ayna Çarpması/ Murat Özyaşar/ Doğan Kitap/ 98 s.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
YUNUS NADİ 2009 ÖDÜLLERİ
'Ok gibi olsam yabana atarlar'
İşsizliği konu alan çalışmasıyla 2009 Yunus Nadi Karikatür Ödülü'ne Ahmet Ümit Akkoca değer görüldü.
Elif BEREKETLİ
izerken nelerden besleniyorsunuz, neler dürtülüyor sizi? - İlgi alanıma ülke ve dünya sorunları giriyor aslında. Eğer düzenli bir yerde çalışsaydım bu konuları işlerdim. Şimdi yarışma karikatürleriyle ilgilendiğim için benden istenilen konularda çiziyorum. Genel bir politikliğim olduğu söylenemez. Çizgilerimde Türk kültüründen besleniyorum. Haksızlığa başkaldırı, adalet duygusu, başkalarına ve çevreye zarar vermeme, ülke ve dünya insanlığı için barış, insana ait değerlerin zaafa uğraması dürtüyor beni.- Politik olmadığınızı söylüyorsunuz. Politik karikatür üzerinde tabu var mı sizce şu an Türkiye'de? Aslında daha da önemlisi, zamanında bazı mizah dergilerinin başına gelenler sizce bugün otosansür nedeni oldu mu?- Eleştirel düşünceler kızgınlığa ve önyargılara dayanmamalı. Çeşitli durumlar ve olaylar karşısında takındığımız tavırlar, sarf ettiğimiz sözler daha sonra kaybolup gidiyor. Ama çizgiler kaybolmuyor. Alıcılar tarafından yapılan değerlendirmelerde her şeyden önce karikatür sanatının özellikleri göz önüne alınmalı. Hiçbir konuda hakareti onaylamayan bir kişi olarak, sanatın da özgür iradeyle yapılabileceğine inanıyorum. Çizer entegre bir kişiliktir. Bu özelliği önemlidir. Yukarıda söylediklerimin haricinde şartlar bu özelliğe gölge düşürmemeli. Bazı tanımlamalarda olduğu gibi, karikatür yıkıcılık değildir aslında. Eğer yıkıcılıksa, o zaten başka bir yapıcılığı getirir. Ağırlıklı olarak, yapıcılıkta odaklanmalı söz konusu bazı tanımlamalar.
'KARİKATÜR SÜREKLİ DEVRİMDİR'
- 'Otokontrol' ile 'otosansür'ü ayıran çizginin özgürce çekilememesi düzenle uzlaşmaya neden olmaz mı peki? Doğuşu muhalefete dayanan böyle bir alanda özellikle...- Evet, doğru, karikatürün var oluş nedeni muhalefet yapmaktır... Ama neye karşı muhalefet? Tabiî ki düzendeki olumsuzluklara, haksızlıklara, yanlış yapılan işlere karşı muhalefet. Düzenle uzlaşmasına gelince, dedemin bir sözü vardı: 'Ok gibi doğru olsam yabana atarlar beni, yay gibi eğri olsam elde tutarlar beni.' Yay gibi eğri olmak herhalde biraz esnek olmak anlamına da geliyor. Ben karikatürde bu yaklaşımı onaylamamakla beraber, özellikle basında çalışan karikatürcüler için kapının önüne konulma gibi bir risk de olabileceğini söylemek zorundayım. - Kapının önüne konma durumu olan karikatürcülerin hayalgücünün egemenlerce kontrol altında tutulması anlamına gelir bu da pekâlâ. Peki, karikatürün hayalgücü ve dolaylı olarak da felsefeyle ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz; 'konjonktürden bağımsız olarak' ve 'bugünlerde ülkemizde'? - Hayalgücü, insanların ortak kullanım alanı olarak üzerinde yaşadıkları tek dünyada, her insanın sadece kendilerine ait çok dünyalılıklarıdır. Felsefe hayalgücünde filizlenir, gelişir. Sanat; insanın iç dünyasıyla iletişim kurmasıdır. Bu iletişim sonucu ortaya konulan üretim, felsefi bir altyapıya dayanır. Sanatçı düşünerek saklı olanları ortaya çıkarır. Her konudaki; sanatta, politikada, bilimde, teknolojideki gelişme yani; insanın refahı mutluluğu için yeni açılımların yapılması, iyinin de daha iyisini bulma arayışları, karikatür, saklı olanı bulup ort
2/5/2009 · Kategori: Gunluk
17 Nisan 2009 / Çınar Yayınları, Koca Çınar Rıfat Ilgaz'ı İzmir Kitap Fuarı'na Taşıdı... / Ali ŞAHİN

18–26 Nisan 2009 benim için çok değişik bir hafta oldu. Baharın gelişini İzmir’de kitaplarla karşıladı TÜYAP. Deniz Kavukçuoğlu, Küresel krize karşın fuara katılan 306 yayınevi sergiledikleri kitap ve süreli yayınlar; 93 yazarın katılacağı imza günleri ve çeşitli etkinliklerle bu yıl geçen yılın ziyaretçi sayısı olan 226 bini aşabileceğini umut ettiğini söyledi açılışta.
Bu yıl ilginçliklerden biri de bana göre ilk girişte Cumhuriyet Yayınlarının ziyaretçileri karşılaması ve çıkışta da Cumhuriyet Okurlarının stantlarındaki etkinliklerle uğurlamasıydı. Ergenekon Soruşturması nedeniyle Erol Manisalı fuara katılamamıştı. Hafta boyunca çeşitli yazarlar kitaplarını imzaladı ve okurlarla söyleşti, bol bol da anı fotoğrafları çektirdiler. Fuarın Onur Konuğu İzmirli Yazar Tarık Dursun K.için bir de armağan kitap hazırlatmıştı TÜYAP, Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan’a. Tarık Dursun, plaketini de Server Tanilli’nin elinden aldı; “Tut Elimden İzmir” Armağan kitabı ile birlikte.
Fuarda bir tur attıktan sonra kocaman bir Rıfat Ilgaz fotoğrafı ile Çınar Yayınları karşıladı beni. Ilgaz'ın "19.11.1991’de yazdığı son şiiri, ozanın “berceste mısrası” insanlık için yaşadığının en güzel kanıtı: “Elim birine değsin/ Isıtayım üşüdüyse/ Boşa gitmesin son sıcaklığım!” diyordu fuarı gezenlere... 6 aydır uzak olduğum Kastamonu’nun kokusu sinmişti sanki standa. Aydın Ilgaz; Cide’nin Koca Çınarını İzmir’e taşımıştı, tüm kitapları ile. Tabii bir de başlı başına kocaman bir arşiv olan “Rıfat Ilgaz Sempozyumu” kitabı ile. Kadir İncesu 2 yıla yakın bir gecikmeyle de olsa bilgi şöleni kitabını tutuşturdu elime, Markopaşa Dergisinin tıpkıbasım bir sayısı ve Rıfat Ilgazlı poster ve şiir kartlarıyla. Bizim kitap yavrulamıştı. Kadir Bey bir de “Tut Elimden İzmir” eklemişti yanına.
9 gün Kültürpark bir şenlik alanı gibiydi, fuarı, söyleşileri, panelleri, şiir dinletileri ve çocuk etkinlikleri, lunaparkı, havuzu ve yeşil alanlarıyla. Havuz kenarında sere serpe yatan iki çıplak kadın heykeli, iki yıldır Gençlik parkını darmadağın bırakan Melih Gökçek’i anımsattı bana. Bunları görse neresine tükürürdü acaba dedim yanımdaki arkadaşlara. Gülüştük ağlanacak halimize.
Özellikle de 2 hafta sonu ve 23–24 Nisan günleri dolup dolup taştı fuar. Okurlar, tarihçi İlber Ortaylı, şair Ataol Behramoğlu, yazar Füruzan, Server Tanilli gibi tanınmış birçok yazar ve şairle buluştu. İzmirli ve Egeli şair yazarların de bir resmigeçidi gibiydi fuar alanı adeta. Mustafa Balbay ve Erol Manisalının kitaplarını imzaladı çeşitli yazarlar Balbay ve Manisalı okurlarına. İlgi çok yoğun oldu doğrusu.
Fuarda, TÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde söyleşi, okuma saati, atölye çalışması, gösteri ve tiyatro oyunları gibi 20'ye yakın kültür ve edebiyat etkinliği düzenlendi. 14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında TÜYAP Çocuk Kulübü etkinlikleri 23 Nisan Çocuk Şenliği, 22–23 ve 24 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlendi. ''Bir Zamanlar İzmir'' konulu sergi, Kırmızı Yayınları ve TÜYAP tarafından düzenlenen ''Sarışın Bir Kurt, Atatürk'ün Yayınlanmamış Fotoğrafları'' sergisi yine ziyaretçilerinin uğrak alanı oldu.
Bergama Yortanlı Kurtarma Derneğince düzenlenen ''Mavi Sonsuzluk: Allianoi, Hasankeyf, Munzur...'' konulu fotoğraf sergisi;. Sanatçı Eflatun Nuri ve öğrencilerinin çizdiği karikatürlerden oluşan, Saat Kulesi Karikatürcüler Grubunca hazırlanan ''Hepimiz Eflatunuz'' başlıklı sergi de gezildi.
Yoruldukça Çınar Yayınları sığınak oldu Sude ile bize. Aydın Ilgaz’la birlikte geçirdiğimiz çay molasında, Aziz Nesinden Sabahattin Ali’ye Rıfat Ilgaz anıları ve ilişkileri, Markopaşalar üzerine söyleşi de çok güzeldi. Fuarın önemli bir anısı da Rıfat Ilgaz’ın torunu ile olan koca posteri önünde torunum Sude ile Kadir İncesu’nun çektiği fotoğraf oldu diyebilirim. Zaman zaman da imza gününe katılan yazarlarla kısa kısa söyleşiler benim için değişiklikti. 2–3 yıldır konuşlanmaya çalıştığım İzmir’de çeşitli etkinliklerde tanışıp selamlaştığımız birçok yazar, şairle de sık sık karşılaştık. Sudeciğme de o zamana kadar kitaplar yasak olmazsa okur diye birkaç kitap aldık. Sık sık “benim kitaplarım” diye açıp karıştırıp duruyor.
Özetle bütçe fazla elvermediği için istedikleri kitapları gönüllerince alamasalar da bol bol görüp inceleme, taze mürekkep kokusunu içine çekme olanağı buldu İzmirli okurlar. Baharı kitapla karşılamanın güzelliği bir başkaydı doğrusu.
İzmir’de Baharı Kitaplarla Karşılamak
Değinmeler
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'
Annemin o sözünü hep anımsarım: 'Oğlum, derdi, yılan bile yerin toprağını gıda ile yermiş.' Dar zamanlarda yaşayanların tutumlu olmasını düşündüren bir söz. Bu anlayışı pekiştiren başka sözleri de vardı: 'Para dermiş ki, 'ben, beni kazanandan değil, tutandan korkarım' '. Bir çıkmaz sokakta yaşayanlar ne gibi zorluklardan geçtiklerini iyi bilir. Kendilerini aşmak, yeniden doğmak zorundadırlar.
MUSTAFA ŞERİF ONARAN
14. İzmir Kitap Fuarı'na giderken 'Kamerler Çıkmazı'ndaki doğduğum evi de görmek özlemi içindeydim. Gene kapı önlerine çömelmiş kadınlar vardı. Bu çıkmaz sokakta 60 yıl önce oturanları sordum onlara. Kimileri başka sokaklara, kimileri öte dünyaya göçmüşlerdi. Doğduğum evi satın alan bir yakınımız da, o pazar gününün tadını çıkarmak için, Kordon Boyu'na gitmişti.O çıkmaz sokağın en haşarı oğlanlarından biriydim. Nerde o eski arkadaşlarım şimdi? Nerde o ayağı nalınlı komşu kızları?Sonraları numara kondu bu sokaklara. Bizim 'Kamerler Çıkmazı' 1276 nolu sokağın bir girintisiydi. O çıkmaz sokağa ağabeyimin adı verilmiş, 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' olmuştu.Evlerinin önüne çömelen komşulara sordum:'Neden 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' tabelası yerinde değil?''O evin duvarları yeni boyandı da, düşmüş olmalı. Tabelayı yeniden takmayı da unuttular galiba.'İçimdeki sevince bulaşan bir kederle, duyarsızlığa küsen bir kırgınlıkla bastonuma dayanıp gitmeden önce, kapı önünde çömelen kadınların çok bilmişine dedim ki:'Yıllar önce bu doğduğum eve geldiğimde emmi oğlumun gelini Melahat bana sahanda köfte yapmıştı. Ona selamımı söyleyin.''Kamerler Çıkmazı'ndan çıkmak, insanın kendinden kurtulması, kendini yeniden bulması anlamına gelmelidir. 'Çıkmaz Sokak' bir simgedir artık. Zor yaşama koşullarını yenerek yeni bir güne çıkanların simgesi.
BİR ÇIKMAZ SOKAK DAHA
'Alireisteki Çıkmaz Sokak' da Tarık Dursun K. için yoksul geçen zamanı nasıl yendiğinin simgesidir.Deniz Kavukçuoğlu soruyordu:'Tarık abi, Dönertaş'tan yukarı doğru çıkıyoruz. Altınordu kulübünü solda bırakıp Pazaryeri'ne doğru ilerliyoruz. Orada mıydı Alireis Mahallesi?Tarık Dursun K. içinden güler gibi, 'Biraz daha yukarı çık' demekle yetiniyordu.Biraz daha yukarda, bir çıkmaz sokakta, iki katlı bir ev. Çinko kaplı bir taraçası bile var.'Kamerler Çıkmazı'ndaki bizim ev de böyleydi. Bir arka avlusu vardı. Avluda taraçaya tırmanan bir asma, suyu serin bir tulumba.Tarık Dursun K.'nın 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan kurtulması, zor yaşama koşullarının üstesinden nasıl geldiğini gösterir. Üstelik daha 7 yaşlarında bir çocukken onları yalnız bırakan, çekip giden bir babanın boşluğunda kalmak, yaşama koşullarını daha da ağırlaştırıyordu.Orta öğrenimini, çok sonra, dışardan girerek tamamlayan bu özöğrenimli yazar, yaşamanın içinden geçerken önce neyi göreceğini öğrenmiş, sonra kendini geliştiren yazarları seçerken kişiliğini oluşturmayı bilmişti.Neyi göreceğini bilmek!Tarık Dursun K., neyi nasıl göreceğini şöyle açıklıyor:'İlginç bulduğum, bir hikâyem ya da romanımda tipleyeceğim kişileri seyretmeyi severim. Nasıl bakıyor, gözlerini nasıl kullanıyor, kaşlarının biçimi ne menedir, nasıl yemek yiyor, su içişi nasıl, bardağı nasıl tutuyor; konuşurken ellerini nasıl bütünlüyor, omuzları niçin düşük, niçin küskün ya da niçin bu denli coşkulu? Hep izlerim, hep gözlerim bunları. Bunlar birer montaj parçalarıdır. Günü gelir, kafamın içinden bulup çıkarır, birleştirir, bir hikâye ya da roman kişisine yakıştırırım' (TARIK DURSUN K., Tut Elimden İzmir, 'Benim Hayatım Bir Roman', Hazırlayan: Enver Ercan, TÜYAP TÜM FUARCILIK YAPIM, 2009).Önemli olan, bu davranışların öykü ya da romanda yer alması, kişilerin ruhsal yapısıyla yaşatılması, gerçekliği daha belirgin kılmasıdır.
YAŞANMIŞ GERÇEK
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelenler her işe soyunmasını bilen, en zor koşullarda bile yaşamanın tadını çıkarmaya bakan, içi sevinç dolu kişilerdir.Tarık Dursun K.'yı otobüs biletçisi olduğu yıllardan tanırım. İnsanları gözlemlemenin ustası olan bu yazar, sıradan bir iş gibi görünen biletçiliği sevmişti.Bende iz bırakan bir gözlemi var:Belki bir emekli, belki bir öğrenci otobüsün camından uzaklara dalmış, yumulmuş avcundaki bilet parasını unutmuş gibidir. Biletçi üstelerse, şaşırmış gibi avcunu açacak, biletini alacaktır. Ama biletçi görmezden gelirse, denetçi de görünmezse, bilet almadan paçayı kurtaracaktır.Bu gözlem, ruhsal derinliği olan bir davranış biçimidir. Olayı gerçekçi kılan duruşların, bakışların, davranışların, konuşmaların arkasındaki ruhsal derinliktir.Tarık Dursun K.'nın öykülerinde, romanlarında bu ruhsal yeteneği tanıdığımız için yaşanmış gerçekliğin anlamına varırız. Sonra da o gerçekliği öyküye dönüştürmenin 'fırsat'ını ararız.Tarık Dursun K. bu 'fırsat'ı şöyle yorumluyor:'Hikâye yazmak bir 'fırsat'tır. Bunu zor elde edebiliyoruz. Kaygılarımızdan, korkularımızdan, savunmalarımızdan, ince hesapçılıklarımızdan, her an savaşa hazır, tetik üstünde beklemekten, çirkinliklerden, güzellikleri sakınmaktan, yorgunluklardan, kızgınlıklardan 'fırsat' çalabilirsek' (Benim Hayatım Roman).Zamanla 'yazma fırsatı', 'yazma tutkusu'na dönüşen Tarık Dursun K.'nın basın emekçiliğinden sinema ortamına, yayın danışmanlığından kitapçılığa uzanan çalışma alanı, hep yazma serüvenini kolaylaştıran ayrıntılardır.Kendi çabalarıyla yabancı dili de söken bu özöğrenimli yazar 60'a yaklaşan kitaplarıyla, yaşadığı bunca zamanı yazıya adamış görünüyor.Yazıya adanmış bir yaşama serüveni! Hem de nice engelleri aşmasını bilerek.Ama Nermin Hanım gibi incelikli bir öğretmenle evlenmeseydi, yazıyla uğraşarak yaşamaya katlanması, içinin sevinciyle insanlara bakması kolay olmazdı.'İyi, akıllı, duygulu bir kadındır karım' dediği Nermin Hanım, ev içi düzeniyle Tarık Dursun K.'nın zamanını çoğaltıyordu:'Eve bahçeden geçilip beton basamakla giriliyor. Dar bir hol. Sağda mutfak. Çok temiz, çok düzenli. Holden yemek salonuna, ordan da üç basamakla oturma odasına iniliyor. Çok camlı bir ev ve çok aydınlık. Çok kitaplı da. Evin egemeni kadın. Nereye bakılırsa anlaşılır. Onun titizliği, onun düzeni, onun kadıncıl dengesi duvarlardan yere serili halılara, kitaplıklardaki sıralı kitaplara, pencere kenarındaki Afrika menekşelerine, devetabanlarına ve kauçuk ağaçlarına dek çok belirgin (Benim Hayatım Roman).Oysa Ankara'da Kocabeyoğlu Pasajı'nda, ağabeyi Faruk Kakınç'la işlettiği 'züccaciye dükkânı'nı bırakırken, ağabeyi bana dert yanıyordu:'Şuna söyle Mustafa Şerif, ille de yazarlık diye tutturmuş. Yazarlıkla kim adam olmuş ki! İşte şurda gül gibi geçinip gidiyoruz.''Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan çıkan Tarık Dursun K., eşi Nermin Hanım'ın eli değen, bahçesinde Mayıs gülleri, yaseminler, hanımelleri açan o evde, hakkı yenmişliğine inanmanın aldırmazlığı içinde, yazarlığının işe yaradığını görüyordu.
ÜZGÜN DALGINLIK
Tarık Dursun K. gibi 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelip sineğin yağını çıkarmasını bileceksin de, yazarlıktaki hakkı yenmişliğe aldırmaz görüneceksin! Bu çelişkiyi anlamak kolay değil.Belki bunca birikimin getirisini yeterli bulmuyor, 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan bahçeli bir eve geçmenin sınıf değiştirme bilincine üzgün bir dalgınlıkla bakıyordu.O üzgün dalgınlıkta başka neler var?Bir zamanlar 'Bilgi Yayınevi'nin yayın siyasetini etkileyen bir yazardı. Ahmet Tevfik Küflü, katı ilkeleri olan o usta, onun bir dediğini iki etmezdi. Hangi köprüler yıkılmıştı da, Tarık Dursun K.'nın bakışlarındaki üzgün dalgınlık, belleğini eşelemeye aldırmıyordu?Oysa Küflü yayın kesiminin en çok vergi ödeyen adamıydı. Yazarının hakkını gözetmeyi onur sayardı. Ama Küflü, iletişim kurmasını bilmeyen, tepki gösterirken duygusallıktan kurtulamayan, kendiyle de barışık olmayan bir ustaydı.Peki, Tarık Dursun K.'nın onlarca kitabı 'Bilgi Yayınları'nda uykuya mı dalacaktı? O üzgün dalgınlıkta unutulmuşluğa bırakılan böyle bir duygu da var.Ahmet Tevfik Küflü gibi deneyimli bir yayıncı neden yazarlarıyla içten ilişkiler kurmasını bilmez? Neden yıllar yılı onunla çalışan yazarlar dargın ayrılmak durumunda kalır?Oysa Selim İleri, Doğan Kitap'tan ayrılırken yayınevinin yöneticisi Gülgün Çarkoğlu'nun gönlünü almasını bilerek Everest'e geçmiştir. Sırma Köksal gibi ayrıca değer verdiği bir yayın yönetmenini seçmiştir (Dünya Kitap, 'Arafta Bir ihtiyar', Selim İleri 60 Yaşına Yeni Bir Yayınevi, Yeni Desen Çalışmalarıyla Giriyor, Faruk Şüyun-Nermin Sayın, Nisan 2009).Gülgün Çarkoğlu, Sırma Köksal gibi başarılı yayın yönetmenleriyle birlikte, 'Bilgi Yayınevi' yayın yönetmeni Biray Üstüner'i de saymalı. Ahmet Tevfik Küflü deneyimli bir yayıncı olsa da ayrıntılardaki sorunlara karışmamalı. Yayın kesimindeki sürtüşmeler yazarları yeterince tedirgin ediyor. Kadınlara özgü duyarlıkla, yayın yönetmenleri, yazarların iç dünyasını daha iyi anlıyor.Yayıncılık kesimi içine düştüğü çıkmazdan birbirini kirleterek değil, daha iyiye yönelmenin dayanışması içinde kurtulmalı. Yayıncıların piri sayılan Ahmet Tevfik Küflü'nün yayınevinden kimler geldi geçti!Yayıncılık çıkmazından bedel ödeyerek de kurtulmak kolay değildir. Ben, 60 yıl önce bıraktığım 'Kamerler Çıkmazı'ndaki baba evini gördüğüm zaman, açıldığım dünyayı daha iyi anladım.Ama 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelen Tarık Dursun K. nice yenilgilerden geçerken; o üzgün dalgınlığında, yaşamanın anlamsızlığına öfkelendi. Bulanık belleğini eşeleyerek erken ölen bir eşi, kansere yenik düşen iyi bir ağabeyi, bırakıp giden hayırsız bir babayı anımsadı.Eninde sonunda hepimizin bir çıkmaz sokağı var. Yaşamanın anlamına varmak, biraz boş vermesini bilmek, o çıkmazdan kurtulmaya bağlıdır.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Türkçe Günlükleri
FEYZA HEPÇİLİNGİRLER
24 NİSAN CUMA
İzmir Kitap Fuarı'nda da soruldu, okurlarımdan da bu konuda sorular gelmişti. Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk adı nasıl söylenir? 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eserinden Aşk-ı Memnu' anonsunu duydukça tüyleri diken diken olan tek ben değilmişim. O anonsla ne denmeye çalışılıyor? Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri diye kastedilen 'Aşk-ı Memnu' değil mi? Oradaki '-den' eki, o eserden yola çıkıldığını, ondan yararlanarak bu dizinin yapıldığını söylemek için konmuşsa alkışla karşılanacak bir durum; ancak kastedilen anlam bu olduğunda da öyle denmez. 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan (yararlanarak / esinlenerek / alınan ilhamla /uyarlanarak) dense' alkışlayanların arasına seve seve katılırım. 'O romandan esinlendik; ama çektiğimiz dizinin romanla pek ilgisi yok, aramayın.' demektir bu; takdir edilesi bir açıklama olur. Ayrıca da doğru olur; dizinin romanla 'çoğu bugün kullanılmayan kişi adları dışında- pek bir ilgisi yok. Kaldı ki 'memnu' sözcüğü de çoktan kullanımdan düştü. Ne diyelim peki, diyen olursa, işte doğrusu: 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan uyarlanan Yasak Aşk'. Gelelim 'Halit' adının nasıl söylenmesi gerektiğine' Şiar Yalçın olsa 'Biz büyüklerimizden hep böyle duyduk, böyle öğrendik.' derdi ki doğrudur. Biz de büyüklerimizden 'Halit' sözcüğünün a'sının uzun söylendiğini duyduk hep. Hakkı Devrim eski yazı bilmez; ama hâlâ 'vedası' demenin yanlış olduğunu, sözcüğün sonunda (Arap alfabesine göre elbette) 'ayın' harfi bulunduğu için, 'vedaı' demenin doğru olacağını iddia eder. (Bunu dedikten sonra bu konuya birkaç gün içinde dönmek şart oldu.) Onun hoşuna gidecek açıklama da ha ') ) sesinden sonra heceyi uzun okutan bir elif (' ) olduğunu söylemektir. Eski yazıda 'Halid' diye yazılan sözcük çoktan 'Halit' biçimini almıştır; ama baktım da dizinin başında yazarın adını 'Halid' diye yazıyorlar. Herhalde yazar, adını öyle yazardı diye düşündüklerinden. Öyle yazsaydı bile onların söylediği gibi okumazdı. Özetle, yazarın adı, 'Halit' diye yazılır ve 'ha' hecesi uzun okunarak söylenir. Uzun okunmasını sağlamak için de şapkaya (^) falan gereksinme yoktur. Halide Edip Adıvar'ın adı olan 'Halide' sözcüğü de böyle, 'ha' hecesi uzatılarak okunmaz mı? 'Halide', 'Halit' sözcüğünün dişilidir (müennesi) ve insanlar 'sonsuz, daim, ebedi' anlamına geldiği için çocuklarına bu adları koymuşlardır. 'Halide' sözcüğünde 'ha' hecesi kısa okunduğunda sözcük, 'dürterek bastırılmış, saplanmış' anlamına gelen başka bir sözcük olur ki bu anlamıyla kimse çocuğuna bu sözcüğü ad olarak koymaz. Abdülhak Hamit Tarhan, yeni yazıya geçildikten sonra, eskiden 'Hamid' diye dolu dolu söylenen adının 'ham - it' gibi 'Hamit' diye yazılıp söylendiğini duyunca, 'Ömrü ahirimizde (ömrümüzün sonunda) ismimizin sonuna bir 'it' eklediler.' diye yakınırmış. Halit Ziya da adının 'bakalit' der gibi 'Halit' diye söylendiğini duysa hele hele Türk edebiyatında bir başyapıt olan romanının, içeriğinden, duygusundan, tadından tümüyle soyutlanarak bambaşka bir hale getirildiğini görse mezarında ters dönerdi.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
28/4/2009 · Kategori: Siir
GECENİN YIRTILAN SESİ
bizi sizden sorarlar
sorarlar bizi
sorarlar bizi
yaşamın takviminde
yorulan sözcükleri
bozulan çarkı
burcu burcu kokuyu
mahmur gözde uykuyu
güneşi gökyüzünü
sorarlar
sorarlar
sorarlar
başkasının korkusu
korkusu başkasının
korkusu başkasının
hangi kuytularda saklanır
gerek yok hoşça kala
ölüm bizi tanır
yar yüzünde
sevdalarda
aşklarda
ışkın süren dallarda
ölüm bizi tanır
kırım sayılır aç karınlar
aç karınlar
muhtaç karınlar
sarsılan yeryüzü
kaçıncı kırığında fayın
böler uykuları
dağ uyanır salkım saçak
çocuk uyanır
dar gelir köşe bucak
dar gelir
dar gelir
dar gelir
yüz göz olan
kem söz olan
gecenin nakşı
çığlığı tez atlılar
ele güne karşı
arzın merkezi
küf rengi çamur
kaynayan deniz
dili suskun
dili biz
hüznü vurgun ayrılıklar
üşüyen kucak
yırtılan gecenin sesi
gecenin sesi
şaşkın düşer surlara
şavkı yavan bir an
alnın ortası bulut
aranan adam
yüzün senin olsun
keşkeler senin
hoş geldin sularında
ötesinde sezginin
kol kırık sayılsa da
yen içi ayıp
sorunları saklayıp
kolay mı yarınları kurmak
geç vakit
geç vakit
önü kesilen biziz
afişlerde resmimiz
kıyılan vurulan
ülke ülke savrulan
tarihin hükmünde
bitmeyen öfke
zindandan mezara
birileri peşimizde
yürüyor sinsice
yel eser yol incelir
yol incelir
söz usanır nazından
incecik nar dalına
uzanır ağır aksak
yoldaş arar direncine
yaşlısına gencine
umutlar sağılır
sürgün can borcu değil
emek emek
bellek bellek
zora karşı bilenmeli
inmeli alanlara
alanlara inmeli
Bekir Koçak
Gecenin Yırtılan Sesi (Ekin Sanat, Sayı: 36, Şubat 2009)
Gözle Yürek Arası Susmak
1
Gözlee yürek arası susmak
Bırak zulada kalsın küfründen uzak
gem vurulmaz
sesim sesine küheylan
düş gizinde taylar
yelesi kıvılcım
hırçın toynak
sırtında ne var
deseni nedir gömleğin
el emeği sağır olmaz
ter zamana geçer
tırrmandıkça merdivenleri
uyanır aydınlık
ufukta bizi bekler
ülkesi yok ki muradın
çokça hüzün var
çöktükçe eskitir yüzü
gönül alevlenir
geçer iklimden iklime
ustünde gözleri narın
toprak kokusu havada
oyuncakları çocukların
çiçek mi kurşun mu
buna ne denir
lepiska sarısı muş
Bitlis ki türkülü dere
Tütünü hasret giderir
Yarasında ince bir sızı
Umudun yüzü tebessüm
Bir adım ötesi zorba çıkmazı
2
İnka güzelliği düş
Uygarlığı yitik maya
Hesabın içinde onlar
Kübalı Venezüellalı dünya
Şekerkamışı purosu havana'nın
Ürünlerin en güzeli
Vardiya saati
EI üstünde el
Karanfil sevdalısı sabahlar
Onur hastası fidel
Petrol isyanı karakas
Türküsüne katar okyanusu
Keskin bıçak
Kör bıçak
Üstünde oynar karıncalar
Erkeği kadın kadını erkek
Özgürlük sancısı dalgalar
Arıtır tuzundan suyu
Su biter deniz biter
Sınır tanımaz emek
Bekir KOÇAK
Gözle Yürek Arası Susmak, (Ekin Sanat, Sayı: 26, Nisan 2008 )
Hasret Sevdanın Kendisi
can bedeni vurdu
ölümü soğudu zaman
aklımda çocukluğum
sevgi masumu göründükçe
göçebesi oldum kentlerin
kayboldum
elleri günaydın güneşi okşar
sorgular gizini yaşamın
hasret sevdanın kendisi
aşar arsızlıkları
sevgiye koşar
aklın düşünde yaşamak
bu meydan bu tren bu ray
dal uçları gün aydınlığı
uzağı yürek bungusu
olmazlanır kadim ayrılık
öfke işe yarar
ağırdan alır türküler
başlangıcı muştulu haber
gizlidern ses verir
yazar günlüğünü acıların
tanıktır zamana dört duvar
sen dokundukça
saçlarım düğüm
çözümü güç sorunlar için
sevda nedir ki öldüğüm
alfabeden bir yaprak
aşkın "a"sıyla acının "a"sı yan yana
dili tutulur baharın
deşilir yarası uçurumların
dağ doruğu buzullar
akar ateşine umudun
kül ve kömür bana kalır
acının yumağında her soru
yanıtı sabırda saklı
eylemin sabra direnci
uzatma diyor yılları
saati gücendirme
kuyuları kazarken iğne ile
aklında olan yenilik
zoru gülümseyen gece
kılı kıpırdamaz delilik
yol uzatır düşürür ağa
sen ben sözcükler
düştükçe tuzağa
çocuklar daha çok ağlar
bozduğumuz oyunlarda
şiirin ince dili
ayların adı önemli değil
"yükte hafif pahada ağır".
Yükle yüreğine ne varsı
Hoşça kala uzak dur
Tut elinden yürü
Aldırma soğuğa sıcağa
Bekir Koçak
Hasret Sevdanın Kendisi, (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )
Haziran Dendi Bize
bırakıp gittiniz
suların hırsında bizi
üstümüzde kaldı gözleriniz
mavi boncuk sabrı sabahlar
kahve telvesinde hüzün fısıldar
kulaklarımıza "dağlarımıza
gelince bahar" susar çanları
şehrin
bırakıp gittiniz camlarda
kaldı adımız haziran
dendi bize okunan
romanlardık
siyah beyaz resimler
aşk namustu terde
sonsuzluk isyanı ateş
zaman bizimle tutsak
gönlümüz asi
rüzgar diner bulut eser
kahrolmak aczi midir kuşun
uçmak yalansız günlere
güzelliği olmalı kurtuluşun
bırakıp gittiniz
evlerimizde barut kokusu huzur ne
susar ne söz dinler
uçar gelinböceği
kanadı kanlı bulut
parmak ucu dal ~eğil
gün görmüş derler önce
ömre çekilir sur
söylenenler duyulmaz
bıçak sırtı çizgide
Bekir Koçak
(Ekin Sanat, Sayı: 27, Mayıs 2008 )
HER ÖLÜM FİDAN DALI
kazım koyuncu'ya
ağırlanmak kutsal yontularda
yıkarken deniz köpüğünü
alışkın değilse de karadeniz
radyasyon lekeli çay yeşili toprakta
düşünmeden dölüne ihaneti
titreyen bir gülümseme
gencecik ince
hangi makamdan şimdiki fırtınalar
kim olduğunu bilmiş gibi
çağrılı çağrısız
yola çıkılmış bir kere
nereye nasıl varılır bilmiyoruz
kona göçe bu zaman diliminde
tut kollarını kapıların
çalmadan yarını deli rüzgar
kaç bin kez kaç bin güvercin
çiçeklerken yanağımızı
içimizde bin bir sızı
sor kurtuluşu mustafa suphi'ye
aklın süzgecinde çağın
bunca illeti saklar niye
çernobil bulutları
bir batar bir çıkar
umuda ısmarlanmış ne varsa
karabataklar suların boşluğunda
titrek yürekli bebecikler
bırakmış ellerini anaların
emmiş derdi derman diye anzer balı
sunağında gençliğimiz ölümün
"her ölüm erken ölüm"
her ölüm fidan dalı
Bekir KOÇAK
Her Ölüm Fidan Dalı, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)
İşsizim Anne
öfkem ne kara zeytin
ne sıcak çorba
işsizim anne
kederle doluyum
boş olan ne var
çizilmiş sınırı yaşamın
içinde ömrüm karamsar
tökezler at misali
umuda bağlamak kolay mı
görünen hali
yat kat saltanat
yarına kalacak mürüvvet
yapaydır olanlar
kalkınan ülke
bireysel ayrıcalık
emek ekmek demokrasi
“açıl susam açıl”
bize karanlık
top sakal yanık puro
içerik biçem poetika
bunlar yoksa şiirinde
ikinci yeni üçüncü eski
ucuz edebiyat
yabanın eli ensede
hak hukuk adalet dense de
bulunur her devirde ibrikçi
köşebaşları işsizlik
nefesi kokan işçi
umarsızlığa tutsak
sevdiğimiz kadınlar
sevgiye aç emre uzak
avuçlarında yıkık kuleler
özü bizde tanrıların
isyanı erken başlattık bilirsiniz
bize spartaküs derler
serez çarşısı var bir de
kanadı yaralı kuğudur alnımızın
dört yandan sarıldığımızda
ırmaklarca duru dingin
çınar köklerince ulu
ateşi solur Bedrettin
tarih sayfaları ışıyan
saçları rengi sabrın
dehşet açıksa bugün
ihanet aramızda kin
lakin sevda şiiri değil bu
sevda soluksuz
kara göz kara kaş mı derdimiz
sokaklar evler bizim için
ardında barikatın
toprak çamur taş
koyun koyuna bizimle
yüzümüze kapandıkça kapılar
işsizim anne
Bekir Koçak
İşsizim Anne, (Ekin Sanat, Sayı: 31, Eylül 2008 )
24/4/2009 · Kategori: Inceleme
Bıçak Kemikte isimli kitabı
Aşık İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960)
Ağalı Dünya 2 cilt (1964-1965)
Yazacağım (1966)
Bakalım Hele (1967)
Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1973)
Bak Tarlanın Taşına (1974)
Vur Ağanın Başına (1975)
Dünden Bugüne Aşık İhsani (1976)
Beyaz Köle (1985)
Düş Değil Bu (1993)
Bıçak Kemikte (2002)
Dış bağlantılar [değiştir]
Şiirleri, kitapları kısa özgeAşık İhsanimişi
Kısa özgeçmişi, bazı şiirleri
(İngilizçe) Alevi ve Solcu Aşıklar, 1960-1980
"http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C5%9F%C4%B1k_%C4%B0hsani" adresinden alındı.
Sayfa kategorileri: Yeni ölümler | Halk ozanları | 1932 doğumlular
Halk ozanı Aşık İhsani yaşamını yitirdi
Halkın ve devrimci mücadelenin militan sesi halk ozanı Aşık İhsani yaşamını yitirdi
77 yaşındaki Halk Ozanı Aşık ihsani doğduğu yer olan Amed'de hayatını anlatan belgesel çekimi sırasında rahatsızlanarak hastane kaldırılmıştı. Aşık İhsani, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Amed'in Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
Aşık İhsani, 68 kuşağı ve sonrasının yaşadığı tarihsel olayları sazıyla sözüyle dile getirerek, Halk(ın) Ozanı olarak 7'den 70'e tüm kesim tarafından bilinmeye başlandı. 1932 yılında Amed'de (Diyarbakır) doğan Aşık İhsani, ağalarla yoksul köylüler arasındaki çelişkiyi, devletin devrimcileri nasıl katlettiğini zalimlerin zulmünün nasıl yıkılacağına kadar ülkemizde yaşanan birçok toplumsal çelişkiyi ve gerçekliği devrimci bir bakış açısıyla saza ve söze dökerek, çağının tanığı olmuştu.
Baskı gördü, hapis yattı fakat yılmadı
Devrimci kurumların etkinliğinden tutunda bir çok demokartik kurumun etkinliklerine katılan Aşık İhsani'nin gerçek ismi İhsan Sırlıoğlu'dur. Aşık İhsani 1970 yılında söylediği ve yazdığı devrimci siyasi mücadeleyi güçlendiren türkleri ve marşları yüzünden tutuklanarak sesi kıstırılmak istendi. Aşık İhsani hapishane yaşamında ve sonrasında da yine çağından sorumlu olmanın bilinciyle mücadelisini devam ettirip ülkeyi karış karış gezerek konserler verdi.
12 Eylül 1980 tarihindeki askeri faşist cunta döneminde kendisine dönük baskılar yüzünden yurtdışına çıkmak zorunda kalan ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Amed'e geri döndü.
Değişik halk hikayelerini de toplayıp anlatan Aşık İhsani’nin 'Kerem ile Aslı', 'Aşık İhsani ve Güllüşah' gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini, 'Ağalı Dünya' (1964-65, 2 cilt), 'Yazacağım' (1966), 'Bakalım Hele' (1967), 'Bak Tarlanın Taşına' (1974), 'Vur Ağanın Başına' (1975) adlı kitaplarda topladı. 'Dünden Bugüne Aşık İhsani' (1976), 'Düş Değil Bu' (1993) ve tüm şiirlerini topladığı 'Bıçak Kemikte' (2002) adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca 1973 yılında çıkardığı 'Ozan Dolu Anadolu' adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan 'Beyaz Köle' (1985), adında kitapları bulunmaktadır.
Aşık İhsani'nin bazı şiirleri
Ağalı Dünya
Bizim köyde bir ağayla bir nazlı
Yaşıyordu, yaşıyordu, yaşar ya
Ağanın göbeği, nazlının karnı
Şişiyordu, şişiyordu, şişer ya
Yazacağım
Ağalığın çöküşünü
Gür suların akışını
Fakirliğin kalkışını
Görene dek yazacağım
Sorumluyum ben çağımdan
Düz ovamdan dik dağımdan
Sömürgeni toprağımdan
Sürene dek yazacağım
Kızıl Dere
Dere bizim evimiz , suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere vurulur gençlerimiz?
Dere suyun durulmaz, gence kurşun sıkılmaz
Sanma faşist olandan bir gün hesap sorulmaz
Marş
Yürüyelim arkadaşlar
Aydınlığa diri diri
Adımımız geniş geniş
Yumruğumuz iri iri
Yürüyelim yüzler binler
Yıkılsın şu kara günler
Rahatını düşünenler
Aramızda yoktur yerini
Devrimleri eyledik yar
Kurtuluşa sözümüz var
Safımızda savaşanlar
Kim olursa gelsin beri
Yürüyelim yüzler binler
Yıkılsın şu kara günler
Rahatını düşünenler
Aramızda yoktur yerini
Kadın erkek her bir yaşta
Yol bilenler gitsin başta
Makbul değil bu savaşta
Yoksa eğer alın teri
Yürüyelim yüzler binler
Yıkılsın şu kara günler
Rahatını düşünenler
Aramızda yoktur yerini
***
Bıçak Kemikte - Aşık İhsani
Bıçak Kemikte - Aşık İhsani "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar geliyoruz, geleceğiz, yakındır"
Kaynak: http://www.insanokur.org/?p=7850
Türkülerini dinlemek isterseniz (ki bence dinleyin) http://www.cafrande.org/?p=7112
20 Nisan 2009 tarihinde yitirdiğimiz Âşık İhsani yoksulluk nedeniyle beş yaşına geldiğinde üç kilo ekmek karşılığında bir köy ağasına satılır. Okulda okumayan İhsani, çağdaş şiirler yazıp, başarılı olmuş ve tanınmış bir isim. İşte Âşık İhsani'nin yazdığı şiirleri bulabileceğiniz 'Bıçak Kemikte' politik sertliği taşıyan şiirleri bulunduran bir kitap. İhsani, özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda milyonlarca dinleyicisi olan bir halk ozanıdır. Yaşamı Diyarbakır'ın yoksul bir köyünde başlar. Demokrat Parti ile başladığı politik hayatına Türkiye İşçi Partisi ile devam eder.
Ne günlere duruyorsun arkadaş
Yürü kalk olanca hızınla yürü
Bıçak geldi ta kemiğe dayandı
Karınla oğlunla kızınla yürü
Sözüm sana işçi kardeş bak dinle
Gün bugündür yürü zaman seninle
Ayağından kesilirsen elinle
Olmazsa dişinle dizinle yürü
Savaş Alanında
Vurulmuştu; nefes nefes uyandı
Ölenlerden artta kalan tek candı
Çabaladı dizlerine dayandı
Kalktı kalktı kalktı çaresiz
Gücü olsa uçacaktı yurduna
Yem olmadan dağ başı kurduna
Bir geleni varmış gibi ardına
Baktı baktı baktı çaresiz
Çömeldim yanına kaldık tek teke
Bir şeyler söylüyordu can çeke çeke
Aldığı yaradan kan leke leke
Aktı aktı aktı çaresiz
İçten bir ürküntü almıştı onu
Çıkmıyordu kısıktı senin tonu
Akbabalar dönüyordu boyunu
Büktü büktü büktü çaresiz
Bırakmıştı elindeki işini
Yavrusunu, yuvasını eşini
Varan Azraile karşı dişini
Sıktı sıktı sıktı çaresiz
Silahların parladığı o her an
Çukur çukur yanayordu koca han
Böyle cinayetten insanlık çoktan
Bıktı bıktı bıktı çaresiz.
Aşık İhsani
Kitabın Künyesi
Bıçak Kemikte / Aşık İhsani
Berfin Yayınları, 152 sayfa,
Baskı Tarihi: 2002
Aşık İhsani 'nin Hayatı
Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. 1932 yılında Diyarbakır’da doğar, küçük yaşta şiir yazmaya başlar. İki yaşında iken babasını kaybeder ve annesi tarafından sıkıntılı ve yoksul bir ortamda büyütülür. Çalışmak için sürekli diğer köylere ve şehirlere gitmeye başlar. 17 yaşındayken İstanbul Büyükçekmece Mimarsinan Köyü’nde maden ocağında çalışmaya başlar. Maden kapanınca lastik fabrikalarında çalışır daha sonra Erzurum’a askere gönderilir. Askerlik sonrası kendi kendine saz çalmaya başlar. Sazı ile Anadolu’yu dolaşmaya başlar. Bu seyehatlerinin birinde Manisa Tarzanı ile tanışır ve bir müddet yanında kalır. Aşık İhsani türkülerini Güllüşah ismindeki hayali bir kıza söylemektedir. 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışmaya başlar. Uşakta bir hapisane müdürü ona senin Güllüşah’ı bulduk der, kız her ne kadar İhsani'nin hayallerindeki Güllüşah değilse de bu kızla evlenir. İhsani ona da saz çalmayı öğretir ve Aşık İhsani ve Güllüşah olarak şehir şehir dolaşmaya başlarlar. Bu ikili halk tarafından oldukça ilgi görmeye başlar. Aşık İhsani ve Güllüşah adlı kitapları yapılır. 1958’de Ankara Radyosu Yurttan Sesler programının şefi Muzaffer Sarısözen tarafından programa davet edilir. Her hafta Çarşamba günleri Güllüşah ile birlikte radyoda türkü söylemeye başlarlar.
Bu esnada Celâl Bayar ve Adnan Menderes ile tanışır ve görüşmeye başlarlar. DP'nin mitingleriyle Türkiye'de dolaşmaya başlar. “Evvel Allah sonra Demokrat Parti” ve benzeri şarkılar yapar. Bu esnada 27 Mayıs Darbesi olur. Türk Ocakları’nın 51. Yıldönümü dolayısyla TRT‘de verilen bir törende alel acele sahneye çıkarılır. Sakalı gögsünde, saçı belinde bir halde sahneye çıkan İhsani’nin söylediği şarkı Başbakan Fahri Özdilek tarafından beğenilmez. Başbakan ayağa kalkarak “Atın şu komünisti oradan …” der ve İhsani şaşkınlık içinde kendini karakolda bulur. O günleri Aşık İhsani şöyle anlatır:
"Demokrat Parti vardı. Benimle ilgilenmişlerdi. Menderes’le beraberdik. Celal Bayar’da tabii. Bizi kendi amaçları için halkın arasına götürüyorlardı. Biz cahildik bilmiyorduk tabii. Halk bizi Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin’in uzantısı olarak görüyorlardı. Ve halk bizim yanımıza toplanıp kalabalık oluşturunca onlar nutuk çekiyorlardı. Ve 27 Mayıs darbesi yapıldı. O zamanın Sıkıyönetim Komutanı Fahri Özdilek geldi başbakan oldu. Ve Fahri Özdilek büyükelçilik adına Etnografya Müzesi’nde bir gece düzenlenmişti. Çağırılan sanatçılar arasında bende vardım. O zaman saçım sakalım vardı. Sazı ayakta çılıyordum. Ve Fahri Özdilek, bakanlar, müdürler ileri gelen bürokratlar arasında oturuyordu. Ben sahneye çıktım. Şu türküyü okudum: “Nedendir be koca tanrı/ Ben ölüyom sen ölmüyon/Şu dünya oldu olalı/Ben ölüyom sen ölmüyon/Anlamak isterim önce/Bu bir doğru mudur sence/Günüm saatim gelince/Ben ölüyom ama sen ölmüyon/Neden benim malım yoktur/Senin malın mülkün çoktur/Üstelik de adın haktır/ Ben ölüyom sen ölmüyon/ İhsani’yem için için/Bak şimdi anladım niçin/Allahsız olduğum için/Ben ölüyom sen ölmüyon” der demez başbakan ayağa kalkı “atın şu komünisti dışarı” demesi bir oldu. Herkes şaşkınlık içindeydi . Polisler beni dövdü, doğru Ankara Yenişehir Karakolu’na. İlk komünist kelimesini orada duydum. Savcı dedi bana ‘seni neyle yargılayalım’ ben dedim ‘halkı uyandırıyor’ diye.... Dedi ‘sen hangi ünversitesinde mezunsun.’ Dedim ‘halk üniversitesinden.’ ‘Ooo demek sen Sovyet Şarkiyat üniversitesindensin.’ Yaz kızım dedi “Şarkiyat Üniversitesi’nden” Alıntı:http://www.evrensel.net/02/12/29/kultur.html
Bir yıl sonra Fransızlar tarafından yapılan bir Türkiye tanıtım filminde karısı ve oğlu Garip ile birlikte yer alır.
1962’de milletvekilleri maaşlarına yapılması istenen zam ile ilgili kararın görüşüldüğü günlerde meclise giderek protesto gösterilerinde bulunur. Belçika Kültür Bakanı ile bir Türkiye ziyareti sırasında tanışır ve gezi dönüşü “Saçı ve sakalı gibi uzun görüşlü Aşık İhsani” olarak Belçika gazelerinde boy gösterir. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşu birlikte sol hareketlere ilgi duymaya başlar. İlk yazdığı devrimci şiir "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar Geliyoruz, geleceğiz, yakındır" Şiiridir. Daha sonraki röportajlarında bu döneme kadar ki yaşamını cahillik olarak tanımlayacaktır. Bu dönemde Ağalı Dünya adlı kitabı yayınlanır. Daha önce içinde olduğu Adalet Partisi ile artık düşman olurlar. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği kıbrıs mitingi sırasında Deniz Gezmiş ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri bayrağını yakarlar. Şiirleri bir çok dergide yayınlanmaya başlar. Bu arada Çetin Altan ile tanışırlar. Çetin Altan onun ve sol çevreden bir çok kişi yazdığı şiirlerin, kitapların Sovyetler Birliği'nden gönderildiğinden şüphelenmektedir. Bu şiirleri okul yüzü görmemiş birinin yazdığına inanmazlar. En son onu konunun uzmanıolan Pertev Naili Boratav’a götürürler. Borotay İhsani’yi dinler ve “İhsani bir halk ozanıdır.” Diyerek İhsani üzerindeki şüpheleri kaldırır. 1977’de Almanya ve Belçika’ya gider ve bu ülkelerde de televizyon programlarına katılır, ödüller alır.1979’da Avusturalya’ya gider. Yüksek tansiyon nedeniyle fenalaşmasının ardından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne kaldırılan Aşık İhsani 20 Nisan 2009 yılında yaşama gözlerini yumdu.
Le Monde'da hakkında çıkan haber
"... İhsani ile söz konusu olan başka şey. Bunu söylerken Bob Dylan'ı, Joan Baez'i, Gospels'in politik olmuş kara derili şarkılarını düşünüyorum. Ray Charles'ın ya da John Holiday'in çığlık türküsü, Charlie Mingus'un yakarı türküsü, Bob Dylan ya da Joan Baez'in yakınma türküsü,Leo Ferre, Branssens'in taşlama türküleri, İhsani sözlerindeki şiddetle karşılaştırıldıklarında adeta çekinden kalırlar. Yalnızca Vietnam Savaşı'na karşı koyan dünya ozanlarında görülen açık sözlü sertlik, İhsani şiirinin ilk göze çarpan özelliğidir. İhsani bu öfkeyi, bu sertliği halkına karşı olan her şeyi yermekte kullanıyor. Kibarlar belki bu tondan inciniyorlar ama bu akım, bu hakaret rayına oturmuştur..."
Kitapları
* Aşık İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960)
* Ağalı Dünya 2 cilt (1964-1965)
* Yazacağım (1966)
* Bakalım Hele (1967)
* Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1973)
* Bak Tarlanın Taşına (1974)
* Vur Ağanın Başına (1975)
* Dünden Bugüne Aşık İhsani (1976)
* Beyaz Köle (1985)
* Düş Değil Bu (1993)
* Bıçak Kemikte (2002)
Yazacağım
Yazacağım bu can tende
Durana dek yazacağım
Eşitsizlik zincirini
Kırana dek yazacağım
Günüm çıkasıya dardan
Haber gelesiye yardan
Vurguncuyu şahdamardan
Vurana dek yazacağım
Ağalığın çöküşünü
Gür suların akışını
Fakirliğin kalkışını
Görene dek yazacağım
Sorumluyum ben çağımdan
Düz ovamdan dik dağımdan
Sömürgeni toprağımdan
Sürene dek yazacağım
Halkım uyanmasın diye
Gerçekler gizlenir niye
Anayasam raftan köye
Girene dek yazacağım
Benim Oğlumsun
Sana oğlum demem hayatta çiğsen
İstemem başına altın taç giysen
Yetiştirip iki ağaç diktiysen
İşte sen o zaman benim oğlumsun
Zalimin önünde boyun eymezsen
Haram malı helal deyip yemezsen
Ben İslamım o gavurdur demezsen
İşte sen o zaman benim oğlumsun
İyilik etmeyi az çok sezdin mi
Kötüyü gördüğün yerde ezdin mi
Şerefinle gurur duyup gezdin mi
İşte sen o zaman benim oğlumsun
İhsani'yem benim idi giden dün
Yarınlar senindir iyice düşün
İnsan olduğunu öğrendiğin gün
İşte sen o zaman benim oğlumsun
Kara Sakalım
Sakal seni «güzel» için taşırım
Ben seni kesemem kara sakalım
Güzeli görünce hafif kaşırım
Ben seni kesemem kara sakalım
Hacı gibi üç beş karı almadan
Sofu gibi yanlış namaz kılmadan
Camilerde halı kilim çalmadan
Ben seni kesemem kara sakalım
İhsanî'yem sakal değil gözümsün
Kullanmağa elde büyük kozumsun
Halkı kandırmağa bana lazımsın
Ben seni kesemem kara sakalım
Aşk Yunus’u
Duydum Tanrı dağbaşında
Verdi aldı aşk Yunus’u
Odun kesti ipin yere
Serdi aldı aşk Yunus’u
Ah eyledi yana yana
Kırk yıl bekledi uyana
Bin o yana bir bu yana
Sürdü aldı aşk Yunus’u
Ezeli bir aşık gibi
Ol aşka alışıp gibi
Karanlıkta ışık gibi
Gördü aldı aşk Yunus’u
İhsani’yem çevre yönden
Yandım aşkın alevinden
Yaklaşıp da can evinden
Vurdu aldı aşk Yunus’u
Git Efendi
Git efendi hançerlenmiş yaramı
Eşeleyip tazeleme bu sıra
Köyüm yolsuz ben kanunsuz yaşarım
Utan da şu asıra bak asıra
Demek vekilimsin vay benim başım
Yediğin her yemek bir yıllık aşım
İçtiğin her kadeh dolu göz yaşım
İşlediğin kusura bak kusura
Alemin fezaya gittiği günde
Dermanı alınmış dert dolu bende
Başkasının toprağının üstünde
Sarındığım hasıra bak hasıra
De şimdi yaşamak denir mi buna
Ahırda doğurur gelinim Suna
Ağaların çıkarları uğruna
Köy dolusu esire bak esire
Ne demek oluyor bilginiz çoksa
Binimiz aç ölür birimiz toksa
İstemem değişsin bu gidiş yoksa
Elimdeki nasıra bak nasıra
Sen Ölmüyon
Behey benim yüce Tanrım
Ben ölüyom sen ölmüyon
Bu ne iştir ne hikmettir
Ben ölüyom sen ölmüyon
Anlamak isterim önce
Bunlar reva mıdır sence
Vaktim saatim gelince
Ben ölüyom sen ölmüyon
Barındığın koca handa
Kıyıda kenarda yanda
Belirli belirsiz anda
Ben ölüyom sen ölmüyon
İhsani'yem için için
Şimdi anlıyorum niçin
Allahsız olduğun için
Ben ölüyom sen ölmüyon
Bulmadım
Kalktım ki feleğe meydan okuyam
Güreşecek yer aradım bulmadım
Sıkı hazırlandım karnın deşmeye
Sivri uçlu ker aradım bulmadım
Zalim beni öldürmenin kastine
Gürz ü kalkanını almış destine
Ben de silahlandım fakat üstüne
Yürümeye fer aradım bulmadım
İhsani elaman tutuldum şuna
Diri diri yaktı beni kurşuna
Hasılı feleğin birgün karşına
Çıkacak bir er aradım bulmadım
22/4/2009 · Kategori: Kitap
| 16 Şubat 2008 |
Doğan HIZLAN dhizlan@hurriyet.com.tr
Rıfat Ilgaz Edebiyatımızın Koca Çınarı
Popülerlik kazanmış usta bir edebiyatçıdır Rıfat Ilgaz.
Yazdığı her türde başarılı olmuş, hepsinde de anılmaya, okunmaya değer yapıtlar vermiştir.
Şairlerin, yazarların bazı yazıları, şiirleri onları her yerde temsil eder. Adları anıldığında hemen o anımsanır. Bu bir yazarın yaygınlaşmasını, ünlenmesini sağlar ama onu tek bir eserin kısır dünyası içine kapatır.
Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan söz ediyorum. Okundu, tiyatroda, sinemada seyredildi. Ama ne yazık ki şairliğini, diğer türlerdeki başarısını unutturdu.
Bu tehlike elbet sadece Rıfat Ilgaz için geçerli değil, Ahmet Muhip Dıranas denince de akla ilk gelen Fahriye Abla şiiridir. Birçoğumuz Cahit Sıtkı Tarancı'nın sadece Otuz Beş Yaş şiirini biliriz. Şiirin ünü yazarın ününü aşmıştır.
Bu saplantıyı ortadan kaldırmak, bir esere odaklanmayı önlemek için yapılması gerekenler nedir peki...
Yazarlar, şairler hakkında sempozyumlar düzenlemek, onun diğer eserlerini de, okunma, eleştiri gündemine getirmek, böylece bütün yazdıkları açısından onu okurlara tanıtmak, ilk akla gelenlerdendir. Başarıyla yerine getirildiği vakit, mutlaka olumlu sonuç verecektir.
Kastamonu'da yapılan Rıfat Ilgaz Sempozyumu kitabını okurken bu gerekçeyle sevindim.
Çınar Yayınları ile Kastamonu Valiliği'nin ortaklaşa yayınladıkları "Edebiyatımızın Koca Çınarı" Anısına - Rıfat Ilgaz Sempozyumu kitabı, hakkındaki bildirilerin toplandığı bir kitap.
Yazarlar, eleştirmenler, dostları, onun yapıtlarını, kişiliğini yazmışlar. Okur, bu kitabı okuduktan, içindeki bazı makaleleri seçtikten sonra, hiç kuşkum yok, Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan ibaret olmadığını anlayacaktır.
Açılış konuşmaları bölümünde: Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Mustafa Kara, Mehmet Yıldırım, Aydın Ilgaz, Tarık Akan ve Prof. Dr. Cahit Kavcar'ın yazıları var.
Kitap şu konu başlıklarından oluşuyor: Rıfat Ilgaz ve Kişiliği, Rıfat Ilgaz ve Dil, Rıfat Ilgaz'ın Romancılığı ve Öykücülüğü, Rıfat Ilgaz ve Tiyatro, Rıfat Ilgaz ve Çocuk Edebiyatı, Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma, Rıfat Ilgaz ve Toplumcu Gerçekçilik, Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz, Rıfat Ilgaz ve Eğitim, Rıfat Ilgaz'ın Şiiri, Rıfat Ilgaz ve Mizah, Poster Bildiriler.
Sempozyum kitabının sonunda Sonuç Bildirgesi yer alıyor. Ilgaz'a genel bakışı özetliyor aşağıdaki bildirge:
"Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuz'una kadar, laik ve etik duruşunu değiştirmemiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır.
Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığını, Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirmiştir."
Bazı yazarlar, şairler vardır ki, zaman zaman onları okuyarak, dünyayı kavrarsınız. Onların hepsi de, yaşamanın sorumluluğunu hatırlatırlar bizlere, Rıfat Ilgaz bu edebi kişiliklerden biridir.
Yazımın önceki satırlarından konu başlıklarını verdim, her okur ilgilendiği tür üzerine yazılanları okuyabilir, ama bu seçme bence yazarın bütününü anlamaya, algılamaya karşı onaylamadığım bir seçme biçimidir.
Çünkü bir yazarın, ancak bütün eserlerini okuduğunuzda, onun için donanımlı bir yargıya sahip olabilirsiniz.
Ayrıca neden değişik türlerde yapıt verme gereksinimi duyduğunu anlarsınız.
Mizahın, her türde ayrı kullanılışı, Rıfat Ilgaz'ın ustalıklarından biridir. Mizahı ayrı türlerde kullanış şekli, yine farklı türler verme gereksinimine ilave olarak, bunları bir araya nasıl getirdiğini de gösteriyor.
Onun yazdıklarından ve hakkında yazılanlardan çıkan en belirgin sonuç; toplumcu gerçekçi bir yazarın duyduğu sorumluluktur.
Aydınlanma'yı benimseyen herkesin birinci şartı budur. Değişik yazıları okudukça, Rıfat Ilgaz'ın önemini bir kez daha anlayacaksınız.
Yazımı Aydın mısın? şiiri ile bitireceğim. Çünkü inanıyorum ki, bu şiir hem onun düşünce anlayışını, hem yaşayışını gayet iyi dile getiren, hem de en başından beri söylediklerimi fazlasıyla haklı çıkaracak bir şiir.
KİTAPTAN
Rıfat Ilgaz'ın şiirinde toplumsal duyarlılık (Mustafa Şerif Onaran)
Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı'nı okuyanlar için bir gülmece yazarıdır. Oysa bu çok yönlü yazarın temelinde bir ozan vardır. Belki her yazar edebiyata ilk adımlarını önce şiirle atmıştır. Rıfat Ilgaz da öyle. Yer yer aruz, yer yer hece ölçüsüyle yazdığı, şiire başladığı yılların on yıldan çoğunu kapsayan, ince duyarlıkların işlendiği bu şiirler, bir çeşit alıştırma niteliğindeydi. Rıfat Ilgaz'ın ilk şiirlerindeki bireysel duygulanmalar bile yaşanmış bir duyarlıktan gelmiyordu. Şiirin altyapısını kişisel duyarlıkla işlese bile, genç ozan Rıfat Ilgaz, yaklaşan toplumsal baskıyı içten içe duymaktaydı. Kırklı yıllara doğru dünya yeniden biçimlenmek üzere değişiyordu. 2. Dünya Savaşı sömürü anlayışını yeni koşullara göre düzenleyecekti. Ama ozanı ilgilendiren genel koşullar değil, ayrıntılardır. Aliş'in kolunun kesilmesi, asıl üzerinde durulması gereken konudur.
AYDIN MISIN?
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alınteri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol
Hürriyet Gazetesi; 16 Şubat 2008 |
*** *** *** *** *** *** ***
Rıfat Ilgaz Sempozyumu Kitaplaştı
Sempozyumla önemli bir adım, sempozyumun kitaplaşmasıyla da ikinci önemli adım atıldı
Kastamonu Valiliği, Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu ve Çınar Yayınları Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi tarafından düzenlenen “Rıfat Ilgaz Sempozyumu” 10-12 Mayıs 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilmişti. Amacı: “Küreselleşme, globalleşme söylemleri altında Yeni Dünya Düzeni dayatmaları ülkemizin yüzyıllık sorunu… Yaşadığı dönemde bu topraklarda aydın onuru, yazar sorumluluğu, şair duyarlılığıyla dimdik kalmış, çektiği sıkıntıları mizah hoşgörüsünde yaşamış bir Anadolu çınarı Rıfat Ilgaz. Onu bilimsel yönden ele almak, bağımsız kalmanın da ipuçlarını verecek günümüz aydınlarına” denilerek açıklanan sempozyumu, değerli Jülide Gülizar sunmuş ve açış konuşmalarını; Kastamonu Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Vali Mustafa Kara, Milletvekili Mehmet Yıldırım, Rıfat Ilgaz’ın oğlu Yazar ve Yayıncı Aydın Ilgaz ile AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahit Kavcar yapmıştı. İşte bu sempozyuma katılarak ya da göndererek bildiri sunan yüzden fazla yazar ve bilim insanının çalışmalarını içeren yazılar, bu kez de düzenleyicilerin katkılarıyla Çınar Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Ekinde bir de CD’nin bulunduğu 903 sayfalık kitap, Rıfat Ilgaz’ı değişik yönleriyle ışıldak altına almaya çalışıyor.||Konuların çoklu irdelenmesi||Bilindiği gibi Rıfat Ilgaz, edebiyatın değişik türlerinde eser vermiş bir kalem adamıdır. Edebiyat dünyasına şiirle adım atmış olsa da öykü, roman, tiyatro, anı, deneme ve de çocuklara ilişkin öykü ve romanlar yazmıştır. Bütün eserlerine de kişiliğinin damgasını vurmuştur. Demek oluyor ki, diğer tüm yazarlarda olduğu ya da olması gerektiği gibi, Rıfat Ilgaz’ın eserleri de bir yanda edebiyat değerleri açısından irdelenirken, diğer yanda kişiliğiyle bütünleştirilip ele alınmak zorundadır.||Başka bir önemli yan ise eserlerini yazdığı dil olan Türkçedir, Türkçenin kullanımıdır. Çünkü, Heidegger’in dediği gibi; “Dil varlığın evidir”. Yani, eserin varlığı dille ilintilidir, çünkü eseri zamana karşı ayakta tutan dildir. Bu bakımdan dil yanı ele alınmamış eser ya da yazar incelemeleri, eksikli olmaktan kurtulamazlar.||Her insanın kendine özel bir kişiliğe sahip olduğu bilimin onayladığı bir gerçekliktir. Kişiliğin oluşmasındaki baş mimar da hayattır. Hayatın içindeki olumlu ya da olumsuz koşullar, sevinçler, üzüntüler, yıkımlar, umutlar vb. öğeler, çaktıkları çivilerle kişiliğin olumlu-olumsuz oluşması ya da kişilik sapmaları yönünde önemli bir rol oynarlar.||Şimdi bu olguyu öğretmenlik, gazetecilik, şair-yazarlık yapmış, sorgulara uğramış, kaçaklık edip hapis yatmış ve daha birçok badire geçirmiş Rıfat Ilgaz özelinde düşünelim: o zaman, bütün bu yaşananların oluşturduğu iniş-çıkış ve kırılmaların hayatıyla birlikte, sanatında da ne denli bir yer bulduğu, ayrı ayrı yapılacak araştırma ve incelemelerin konusu olacaktır.||Bütün bu saydıklarım “eşittir” işaretinin bir tarafında kalan şeylerdir. Diğer tarafında ise dönemi içinde değerlendirilen Rıfat Ilgaz’ın, uğraş alanlarındaki eserleriyle nereden nereye geldiği, topluma sanatı ve kişiliğiyle ne kattığı, yani dünya görüşü ve aydınlanmacı yanıyla irdelenmesi vardır.||Sempozyuma katılan ve bildiri gönderen yazarlar, bu konuları ya da saptadıkları başkaca ayrıntılardan yola çıkarak, bir bakıma Rıfat Ilgaz’ın kişisel ve sanatsal hallerini tek tek ama kalem çokluğuyla irdelemişlerdir.||Rıfat Ilgaz’da Rıfat Ilgaz’ı aramak||Yüzden fazla katılımcının yalnızca ad ve yazı başlıklarını anmanın bile gazete yazısının sınırlarını aşacağı çok açık. Ne ki, kitabın “Rıfat Ilgaz ve Kişiliği” bölümünde yer alan yazılarıyla Konur Ertop, Burhan Günel, Özgen Seçkin, Osman Şahin, İbrahim Tığ, Kürşat Coşgun, Sabahattin Yalkın ve Tanju Cılızoğlu’nun, eserlerinden yola çıkarak ya da anılara yaslanarak Rıfat Ilgaz’ı aradıklarını, buldukları dayanaklarla yaşamdan yansıyan somutluklara yöneldiklerini söyleyebiliriz.||Kıdemli yoldaş şiir||İlk şiirini 1926 yılında on beş yaşındayken yazan Rıfat Ilgaz: “Elim birine değsin/ Isıtayım üşüdüyse/ Boşa gitmesin son sıcaklığım!” dizelerini yazdığı 1993 yılı Temmuz ayının yedisinde en kıdemli yoldaşından ayrılarak şiir defteriyle birlikte, hayatının defterini de kapadı. Yaşam öyküsünü bilenler, sınıfsal bir bütünlük içinde genleşen şiirinin ne denli acı ve mücadelelerden geçerek aydınlığa ulaştığını kolayca anlayabilirler. Ne ki, doğru ve bütünlüklü anlamak, ayrıntıları da bilmekten geçer. İşte bunun için çoğu şair olan ve sayıları yirmiyi aşan sanatçı, Rıfat Ilgaz şiiri içinde yolculuk yaparak, ayrı özelliklerinin ayrıntılarını okuyucuyla paylaştılar.||Ayrıca, aynı şiirde olduğu gibi Rıfat Ilgaz ve eserleri: (Rıfat Ilgaz ve Dil, Rıfat Ilgaz Romancılığı ve Öykücülüğü, Rıfat Ilgaz ve Tiyatro, Rıfat Ilgaz ve Çocuk Edebiyatı, Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma, Rıfat Ilgaz ve Eğitim, Rıfat Ilgaz ve Mizah) ana başlıkları altında, konunun uzmanları tarafından ele alınarak açımlanmaya çalışıldı.||Yere düşmekle cevher||2. Dünya Savaşının faşizan kafalı yöneticileri tarafından, bir zamanlar kollarına takılan kelepçeyle memleketinin sokaklarında dolaştırılan Rıfat Ilgaz’ın bugün değeri anlaşılmıştır. İlçe Belediye Başkanı Necdet Demir’in, sanatçının doğduğu evi “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi” olarak hayata geçirmesi, bunun önemli bir kanıtıdır. Bu bağlamda; “cevherin yere düşmekle değer yitirmediği” de görülmüştür. Çünkü Rıfat Ilgaz, gerçeklerden kopmadan sürdürdüğü sanatsal yürüyüşü, kişisel tavrı ve eserleriyle, yalnız Türkiye insanının yüreğinde ayrıcalıklı bir yer tutmuyor. Ele aldığı konuların tüm insanlığı ilgilendirmesi ve manevi ihtiyaçlarının karşılığı olması nedeniyle evrensel bir boyut taşıyor. Yerelden evrensele giden bu yolculuğun izlerini süren Zekeriya Kaya, M.Emin Değer, Yılmaz Onay ve Suat Batur; gerek ülkemiz gerekse dünya için Rıfat Ilgaz ve Rıfat Ilgaz gibi sanatçıların ne denli gerekli olduğunu ortaya koyuyorlar.||Sonuç Bildirgesi’nde de belirtildiği üzere, Rıfat Ilgaz adına düzenlenen sempozyumla önemli bir adım, sempozyumun kitaplaşmasıyla da ikinci önemli adım atılmıştır. Prof. Bahri Gökçebay’ın Cide’de meslek yüksekokulu açma yolundaki girişimi ise usta sanatçının verdiği emeğin somutlaşmasıdır. Böylece, çok geniş bir yelpazeden bakılarak dile getirilen görüşlerle, hakkında “başucu kitabı” diyebileceğimiz bütünlüklü bir yapıtın ortaya çıkmasıyla birlikte, Rıfat Ilgaz öğretmenliğinin de sürmekte olduğunun görülmesi sağlanmış olmaktadır.
Güngör Gençay
http://www.evrensel.net//haber.php?haber_id=24027
*** *** ***
Rıfat Ilgaz Sempozyumu
<_script /><_script />
Tür: Makale
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayınevi: Çınar Yayınları
Yeni çıkan: Evet
Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuzuna kadar laik ve etik duruşunu değiştirmemiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır. Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığını Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirmiştir. Kültürsüzleştirme konusundaki iç ve dış saldırıların doruğa ulaştığı günümüz Türkiye'sinde, sanatçı, aydın kişiliği ve sorumluluk bilinciyle bizlere güç vermektedir.
1980'lerden başlayarak 1990'larda yaygınlaşan yeni dünya düzeni, 2000'lerin başında kötü meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu saldırılar, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve sanatsal yapısını bozduğu gibi, laik çağdaş bireyi, ulus devleti ve bağımsızlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için de, Türkçemizi bozmaya, geleneksel değerlerimizi yozlaştırmaya yönelik girişimler, her geçen gün giderek yoğunlaşmaktadır. Bu çok yönlü olumsuz gelişmelerin somut örnekleri günümüz edebiyatında, kültüründe ve toplum yaşamında açıkça görülmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara edebiyat ve kültür bağlamında karşı çıkmak üzere; Rıfat Ilgaz'ı var eden ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda Anadolu'nun atardamarı olma işlevini üstlenen Kastamonu ilindeki Kastamonu Meslek Yüksekokulu eşgüdümünde 10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Rıfat Ilgaz Sempozyumu gerçekleştirilmiştir.
Etkinliğe bilim ve sanat insanları, yirmi iki ana başlık altında son derece nitelikli doksan altı bildiriyle katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca sempozyumdaki oturumlara öğrencilerin ve halkın da katılımı yüksek olmuştur.
Bu kültürel girişimden alınan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamına yeni atılımlarla katkı sunulması ve süreklilik kazandırılması gerektiği ortak sonucu çıkarılmıştır.
RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU
YÜRÜTME KURULU
Daha Fazla Bilgi
ISBN: 978-975-348-215-8
Ölçü: 24 cm x 16 cm
Sayfa Sayısı: 903 sayfa
Basım tarihi: 2007 Ekim
Fiyatı: 50 YTL
T A D I M L I K:
RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU'NDA SUNULAN BİLDİRİ ÖZETLERİ
yeni - 13.07.2006 -
RIFAT ILGAZ VE TİYATRO / BİLDİRGE ÖZETİ / METİN BORAN
RIFAT ILGAZ ŞİİRİNE BİR YAKLAŞIM / BİLDİRGE ÖZETİ / AYTEN MUTLU
RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRGE ÖZETİ / MEHMET AYDIN
RIFAT ILGAZ'IN ROMANINDAN ANADOLU PANORAMASINA / BİLDİRİ ÖZETİ / HATİCE EMEL DİNSEVEN
RIFAT ILGAZ'IN ŞİİRİNDE YERELDEN EVRENSELE İNSANIN MACERASI / BİLDİRİ ÖZETİ / MEHMET EMİN DEĞER
Darbesever Değil Yurtseverim...
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne konulan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın, tutukluluk günlerinde yazdığı ikinci yazısı bugünkü Cumhuriyet'te okurlarla buluştu. Balbay, yazısında darbeci olmadığının altını çizdi, ele geçirilen belgelerin haberlerine ve kitaplarına kaynak oluşturma amacı taşıdığını kaydetti.
Cumhuriyet Haber Portalı
İstanbul - Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın Silivri Cezaevi’nden yazdı "Darbesever Değil Yurtseverim..." başlığını taşıyan ikinci yazısı şöyle:
Darbesever Değil Yurtseverim...
Benim günlük yazılarıma, gazeteciliğime, konuşmalarıma objektif bir gözle bakan kişi bana ne “darbesever” diyebilir ne de “iktidarsever”... Şunu söyleyebilir:
Yurtsever...
Benim temel kimliğim bu oldu.
Günlük yazılarımda da sık altını çizdiğim tümcelerden biri şu oldu:
“Biz Türkiye’nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olmasından yanayız...”
Bunun yanında bir temel taraflılığımız da; Atatürk devrimlerinden yana olmaktı, zaten her ikisi birbirinin tamamlayıcısı.
Benim meslek yaşamımın, gazeteciliğimin bütün “delilleri” şunlardır:
- 5000 kadar köşe yazısı.
- Yüzlerce manşet.
- 21 kitap.
Bir gazetecinin bunları başarabilmesi için binlerce bilgi-belgeye, haber kaynağına sahip olması gerekiyor. Ben bunun hakkını verdiğimi düşünüyorum.
Bir gazetecide neden notlar, belgeler olduğunu sormak, bir hukuk adamının evinde neden çok yasa kitabı var diye sormaktan farklı mıdır?
Bence değildir... Eğer bu gözle bakmazsak bugün benim yaşadıklarımı yarın hangi meslektaşımın yaşayacağı belli olmaz.
Konuyu ayrıntılara boğmak istemiyorum. Benim şahsımda yargılanan bağımsız gazeteciliktir.
Her şeye karşın mizahı da elden bırakmayalım...
Gazetemizde “PKK’li” - “PKK’lı” tartışması iniş-çıkışlarla sürüyor. Türkçe ses uyumuna göre “i” olması gerekiyor ama bunun sanki terör örgütünden yanaymış gibi bir algılaması var. Ben günlük yazılarımda çözümü terör örgütünün kısaltılmışını takısız kullanarak bulmuştum. Konuşmalarımda da “PKK’lı” tanımını kullanıyordum. Notlarımda da aynı şekilde... Benim notları değişik teknolojik kurtarma yöntemleriyle bulup çıkaranlar, onları tekrar düzenlerken, Cumhuriyet’in haberlerde “PKK’li” diye yazdığına bakıp benim notları da öyle şekillendirmişler. Bu noktada ben notlarıma işkence yapılmış desem bilmem abartmış olur muyum.
Gazetemizin bahçesine pek çok meslektaşımız ve okurumuzun yanında sanatçılarımızın da gelmesi beni ayrıca güçlendirdi.
Yıldız Kenter, Genco Erkal, Tarık Akan, Rutkay Aziz, Zeki Ökten, Arif Keskiner, Orhan Kurtuldu, Gülsen Tuncer, Orhan Aydın, Ali Demir ve pek çok sanatçımızı şu nedenle ayrıca önemsiyorum:
Bir Çin sözü var:
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek.
On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik.
Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan toplumu eğit.
Ben kendimce bu dizi söze şunu eklerim:
Bin yıl sonrasını düşünüyorsan, sanatçı yetiştir.
Yazı aramızda, acizane sevdiğim üretimlerden biridir bu ek. Bu anlamda eğer bir köşe yazarı sanatçı duyarlılığına seslenebilmişse hiç de fena olmayan bir yol almış demektir.
Tutukluluğumun sıcak günlerinde Ankara’da da pek çok sanatçının gazetemize geldiğini sonradan öğrendim, okudum. Onları da ayrıca selamlamak istiyorum.
Böyle giderse köşe yazılarından sonra mektuplara da uzunluk sınırı koyman gerekecek! Sana ve gazetemiz yazarlarına zaman zaman mektup yazmak istiyorum. Hiç değilse bu yolla haberleşmiş oluruz.
Yazacak çok şey var ama, şimdilik burada noktayı koyayım!..
Herkese, bütün soranlara selam. En kısa sürede kucaklaşmak dileğiyle...
Mustafa Balbay
Silivri
ankcum@cumhuriyet.com.tr
http://www.cumhuriyet.com.tr/
Cumhuriyet; 22 Nisan 2009
22/4/2009 · Kategori: Gunluk
Âşık İhsani Yaşamını Yitirdi
Kültür Servisi - ‘Âşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, dün sabah yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde yaşamını yitirdi. Âşık İhsani, geçen cuma evinde özel bir yapım şirketinin belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaşmıştı. Âşık İhsani, dün Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.1932 Diyarbakır doğumlu Âşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılmış, bir süre cezaevinde tutuklu kalmıştı.
Cumhuriyet 22.04.2009
*** *** ***
Militan ruhlu halk ozanını kaybettik
Radikal, 21/04/2009
Aşık İhsani olarak tanınan İhsan Sırlıoğlu 77 yaşında hayata veda etti. 1970'li yıllarda sazı ve sözüyle milyonları coşturan Aşık İhsani dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlanmıştı
Özgür CEBE
Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.
Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
AŞIK İHSANİ KİMDİR?
68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.
HAPİS YATTI
1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır. (dha)
***
Aşık İhsani Kimdir?
68'in "militan ruhlu halk ozanı" Türkiye İşçi Partis'nin tüm etkinliklerinde yer almış, kitle hareketinin sesi olmuştu.
Diyarbakır - BİA Haber Merkezi
22 Nisan 2009, Çarşamba
BU HABERİN UZANTILARI
"Militan Ozan" Aşık İhsani Hayatını Kaybetti
Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başladı. Kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerde adını duyurdu.
Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan Aşık İhsani, 1957'de Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan "Güllüşah" adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi.
Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Bir dönem Celal Bayar ve Adnan Menderes'le tanışmasının ardından Demokrat Parti mitinglerinde sahneye çıkan Ozan, sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.
68 kuşağının "Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katıldı.
Tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen ve "Kerem ile Aslı", "Aşık İhsani ve Güllüşah" gibi birçok türkülü hikayesi bulunan Aşık İhsani, 1970’li yıllarda. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı.
"Dünden Bugüne Aşık İhsani", "Düş Değil Bu", ve tüm şiirlerini topladığı "Bıçak Kemikte" adlı kitapları yayımlandı.
12 Eylül 1980'deki darbenin ardından yurtdışına gitti ve uzun yıllar Fransa’da yaşadı.
1995 yılında memleketi Diyarbakır’a dönen Aşık İhsani Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıktı.
***
Aşık İhsani öldü
Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA)
Hürriyet, 21 Nisan 2009
Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.
Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
AŞIK İHSANİ KİMDİR?
68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.
HAPİS YATTI
1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.
***
HALK OZANI AŞIK İHSANİ ÖLDÜ
12:51 22 Nisan 2009
DiyarbakIrlI halk ozanı Aşık İhsani, Diyarbakır’da önceki gün geçirdiği beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırılan 68 kuşağının devrimci halk ozanlarından olan Aşık İhsani (İhsan Sırlıoğlu) dün yaşamını yitirdi.
1930 yılında Diyarbakır'da doğan Azerbaycan kökenli bir ailenin mensubuydu. İki yaşında babası Filit'i yitiren Aşık İhsani annesiyle tezek toplayacak, kaz çobanlığı yaparak, yoksulluk içinde büyüdü. Doğuda, toprak, Güneyde pamuk, Ege de yapı, Trakya da maden işçiliği yaptı. Askerliğini Erzurum da yaptı. 1957'de Uşak fieker Fabrikasına girdi. Orada Güllüşah (Sevim) ile tanıştı. Aşık Güllüşah'la uzun bir âşıklık dönemi sonunda evlendi. Garip ve Elif adında iki çocukları oldu. Anadolu'yu kent kent, kasaba kasaba dolaştılar. Hatta köylere bile gittiler. Birlikte birçok türküler, ezgiler söylediler. Halk şiirini yaydılar, sevdirdiler, yaşattılar. Sesiyle, sözüyle, sazıyla durmadan yılmadan politika yaptı, şenliklere katıldı. Toplumun çeşitli sorunlarıyla toplumsal ve ekonomik konularla ilgili birçok şiirler yazdılar.
Bazı şiirlerinde suç öğeleri görülerek hakkında cezai soruşturmalar yapıldı. Birkaç kez tutuklandı. Siyasetle uğraştı. Sonradan kapatılan Türkiye İşçi Partisi’ne girdi, faal olarak çalıştı. fiiirlerini Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele isimli kitaplarda toplayarak yayınladı. Halk şiiri geleneğiyle toplumcu görüşü birleştirdi. Kendine özgü vurucu bir deyişi, gür bir sesi vardır. Gözü peklikle konulara girer. Etkileyicidir.
***
Aşık İhsani öldü
Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu (Aşık İhsani), aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.
21 Nisan 2009
Aşık İhsani öldü
77 yaşındaki Aşık İhsani, geçen Cuma günü evinde yapılan bir TV cekimi sırasında fenalaşması üzerine Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılmıştı. Tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçiren ve yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani, yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’
1932 yılında Diyarbakır’da doğan İhsan Sırlıoğlu, küçük yaşlarda beste yaptı ve şiirler yazdı. Aldığı bağlama eğitimiyle kendisini geliştirip muhalif çevrelerde tanınan Aşık İhsani, TİP'in 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 darbesi ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkmaya devam etti.
Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.
12 Mart'ta tutuklandı
1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.
68 kuşağının ozanı Aşık İhsani öldü
Kenan BUTAKIN / HABER MERKEZİ
KAMUOYUNDA ’Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi Yoğun Bakım Servisi’nde yaşamını yitirdi. 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Hemen hastaneye kaldırılan Aşık İhsani’nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Sırlıoğlu, 68 kuşağı hareketinin önemli isimlerinden biri olarak niteleniyordu.
Aşık İhsani öldü
Kamuoyunda 'Aşık İhsani' olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.
Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
AŞIK İHSANİ KİMDİR?
68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi
.
HAPİS YATTI
1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.
***
Aşık İhsani
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Bu madde son zamanlarda ölmüş bir kişiyle ilgilidir.
Bazı bilgiler, yeni gerçeklerin açığa çıkmasıyla güncellenebilir. Ölümü takiben yıkıcı değişiklikler yapılması durumunda, bir hizmetlinin müdahalesini isteyin.
Aşık İhsani
Aşık İhsani, özellikle 1970'lerde oldukça popüler olan halk ozanıdır. Yaşamı Diyarbakır'ın yoksul bir köyünde başlar. Demokrat Parti ile başladığı politik hayatına TİP ile devam eder. Sert ve açık anlatımı ile devrimcilerin ozanı olarak tanınır. İstihbarat arşivlerinde kendi tabiri ile iki elarabası dosyası bulunmaktadır.
17 Nisan 2009'da evinde yapılan belgesel çekimleri sırasında aşırı heyecan nedeniyle fenalaştı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, 21 Nisan 2009’da sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.
Konu başlıkları
1 Yaşam Öyküsü
2 Le Monde'da hakkında çıkan haber
3 Kitapları
4 Dış bağlantılar
Yaşam Öyküsü
Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. 1932 yılında Diyarbakır’da doğar, küçük yaşta şiir yazmaya başlar. İki yaşında iken babasını kaybeder ve annesi tarafından sıkıntılı ve yoksul bir ortamda büyütülür. Çalışmak için sürekli diğer köylere ve şehirlere gitmeye başlar. 17 yaşındayken İstanbul Büyükçekmece Mimarsinan Köyü’nde maden ocağında çalışmaya başlar. Maden kapanınca lastik fabrikalarında çalışır daha sonra Erzurum’a askere gönderilir. Askerlik sonrası kendi kendine saz çalmaya başlar. Sazı ile Anadolu’yu dolaşmaya başlar. Bu seyehatlerinin birinde Manisa Tarzanı ile tanışır ve bir müddet yanında kalır. Aşık İhsani türkülerini Güllüşah ismindeki hayali bir kıza söylemektedir. 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışmaya başlar. Uşakta bir hapisane müdürü ona senin Güllüşah’ı bulduk der, kız her ne kadar İhsani'nin hayallerindeki Güllüşah değilse de bu kızla evlenir. İhsani ona da saz çalmayı öğretir ve Aşık İhsani ve Güllüşah olarak şehir şehir dolaşmaya başlarlar. Bu ikili halk tarafından oldukça ilgi görmeye başlar. Aşık İhsani ve Güllüşah adlı kitapları yapılır. 1958’de Ankara Radyosu Yurttan Sesler programının şefi Muzaffer Sarısözen tarafından programa davet edilir. Her hafta Çarşamba günleri Güllüşah ile birlikte radyoda türkü söylemeye başlarlar.
Bu esnada Celâl Bayar ve Adnan Menderes ile tanışır ve görüşmeye başlarlar. DP'nin mitingleriyle Türkiye'de dolaşmaya başlar. “Evvel Allah sonra Demokrat Parti” ve benzeri şarkılar yapar.Bu esnada 27 Mayıs Darbesi olur. Türk Ocakları’nın 51. Yıldönümü dolayısyla TRT‘de verilen bir törende alel acele sahneye çıkarılır. Sakalı gögsünde, saçı belinde bir halde sahneye çıkan İhsani’nin söylediği şarkı Başbakan Fahri Özdilek tarafından beğenilmez. Başbakan ayağa kalkarak “Atın şu komünisti oradan …” der ve İhsani şaşkınlık içinde kendini karakolda bulur.
Bir yıl sonra Fransızlar tarafından yapılan bir Türkiye tanıtım filminde karısı ve oğlu Garip ile birlikte yer alır.
Aşık İhsani ve Güllüşah Kitabı
1962’de milletvekilleri maaşlarına yapılması istenen zam ile ilgili kararın görüşüldüğü günlerde meclise giderek protesto gösterilerinde bulunur. Belçika Kültür Bakanı ile bir Türkiye ziyareti sırasında tanışır ve gezi dönüşü “Saçı ve sakalı gibi uzun görüşlü Aşık İhsani” olarak Belçika gazelerinde boy gösterir. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşu birlikte sol hareketlere ilgi duymaya başlar. İlk yazdığı devrimci şiir "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar Geliyoruz, geleceğiz, yakındır" Şiiridir. Daha sonraki röportajlarında bu döneme kadar ki yaşamını cahillik olarak tanımlayacaktır. Bu dönemde Ağalı Dünya adlı kitabı yayınlanır. Daha önce içinde olduğu Adalet Partisi ile artık düşman olurlar. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği kıbrıs mitingi sırasında Deniz Gezmiş ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri bayrağını yakarlar. Şiirleri bir çok dergide yayınlanmaya başlar. Bu arada Çetin Altan ile tanışırlar. Çetin Altan onun ve sol çevreden bir çok kişi yazdığı şiirlerin, kitapların Sovyetler Birliği'nden gönderildiğinden şüphelenmektedir. Bu şiirleri okul yüzü görmemiş birinin yazdığına inanmazlar. En son onu konunun uzmanıolan Pertev Naili Boratav’a götürürler. Borotay İhsani’yi dinler ve “İhsani bir halk ozanıdır.” Diyerek İhsani üzerindeki şüpheleri kaldırır. 1977’de Almanya ve Belçika’ya gider ve bu ülkelerde de televizyon programlarına katılır, ödüller alır.1979’da Avusturalya’ya gider. Son yıllarında Diyarbakır'da yaşayan Aşık İhsani 21 Nisan 2009'da Diyarbakır'da öldü.
Le Monde'da hakkında çıkan haber [değiştir]
"... İhsani ile söz konusu olan başka şey. Bunu söylerken Bob Dylan'ı, Joan Baez'i, Gospels'in politik olmuş kara derili şarkılarını düşünüyorum. Ray Charles'ın ya da John Holiday'in çığlık türküsü, Charlie Mingus'un yakarı türküsü, Bob Dylan ya da Joan Baez'in yakınma türküsü,Leo Ferre, Branssens'in taşlama türküleri, İhsani sözlerindeki şiddetle karşılaştırıldıklarında adeta çekinden kalırlar. Yalnızca Vietnam Savaşı'na karşı koyan dünya ozanlarında görülen açık sözlü sertlik, İhsani şiirinin ilk göze çarpan özelliğidir. İhsani bu öfkeyi, bu sertliği halkına karşı olan her şeyi yermekte kullanıyor. Kibarlar belki bu tondan inciniyorlar ama bu akım, bu hakaret rayına oturmuştur..."
Kitapları [değiştir]
Bıçak Kemikte isimli kitabı
Aşık İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960)
Ağalı Dünya 2 cilt (1964-1965)
Yazacağım (1966)
Bakalım Hele (1967)
Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1973)
Bak Tarlanın Taşına (1974)
Vur Ağanın Başına (1975)
Dünden Bugüne Aşık İhsani (1976)
Beyaz Köle (1985)
Düş Değil Bu (1993)
Bıçak Kemikte (2002)
Dış bağlantılar [değiştir]
Şiirleri, kitapları kısa özgeAşık İhsanimişi
Kısa özgeçmişi, bazı şiirleri
(İngilizçe) Alevi ve Solcu Aşıklar, 1960-1980
Kalıcı Bağlantı
(yok)
Yorum yaz!
18/4/2009 · Kategori: Gezi
TÜYAP 14. İZMİR KİTAP FUARI
Fuar etkinlikleri
İzmir'de kitap mevsimi
TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı'nda kurulacak olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında açık olacak. Bu yıl yazar Tarık Dursun K.'nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı, yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecek. Fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150'ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacak. İlber Ortaylı, Ataol Behramoğlu, Füruzan, Server Tanilli, Üstün Dökmen, Banu Avar, Nihat Behram, Ahmet Telli, Ercan Karakaş, Feyza Hepçilingirler, Kemal Özer, Namık Kuyumcu, Hayri K. Yetik, Yüksel Pazarkaya, Sevgi Özel, Deniz Kavukçuoğlu, Deniz Som, Erdal Sarızeybek, Erol Manisalı fuarda yer alacak yazarlardan bazıları.
23 Nisan Çocuk Şenliği
14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında TÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları, gösteriler ve tiyatro oyunları gibi 20'ye yakın kültür ve edebiyat etkinliği gerçekleştirilecek. TÜYAP Çocuk Kulübü 23 Nisan Çocuk Şenliği, 22-23 ve 24 Nisan 2009 tarihleri arasında yapılacak. Fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11.00-20.00, kapanış günü olan 26 Nisan 2009 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
18 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu ISaat:13.00-14.00Panel: 'BM Güvenlik Konseyine İki Yıllık Geçici Üyeliğin Türk Dış Politikasına Yapacağı Etkiler'Yöneten: Ercan KarakaşKonuşmacılar: Faruk Şen, Hüseyin Arslan, Aydın Yardımcı, Ahmet GülerDüzenleyen: TAVAKSaat:14.15-15.15Panel: 'Yayıncılığın Sorunları ve Çözüm Önerileri'Yöneten: Doğan HızlanKonuşmacılar: Çetin Tüzüner, Günay Kiracı, Aytekin YılmazDüzenleyen: Türkiye Yayıncılar BirliğiSaat: Saat:15.30-16.30Söyleşi: 'Türkiye'de Aydın Olmak'Konuşmacı: Banu AvarDüzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi KitabeviSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Solu Yeniden Yapılandırmak ve Aydın Sorumluluğu'Konuşmacı: Eşber Yağmurdereli, Erdoğan AydınDüzenleyen: Kırmızı YayınlarıSaat:18.00-19.30Panel: 'Mavi Sonsuzluk: Allianoi, Hasankeyf, Munzur''Yöneten: A. Muzaffer TunçağKonuşmacılar: Ahmet Yaraş, Alime Mitap, Diren Özkan, Hasan ŞenDüzenleyen: Bergama-Yortanlı Kurtarma Kazısı Derneği
Konferans Salonu II
Saat:13.00-14.00Söyleşi: 'Türkçe Nereye Gidiyor?'Konuşmacı: Feyza HepçilingirlerDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Egenin Unutulan Türküleri'Konuşmacılar: Bahadır Selim DilekDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:16.30-17.30Söyleşi: 'Değişen Dil, Değişen Şiir'Konuşmacılar: Mustafa Şerif Onaran, Sina Akşin, Hüseyin Peker, Zeynep Uzunbay, Altay Ömer ErdoğanDüzenleyen: Hayal DergisiSaat:17.45-18.45Panel: 'Tarihsel Dönemlerin Romancısı'Yöneten: Turhan GünayKonuşmacılar: Şükrü Kocagöz, Öner YağcıDüzenleyen: Literatür Yayınları
Konferans Salonu III
14. İzmir Kitap Fuarı Onur Yazarı Tarık Dursun K.Saat:13.30-14.30Söyleşi: 'Tut Elimden İzmir'Konuşmacı: Enver Ercan, Tarık DursunK.Düzenleyen: TÜYAPSaat:14.45-16.15Söyleşi: 'Edebiyatımızda Tarık Dursun K.'Yöneten: Namık KuyumcuKonuşmacılar: Özcan Yalım, Turgay Gönenç, Hasan Özkılıç, Necati GüngörDüzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası-TÜYAPSaat:16.30-17.30Panel: 'Tarık Dursun'un Dilinden İncelikler'Yöneten: Hidayet KarakuşKonuşmacılar: Ahmet Önel, Mehmet Atilla, Özlem FedaiDüzenleyen: Cumhuriyet Kitapları-Dil Derneği İzmir TemsilciliğiSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'Abdülhamit'siz Yüzyıl'Konuşmacı: Mustafa ArmağanDüzenleyen: Timaş Yayınları
19 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu I
Saat:13.00-14.00Söyleşi: 'Yangın Şiirleri ve Kemal Özer'Konuşmacılar: Zeynep Uzunbay, İsmail Mert Başat, Kemal ÖzerDüzenleyen: Yordam KitaplarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Füruzan'ın Öykü Dili'Yöneten: Turhan GünayKonuşmacılar: Sevgi Özel, Hidayet Karakuş, Füruzan, Bekir YurdakulDüzenleyen: TÜYAPSaat:15.30-16.15Söyleşi: 'Nâzım Hikmet ve Toplumcu Şiirimiz' Konuşmacı: Ataol BehramoğluDüzenleyen: Evrensel Basım YayınSaat:16.30-17.15Söyleşi: 'İzmir'de Edebiyat ve Tiyatro, Edebiyat ve Tiyatro'da İzmir'Konuşmacılar: Özdemir Nutku, Gülseren Engin, Halim Yazıcı, Hüseyin YurttaşDüzenleyen: PEN Saat:17.30-18.30Panel: 'Resmi İdeoloji ve Solun Gündemi'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet KaleDüzenleyen: Sorun Yayınları KolektifiSaat:18.45-19.45Şiir-Dinleti: 'Devrimci Aşk Şiirleri ve Sanat Cephesi Şairleriyle Söyleşi' Yöneten: Kemâl Kök Şairler: Kemâl Kök, Ragıp Özcan, İrfan Ünal, Hüseyin Gül, Asım Gönen, Refik Uğur, Tacim Çiçek, Ferhat İşlekDüzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
Konferans Salonu II
Saat:12.00-12.45Söyleşi: 'Türkiye'nin Okuma Zekâsı'Konuşmacı: Selahattin YaylamazDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat:13.00-14.00Panel: 'Yazmak, Örgütlenmek, Özgürleşmek'Yöneten: Derya KaylıKonuşmacılar: Hande Öğüt, Namık Kuyumcu, Gönül Çatalçalı, Nevzat Suer SezginDüzenleyen: Kadın Yazarlar DerneğiSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Miras'tan Kandahar'a Tanımlar'Konuşmacılar: Nihat Behram, Tuğrul KeskinDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:15.30-16.15Söyleşi: 'Dünya Yazarlar Birliği PEN - Amaç ve Örgütleniş'Konuşmacılar: Tarık Günersel, Ceren Olpak, Halil İbrahim ÖzcanDüzenleyen: PENSaat:16.30-17.30Söyleşi: 'Şafak Türküsü Film Oluyor'Konuşmacı: Nevzat ÇelikDüzenleyen: TÜYAPSaat:19.00-20.00Panel: 'Tartışmalı Yönleriyle Kuran'da Kadın'Yöneten: Ömer DumluKonuşmacılar: Rıza Savaş, Hakkı Şah Yasdıman, Ziya ŞenDüzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK
Konferans Salonu III
Saat:12.00-13.00Panel: 'Türkiye'de Yüksek Öğrenim ve Vakıf Üniversiteleri'Yöneten: Faruk ŞenKonuşmacılar: Hüsnü Erkan, Canan Balkır, Sema Gürses, Ercan KarakaşDüzenleyen: Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) >Saat:13.15-14.15Söyleşi: 'İmralı'da Öcalan'a Soruldu'Konuşmacılar: Talat ŞalkDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Aşkın Rengi Siyahtır'Konuşmacılar: Namık Kuyumcu, Sezai Sarıoğlu, Nilüfer AçıkalınDüzenleyen: İlya YayıneviSaat:15.45-16.45Panel: 'Yerel Seçimler Sonrası Sol Siyaset'Yöneten: Hüseyin ÇorluKonuşmacılar: Aydın Cıngı, Engin Önen, Ercan KarakaşDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demorkasi VakfıSaat:17.00-18.15Panel: 'Dağlarca ve Berk'ten Öte Köye Var Mı?'Yöneten: Yusuf AlperKonuşmacılar: Hüseyin Peker, Sina Akyol, Ertan Yılmaz, Altay Ömer ErdoğanDüzenleyen: Yapı Kredi YayınlarıSaat:18.30-19.30Şiir-Dinleti: 'Abdullah Rıza Ergüven Berfin Bahar Şiir Etkinliği'Şairler: Canan Al, Recai Atalay, Mahmut Ayaz, Bilsen Başaran, Ayhan Can, Atila Er, Veysel Boğatepe, Şenel Gökçe, Asım Gönen, Sıtkı Salih Gör, Ferhat İşlek, Şevket Karakış, Hüsam Kurt, Asım Öztürk, Timuçin Özyürekli, Hakan Sürsal, H. Hüseyin YalvaçDüzenleyen: Berfin Bahar Dergisi
20 NİSAN 2009 PAZARTESİ
Konferans Salonu I
Saat:11.30-12.30Söyleşi: 'Mutluluk Sokağı'na Yolculuk'Konuşmacı: Ferda İzbudak AkıncıDüzenleyen: TUDEMSaat:13.00-14.15Söyleşi: 'Efes Koleji Öğrencileri Rıfat Ilgaz ve Bacaksız'ı Anlatıyor'Konuşmacılar: Savaş Ünlü, Aydın IlgazDüzenleyen: Çınar YayınlarıSaat:14.30-16.00Söyleşi: 'Cultural Bridges: Kültürlerarası Edebiyat Takası'Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Gertrude Durusoy, Gülperi SertDüzenleyen: İzmir Goethe EnstitüsüSaat:16.15-17.30Söyleşi: 'Artısıyla Eksisiyle Yazarlık Atölyeleri/Bir Deneyim Paylaşımı' >Konuşmacılar: Yıldız İlhan, Ayşen Göreleli, Nihat Coşkun, Gönül İlhan, Gönül Ocak, >Nermin Gürbüz, Nilüfer MarımDüzenleyen: Dilizi Yazı GurubuSaat:17.45-18.45Açık Mikrofon: 'Gazze İçin Bir Dize De Sen Kat'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacılar: Bilsen Başaran, Fergun Özelli, Remzi Demir, Mehmet Sarsmaz, Coşkun Şimşekli, Altay Ömer Erdoğan, Hülya Deniz Ünal, Muzaffer Kale, Hayri K. Yetik, Hüseyin Hatipoğlu Düzenleyen: İle/Kültür, Sanat, Edebiyat DergisiSaat:19.00-20.00Şiir-Dinleti:'Ege'den Şiirler, Egeli Şiirler'Yöneten: Gökhan CengizhanŞairler: Ahmet Günbaş, Halim Yazıcı, Bilsen Başaran, Dinçer Sezgin, Mehmet Rayman, Oğuz Tümbaş, Mehmet Sadık KırımlıDüzenleyen: Edebiyatçılar Derneği
Konferans Salonu II
Saat: 14.15-15.15Söyleşi: Saraybosna BluesKonuşmacılar: Semezedin Mehmedinoviç, Ferudun AndaçDüzenleyen: Pupa YayınlarıSaat: 15.30-17.00Söyleşi: KÖYLERDE RÖNESANS 'Kitabın Kırsala Yolculuğu' Rasime-Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri'nin Öyküsü'Konuşmacılar: Hayri K. Yetik, Tahsin Şimşek, Selim KaryelioğluDüzenleyen: Rasemi-DerSaat: 17.15-18.15Söyleşi: 'Kur'an'dan Nutuk'a Neden Atatürk'ten Özür Diliyoruz?'Konuşmacılar: Yüksel Mert, Ekmel Ali OkurDüzenleyen: Evimizdeki Okul DerneğiSaat:18.30-19.00Sunum: 'Allianoi Mücadelesi'Konuşmacı: Alime MitapDüzenleyen: Allianoi Girişim Grubu
Konferans Salonu III
Saat: 12.00-13.00Gösteri: İzmir Özel Ata KolejiSöyleşi: 'Masalkent'e Yolculuk'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacı: Özlem Kılınçarslan SözbilirDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:13.15-14.15Panel: 'Çocuk Yazınında Engellilik, Engelliler İçin Çocuk Yazını'Yöneten: Nur İçözüKonuşmacılar: Sevgi Koşaner, Ayşe YamaçDüzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları DerneğiSaat:14.30-15.30Anma: 'Aramızdan Ayrılışının 30. Yılında Ali Rıza Ertan'a Yolculuk'Yöneten: Hidayet KarakuşŞiirler: Hayri Oğuz, Özgür ErtanKonuşmacılar: A. Zeki Muslu, Ahmet Günbaş, Hüseyin Yurttaş, M. Kadri SümerDüzenleyen: TÜYAPSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Seçimlerden Sonra Türkiye'Konuşmacı: Server TanilliDüzenleyen: TÜYAPSaat:17.00-18.00Panel: 'Ekonomik Kriz, Ortadoğu ve Barış'Konuşmacılar: Erkin Özalp, Murat Pabuç, Yücel DemiralDüzenleyen: Barış DerneğiSaat:18.15-19.15Oyun: 'Tersane'Sahneleyen: Ayışığı Tiyatro İşçileri Atölyesi Müzik-DinletiGrup: Grup Yapıcıların TürküsüDüzenleyen: Ayışığı Sanat Merkezi
21 NİSAN 2009 SALI
Konferans Salonu I
Saat:12.00-12.40Söyleşi: 'Süleyman Bulut ile Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler'Konuşmacı: Süleyman BulutDüzenleyen: Can ÇocukSaat:12.45-13.45Gösteri: İzmir Özel Çamlaraltı KolejiSöyleşi: 'Tınmaz Bir Kahraman ve Yazarı'Konuşmacı: Fidan Ç. KaplanDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:14.00-15.00Söyleşi: 'Kitap Sevgisi'Konuşmacı: Ahmet Metin ÖnelDüzenleyen: TUDEMSaat:15.15-16.15Şiir-Dinleti: Aşk ve Özgürlük İçin İnadına Şiir Konuşmacılar: Asuman Susam, Hülya Deniz Ünal, Zeynep Uzunbay, Fergun Özelli, Mehmet Sadık Kırımlı, Ünal Ersözlü, Halim Yazıcı, Onur Akyıl, Haluk Işık, Mansur Balcı, Yusuf Alper, Baha Önem, Yücelay Sal, Namık KuyumcuDüzenleyen: Türkiye Yazarlar SendikasıSaat:16.30-17.30Panel:'Yaşayan Şairlerimizden Yarına Kimler kalacak?'Yöneten: Hüseyin PekerKonuşmacılar: Sina Akyol, Asuman Susam, Muzaffer Kale, Altay Ömer Erdoğan, Tuğrul KeskinDüzenleyen: Edebiyatçılar DerneğiSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'İzmir'de Dergiler ve Dergicilik Sorunları'Konuşmacılar: Bedri Karayağmurlar, Savaş Ünlü, Mustafa YıldızDüzenleyen: Yurtta Uyanış Dergisi
Konferans Salonu II
Saat:12.45-13.45Söyleşi: 'Bilimin Eğlenceli Dünyası'Konuşmacı: Ayşe Devrim Kuralay Düzenleyen: Hayat YayınlarıSaat:14.00-15.00Söyleşi: 'Kadın Yazar ve Sansür' Kadın Yazarların ve Dinleyicilerin Katılımıyla Düzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)Saat:15.15-16.15Panel: 'Medyanın Şiire Zararları' Yöneten: Mahzun DoğanKonuşmacılar: Veysel Çolak, Hakan Tartan, Mahzun Doğan Düzenleyen: Alaz Edebiyat DergisiSaat:16.30-17.30Sunum-Söyleşi: 'Klasik Müzikte İnsanı Okumak'Konuşmacı: Hakan CemDüzenleyen: Türkiye Yazarlar SendikasıSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'Anlayarak Hızlı Okuma'Konuşmacı: Gülseren ŞenyüzlüDüzenleyen: Hayat YayınlarıSaat: 19.00-20.00Panel: 'Ekonomik Kriz, Ortadoğu ve Barış'Konuşmacılar: Erkin Özalp, Murat Pabuç, Yücel DemiralDüzenleyen: Barış Derneği
22 NİSAN 2009 ÇARŞAMBA
Konferans Salonu I
Saat:11.30-12.30Söyleşi: 'Üç Okur, Üç Yazar'Yöneten: Alkım YalınKonuşmacılar: Çağla Köroğlu, Doğa Karaduman, Esra Yıldırım, Dilek Yazar, Fidan Ç. Kaplan, Özlem K. SözbilirDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:12.45-14.00Panel: 'İyi Çocuk Kitabı Nasıl Anlaşılır?'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacılar: Aydın Ilgaz, Mavisel Yener, Turhan GünayDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Barış ve Direnç Şiirleri'Konuşmacılar: Zübeyde Seven Turan, Gülsüm Cengiz, Hüseyin Peker, Arzu K.Ayçiçek, Şevki Özdemir, Gülseren Engin, Oğuz Tümbaş, Filiz Gülmez, Nevin Konuk, Saime Bircan, Mehmet RaymanDüzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)Saat:15.30-16.30Söyleşi: 'Bir Demet Öykü: Dört > Yazar- Dört Kitap'Yöneten: Sevim Korkmaz DinçKonuşmacılar: Buket Akkaya, Gönül Çatalçalı, Esra Odman, Suna GülerDüzenleyen: İlya Basım YayınSaat:17.00-18.00Şiir Dinletisi: Özgürlük ŞiirleriYöneten: Gökhan CengizhanŞairler: Baha Önem, Oğuz Tümbaş, M. Sadık Kırımlı, Bilsen Başaran, Halim Yazıcı, Mehmet Sarsmaz, Fergun ÖzelliDüzenleyen: Edebiyatçılar Derneği-İzmir TemsilciliğiSaat:18.15-19.45Söyleşi: 'Hafıza ve Öğrenme'Konuşmacı: Cemal KonduDüzenleyen: Genç Gelişim DergisiTÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)Saat:12.00-12.45Açılış Etkinliği: 'Dünya Çocukların Olacak'Çocuklara Çocuklarla ŞiirlerYöneten: İffet Diler, Özgür HancıoğluKonuk Şairler: Hakan Cem, Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş, Mavisel Yener, Tuğrul KeskinKonuk Gençler: İzmir Özel Yöneliş KolejiDüzenleyen: TÜYAP-Dil Derneği İzmir TemsilciğiSaat:13.00-13.45Okuma-Söyleşi: 'Hızlı Tosbi'nin Yazarı Çocuklarla!'Konuşmacı: İsmet BertanDüzenleyen: Günışığı KitaplığıSaat:14.00-15.00Çocuklarla SöyleşiKonuşmacı: Ekrem GüneşDüzenleyen: TUDEMSaat:15.10-15.45Sinema: 'Dünyanın İki Ucundan Ülkeler Halk Dansları'Belarus-Kosova-Hindistan-Meksika Halk DanslarıDüzenleyen: Karşıyaka BelediyesiSaat: 15.10-15.45Çocuk Oyunu: 'Oyun Pınarı'Yazan ve Yöneten: Hamit DemirSahneleyen: TiyatroeviDüzenleyen: TÜYAP-Tiyatroevi Kültür Sanat DerneğiSaat:16.00-16.30Çocuk Oyunu: 'Oyun Panayırı'Yazan ve Yöneten: Hamit DemirSahneleyen: TiyatroeviDüzenleyen: TÜYAP-Tiyatroevi Kültür Sanat DerneğiSaat:16.45-17.15Atölye: 'Yaratıcı Drama'Yöneten: Nilüfer Akcan-SOSDüzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat Fabrikası
Konferans Salonu III
Saat:18.00-20.00'Dil Derneği 22 Yaşında'Kısa Oyun: SOS (Soyer Kültür Sanat Fabrikası) Oyuncuları/ Gürol TonbulSesleniş: 'Dilimizde Tüy Bitse de''Sevgi Özel- İbrahim DizmanŞiirler: Hülya Savaş, İffet DilerDinleti: Düş GezginleriSunan: Mavisel YenerDüzenleyen: Dil Derneği
23 NİSAN 2009 PERŞEMBE
Konferans Salonu I
Saat:12.00-12.45Çocuklarla SöyleşiKonuşmacı: Hamdullah KöseoğluDüzenleyen: TUDEMSaat:13.00-14.00Söyleşi: '86. Yılında Cumhuriyetle Yüzleşmek 'Konuşmacılar: Erdoğan Aydın, Ahmet TelliDüzenleyen: Kırmızı YayınlarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Lodoslar'dan İmbat'a'Konuşmacılar: Füruzan, Namık Kuyumcu Düzenleyen: TÜYAPSaat:15.30-16.30Panel: 'Kıvılcımlı ve Sosyalist Hareketin Birliği'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet KaleDüzenleyen: Sorun Yayınları KolektifiSaat:16.45-17.45Panel: 'Bir CIA Operasyonu Olarak 'Ergenekon Davası' ve Gerçekler'Yönetici: Tacettin ÇolakKonuşmacı: Gürdal ÇıngıDüzenleyen: Derleniş YayınlarıSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Sanat Cephesi Şairleriyle Şeyh Bedreddin Destanı (Saz Eşliğinde)'Yöneten: İrfan ÜnalKonuşmacılar: İrfan Ünal, Asım Gönen, Refik Uğur, Ferhat İşlekDüzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
Konferans Salonu II
Saat:11.45-12.45Söyleşi: 'Çocuklar İçin Hızlı Okuma'Konuşmacı: Öznur KaraeloğluDüzenleyen: Hayat YayınlarıSaat:12.50-13.30Ayfer Öneysan Çocuk Edebiyatı Ödül TöreniDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:13.30-14.10Panel: 'Öykü Gücünü Yitiriyor mu?'Yöneten: Hülya SoyşekerciKonuşmacılar: Mine Hoşcan Bilge, Birsel Kurt, Murat DarılmazDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Çocuk ve Mitoloji'Konuşmacı: Hasan Barış CanDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:15.30-16.30Söyleşi: 'Yeni Evre'Konuşmacı: Yılmaz EkşiDüzenleyen: Ayışığı Sanat MerkeziSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Yakın Yıllardaki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Yayınları'Konuşmacı: Utkan KocatürkDüzenleyen: Başbakanlık Atatürk Araştırma MerkeziSaat:19.00-20.00Panel: 'İslam ve Bilim'Yöneten: Bekir Zakir ÇobanKonuşmacılar: Mehmet İlhan, Bülent Çelikel, Necdet ŞengünDüzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK
TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)
Saat:12.00-12.30Dans-Şiir-Kukla Gösterisi: 'Düş ve Gerçek: Oyunlarla Büyürüz Biz'Yönlendiren: Şengül KıranDüzenleyen: TÜYAP-Özel Çamlaraltı KolejiSaat:12.45-13.15Çocuklarla Söyleşi: 'Sihirli Sözcükler'Konuşmacı: Zehra ÜnüvarDüzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları DerneğiSaat:13.30-14.00Söyleşi: 'Bin Yazardan Bir Öykü: 23 Nisan'Yöneten: Çiğdem GündeşKonuşmacılar: Fidan Ç. Kaplan, Tuğsavul İlköğretim Okulu 4/D ÖğrencileriDüzenleyen: TÜYAP-Top Yayıncılık
Konferans Salonu III
Saat:14.00-15.00Konu: İzmir'de Şiir, Şiirde İzmirKonuşmacılar: Haydar Ergülen-Sina AkyolDüzenleyen: Turkuvaz KitapSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Eşitler Evi, Egenin Eşiği'Konuşmacı: Üstün DökmenDüzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi KitabeviSaat:16.30-16.45
Türkel Minibaş'ın Dilinden ŞiirlerSunum: ÇYDD Gençleri
11 Mayıs 2006 Tarihinde İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi Görmeyenler Bölümü için Okuduğu Şiirlerden SunumDüzenleyen: ÇYDDSaat:16.45-18.00Söyleşi: ' Çağdaş Kentten Çağdaş Bir Kadın Geçti'Yöneten: Gönül KayaKonuşmacılar: Nihal Kızıl, Kemal Kocabaş, Özlem Yüzak, Türkan MiçooğullarıDüzenleyen: ÇYDD Saat:18.30-19.30Söyleşi: 'Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma'Konuşmacı: Metin Erten, Kâmil Okyay SındırDüzenleyen: E Yayınları
24 NİSAN 2009 CUMA
Konferans Salonu I
Saat: 11.30-12.30Söyleşi: 'TED Aliağa Koleji Antik Kentleri Seviyorum Projesi'Düzenleyen: Yurtta Uyanış Derneği-TED Aliağa Koleji Yaratıcı Çocuk DerneğiSaat:12.45-13.45Panel: 'Mülteciler Sorunu'Konuşmacı: Zuhal OkuyanFilm Gösterimi: 'Asya Minor'Konuşmacı: Niko DemercisDüzenleyen: Barış DerneğiSaat:14.00-15.00Söyleşi: ' Edebiyatımızda Şükran Kurdakul'Yöneten: Recai AtalayKonuşmacılar: Asım Öztürk, Yaşar Aksoy, Cihangir TurantaşDüzenleyen: BESAM-İzmir TemsilciliğiSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Ege'de Sanat ve Barış Köprüsü: Cumalı-Seferis Gökyüzü Derneği'Konuşmacılar: Süreyya Berfe, İsmail Mert Başat, Sina Akyol, Hasan ÖzkılıçÖzgen Seçkin, Hüsamettin Çetinkaya, Hayri K. YetikDüzenleyen: Cumalı-Seferis Gökyüzü DerneğiSaat:16.30-17.30Panel: 'Hızın ve Devrimin Sanatı: Fütürizm'Konuşmacılar: Emel Kayın, Aydın ŞimşekDüzenleyen: Kanguru Yayınları-Ankara İtalyan Kültür AteşeliğiSaat:17.45-19.00Panel konusu: 'Sinema Dili Şiir Dili Mi?'Yöneten; Veysel ÇolakKonuşmacılar: Veysel Çolak, Turgay Gönenç, Fikret Hakan, İsmail Mert BaşatDüzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi
Konferans Salonu II
Saat:11.45-12.45Söyleşi: 'Çocuk Dergiciliği ve Çizgi KahramanlarKonuşmacı: Demirhan KadıoğluDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat: 13.00-14.00Söyleşi: 'Ne Varsa Dilimde'Yöneten: Birsel KırbaşKonuşmacılar: Bekir Yurdakul, Aydın Şimşek Düzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:14.15-15.15Panel: '2009-Galileo ve Darwin Yılı: Aydınlanma İhtiyacı'Konuşmacılar: Rennan Pekünlü,Ender HelvacıoğluDüzenleyen: Bilim ve Gelecek DergisiSaat:15.30-16.30Söyleşi: 'Takvim Öyküleri'Konuşmacı: Yüksel PazarkayaDüzenleyen: TÜYAPSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Üniversite Gençliği Ne Okuyor?'Konuşmacılar: Tamer Öncül, Ümit İnatçıDüzenleyen: Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar BirliğiSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Mizah Dergiciliği 140 Yaşında'Konuşmacı: Cihan DemirciDüzenleyen: TÜYAP
TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)
Saat:11.15-11.45Okuma Tiyatrosu: 'Masallar Canlanıyor'Sunan: SOS OyuncularıDüzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat FabrikasıSaat:12.00-12.15Kampanya: 'Kentlerimiz İyi Yönetilebilir'Yönelişli Çocukların Kent BildirgesiDüzenleyen: TÜYAP-Özel Yöneliş KolejiSaat:12.30-13.15Söyleşi: 'Uçan Dalgalar Üzerine'Konuşmacı: Mehmet AtillaDüzenleyen: TUDEMSaat:13.25-14.10Çocuk Oyunu: 'Oz Büyücüsü'Sahneleyen: Ege Sanat MerkeziDüzenleyen: TÜYAP-Ege Sanat MerkeziSaat:14.15-14.45Dans: 'Onların Gözüyle' Konak Belediyesi Sinemacı Çocuk PrdjesiKonuklar: Sinemacı ÇocuklarYönlendiren: Zuhal Çetin ÖzkanDüzenleyen: TÜYAP-Konak Belediyesi
Konferans Salonu III
Saat:15.00-16.00Söyleşi: 'Küresel Değişim Karşısında Türkiye'Konuşmacı: Erol ManisalıDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:16.15-17.15Söyleşi: 'Söz Yangını'Konuşmacı: Senai DemirciDüzenleyen: Timaş YayınlarıSaat:17.30-18.30Söyleşi: 'Nihat Genç ile Söyleşi'Konuşmacı: Nihat GençDüzenleyen: Leman Saat:18.45-19.45Panel: 'Türk Şiirinde Kırılmalar'Konuşmacılar: Mehmet Sadık Kırımlı, Halil İbrahim Özbay, Cevdet Yüceer, Aslılhan Tüylüoğlu, Seçil ÖzcanDüzenleyen: Karşıyaka Belediyesi-Dize Şiir Dergisi
25 NİSAN 2009 CUMARTESİKonferans Salonu I
Saat:12.00-13.00Panel: '150. Yılında Türlerin Kökeni ve Charles Darwin'Konuşmacılar: Kayhan Kantarlı, Oğuz Altıngöz, Cemil DemirhanDüzenleyen: Evrensel Basım YayınSaat:13.15-14.15Söyleşi: Düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazeteci ve yazarlarKonuşmacılar: Arzu Demir, Necati Abay, Ali Koç, Hüseyin Habip TaşkınDüzenleyen: Ceylan YayınlarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Hiçlik Defterleri'Konuşmacılar: Esat Korkmaz Düzenleyen: E YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Dünyada ve Türkiye'de 2008-2009 Bunalımı'Konuşmacılar: Pınar Bedirhanoğlu, Ebru VoyvodaDüzenleyen: Yordam KitaplarSaat:17.00-18.00Panel: 'Kızılbaş Toplumsal Tasarımı ve Günümüz Devrimciliği'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Esat Korkmaz, Sırrı ÖztürkDüzenleyen: Sorun YayınlarıSaat:18.30-19.30Panel: 'Eflatun Nuri ile Birlikteyiz'Konuşmacılar: Yaşar Aksoy, Mustafa Yıldız, Zafer Güven, Hakan Boyav, Sadık Pala, Mümin Durmaz, Savaş ÜnlüDüzenleyen: Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi
Konferans Salonu II
Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Çocuklarımız Neden Eyvah Kitap Diyor?'Konuşmacı: Mine SoysalDüzenleyen: Günışığı KitaplığıSaat:13.15-14.15Söyleşi: 'Satılık Vatan'Konuşmacı: Yılmaz DikbaşDüzenleyen: Asyaşafak Yayınları (Berfin Basın Yayın)Saat:14.30-15.30Söyleşi: 'Yazmanın ve Yaşamanın Sarkacında 'Küçük Acılardan Çekilme Sularına''Konuşmacılar: Şükrü Erbaş, Aydoğan Yavaşlı, Aydın ŞimşekDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Geleceğe Umutla Bakmak'Konuşmacı: Meral CeylanDüzenleyen: Elma YayıneviSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı'Konuşmacı: Ali Erkan KavaklıDüzenleyen: Nesil YayınlarıSaat:18.15-19.15Söyleşi: 'Havana'da Türk Tutkusu 1898'Konuşmacı: Ernesto Gomez Abascal (Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi)Düzenleyen: José Marti Küba Dostluk Derneği
Konferans Salonu III
Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Tarihin Sınırlarına Yolculuk'Konuşmacı: İlber OrtaylıDüzenleyen: Timaş YayınlarıSaat:13.15-14.15Söyleşi: 'Balbay Olsaydı'Konuşmacılar: Server Tanilli, Alev Coşkun, Erol Manisalı, Ali sirmen, Deniz Kavukçuoğlu, Şükran Soner, Sevgi Özel, Deniz Som, Ümit Zileli, Serdar Kızık, İlhan Taşçı, Oktay Ekinci, Turhan GünayDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Can Yücel Şiiri''Konuşmacılar: Güzel Yücel, Erdal Alova, Özdemir NutkuDüzenleyen: İş Bankası Kültür YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Terör Kıskacında Türkiye'Konuşmacı: Erdal SarızeybekDüzenleyen: Pupa YayıncılıkSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Kürt Edebiyatı ve Mehmed Uzun'Konuşmacı: Muhsin KızılkayaDüzenleyen: İthaki YayınlarıSaat:18.15-19.15Söyleşi: 'Ergenekon ve Sosyalistler'Konuşmacı: Merdan YanardağDüzenleyen: Siyah Beyaz Kitap
26 NİSAN 2009 PAZARKonferans Salonu I
Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Samsun'dan Önce 6 Ay'Konuşmacı: Alev CoşkunDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:13.15-14.15Söyleşi:'1960'lardan '80'e Türkiye Solu'Konuşmacı: Haluk Yurtsever Düzenleyen: Yordam KitapSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Osmanlı Demokrasisinden Türkiye Cumhuriyeti'ne'Konuşmacı: Yavuz BahadıroğluDüzenleyen: Nesil YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Şiir Dinletisi ve Söyleşi'Konuşmacılar: Tuğrul Keskin, Ahmet TelliDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Yunus Emre'Konuşmacı: Faruk DilaverDüzenleyen: Emre BilişimSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Yerel Seçimler Bağlamında Kadın ve Siyaset'Konuşmacılar: Ayşe Ayata, Gülgün Erdoğan TosunDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi Vakfı
Konferans Salonu II
Saat:12.00-1245Söyleşi: 'Sınavda Başarı Terapileri'Konuşmacı: Mehmet TeberDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat:13.00-14.00Söyleşi: 'Sevmeyi Sevmek'Konuşmacı: Sırrı ÇınarDüzenleyen: Akis KitapSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Türkiye'de Derin Devlet'Konuşmacılar: Zafer Güler, Doğan KarlıbelDüzenleyen: Siyah Beyaz KitapSaat:15.30-16.30Panel: 'Yerel Seçimlerin Analizi ve Siyasete Etkileri'Konuşmacı: Sencer AyataDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi VakfıSaat:16.45-17.45Panel: 'Polemik, Tartışma, Ortaklaşa Düşünme ama Nasıl?'Konuşmacılar: İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Celâl FedaiDüzenleyen: Dize Şiir Dergisi.
Cumhuriyet Kitap; Sayı: 1000; 16 Nisan 2009

KÖY ENSTİTÜLERİ 69.YILINI KUTLUYOR
Köy Enstitülerinin kuruluşunun 69.yılı nedeniyle Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından düzenlenen kutlamalar Dr.Selehattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde başladı. Etkinlikte konuşan Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,Türkiye’nin aydınlanma ve çağdaş dünya ile birleşme sürecinde köy enstitülerinin öneminin daha çok ortaya çıktığını belirterek,”Gelecek kuşaklara köy enstitülerinin devrimci, ilkeli,çağdaş ve aydınlık yüzünü tanıtma projelerimiz var. Bu görev aynı zamanda demokratik,laik,hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinin önünü açacak bir yapı taşıdır.”dedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı ve Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,duygu yüklü konuşmasında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan’ın haksız ve toplumu rencide edecek bir olay ile karşılaştığına değinerek,”Yeni Kuşak Köy Enstitüleri’nin ruhuna da bu yüzden ihtiyacımız var Dayanışmamız eğitim,sağlık ve çağdaşlıktır.Yeni bir sinerji merkezi yaratmaktır Bunun için önderimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’tür.”diye konuştu.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Genel Başkanı Prof.Dr Kemal Kocabaş yaptığı konuşmada,köy enstitüleri heyecanına her zamandan daha fazla ihtiyac olduğunu belirttiği konuşması sırasında toplantıda hazır bulunan ÇYDD İl Başkanı Gönül Kaya’ya söz verdi. Kaya sesi titreyerek yaptığı konuşmada, özellikle genç kızlara burs vererek çağdaş dünya ile entegrasyon mücadelesi yürüten derneklere yönelik gelişmeler karşısında büyük üzüntü duyduklarını belirterek,” Bizim heyecanımız artarak sürüyor. Bir toplama süreci yaşanacağını biliyorduk. Türkiye’nin geleceğinden umutluyuz. Bizleri güzel günler bekliyor.”dedi.Toplantıya CHP eski milletvekilleri Mustafa Gazalcı, Türkan Miçooğulları ve Yakup Kepenek katıldı.Geleneksel aydınlanma onur ödülü bu yıl Cengiz Bektaş’a verildi.
16 NİSAN 2009
Köy Enstitülerinin kuruluşunun 69.yılı nedeniyle Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından düzenlenen kutlamalar Dr.Selehattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde başladı.
Etkinlikte konuşan Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,Türkiye’nin aydınlanma ve çağdaş dünya ile birleşme sürecinde köy enstitülerinin öneminin daha çok ortaya çıktığını belirterek,”Gelecek kuşaklara köy enstitülerinin devrimci, ilkeli,çağdaş ve aydınlık yüzünü tanıtma projelerimiz var. Bu görev aynı zamanda demokratik,laik,hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinin önünü açacak bir yapı taşıdır.”dedi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı ve Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,duygu yüklü konuşmasında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan’ın haksız ve toplumu rencide edecek bir olay ile karşılaştığına değinerek,”Yeni Kuşak Köy Enstitüleri’nin ruhuna da bu yüzden ihtiyacımız var. Dayanışmamız eğitim,sağlık ve çağdaşlıktır.Yeni bir sinerji merkezi yaratmaktır. Bunun için önderimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’tür.”diye konuştu.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Genel Başkanı Prof.Dr Kemal Kocabaş yaptığı konuşmada,köy enstitüleri heyecanına her zamandan daha fazla ihtiyac olduğunu belirttiği konuşması sırasında toplantıda hazır bulunan ÇYDD İl Başkanı Gönül Kaya’ya söz verdi. Kaya sesi titreyerek yaptığı konuşmada, özellikle genç kızlara burs vererek çağdaş dünya ile entegrasyon mücadelesi yürüten derneklere yönelik gelişmeler karşısında büyük üzüntü duyduklarını belirterek,” Bizim heyecanımız artarak sürüyor. Bir toplama süreci yaşanacağını biliyorduk. Türkiye’nin geleceğinden umutluyuz. Bizleri güzel günler bekliyor.”dedi.
Toplantıya CHP eski milletvekilleri Mustafa Gazalcı,Türkan Miçooğulları ve Yakup Kepenek katıldı. Geleneksel aydınlanma onur ödülü bu yıl Cengiz Bektaş’a verildi.
Köy Enstitüleri 69. Yılını Kutluyor..
Köy Enstitülerinin kuruluşunun 69.yılı nedeniyle Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından düzenlenen kutlamalar Dr.Selehattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde başladı.Etkinlikte konuşan Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,Türkiye’nin aydınlanma ve çağdaş dünya ile birleşme sürecinde köy enstitülerinin öneminin daha çok ortaya çıktığını belirterek,”Gelecek kuşaklara köy enstitülerinin devrimci, ilkeli,çağdaş ve aydınlık yüzünü tanıtma projelerimiz var. Bu görev aynı zamanda demokratik,laik,hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinin önünü açacak bir yapı taşıdır.”dedi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı ve Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan,duygu yüklü konuşmasında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan’ın haksız ve toplumu rencide edecek bir olay ile karşılaştığına değinerek,”Yeni Kuşak Köy Enstitüleri’nin ruhuna da bu yüzden ihtiyacımız var. Dayanışmamız eğitim,sağlık ve çağdaşlıktır.Yeni bir sinerji merkezi yaratmaktır. Bunun için önderimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’tür.”diye konuştu
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Genel Başkanı Prof.Dr Kemal Kocabaş yaptığı konuşmada,köy enstitüleri heyecanına her zamandan daha fazla ihtiyac olduğunu belirttiği konuşması sırasında toplantıda hazır bulunan ÇYDD İl Başkanı Gönül Kaya’ya söz verdi. Kaya sesi titreyerek yaptığı konuşmada, özellikle genç kızlara burs vererek çağdaş dünya ile entegrasyon mücadelesi yürüten derneklere yönelik gelişmeler karşısında büyük üzüntü duyduklarını belirterek,” Bizim heyecanımız artarak sürüyor. Bir toplama süreci yaşanacağını biliyorduk. Türkiye’nin geleceğinden umutluyuz. Bizleri güzel günler bekliyor.”dedi
Toplantıya CHP eski milletvekilleri Mustafa Gazalcı,Türkan Miçooğulları ve Yakup Kepenek katıldı. Geleneksel aydınlanma onur ödülü bu yıl Cengiz Bektaş’a verildi.
Köy enstitülerinin 69. kuruluş yıldönümü
Köy enstitülerinin 69. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Marmara Üniversitesi'nde bir anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte, bir ''Yaşam biçimi'' olan köy enstitüsü projesinin, bir okullaşma projesi olmadığını belirterek, projenin yarım kaldığına değinildi.
Marmara Üniversitesi (MÜ) Köy Enstitüleri Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Güler Yalçın, ''Üniversitemizde tıpkı köy enstitülerinde olduğu gibi dinamik, üretken, iş yapan, düşünen, sorgulayan, araştıran kimlikle arzuladığımız bir araştırma merkezi açtığımız için çok mutluyuz'' dedi.
Köy enstitülerinin 69. kuruluş yıldönümü ve MÜ Köy Enstitüleri Araştırma Merkezi'nin açılışı dolayısıyla üniversitenin Göztepe Kampüsü'nde düzenlenen etkinlikte konuşan Yalçın, ''Yaşam biçimi'' olan köy enstitüsü projesinin, bir okullaşma projesi olmadığını belirterek, projenin yarım kaldığını anlattı.
Merkezin her türlü kamu ve özel kuruluş, dernek, vakıf ve benzeri kurumlarla işbirliğine açık olduğunu ifade eden Yalçın, eğitim ve köy enstitüleri konusunda oluşturulacak belgeler ve kütüphane ile araştırmacılara geniş bir veri kaynağı sağlanacağını belirti.
Yalçın, ''Üniversitemizde tıpkı köy enstitülerinde olduğu gibi dinamik, üretken, iş yapan, düşünen, sorgulayan, araştıran kimlikle arzuladığımız bir araştırma merkezi açtığımız için çok mutluyuz'' diye konuştu.
MÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sefer Ada da köy enstitülerinin 17 Nisan 1940'ta 3803 sayılı yasa ile kurulduğunu ve bu okullarda ziraat, teknik ve sanat uygulamaları derslerinin okutulduğunu anımsattı. Günümüz öğretmen okullarının uygulama alanında eksikliklerin olduğunu dile getiren Ada, ''Köy enstitüleri markamızdı, buna sahip çıkamadık'' diye konuştu.
Açılışta, TEMA Onursal Başkanı Hayrettin Karaca ise ''Köy Enstitülerinde İnsan ve Doğa İlişkisi'' üzerine konuştu.
Etkinlik kapsamında Talip Apaydın, Fakir Baykurt ve Mahmut Makal'ın kitaplarından oluşan sergi de açıldı.
KÖY ENSTİTÜLERİNİ ARAŞTIRMA VE EĞİTİMİ GELİŞTİRME DERNEĞİ
KÖYENSTİTÜLERİNİ ARAŞTIRMA VE EĞİTİMİ GELİŞTİRME DERNEĞİ
İstiklalCaddesi, Suriye Pasajı, Kat: 4, No:15-16 VATEV Tünel, Beyoğlu
Tel: 0212 292 00 69 Fax: 0212 292 00 70
(Sekreterpazar pazartesi hariç saat: 13.00-17.00) Fax: 0212 292 00 70
e-posta:kaveg@koyenstituleriegitim.org
KöyEnstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları
Sağlanacağıadres ve tel: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Mithatpaşa Cad. No: 62/21(7.kat) Yenişehir Ank., 0312 425 24 68
KöyEnstitüleri,Amaçlar İlkeler Uygulamalar, Yayına hazırlayan Mustafa Aydoğan, 3. Bası,2007
HasanAli Yücel, Köy Enstitüleri ve Köy Eğitimi ile ilgili Yazıları ve Konuşmaları,Yayınahazırlayan: Mustafa Aydoğan, 2. bası: 1997. (Mevcudu kalmadı)
KöydeEğitim,İ. Hakkı Tonguç, 2. bası, 1997, Yayına hazırlayan: Mahmut Makal (Mevcudukalmadı)
EğitimYoluyla Candırılacak Köy,İsmail Hakkı Tonguç, 3 . Bası: 1998.
YarınınTürkiye’sine Seyahat,AhmetEmin Yalman, 3. bası: 1998, 224 sayfa.
ÇeşitliYönleriyle Tonguç,Yayına hazırlayan: Mustafa Aydoğan, 319 sayfa, birinci bası, 1999.
KitaplaşmamışYazılar2 cilt, Yayına hazırlayan: Mustafa Aydoğan, Cilt I ve II, Birincibası: 2000,I.Cilt:528 sayfa,II.cilt:464 sayfa.
KöyEnstitüleri ile İlgili Yasalar,2 cilt, Hazırlayan: Mustafa Aydoğan, 1. bası: 2000,Icilt:638 sayfa,IIcilt:396 sayfa,
BasındaKöy Enstitüleri, 2 cilt, Yayına hazırlayan: Mehmet Kepenek,I.Cilt(1936-1944),II.Cilt(1944-1949).Birinci bası: 2001.
FeritOğuz Bayır’a Saygı,Yayına hazırlayanlar: Mustafa Aydoğan ve Zeliha Kanalıcı, 486 sayfa, birincibası: 2003.
KöyEnstitüleri I-II,MEB Yayınları, 2 cilt birarada, 1941 ve 1944, Tıpkı basım: 2003 I. cilt: 64sayfa, II cilt: 244 sayfa.
KöyEnstitüsü Programları(1936-1953),Birinci bası: 2004, Yayına hazırlayan Niyazi Altunya, 468 sayfa.
VakfımızınOn Yılı,Aralık, 2004
KöyEnstitüleri Dergisi I-VIII,tıpkı basım, (1945-1947), Nisan 2005, 897 sayfa.
KöyEnstituleri ile ilgili Yönetmelik ve Resmi Yazılar,Birinci bası: 2005, Yayına hazırlayan Mustafa Aydoğan ve Niyazi Altunya, 462sayfa
CanlandırılacakKöy Yolunda,Şerif Tekben, Tıpkı basım: 2005.
Tonguç’aMektuplarla Köy Enstitüsü Yılları,Mustafa Aydoğan, Aralık, 2007.
İsmailHakkı Tonguç’un önemli kitaplarından biri olan“İlköğretimKavramı,Tıpkı basım, Piramit Yay.,2005”KöyEnstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’ndan sağlanabilir.




















(Fotoğrafları Büyütmek İçin Üzerine Tıklayınız)
YAZAR ADI-SOYADI YAYINEVİ İMZA GÜNÜ İMZA SAATİ
YAZAR ADLARI ALFABETİK:
ADNAN BİNYAZAR CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
AHMET ÖNEL TUDEM 21.04.2009 TÜM GÜN
ALEV COŞKUN CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
ALİ ERKAN KAVAKLI NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
ALİ KARAÇAM NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
ATAOL BEHRAMOĞLU CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
ATİLA ÇALIŞKAN MURAT KİTAP 23-24.04.2009 12.00-18.00
AYDIN BOYSAN İŞ BANKASI YAYINLARI 19.04.2009 14.00-16.00
AYŞE KİLİMCİ TUDEM 18-19.04.2009 TÜM GÜN
BAHADIR SELİM DİLEK CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 16.30-17.30
BANU AVAR EZGİ KİTABEVİ 18.04.2009 16.30-18:30
BENGÜ ELA PUPA YAYINCILIK 19.Nis.09 14.00
BİLAL ŞİMŞİR BİLGİ YAYINEVİ 23-24-25.04.2009 14.00-18.00
DEMİRTAŞ CEYHUN CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
DENİZ KAVUKÇUOĞLU CAN SANAT YAYINLARI 18-19-25.04.2009 17.00-19.00/13.00-15.00/15.00-17.00
DENİZ SOM CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
EKREM GÜNEŞ TUDEM 21-22-23.04.2009 TÜM GÜN
ERDAL ALOVA İŞ BANKASI YAYINLARI 25.04.2009 13.00-14.30
ERDAL SARIZEYBEK PUPA YAYINCILIK 24.25.26.04.2009 14.00
EROL MANİSALI CUMHURİYET KİTAPLARI 24.04.2009 16.15-17.15
FERDA İZBUDAK AKINCI TUDEM 18-19-20.04.2009 TÜM GÜN
FERHAN ŞENSOY BİLGİ YAYINEVİ 20.04.2009 14.00-18.00
FÜRUZAN YAPI KREDİ YAYINLARI 19.04.2009/25.04.2009 17.00-19.00
HAMDULLAH KÖSEOĞLU TUDEM 23-24-25-26.04.2009 TÜM GÜN
HASAN BARIŞ CAN CUMHURİYET KİTAPLARI 23.04.2009 15.30-16.30
HASAN ÖZKILIÇ CAN SANAT YAYINLARI 18-19-25.04.2009 15.00-17.00/15.00-17.00/17.00-19.00
HİDAYET KARAKUŞ BİLGİ YAYINEVİ 21-22.04.2009 14.00-18.00
HİKMET ÇETİNKAYA CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 15.30-16.30
HÜSNAN ŞEKER ÇINAR YAYINLARI 24-25.04.2000 13.00-16.00
HÜSNAN ŞEKER TUDEM 22.04.2009 TÜM GÜN
İHSAN ATASOY NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
İLBER ORTAYLI TİMAŞ YAYINLARI 25.04.2009 13:00-14:00
İSMAİL ÇOLAK NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
İSMET BERTAN GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 19.04.2009-22.04.2009 15.00-18.00
MAVİSEL YENER BİLGİ YAYINEVİ 19-21-23-24.04.2009 14.00-18.00
MAVİSEL YENER TUDEM 18-20.04.2009 TÜM GÜN
MEHMET ANIL CAN SANAT YAYINLARI 23-25.04.2009 14.00-16.00/13.00-15.00
MEHMET ATİLLA TUDEM 24-25.04.2009 TÜM GÜN
MEHMET PAKSU NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
MELİH ARAT NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
METİN KARABAŞOĞLU NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
MİNE SOYSAL GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 24-25.04.2009 15.00-18.00
MUHAMMET ALPKENT NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
MUHSİNE HELİMOĞLU YAVUZ CUMHURİYET KİTAPLARI 23.04.2009 15.30-16.30
MURAT ŞAHİN PUPA YAYINCILIK 19.Nis.09 14.00
MUSTAFA ARMAĞAN TİMAŞ YAYINLARI 18.04.2009 15:00-17:45
MUSTAFA ULUSOY TİMAŞ YAYINLARI 19.04.2009 15:00-17:00
MUSTAFA ÜFTADEOĞLU NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
MUZAFFER İZGÜ BİLGİ YAYINEVİ 19.04.2009-23.24.25.04.2009 14.00-18.00
NİHAT GENÇ LEMAN DERGİSİ 25.04.2009 14.00-19.00
NİLAY YILMAZ ÇINAR YAYINLARI 23-24.04.2009 13.00-17.00
NİLGÜN ILGAZ ÇINAR YAYINLARI FUAR SÜRESİNCE TÜM GÜN
ONUR GÖRÜNMEZ MURAT KİTAP 26.04.2009 12.00-18.00
ÖMER ÖZCAN NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
ÖNER YAĞCI CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
PENGUEN DERGİSİ ÇİZERLERİ PENGUEN DERGİSİ 25.04.2009 14.00-19.00
SABAHATTİN BURHAN NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
SABRİYE OKKIR CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 14.30-15.30
SALİH MEMECAN MART YAYINCILIK 25.04.2009 14:00
SEMEZDİN MEHMEDİNOVİÇ PUPA YAYINCILIK 20.04.2009 15.30
SENAİ DEMİRCİ TİMAŞ YAYINLARI 24.04.2009 14:00-16:15
SERDAR KIZIK CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 15.30-16.30
SERVER TANİLLİ CUMHURİYET KİTAPLARI FUAR SÜRESİNCE 13.00-14.00
SEVGİ ÖZEL CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
SEYFETTİN BULUT NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
SÜLEYMAN KARACELİL NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
ŞEREF BAKŞIK CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 17.30-18.30
TALAT ŞALK CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 14.30-15.30
TARIK DURSUN K. CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 17.30-18.30
TİMUÇİN ÖZYÜREKLİ TUDEM 18-26.04.2009 TÜM GÜN
TOLGA GÜMÜŞAY GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 21.04.2009 11.00-14.00
UĞUR PİŞMANLIK ARATOS YAYINLARI FUAR SÜRESİNCE TÜM GÜN
UYKUSUZ DERGİSİ ÇİZERLERİ UYKUSUZ DERGİ 18.04.2009 14.00
ÜMİT ZİLELİ CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
ÜSTÜN DÖKMEN EZGİ KİTABEVİ 23.04.2009 16:15-18:30
VEHBİ VAKKASOĞLU NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
VURAL SAVAŞ BİLGİ YAYINEVİ FUAR SÜRESİNCE 14.00-18.00
YAVUZ BAHADIROĞLU NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
ZELİHA AKÇAGÜNER TUDEM 26.04.2009 TÜM GÜN
ZEYNEP ORAL CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
**************************************************************
YAZAR ADI-SOYADI YAYINEVİ İMZA GÜNÜ İMZA SAATİ
ADNAN BİNYAZAR CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
AHMET ÖNEL TUDEM 21.04.2009 TÜM GÜN
ALEV COŞKUN CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
ALİ ERKAN KAVAKLI NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
ALİ KARAÇAM NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
ATAOL BEHRAMOĞLU CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
ATİLA ÇALIŞKAN MURAT KİTAP 23-24.04.2009 12.00-18.00
AYDIN BOYSAN İŞ BANKASI YAYINLARI 19.04.2009 14.00-16.00
AYŞE KİLİMCİ TUDEM 18-19.04.2009 TÜM GÜN
BAHADIR SELİM DİLEK CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 16.30-17.30
BANU AVAR EZGİ KİTABEVİ 18.04.2009 16.30-18:30
BENGÜ ELA PUPA YAYINCILIK 19.Nis.09 14.00
BİLAL ŞİMŞİR BİLGİ YAYINEVİ 23-24-25.04.2009 14.00-18.00
DEMİRTAŞ CEYHUN CUMHURİYET KİTAPLARI 26.04.2009 13.15-14.15
DENİZ KAVUKÇUOĞLU CAN SANAT YAYINLARI 18-19-25.04.2009 17.00-19.00/13.00-15.00/15.00-17.00
DENİZ SOM CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
EKREM GÜNEŞ TUDEM 21-22-23.04.2009 TÜM GÜN
ERDAL ALOVA İŞ BANKASI YAYINLARI 25.04.2009 13.00-14.30
ERDAL SARIZEYBEK PUPA YAYINCILIK 24.25.26.04.2009 14.00
EROL MANİSALI CUMHURİYET KİTAPLARI 24.04.2009 16.15-17.15
FERDA İZBUDAK AKINCI TUDEM 18-19-20.04.2009 TÜM GÜN
FERHAN ŞENSOY BİLGİ YAYINEVİ 20.04.2009 14.00-18.00
FÜRUZAN YAPI KREDİ YAYINLARI 19.04.2009/25.04.2009 17.00-19.00
HAMDULLAH KÖSEOĞLU TUDEM 23-24-25-26.04.2009 TÜM GÜN
HASAN BARIŞ CAN CUMHURİYET KİTAPLARI 23.04.2009 15.30-16.30
HASAN ÖZKILIÇ CAN SANAT YAYINLARI 18-19-25.04.2009 15.00-17.00/15.00-17.00/17.00-19.00
HİDAYET KARAKUŞ BİLGİ YAYINEVİ 21-22.04.2009 14.00-18.00
HİKMET ÇETİNKAYA CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 15.30-16.30
HÜSNAN ŞEKER ÇINAR YAYINLARI 24-25.04.2000 13.00-16.00
HÜSNAN ŞEKER TUDEM 22.04.2009 TÜM GÜN
İHSAN ATASOY NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
İLBER ORTAYLI TİMAŞ YAYINLARI 25.04.2009 13:00-14:00
İSMAİL ÇOLAK NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
İSMET BERTAN GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 19.04.2009-22.04.2009 15.00-18.00
MAVİSEL YENER TUDEM 18-20.04.2009 TÜM GÜN
MAVİSEL YENER BİLGİ YAYINEVİ 19-21-23-24.04.2009 14.00-18.00
MEHMET ANIL CAN SANAT YAYINLARI 23-25.04.2009 14.00-16.00/13.00-15.00
MEHMET ATİLLA TUDEM 24-25.04.2009 TÜM GÜN
MEHMET PAKSU NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
MELİH ARAT NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
METİN KARABAŞOĞLU NESİL YAYINLARI 19.04.2009 12.00-18.00
MİNE SOYSAL GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 24-25.04.2009 15.00-18.00
MUHAMMET ALPKENT NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
MUHSİNE HELİMOĞLU YAVUZ CUMHURİYET KİTAPLARI 23.04.2009 15.30-16.30
MURAT ŞAHİN PUPA YAYINCILIK 19.Nis.09 14.00
MUSTAFA ARMAĞAN TİMAŞ YAYINLARI 18.04.2009 15:00-17:45
MUSTAFA ULUSOY TİMAŞ YAYINLARI 19.04.2009 15:00-17:00
MUSTAFA ÜFTADEOĞLU NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
MUZAFFER İZGÜ BİLGİ YAYINEVİ 19.04.2009-23.24.25.04.2009 14.00-18.00
NİHAT GENÇ LEMAN DERGİSİ 25.04.2009 14.00-19.00
NİLAY YILMAZ ÇINAR YAYINLARI 23-24.04.2009 13.00-17.00
NİLGÜN ILGAZ ÇINAR YAYINLARI FUAR SÜRESİNCE TÜM GÜN
ONUR GÖRÜNMEZ MURAT KİTAP 26.04.2009 12.00-18.00
ÖMER ÖZCAN NESİL YAYINLARI 23.04.2009 12.00-18.00
ÖNER YAĞCI CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
PENGUEN DERGİSİ ÇİZERLERİ PENGUEN DERGİSİ 25.04.2009 14.00-19.00
SABAHATTİN BURHAN NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
SABRİYE OKKIR CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 14.30-15.30
SALİH MEMECAN MART YAYINCILIK 25.04.2009 14:00
SEMEZDİN MEHMEDİNOVİÇ PUPA YAYINCILIK 20.04.2009 15.30
SENAİ DEMİRCİ TİMAŞ YAYINLARI 24.04.2009 14:00-16:15
SERDAR KIZIK CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 15.30-16.30
SERVER TANİLLİ CUMHURİYET KİTAPLARI FUAR SÜRESİNCE 13.00-14.00
SEVGİ ÖZEL CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
SEYFETTİN BULUT NESİL YAYINLARI 18.04.2009 12.00-18.00
SÜLEYMAN KARACELİL NESİL YAYINLARI 25.04.2009 12.00-18.00
ŞEREF BAKŞIK CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 17.30-18.30
TALAT ŞALK CUMHURİYET KİTAPLARI 19.04.2009 14.30-15.30
TARIK DURSUN K. CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 17.30-18.30
TİMUÇİN ÖZYÜREKLİ TUDEM 18-26.04.2009 TÜM GÜN
TOLGA GÜMÜŞAY GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI 21.04.2009 11.00-14.00
UĞUR PİŞMANLIK ARATOS YAYINLARI FUAR SÜRESİNCE TÜM GÜN
UYKUSUZ DERGİSİ ÇİZERLERİ UYKUSUZ DERGİ 18.04.2009 14.00
ÜMİT ZİLELİ CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 14.30-15.30
ÜSTÜN DÖKMEN EZGİ KİTABEVİ 23.04.2009 16:15-18:30
VEHBİ VAKKASOĞLU NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
VURAL SAVAŞ BİLGİ YAYINEVİ FUAR SÜRESİNCE 14.00-18.00
YAVUZ BAHADIROĞLU NESİL YAYINLARI 26.04.2009 12.00-18.00
ZELİHA AKÇAGÜNER TUDEM 26.04.2009 TÜM GÜN
ZEYNEP ORAL CUMHURİYET KİTAPLARI 18.04.2009 13.30-14.30
18 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu I
Saat:13.00-14.00Panel: “BM Güvenlik Konseyine İki Yıllık Geçici Üyeliğin Türk Dış Politikasına Yapacağı Etkiler”
Yöneten: Ercan Karakaş
Konuşmacılar: Faruk Şen, Hüseyin Arslan, Aydın Yardımcı, Ahmet Güler
Düzenleyen: TAVAK
Saat:14.15-15.15Panel: “Yayıncılığın Sorunları ve Çözüm Önerileri”
Yöneten: Doğan Hızlan
Konuşmacılar: Çetin Tüzüner, Günay Kiracı, Aytekin Yılmaz
Düzenleyen: Türkiye Yayıncılar Birliği
Saat:
Saat:15.30-16.30Söyleşi: “Türkiye’de Aydın Olmak”
Konuşmacı: Banu Avar
Düzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi Kitabevi
Saat:16.45-17.45Söyleşi: “Solu Yeniden Yapılandırmak ve Aydın Sorumluluğu”
Konuşmacı: Eşber Yağmurdereli, Erdoğan Aydın
Düzenleyen: Kırmızı Yayınları
Saat:18.00-19.30Panel: “Mavi Sonsuzluk: Allianoi, Hasankeyf, Munzur…”
Yöneten: A. Muzaffer Tunçağ
Konuşmacılar: Ahmet Yaraş, Alime Mitap, Diren Özkan, Hasan Şen
Düzenleyen: Bergama-Yortanlı Kurtarma Kazısı Derneği
18 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu II
Saat:13.00-14.00Söyleşi: “Türkçe Nereye Gidiyor?”
Konuşmacı: Feyza Hepçilingirler
Düzenleyen: Everest Yayınları
Saat:15.15-16.15Söyleşi: “Egenin Unutulan Türküleri”
Konuşmacılar: Bahadır Selim Dilek
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:16.30-17.30Söyleşi: “Değişen Dil, Değişen Şiir”
Konuşmacılar: Mustafa Şerif Onaran, Sina Akşin, Hüseyin Peker, Zeynep Uzunbay, Altay Ömer Erdoğan
Düzenleyen: Hayal Dergisi
Saat:17.45-18.45Panel: “Tarihsel Dönemlerin Romancısı: Samim Kocagöz”
Yöneten: Turhan Günay
Konuşmacılar: Şükrü Kocagöz, Öner Yağcı
Düzenleyen: Literatür Yayınları
18 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu III
14.İzmir Kitap Fuarı Onur Konuğu Tarık Dursun K.Saat:13.30-14.30Söyleşi: “Tut Elimden İzmir”
Konuşmacı: Enver Ercan, Tarık Dursun K.
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:14.45-16.15Söyleşi: “Edebiyatımızda Tarık Dursun K.”
Yöneten: Namık Kuyumcu
Konuşmacılar: Özcan Yalım, Turgay Gönenç, Hasan Özkılıç, Necati Güngör
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası-TÜYAP
Saat:16.30-17.30Panel: “Tarık Dursun’un Dilinden İncelikler”
Yöneten: Hidayet Karakuş
Konuşmacılar:
Ahmet Önel, Mehmet Atilla, Özlem Fedai
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları-Dil Derneği İzmir Temsilciliği
Saat:17.45-18.45Söyleşi: “Abdülhamit’siz Yüzyıl”
Konuşmacı: Mustafa Armağan
Düzenleyen: Timaş Yayınları
19 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu I
Saat:13.00-14.00Söyleşi:"Yangın Şiirleri ve Kemal Özer"
Konuşmacılar: Zeynep Uzunbay, İsmail Mert Başat, Kemal Özer
Düzenleyen: Yordam Kitapları
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Füruzan’ın Öykü Dili”
Yöneten: Turhan Günay
Konuşmacılar: Sevgi Özel, Hidayet Karakuş, Füruzan, Bekir Yurdakul
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:15.30-16.15Söyleşi: “Nazım Hikmet ve Toplumcu Şiirimiz”
Konuşmacı: Ataol Behramoğlu
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın
Saat:16.30-17.15Söyleşi: “İzmir’de Edebiyat ve Tiyatro, Edebiyat ve Tiyatro’da İzmir”
Konuşmacılar: Özdemir Nutku, Gülseren Engin, Halim Yazıcı, Hüseyin Yurttaş
Düzenleyen: PEN
Saat:17.30-18.30Panel: “Resmi İdeoloji ve Solun Gündemi”
Yöneten: Sırrı Öztürk
Konuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet Kale
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
Saat:18.45-19.45Şiir-Dinleti: “Devrimci Aşk Şiirleri ve Sanat Cephesi Şairleriyle Söyleşi”
Yöneten: Kemâl Kök
Şairler: Kemâl Kök, Ragıp Özcan, İrfan Ünal, Hüseyin Gül, Asım Gönen, Refik Uğur, Tacim
Çiçek, Ferhat İşlek
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
19 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu II
Saat:12.00-12.45Söyleşi: “Türkiye’nin Okuma Zekası”
Konuşmacı: Selahattin Yaylamaz
Düzenleyen: C Planı Yayınları
Saat:13.00-14.00Panel: “Yazmak, Örgütlenmek, Özgürleşmek”
Yöneten: Derya Kaylı
Konuşmacılar: Hande Öğüt, Namık Kuyumcu, Gönül Çatalçalı, Nevzat Suer Sezgin
Düzenleyen: Kadın Yazarlar Derneği
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Mirastan Kandahar’a Tanımlar”
Konuşmacılar: Nihat Behram, Tuğrul Keskin
Düzenleyen: Everest Yayınları
Saat:15.30-16.15Söyleşi: “Dünya Yazarlar Birliği PEN - Amaç ve Örgütleniş”
Konuşmacılar: Tarık Günersel, Ceren Olpak, Halil İbrahim Özcan
Düzenleyen: PEN
Saat:16.30-17.30Söyleşi: “Şafak Türküsü Film Oluyor”
Konuşmacı: Nevzat Çelik
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:19.00-20.00Panel: “Tartışmalı Yönleriyle Kuranda Kadın”
Yöneten: Ömer Dumlu
Konuşmacılar: Rıza Savaş, Hakkı Şah Yasdıman, Ziya Şen
Düzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK
19 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu III
Saat:12.00-13.00Panel: “Türkiye’de Yüksek Öğrenim ve Vakıf Üniversiteleri”
Yöneten: Faruk Şen
Konuşmacılar:Hüsnü Erkan, Canan Balkır, Sema Gürses, Ercan Karakaş
Düzenleyen:
Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK)
Saat:13.15-14.15Söyleşi: “İmralı’da Öcalan’a Soruldu”
Konuşmacılar: Talat Şalk
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:14.30-15.30Söyleşi: “Aşkın Rengi Siyahtır”
Konuşmacılar: Namık Kuyumcu, Sezai Sarıoğlu, Nilüfer Açıkalın
Düzenleyen: İlya Yayınevi
Saat:15.45-16.45Panel: “Yerel Seçimler Sonrası Sol Siyaset”
Yöneten: Hüseyin Çorlu
Konuşmacılar: Aydın Cıngı, Engin Önen, Ercan Karakaş
Düzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi Vakfı
Saat:17.00-18.15Panel: “Dağlarca ve Berk’ten Öte Köye Var Mı?”
Yöneten: Yusuf Alper
Konuşmacılar: Hüseyin Peker, Sina Akyol, Ertan Yılmaz, Altay Ömer Erdoğan
Düzenleyen: Yapı Kredi Yayınları
Saat:18.30-19.30Şiir-Dinleti: “Abdullah Rıza Ergüven Berfin Bahar Şiir Etkinliği”
Şairler: Canan Al, Recai Atalay, Mahmut Ayaz, Bilsen Başaran, Ayhan Can, Atila Er, , Coşkun Şimşekli, Veysel Boğatepe, Şenel Gökçe, Asım Gönen, Sıtkı Salih Gör, Ferhat İşlek, Şevket Karakış, Hüsam Kurt, Asım Öztürk, Timuçin Özyürekli, Hakan Sürsal, H. Hüseyin Yalvaç
Düzenleyen: Berfin Bahar Dergisi
20 NİSAN 2009 PAZARTESİ
Konferans Salonu I
Saat:11.30-12.30Söyleşi: “Mutluluk Sokağı'na Yolculuk”
Konuşmacı: Ferda İzbudak Akıncı
Düzenleyen: TUDEM
Saat:13.00-14.15Söyleşi: “Efes Koleji Öğrencileri Rıfat Ilgaz ve Bacaksız’ı Anlatıyor”
Konuşmacılar: Savaş Ünlü, Aydın Ilgaz
Düzenleyen: Çınar Yayınları
Saat:14.30-16.00Söyleşi: “Cultural Bridges: Kültürlerarası Edebiyat Takası”
Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Gertrude Durusoy, Gülperi Sert
Düzenleyen: İzmir Goethe Enstitüsü
Saat:16.15-17.30Söyleşi: “Artısıyla Eksisiyle Yazarlık Atölyeleri/Bir Deneyim Paylaşımı”
Konuşmacılar: Yıldız İlhan, Ayşen Göreleli, Nihat Coşkun, Gönül İlhan, Gönül Ocak, Nermin Gürbüz, Nilüfer Marım
Düzenleyen: Dilizi Yazı Gurubu
Saat:17.45-18.45Açık Mikrofon: “Gazze İçin Bir Dize de Sen Kat”
Yöneten: Y. Bekir Yurdakul
Konuşmacılar: Bilsen Başaran, Fergun Özelli, Remzi Demir, Mehmet Sarsmaz, Coşkun Şimşekli, Altay Ömer Erdoğan, Hülya Deniz Ünal, Muzaffer Kale, Hayri K. Yetik, Hüseyin Hatipoğlu
Düzenleyen: İle/Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi
Saat:19.00-20.00Şiir-Dinleti:“Özgürlük Şiirleri”
Şairler: Baha Önem, Halim Yazıcı, Bilsen Başaran, Mehmet Sarsmaz, Oğuz Tümbaş, Mehmet Sadık Kırımlı, Fergun Özelli, Tuğrul Keskin, Özgen Seçkin, Hasibe Ayten
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği
20 NİSAN 2009 PAZARTESİ
Konferans Salonu II
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Saraybosna Blues”
Konuşmacılar: Semezdin Mehmedinoviç, Ferudun Andaç
Düzenleyen: Pupa Yayınları
Saat:15.30-17.00Söyleşi: “KÖYLERDE RÖNESANS ‘Kitabın Kırsala Yolculuğu’
Rasime - Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri'nin Öyküsü”
Konuşmacılar: Hayri K.Yetik, Tahsin Şimşek, Selim Karyelioğlu
Düzenleyen: Rasime-Der
Saat:17.15-18.15Söyleşi: “Kur’an’dan Nutuk’a Neden Atatürk’ten Özür Diliyoruz?”
Konuşmacılar: Yüksel Mert, Ekmel Ali Okur
Düzenleyen: Evimizdeki Okul Derneği
Saat:18.30-19.00Sunum: “Allianoi Mücadelesi”
Konuşmacı: Alime Mitap
Düzenleyen
: Allianoi Girişim Grubu 20 NİSAN 2009 PAZARTESİ
Konferans Salonu III
Saat: 12.00-13.00Gösteri: İzmir Özel Ata Koleji
Söyleşi: “Masalkent’e Yolculuk”
Yöneten: Y. Bekir Yurdakul
Konuşmacı: Özlem Kılınçarslan Sözbilir
Düzenleyen: Top Yayıncılık
Saat:13.15-14.15Panel: “Çocuk Yazınında Engellilik, Engelliler İçin Çocuk Yazını”
Yöneten: Nur İçözü
Konuşmacılar: Sevgi Koşaner, Ayşe Yamaç
Düzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği
Saat:14.30-15.30Anma: “Aramızdan Ayrılışının 30. Yılında Ali Rıza Ertan’a Yolculuk”
Yöneten: Hidayet Karakuş
Şiirler: Hayri Oğuz, Özgür Ertan
Konuşmacılar: A. Zeki Muslu, Ahmet Günbaş, Hüseyin Yurttaş, M. Kadri Sümer
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:15.45-16.45Söyleşi: “Seçimlerden Sonra Türkiye”
Konuşmacı: Server Tanilli
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:18.15-19.15Oyun: "Tersane"
Sahneleyen: Ayışığı Tiyatro İşçileri Atölyesi
Müzik-Dinleti
Grup: Grup Yapıcıların Türküsü
Düzenleyen: Ayışığı Sanat Merkezi
21 NİSAN 2009 SALI
Konferans Salonu I
Saat:12.00-12.40Söyleşi: “Süleyman Bulut İle Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler”
Konuşmacı: Süleyman Bulut
Düzenleyen: Can Çocuk
Saat:12.45-13.45Gösteri: İzmir Özel Çamlaraltı Koleji
Söyleşi: “Tınmaz Bir Kahraman ve Yazarı”
Konuşmacı: Fidan Ç. Kaplan
Düzenleyen: Top Yayıncılık
Saat:14.00-15.00Söyleşi: “Kitap Sevgisi”
Konuşmacı: Ahmet Metin Önel
Düzenleyen: TUDEM
Saat:15.15-16.15Şiir-Dinleti: Aşk ve Özgürlük İçin İnadına Şiir
Konuşmacılar: Asuman Susam, Hülya Deniz Ünal, Zeynep Uzunbay, Fergun Özelli, Mehmet Sadık Kırımlı, Ünal Ersözlü, Halim Yazıcı, Onur Akyıl, Haluk Işık, Mansur Balcı, Yusuf Alper, Baha Önem, Yücelay Sal, Namık Kuyumcu
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası
Saat:16.30-17.30Panel:“Yaşayan Şairlerimizden Yarına Kimler kalacak?”
Yöneten: Hüseyin Peker
Konuşmacılar: Sina Akyol, Asuman Susam, Muzaffer Kale, Altay Ömer Erdoğan, Tuğrul Keskin
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği
Saat:17.45-18.45Söyleşi: “İzmir’de Dergiler ve Dergicilik Sorunları”
Konuşmacılar: Bedri Karayağmurlar, Savaş Ünlü, Mustafa Yıldız
Düzenleyen: Yurtta Uyanış Dergisi
Saat:19.00-20.00Söyleşi: “Yasaklı Bir Aşktır Edebiyat”
Konuşmacılar: Şenol Yazıcı, Öner Yağcı, Zübeyde Seven Turan, Gülseren Engin, Oğuz Tümbaş, Asım Öztürk, Zafer Köse
Düzenleyen: Maviada Kültür ve Sanat Dergisi
21 NİSAN 2009 SALI
Konferans Salonu II
Saat:12.45-13.45Söyleşi: “Bilimin Eğlenceli Dünyası”
Konuşmacı: Ayşe Devrim Kuralay
Düzenleyen: Hayat Yayınları
Saat:14.00-15.00Forum: “Kadın Yazar ve Sansür” Kadın Yazarların ve Dinleyicilerin Katılımıyla
Düzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)
Saat:15.15-16.15Panel: “Medyanın Şiire Zararları”
Yöneten: Mahzun Doğan
Konuşmacılar: Veysel Çolak, Hakan Tartan, Mahzun Doğan
Düzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi
Saat:16.30-17.30Sunum-Söyleşi: “Klasik Müzikte İnsanı Okumak”
Konuşmacı: Hakan Cem
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası
Saat:17.45-18.45Söyleşi: “Anlayarak Hızlı Okuma”
Konuşmacı: Gülseren Şenyüzlü
Düzenleyen: Hayat Yayınları
Saat:19.00-20.00Panel: “Ekonomik Kriz, Ortadoğu ve Barış”
Konuşmacılar: Erkin Özalp, Murat Pabuç, Yücel Demiral
Düzenleyen: Barış Derneği
22 NİSAN 2009 ÇARŞAMBA
Konferans Salonu I
Saat:11.30-12.30Söyleşi: “Üç Okur, Üç Yazar”
Yöneten: Alkım Yalın
Konuşmacılar: Çağla Köroğlu, Doğa Karaduman, Esra Yıldırım, Dilek Yazar, Fidan Ç. Kaplan, Özlem K. Sözbilir
Düzenleyen: Top Yayıncılık
Saat:12.45-14.00Panel: “İyi Çocuk Kitabı Nasıl Anlaşılır?”
Yöneten: Y. Bekir Yurdakul
Konuşmacılar: Aydın Ilgaz, Mavisel Yener, Turhan Günay
Düzenleyen: Top Yayıncılık
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Barış ve Direnç Şiirleri”
Konuşmacılar: Zübeyde Seven Turan, Gülsüm Cengiz, Hüseyin Peker, Arzu K.Ayçiçek, Şevki Özdemir, Gülseren Engin, Oğuz Tümbaş, Filiz Gülmez, Nevin Konuk, Saime Bircan, Mehmet Rayman
Düzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)
Saat:15.30-16.30Söyleşi: “Bir Demet Öykü: Dört Yazar- Dört Kitap”
Yöneten: Sevim Korkmaz Dinç
Konuşmacılar: Buket Akkaya, Gönül Çatalçalı, Esra Odman, Suna Güler
Düzenleyen: İlya Basım Yayın
Saat:17.00-18.00Şiir Dinletisi: Özgürlük Şiirleri
Yöneten: Gökhan Cengizhan
Şairler: Baha Önem, Oğuz Tümbaş, M. Sadık Kırımlı, Bilsen Başaran, Halim Yazıcı, Mehmet Sarsmaz, Fergun Özelli
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği-İzmir Temsilciliği
Saat:18.15-19.45Söyleşi: “Hafıza ve Öğrenme”
Konuşmacı: Cemal Kondu
Düzenleyen: Genç Gelişim Dergisi
22 NİSAN 2009 ÇARŞAMBA
TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği
(Konferans Salonu III)
Saat:12.00-12.45
Açılış Etkinliği: “Dünya Çocukların Olacak”
Çocuklara Çocuklarla Şiirler
Yöneten: İffet Diler, Özgür Hancıoğlu
Konuk Şairler: Hakan Cem, Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş, Mavisel Yener, Tuğrul Keskin
Konuk Gençler: İzmir Özel Yöneliş Koleji
Düzenleyen: TÜYAP-Dil Derneği İzmir Temsilciği
Saat:13.00-13.45
Okuma-Söyleşi: “Hızlı Tosbi’nin Yazarı Çocuklarla!”
Konuşmacı: İsmet Bertan
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı
Saat:14.00-15.00
Çocuklarla Söyleşi
Konuşmacı: Ekrem Güneş
Düzenleyen: TUDEM
Saat:15.00-16.00
Dans: “Dünyanın İki Ucundan Ülkeler Halk Dansları”
Belarus-Kosova-Hindistan-Meksika-Rusya Halk Dansları
Düzenleyen: Karşıyaka Belediyesi
Saat:16.15-17.00
Çocuk Oyunu: “Oyun Panayırı”
Yazan ve Yöneten: Hamit Demir
Sahneleyen: Tiyatroevi
Düzenleyen: TÜYAP-Tiyatroevi Kültür Sanat Derneği
Saat:17.15-18.00
Atölye: “Yaratıcı Drama”
Yöneten: Nilüfer Akcan-SOS
Düzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat Fabrikası
Konferans Salonu III
Saat:18.00-20.00“Dil Derneği 22 Yaşında”
Kısa Oyun: SOS (Soyer Kültür Sanat Fabrikası) Oyuncuları/ Gürol Tonbul
Sesleniş: “
Dilimizde Tüy Bitse de…”
Sevgi Özel- İbrahim Dizman
Şiirler: Hülya Savaş, İffet Diler
Dinleti: Düş Gezginleri
Sunan: Mavisel Yener
Düzenleyen: Dil Derneği
23 NİSAN 2009 PERŞEMBE
Konferans Salonu I
Saat:12.00-12.45Çocuklarla Söyleşi
Konuşmacı: Hamdullah Köseoğlu
Düzenleyen: TUDEM
Saat:13.00-14.00Söyleşi: “86. Yılında Cumhuriyetle Yüzleşmek ”
Konuşmacılar: Erdoğan Aydın, Ahmet Telli
Düzenleyen: Kırmızı Yayınları
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Lodoslar’dan İmbat’a”
Konuşmacılar: Füruzan, Namık Kuyumcu
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:15.30-16.30Panel: “Kıvılcımlı ve Sosyalist Hareketin Birliği”
Yöneten: Sırrı Öztürk
Konuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet Kale
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
Saat:16.45-17.45Panel: "Bir CIA Operasyonu Olarak "Ergenekon Davası' ve Gerçekler"
Yönetici: Tacettin Çolak
Konuşmacı: Gürdal Çıngı
Düzenleyen: Derleniş Yayınları
Saat:18.00-19.00Söyleşi: “Sanat Cephesi Şairleriyle Şeyh Bedreddin Destanı (Saz Eşliğinde)”
Yöneten: İrfan Ünal
Konuşmacılar: İrfan Ünal, Asım Gönen, Refik Uğur, Ferhat İşlek
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
23 NİSAN 2009 PERŞEMBE
Konferans Salonu II
Saat:11.45-12.45Söyleşi: “Çocuklar İçin Hızlı Okuma”
Konuşmacı: Öznur Karaeloğlu
Düzenleyen: Hayat Yayınları
Saat:12.50-13.30Ayfer Öneysan Çocuk Edebiyatı Ödül Töreni
Düzenleyen: Kanguru Yayınları
Saat:13.30-14.10Panel: “Öykü Gücünü Yitiriyor mu?”
Yöneten: Hülya Soyşekerci
Konuşmacılar: Mine Hoşcan Bilge, Birsel Kurt, Murat Darılmaz
Düzenleyen: Kanguru Yayınları
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Çocuk ve Mitoloji”
Konuşmacı: Hasan Barış Can
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:15.30-16.30Söyleşi: “Yeni Evre”
Konuşmacı: Yılmaz Ekşi
Düzenleyen: Ayışığı Sanat Merkezi
Saat:16.45-17.45Söyleşi: “Yakın Yıllardaki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Yayınları”
Konuşmacı: Utkan Kocatürk
Düzenleyen: Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi
Saat:19.00-20.00Panel: “İslam ve Bilim”
Yöneten: Bekir Zakir Çoban
Konuşmacılar: Mehmet İlhan, Bülent Çelikeel, Necdet Şengün
Düzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK
23 NİSAN 2009 PERŞEMBE
TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği
(Konferans Salonu III)
Saat:12.00-12.30
Dans-Şiir-Kukla Gösterisi: “Düş ve Gerçek: Oyunlarla Büyürüz Biz”
Yönlendiren: Şengül Kıran
Düzenleyen: TÜYAP-Özel Çamlaraltı Koleji
Saat:12.45-13.15
Çocuklarla Söyleşi: “Sihirli Sözcükler”
Konuşmacı: Zehra Ünüvar
Düzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği
Saat:13.30-14.00
Söyleşi: “Bin Yazardan Bir Öykü: 23 Nisan”
Yöneten: Çiğdem Gündeş
Konuşmacılar: Fidan Ç. Kaplan, Tuğsavul İlköğretim Okulu 4/D Öğrencileri
Düzenleyen: TÜYAP-Top Yayıncılık
23 NİSAN 2009 PERŞEMBE
Konferans Salonu III
Saat:14.00-15.00Söyleşi: “İzmir'de Şiir, Şiirde İzmir”
Konuşmacılar: Haydar Ergülen, Sina Akyol
Düzenleyen: Turkuvaz Kitap
Saat:15.15-16.15Söyleşi: “Eşitler Evi, Egenin Eşiği”
Konuşmacı: Üstün Dökmen
Düzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi Kitabevi
Saat:16.30-17.00Türkel Minibaş’ın Dilinden ŞiirlerSunum: ÇYDD Gençleri11 Mayıs 2006 Tarihinde İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi Görmeyenler Bölümü için Okuduğu Şiirlerden Sunum
Düzenleyen: ÇYDD
Saat:17.00-18.15Söyleşi: “ Çağdaş Kentten Çağdaş Bir Kadın Geçti”
Yöneten: Gönül Kaya
Konuşmacılar: Nihal Kızıl, Kemal Kocabaş, Özlem Yüzak, Türkan Miçooğulları
Düzenleyen: ÇYDD
Saat:18.30-19.30Söyleşi: “Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma”
Konuşmacılar: Metin Erten, Kamil Okyay Sındır
Düzenleyen: E Yayınları
24 NİSAN 2009 CUMA
Konferans Salonu I
Saat: 11.30-12.30Söyleşi: “TED Aliağa Koleji Antik Kentleri Seviyorum Projesi”
Düzenleyen: Yurtta Uyanış Derneği-TED Aliağa Koleji Yaratıcı Çocuk Derneği
Saat:12.45-13.45Panel: “Mülteciler Sorunu”
Konuşmacı: Zuhal Okuyan
Film Gösterimi: “Asya Minor”
Konuşmacı: Niko Demercis
Düzenleyen: Barış Derneği
Saat:14.00-15.00Söyleşi: “ Edebiyatımızda Şükran Kurdakul”
Yöneten: Recai Atalay
Konuşmacılar: Asım Öztürk, Yaşar Aksoy, Cihangir Turantaş
Düzenleyen: BESAM-İzmir Temsilciliği
Saat:15.15-16.15Söyleşi: “Ege'de Sanat ve Barış Köprüsü: Cumalı-Seferis Gökyüzü Derneği”
Konuşmacılar: Süreyya Berfe, İsmail Mert Başat, Sina Akyol, Hasan Özkılıç
Özgen Seçkin, Hüsamettin Çetinkaya, Hayri K. Yetik
Düzenleyen: Cumalı-Seferis Gökyüzü Derneği
Saat:16.30-17.30Panel: “Hızın ve Devrimin Sanatı: Fütürizm”
Konuşmacılar: Emel Kayın, Aydın Şimşek
Düzenleyen: Kanguru Yayınları-Ankara İtalyan Kültür Ateşeliği
Saat:17.45-19.00Panel konusu: “Sinema Dili Şiir Dili Mi?”
Yöneten; Veysel Çolak
Konuşmacılar: Veysel Çolak, Turgay Gönenç, Fikret Hakan, İsmail Mert Başat
Düzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi
24 NİSAN 2009 CUMA
Konferans Salonu II
Saat:11.45-12.45Söyleşi: “Çocuk Dergiciliği ve Çizgi Kahramanlar
Konuşmacı: Demirhan Kadıoğlu
Düzenleyen: C Planı Yayınları
Saat: 13.00-14.00Söyleşi: “Ne Varsa Dilimde”
Yöneten: Birsel Kırbaş
Konuşmacılar: Bekir Yurdakul, Aydın Şimşek
Düzenleyen: Kanguru Yayınları
Saat:14.15-15.15Panel: “2009-Galileo ve Darwin Yılı: Aydınlanma İhtiyacı”
Konuşmacılar: Rennan Pekünlü, Ender Helvacıoğlu
Düzenleyen: Bilim ve Gelecek Dergisi
Saat:15.30-16.30Söyleşi: “Takvim Öyküleri”
Konuşmacı: Yüksel Pazarkaya
Düzenleyen: TÜYAP
Saat:16.45-17.45Söyleşi: “Üniversite Gençliği Ne Okuyor?”
Konuşmacılar: Tamer Öncül, Ümit İnatçı
Düzenleyen: Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği
Saat:18.00-19.00Söyleşi: “Mizah Dergiciliği 140 Yaşında”
Konuşmacı: Cihan Demirci
Düzenleyen: TÜYAP
24 NİSAN 2009 CUMA
TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği
(Konferans Salonu III)
Saat:11.15-11.45
Okuma Tiyatrosu: “Masallar Canlanıyor”
Sunan: SOS Oyuncuları
Düzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat Fabrikası
Saat:12.00-12.15
Kampanya: “Kentlerimiz İyi Yönetilebilir”
Yönelişli Çocukların Kent Bildirgesi
Düzenleyen: TÜYAP-Özel Yöneliş Koleji
Saat:12.30-13.15
Söyleşi: “Uçan Dalgalar Üzerine”
Konuşmacı: Mehmet Atilla
Düzenleyen: TUDEM
Saat:13.25-14.10
Çocuk Oyunu: “Oz Büyücüsü”
Sahneleyen: Ege Sanat Merkezi
Düzenleyen: TÜYAP-Ege Sanat Merkezi
Saat:14.15-14.45
Sinema: “Onların Gözüyle” Konak Belediyesi Sinemacı Çocuk Projesi
Konuklar: Sinemacı Çocuklar
Yönlendiren: Zuhal Çetin Özkan
Düzenleyen: TÜYAP-Konak Belediyesi
24 NİSAN 2009 CUMA
Konferans Salonu III
Saat:15.00-16.00Söyleşi: “Küresel Değişim Karşısında Türkiye”
Konuşmacı: Erol Manisalı
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:16.15-17.15Söyleşi: “Söz Yangını”
Konuşmacı: Senai Demirci
Düzenleyen: Timaş Yayınları
Saat:17.30-18.30Söyleşi: “Nihat Genç İle Söyleşi”
Konuşmacı: Nihat Genç
Düzenleyen: Leman
Saat:18.45-19.45Panel: “Türk Şiirinde Kırılmalar”
Konuşmacılar: Mehmet Sadık Kırımlı, Halil İbrahim Özbay, Cevdet Yüceer, Aslılhan Tüylüoğlu, Seçil Özcan
Düzenleyen: Karşıyaka Belediyesi-Dize Şiir Dergisi
25 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu I
Saat:12.00-13.00Panel: “150. Yılında Türlerin Kökeni ve Charles Darwin”
Konuşmacılar: Kayhan Kantarlı, Oğuz Altıngöz, Cemil Demirhan
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın
Saat:13.15-14.15Söyleşi: “Düşünce ve İfade Özgürlüğü, Tutuklu Gazeteci ve Yazarlar”
Konuşmacılar: Arzu Demir, Necati Abay, Ali Koç, Hüseyin Habip Taşkın
Düzenleyen: Ceylan Yayınları
Saat:14.30-15.30Söyleşi: “Hiçlik Defterleri”
Konuşmacı: Esat Korkmaz
Düzenleyen: E Yayınları
Saat:15.45-16.45Söyleşi: “Dünyada ve Türkiye’de 2008-2009 Bunalımı”
Konuşmacılar: Pınar Bedirhanoğlu, Ebru Voyvoda
Düzenleyen: Yordam Kitaplar
Saat:17.00-18.00Panel: “Kızılbaş Toplumsal Tasarımı ve Günümüz Devrimciliği”
Yöneten: Sırrı Öztürk
Konuşmacılar: Esat Korkmaz, Sırrı Öztürk
Düzenleyen: Sorun Yayınları
Saat:18.30-19.30Panel: “Eflatun Nuri İle Birlikteyiz”
Konuşmacılar: Yaşar Aksoy, Mustafa Yıldız, Zafer Güven, Hakan Boyav, Sadık Pala, Mümin Durmaz, Savaş Ünlü
Düzenleyen: Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi
25 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu II
Saat:12.00-13.00Söyleşi: “Çocuklarımız Neden Eyvah Kitap Diyor?”
Konuşmacı: Mine Soysal
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı
Saat:13.15-14.15Söyleşi: “Satılık Vatan”
Konuşmacı: Yılmaz Dikbaş
Düzenleyen: Asyaşafak Yayınları (Berfin Basın Yayın)
Saat:14.30-15.30Söyleşi: “Yazmanın ve Yaşamanın Sarkacında ‘Küçük Acılardan Çekilme Sularına’”
Konuşmacılar: Şükrü Erbaş, Aydoğan Yavaşlı, Aydın Şimşek
Düzenleyen: Kanguru Yayınları
Saat:15.45-16.45Söyleşi: “Geleceğe Umutla Bakmak”
Konuşmacı: Meral Ceylan
Düzenleyen: Elma Yayınevi
Saat:17.00-18.00Söyleşi: “Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı”
Konuşmacı: Ali Erkan Kavaklı
Düzenleyen: Nesil Yayınları
Saat:18.15-19.15Söyleşi: “Havana’da Türk Tutkusu 1898”
Konuşmacı: Ernesto Gomez Abascal (Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi)
Düzenleyen: José Marti Küba Dostluk Derneği
25 NİSAN 2009 CUMARTESİ
Konferans Salonu III
Saat:12.00-13.00Söyleşi: “Tarihin Sınırlarına Yolculuk”
Konuşmacı: İlber Ortaylı
Düzenleyen: Timaş Yayınları
Saat:13.15-14.15Söyleşi: “Balbay Olsaydı”
Konuşmacılar: Server Tanilli, Alev Coşkun, Erol Manisalı, Ali Sirmen, Deniz Kavukçuoğlu, Şükran Soner, Sevgi Özel, Deniz Som, Ümit Zileli, Serdar Kızık, İlhan Taşçı, Oktay Ekinci, Turhan Günay
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:14.30-15.30Söyleşi: “Can Yücel Şiiri’’
Konuşmacılar: Güzel Yücel, Erdal Alova, Özdemir Nutku
Düzenleyen: İş Bankası Kültür Yayınları
Saat:15.45-16.45Söyleşi: “Terör Kıskacında Türkiye”
Konuşmacı: Erdal Sarızeybek
Düzenleyen: Pupa Yayıncılık
Saat:17.00-18.00Söyleşi: “Kürt Edebiyatı ve Mehmed Uzun”
Konuşmacı: Muhsin Kızılkaya
Düzenleyen: İthaki Yayınları
Saat:18.15-19.15Söyleşi: “Ergenekon ve Sosyalistler”
Konuşmacı: Merdan Yanardağ
Düzenleyen: Siyah Beyaz Kitap
26 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu I
Saat:12.00-13.00Söyleşi: “Samsun’dan Önce 6 Ay”
Konuşmacı: Alev Coşkun
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları
Saat:13.15-14.15Söyleşi: “1960’lardan ‘80’e Türkiye Solu”
Konuşmacı: Haluk Yurtsever
Düzenleyen: Yordam Kitap
Saat:14.30-15.30Söyleşi: “Osmanlı Demokrasisinden Türkiye Cumhuriyetine”
Konuşmacı: Yavuz Bahadıroğlu
Düzenleyen: Nesil Yayınları
Saat:15.45-16.45Söyleşi: “Şiir Dinletisi ve Söyleşi”
Konuşmacılar: Tuğrul Keskin, Ahmet Telli
Düzenleyen: Everest Yayınları
Saat:17.00-18.00Söyleşi: “Yunus Emre”
Konuşmacı: Faruk Dilaver
Düzenleyen: Emre Bilişim
Saat:18.00-19.00Söyleşi: “Yerel Seçimler Bağlamında Kadın ve Siyaset”
Konuşmacılar: Ayşe Ayata, Gülgün Erdoğan Tosun
Düzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi Vakfı
26 NİSAN 2009 PAZAR
Konferans Salonu II
Saat:12.00-1245Söyleşi: “Sınavda Başarı Terapileri”
Konuşmacı: Mehmet Teber
Düzenleyen: C Planı Yayınları
Saat:13.00-14.00Söyleşi: “Sevmeyi Sevmek”
Konuşmacı: Sırrı Çınar
Düzenleyen: Akis Kitap
Saat:14.15-15.15Söyleşi: “Türkiye’de Derin Devlet”
Konuşmacılar: Zafer Güler, Doğan Karlıbel
Düzenleyen: Siyah Beyaz Kitap
Saat:15.30-16.30Panel: “Yerel Seçimlerin Analizi ve Siyasete Etkileri”
Yöneten: Hüseyin Çorlu
Konuşmacı: Sencer Ayata
Düzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi Vakfı
Saat:16.45-17.45Panel: “Polemik, Tartışma, Ortaklaşa Düşünme ama Nasıl?”
Konuşmacılar: İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Celâl Fedai
Düzenleyen: Dize Şiir Dergisi
10/4/2009 · Kategori: Oyku
OOY OY
Fikri UZUN
Bakırcı Osman, Kırk Çeşme Mahallesinden çıktı, ağır adımlarla Uzun Sokağa indi.
“Ne hızlı değişim oldu. Çocukluğumda şu caddeler, sokaklar ne kadar tenhaydı. Tezgâhlar kurulur, urgan bükülürdü. Şu dev yapıların yerleri bahçeydi. Gençliğimde bu beton binalar, sıralı dükkânlar yoktu” dedi.
Bey Hamamının önünden, Askerlik binasının yanından geçti. Askerlik Binasını iyice süzdü. Asker, taş binaya iyi bakmıştı.
Yeni düzenlenen Cumhuriyet Parkına geldi, boş bulduğu belediye oturağına oturdu. Yanına oturan, kalkıp gidenler oldu.
“Nerede o eski konaklar, ahşap evler” dedi, Kale eteklerine, Çay boyuna bakan Osman Usta.
Alışılmışın dışında, her yanı fotoğraf kaplamalı iki minibüs geçti karşı yoldan. Az sonra, bir tane de beri yoldan. Karşı yoldan geçenlerin beri yola dolaşası olmadı.
Gözü önünden geçen minibüsün her yanına yapıştırılmış fotoğrafları tanıdı.
Geçmiş seçimleri anımsadı. Yere atılmış, günlerce süpürülmeyen kâğıtlar, çay üstüne karşıdan karşıya gerilmiş bayraklar, geldi gözünün önüne.
Düşmeden yürümeye özen gösteren Hasan Onbaşı geldi, çarşı yönünden yanına, bastonuna dayanarak.
Buyur etti, Osman Usta, Hasan Onbaşı’yı.
İki gün önce tanışmışlardı aynı yerde. Osman Usta bakırcı, Hasan Onbaşı, urgancıydı. Bükülmüş hazır halatları, urganları, kınnapları, yularları alır, toptan satardı. Kendi deyimiyle: “Naylon çıkalı, işin tadı tuzu, kendirin kokusu kalmamıştı.”
Osman Usta, bakıra istediği şekli verir, yaptığı kaplar aranırdı. Gelmişten geçmişten, kıtlıktan yokluktan, boynu bükük kalmaktan, oğlandan gelinden konuştular.
Hasan Onbaşı, ellerini bastonunun, çenesini de ellerinin üstüne koydu, gözünü bir noktaya dikti, gençliğini, çocukluğunu, zor geçen yıllarını anımsadı. Doya doya anımsayamadan, başka bir sahne geliyordu gözlerinin önüne.
Ayakucundan tek başına gezinen bir güvercin geçti. Yerdeki çekirdek kabuğuna bir dıdık attı, bıraktı. Belli ki içi boştu.
Şerife Bacı ve Atatürk Anıtının önünde bir kalabalık belirdi. Biri anıtı göstererek konuşuyor, ötekiler ona bakarak dinliyorlardı.
Hasan Onbaşı doğruldu, değneğinin ucunu yere iki kez vurdu. Kamburlaşmış belini, olabildiğince doğrultmaya çalıştı, doğrulabildiğince doğruldu, değneğin ucunu yere bir kez daha vurdu. Osman Ustadan yana baktı:
“Osman; sen askerliğini nerede yaptın”?dedi.
“Trakya’da” dedi, Osman Usta.
“Ben Erzurum’da yaptım. Nereyi kazsan toprağın altı top mermisi, martin gapcuğu” dedi, Hasan Onbaşı. İkisi de askerlikleri dışında, yöreleri dışına çıkmamış, askerlik anılarını hiç unutmamışlardı.
Osman Usta, babasının anlattıklarını anımsadı. Babası askerliğini Edirne’de yapmış, yarı aç yarı tok, komutanları ve tüm arkadaşlarıyla birlikte, hiç soyunmadan altı ay eğni başıyla yatmışlardı.
“Şükür bu günleri bize hazırlayanlara” dedi.
“Şükür ki şükür” dedi Hasan Onbaşı. Durdu, durdu. Belli belirsiz başını aşağı yukarı salladı:
“O gün öyle olmasaydı, bu gün böyle olamazdık” dedi.
Karşılarındaki süs ağacının dibinde iki çocuk itişmeye başladı. Kalkıp ayırmak geçti içlerinden. Kalkmadılar. Çocuklar, birbirinin yakasından yapıştı, kollarıyla birbirini itti, bırakmadı, birbirlerini birbirlerine yaklaştırmadılar. Yakalarını bıraktı, boya sandıklarını ellerine aldı, birer köşeye oturdular. Fırçalarının tersini sandıklarına vurdu, ayakkabı boyatacaklara, orada olduklarını duyurmaya çalıştılar.
***
“Misçi” geldi Hasan Onbaşıyla Osman Usta’nın yanına. Üstlerine şırıngayla mis pompaladı. “Pompalama” demedi, yüz vermediler.
Simitçi geçti önlerinden.
Susamlı simit, mis gibi koktu.
“Nerede onu yiyecek diş” dedi, Osman Usta.
Ne dedikleri belli olmayan parti propaganda arabaları, aralıksız gelip geçiyordu, karşı ve beriki yoldan.
Osman Usta, bile bile:
“Derdi ne bunların Hasan”?dedi.
Hasan Onbaşı anladı.
“Oy oy, oy istiyorlar” dedi. Aslında Osman Usta da biliyordu da, neden gezdiklerini, propaganda, yaygara yaptıklarını, Hasan Onbaşı’yı konuşturmaktı amacı. Konuşmadı Hasan Onbaşı.
Ne seçimler, ne vaatler, ne beceriksizlikler, tutmayan ne tahminler görmüştü. Ne umut kırıklığına uğramıştı.
***
Köprübaşında saatlik, günlük iş bekleyen işçiler, çayın üstüne iki geçeli gerilen, sallandıkça birbirine dolaşan parti bayraklarına bakıp güldüler.
İş bekleyenlerden birisi olan “Deli Zeki”, cebinden Malbora paketini çıkarttı, içinden bir sigara çekti yaktı. İki yanına baktı, kendisine bakan yoktu.
Taşıtlar geçiyordu yoldan. Karşıdaki, eski “Bakır palas” şimdiki balıkçı önünde duran olmadı. Duran olsa, hemen koşup arabayı dolayı geleceklerdi.
Kim gözünü açarsa işe o giderdi.
***
Yukarı Pazar’da, çeşmenin karşısındaki Fanilacı Makbule’nin kapısı çalındı. Makbule, makine başından kalktı, üstünü başını düzeltti, alt kata indi, dış kapıyı açtı. Kucağındaki bir tomar kâğıdın içinden, bir kâğıt verdi kapıyı çalan.
Konuşmadılar.
Kâğıt kadar, kâğıttaki gülümseyen fotoğrafta kaliteliydi. Kâğıdı ayakkabılığın üstüne koydu, alt kata inmişken bir kova talaş bastı, üst kata çıkarttı. Alt kat kirada, kendisi üst katta oturuyordu.
***
“Ihlamur iç başkanım” dedi, deneyimli olduğu herkesçe bilinen “partici”, sesi kısılan başkan adayına. Ve ekledi:
“Açık ara ile seçimi alıyoruz evvel Allah başkanım”.
Başkan, oturduğu koltuğa yaslandı, başını arkaya attı, gözlerini yumdu, kımıldamadan öylece durdu. Oradakiler, uyuduğunu sandılar.
Başkan adayı, hülyaya daldı. Bu kez olacaktı. Belediye Meclisinde çoğunluğu alırsa, tasarılarını engelsiz uygulardı.
O da insandı.
Uykudan uyanır gibi kalktı, seçim boyu, ücretli çalıştırdığı ocakçıya:
“Bir kahve yap Bekir Usta, az şekerli olsun” dedi. Bekir usta kahveyi yaptı, şekerini biraz fazla kaçırdı. ”Çaktırmadı”. Başkan adayı, kahvesini yudumlarken, yarın akşamüstü yapacakları konvoyu düşündü. Onlardan önce mi, sonra mı yapmalıydı…
“Herkese söylediniz mi”? dedi, propaganda işlerinden sorumlu Şaban’a.
“Söyledik başkanım. İlçelerden de gelecekler” dedi Şaban.
***
Görkemli geçmişti partilerin konvoyları. Köylerden traktör getirtenler bile oldu. Kimin daha kalabalık, kimin ucu başı nerede olduğu kestirilemedi. Daha doğrusu, konvoy gösterisinde kimin daha etkileyici olduğu anlaşılamadı.
***
Oylar kullanıldı, sandıklar açıldı, sayım yapıldı. Sonuçlar açıklandı.
Umutlar suya düşmüştü.
Yurt genelinde değişen pek bir şey yoktu. Geçen seçimde de böyle olmuş, rüzgâr arkadan esse de fayda etmemişti.
Başkanlar ve öteki adaylar, kara kara düşünmeye başladılar.
Teselli nedenini yine Şaban buldu.
“Sayın başkanım, seçimi kazanamadık, oylarımız artmadı amma, oy kullananların sayısı arttı. Çalışmalarımız sayesinde, seçime katılan seçmen sayısında artış oldu. Geçen seçimde yüzde altmış yedi olan seçime iştirak eden seçmen sayısı, bu seçimde yüzde yetmiş dokuza çıkmıştır. Karşı partilerin oylarındaki artma eksilmiştir. Verilen bilgiler bu doğrultudadır”.
“Tüm teşkilatlara bilgi verin, bu yönde açıklama yapsınlar” dedi başkan.
Kim uğraşacak faksla, elektronik postayla.
Tüm teşkilata mesaj çekildi, bozuk Türkçe, bozuk harflerle, cep telefonlarından.
***
Sonuçları ve genel başkanın açıklamalarını televizyondan izleyen Osman Usta; titreşimli derin bir iç çekti:
“Ooy anam oy” dedi.
Fikri UZUN'un Diğer Öyküleri:
________________________
Ooy Oy / Öykü / Fikri UZUN
Teze Sıcak Sımsıcak Bir Öykü / Fikri UZUN
Sedirdekiler / Öykü/ Fikri Uzun
9/4/2009 · Kategori: Gunluk

2009-04-04 DUMANSIZLAR’LA BULUŞMA
İki yıldır Ayhan Altay seni “Dumansızlar”ın toplantısına götüreyim diye söyleyip duruyor bir türlü fırsatını bulamıyordum İkimiz burada olduğumuzda bir özür çıkıyor kimi zaman da ben burada o İstanbul’da; O burada ban Taşköprü’de oluyordum. 8–10 gün önce rücu’ etti Ayhan yeniden İzmir’e. Bu kez tamam dedim. Günü unutmamak için notlar aldım.

“Kısa adı dumansızlar olan, "Dumansız Buluşmalar". İzmir'de bulunan çoğu yazar ve şair, bazı sanatçıların iki hafta ara ile bir araya geldikleri bir sanat düzlemi. Adını sigara içilmemesinden alıyor. Dernek, sendika ya da başka bir örgüt yapısı taşımıyor. Üyelik ve yönetim ilişkisi yok. Gündemi yazın ağırlıklı olarak belirlenmesine karşın zaman zaman güncel olaylarda taraf olabiliyor.” Böyle tanıtılmış sitesinde Dumansız Buluşmalar.

Bu sabah tembelliği bir kenara atıp erenden uyandım, hazırlıklarımı yaptım ki Ayhan Seferhisar’dan çıktığını, YKM önünde beklememi istedi. Güzel bir ilkbahar günüydü, yola çıktım 10 dakikada yürüyerek indim oraya. Çok geçmeden geldi, binip hoşbeş edene kadar da Alsancak’a indik. Arabayı otoparka bıraktıktan sonra durumu belgelemek istedi Ayhan, video çekimine başladı.

Biz Karacasu Vakfını ararken yolda Cebrail Sürücü ile karşılaşıp tanıştık. Üçümüz birlikte Yakın Kitabevi’nin önünden geçerek Vakfa yöneldik. Kafamdan da kimler gelecek acaba diye düşünüyordum. Sitede her toplantıya isteyenin geldiği; sayıların ve katılımcıların değişken olduğu belirtilmekle birlikte “Katılımcıları” olarak abecesel listelenen:” Ahmet Günbaş, Ali Gençli, Ali İşçimen, Ayhan Altay, Ayhan Çıkın,Bekir Yurdakul,Cebrail Sürücü, Durmuş Taşdemir, Emel Kayın, Erdal Akgül, Erdoğan Aytekin, Eşref Karadağ, Fergun Özelli, Gülseren Engin, Halim Yazıcı, Handan Gökçek, Hulusi Aksakal, Hülya Soyşekerci, Kemal Korkut, Mavisel Yener, Mehmet Rayman, Mesut Tim, Mukadder Özakman , Murat Küçükaydın, Mustafa Eroğlu, Mustafa Gökçek, Nail. Uyar,Ramiz (Ramazan Çelikli), Selçuk Oğuz, Sezer Odabaşı, Veysel Beyazadam, Yalçın Benlican, Zeki Büyüktanır, Zübeyde Seven Turan” dan hangileri gelecekti? Çoğunu İzmir’deki çeşitli etkinliklerden tanıdığım kimileri şair, yazar olan bu kişilerden kimler gelecekti diye düşünürken Karacasu Vakfının tabelası göründü.

Dumansız toplantılar gündemsiz yapılıyor. Nasıl oluyor demeyin. Gündemsiz bir buluşmada “Gündem”i yakalamak.. Ben buna derim işte: Yunus Bekir Yurdakul, Aziz Nesinli bir anekdotla topu sahaya atıverdi. Ordan alınan top ta, Davoslardan, Sevgili(!) Muhsin Yazıcıoğlu’nun esrarengiz ölümüne, Akbaba Dergisinden Ahmed Ariflere ülke gündemin o denli güzel yakaladı ki sözle anlatmak ne mümkün? Bunu, orda olup yaşamak gerekiyor.

Şiir, müzik, karikatür, anı, çay, pasta… Ne ararsanız ordaydı. Tek sigara ve sigara dumanı yoktu. Bir ara Ayhan’a takıldım, girişte arama yaparlar mı bende sigara paketi ve çakmak var diye, gülüştük. Cebrail Bey’le benden başka da sigara tiryakisi yoktu galiba, tek o bir iki kez sigaraya el attı hatta dudağına bile koydu toplantı bitince ama hemen anımsadı nerde olduğunu.

Ara ara Ayhan Altay’ın kameraya aldığı toplantıda ilk gittiğim yerde ayıp olur diye fotoğraf makinemi çıkarmadım hiç. Akşam elimi şakağıma koyup şöyle bir daldığımda fotoğrafsız kaldığımızı anladım. Ayhana sorduğumda ben de fotoğraf alamadım, videodan almayı deneriz; alsak iyi olacakmış, dedi.

Yunus Bekir Yurdakul,Meriç Nüket Hürmeriç, Ahmet Günbaş, Nail Uyar, Cebrail Sürücü, Baki Yiğit,Çiler Kader, Halit Şekerci, Mukadder Özakman, Fergun Özelli,Ayhan Altay, Yalçın Benlican, Ali Şahin ve şu anda adını bilmediğim, daha doğrusu anımsayamadım birkaç arkadaşla toplam olarak kişi katıldı buluşmaya. Yunus Bekir Yurdakul –kendi deyişiyle- herkese söz düşürdü ve çok güzel bir şekilde zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

Şairin de; “Dün dünde kaldı cancağızım, / bugün yeni şeyler söylemek lazım” dediği gibi, düne dair küçük atıflarda bulunulduysa da bugün yeni ve güzel şeyler söylendi. Ayın etkinlik haberlerini birbirimize anımsatarak 16 Mayıs 2009’de yeniden buluşmak üzere toplantıya son verildi. Ama bitmedi buluşma; dışarıda ve Yakın Kitabevi önünde de sürdü bir zaman.
04 Nisan 2009 Toplantısının Videosunu izlemek için tıklayınız
İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor!
İzmir Kitap Fuarı 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında on dördüncü kez kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor...
Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18 - 26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.
Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 142 kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.
Edebiyat Şenliği Yaklaşıyor
Dokuz gün süresince söyleşi, panel, şiir dinletisi ve çocuk etkinlikleriyle yüzlerce yazarı okuruyla buluşturan İzmir Kitap Fuarı’nda bu sene Tarık Dursun K., İlber Ortaylı, Ataol Behramoğlu, Füruzan, Server Tanilli, Üstün Dökmen, Banu Avar, Nihat Behram, Ahmet Telli, Ercan Karakaş, Feyza Hepçilingirler, Kemal Özer, Namık Kuyumcu, Hayri K. Yetik, Yüksel Pazarkaya, Sevgi Özel, Deniz Kavukçuoğlu, Deniz Som, Erdal Sarızeybek, Erol Manisalı…ve pek çok değerli yazar yer alacak.
TÜYAP Çocuk Kulübü-23 Nisan Çocuk Şenliği
14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında TÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları, gösteriler ve tiyatro oyunları gibi 20’ye yakın kültür ve edebiyat etkinliği düzenlenecektir. TÜYAP Çocuk Kulübü 23 Nisan Çocuk Şenliği, 22-23 ve 24 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlenecektir.
14. İzmir Kitap Fuarı 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11.00-20.00, kapanış günü olan 26 Nisan 2009 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
14. İzmir Kitap Fuarı Yaklaşıyor...
Kitap Fuarı yolculuğuna 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında İzmir ile devam ediyor.
Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.
Bu sene yazar Tarık Dursun K.’nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Fuar’da geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150’ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacaktır.

Girişin ücretsiz olduğu fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11:00-20:00 saatleri arasında ve kapanış günü olan 26 Nisan 2009 tarihinde ise 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
***
Tarık Dursun K. (akınç):
1950'de ortaokulu bitirdikten sonra, gazetelerde çalışmış, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yapmıştır. 1969'da Kurul Kitapevi’ni açmış, Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazmış, Milliyet Yayınları’nı yönetmiştir. 1973'de Günümüzde Kitaplar adlı bir dergi çıkarmış, 1975'de Koza Yayınları'nın kurucuları arasında yer almıştır.
Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951'de Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayınlamıştır. Ardından hikâyeye geçmiş ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dille işleyen eserler yazmıştır.
Güzel Avrat Otu hikâye kitabı ile 1961 Türk Dil Kurumu Armağanı'nı, Yabanın Adamları ile 1967 ve Ona Sevdiğimi Söyle ile de 1985 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kurşun Ata Ata Biter romanı ile 1984 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, Ömrüm Ömrüm hikâye kitabı ile 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü’nü, Ağaçlar Gibi Ayakta ile de 1991 Yunus Nadi Yayımlanmış Roman Armağanı’nı aldı.
Halen Eskifoça'da yaşamaktadır.
Soyadını K. olarak kısaltmasının sebebi; kardeşi Faruk Kakınç'la beraber girdiği bir yarışmada soyisimlerinin karışması sonrası K. olarak değiştirmiştir.
Tarık Dursun K. 2006 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü getiren kitabında "HEPSİ HİKAYE" diyor. 50 yıldır yaratan, sanatın ve yazı dünyasının bir çok alanında sayısız ürün vermiş bu usta yazar 75. yılında ‘Hepsi Hikâye’ diyorsa, o hikâyeye mutlaka bir bakmak lazım…
Ödülleri:
1961 Türk Dil Kurumu Ödülü (Güzel Avrat Otu) 1967 Sait Faik Hikâye Ödülü (Yabanın Adamları) 1984 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kurşun Ata Ata Biter) 1985 Sait Faik Hikâye Ödülü (Ona Sevdiğimi Söyle) 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü (Ömrüm Ömrüm) 1991 Yunus Nadi Roman Ödülü (Ağaçlar Gibi Ayakta)
Eserleri:
Hikâye kitapları
- Hasangiller (1955)
- Vezir Düşü (1957)
- Güzel Avrat Otu (1960)
- Sevmek Diye Bir Şey (1965)
- Yabanın Adamları (1966)
- 36 Kısım Tekmili Birden (1970)
- Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1972)
- Bahriyeli Çocuk (1976)
- İmbatla Dol Kalbim (1982)
- Ona Sevdiğimi Söyle (1984)
- Ömrüm Ömrüm (1987)
- Öyküler (1992)
- Aşk Allahaısmarladık (1993)
- Yaz Öpüşleri (1996)
- Gönderdiğin Mektubu Aldım (1999)
- Hepsi Hikaye (2006)
Romanları
- Rıza Bey Aile-Evi (1957)
- İnsan Kurdu (1959)
- Sabah Olmasın (1967)
- Denizin Kanı (1968; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı, 1980)
- Kopuk Takımı (1969)
- Gün Döndü (1974)
- Hoşça Kal Küçük (1979) (çocuk romanı)
- Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü (1980)
- Alçaktan Uçan Güvercin (1980; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı)
- Kurşun Ata Ata Biter (1983)
- İnsan Kurdu (1983; ikinci versiyon)
- İyi Geceler Dünya (1986)
- Bağışla Onları (1989)
- Ağaçlar Gibi Ayakta (1990)
- Bizimkisi Zor Zanaat (1990)
Masal kitapları
- Deve Tellal, Pire Berber İken (1970)
- Bir Küçücük Aslancık Varmış (1975)
- Ezop Masalları
- Güzel Uykular Alara (2001)Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şiir kitapları
Tarık Dursun K. (veya tam adıyla Tarık Dursun Kakınç; kısaca Tarık Dursun olarak da anılmaktadır.) 1931 yılında İzmir’de doğmuş ve özellikle roman ve hikâye alanında eser vermiş bir Türk yazardır. Aynı zamanda yayınevi yönetimlerinde bulunmuştur.
Düzyazı kitapları
- Edebiyat Üstüne Narin (1993)
- Ben Unutmadan (1994)
- Gavur İzmir Güzel İzmir (1994)
2/4/2009 · Kategori: Soylesi
Enver Gökçe üzerine
Enver Gökçe üzerine daha önce bir konuşma yapmıştık, duymuşsunuzdur. Arkadaşlar yeniden konuşalım istediler.
Konuşalım bakalım ne diyeceğiz!
Biliyorsunuz ben şair değilim, şiir eleştirmeni de değilim. Edebiyat tarihçisi hiç değilim. Ne var ki Enver Gökçe ile ortak yanlarımız var. En başta geleni yaşamlarımızın belli bir anında aynı kaderi paylaşmış olmamız. 1951 Türkiye Komünist Partisi tevkifatının hükümlüleriyiz ikimiz de. İkimiz de Harbiye Askeri Cezaevi'nde yıllarca yattık. Sansaryan hanın hücrelerine kapatıldık.
Anı mekânları paylaştık ama kişisel yakınlığımız, yakın arkadaşlığımız olmadı. İnsan olarak, şair olarak onun yaşamının ayrıntılarını pek bilmem. Anı anlatmayacağım size.
Bilirsiniz, anma konuşmalarında anılana övgüler düzülür genellikle. Bu bir kadirşinaslık borcudur bir bakıma. Ama ben övücülükte, parlak sözler bulmakta pek yetenekli değilimdir. Hep abartıyormuşum, biraz da kendimi övüyormuşum gibi gelir.
Burada, gene bizimle aynı davada hüküm giyen Orhan Suda'nın, Enver Gökçe hakkındaki birkaç tümcesini aktaracağım size:
" Enver Gökçe, harabelerde açan çiçeklerden güller devşiren bir devrimcidir... Ne çıkış noktasında ne de sonraları popülist şiirin kıyısından bile geçmemiştir... Kendi başından geçenleri, mızmız bir sesle, kendi kendine anlatan, sigaralı, rakılı, bol sıkıntılı ya da popülizmin batağına saplanmış sözde devrimci şiirler onun kitabında yer almaz... O, bir mihenk taşıdır şiirimizde..." diyor Suda.
Enver, Erzincan'ın Kemaliye ilçesinin Çit köyünden gelmiş Ankaralara, ama bir yanıyla hep oraların çocuğu olarak kalmış. Kısa-orta arası boyu, gür kara saçları, esmer teni, hafif öne çıkık kuvvetli alt çenesi, kalın çerçeveli gözlükleri ve tıknaz küt yapısıyla bir Anadolu çocuğu.
Enver, Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşı sonrası Anadolusunun çocuğu, yirmiler kuşağından. Anadolu'nun yoksulluğunun ve yoksunluğunun son kertesini yaşamış. Ve unutmamış. Anadolu insanını türküsüyle, ezgisiyle, yiğitlemeleri, güzellemeleri ile, tüm deyişleri ile kucaklamış ve öylesine sevmiş. Kendi insanının acılı kaderinden bireysel planda kurtulmayı amaçlamamış. Kaderini kendi insanlarının kaderinden koparmamış. Halkına olan borcunu yadsımamış. Ve halkın kaderinin değiştirebilirliliğinin, hep birlikte değiştirilebilirliliğinin sezgisine varmış. Bu kaderi değiştirmenin yolunu aramış. Bulmuş da. Marksizmin kuramını öğrenmiş. Giderek teoriyle pratiğin ayrılmazlığı bilinciyle mücadelenin zorunluluğu inancına varmış ve işte TKP içinde böyle bir mücadeleye baş koymuş.
Dağda
Dağ
Yüzü
Yok?
Ekinlerde
Ekin
Demir
Değnek
Demir
Çarık
Gezersin
Kimbilir
Yürekteki
Sevdayı?
Hay
Kardaş
Görklü
Kardaş
Kurt
Ne
Bilsin
Akar
Su
Ne
Bilsin
İnce
Belli
Karınca
Ne
Bilsin
Bu
Hayat
Bu
Zulüm
Toprağının
Kararmış
Zühresi
Ay'ı
Bentleri
Yıkar
Su
Kısrağa
Aşar
Aygır
At
Yaşamak
Değişir
Yaşamak
Ölümden
Üstün
Sadece
Unutma
Sen
Şu
Bitmeyen
Kavgayı
Enver Gökçe, Ankara, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde öğrenci, kırklı yıllarda. Bu yıllar İkinci Dünya Savaşı denen yangının dünyayı kasıp kavurduğu yıllardır. Hitler nazizmi, Mussolini faşizmi, tüm dünyada, 40ların yurtsever gençlerini eğiten, onlara faşizmden, onun ağababası emperyalizmden nefret etmeyi öğreten önemli ve büyük bir derstir. Onlar, bu yurtsever gençler ilk derslerini böylece alırlar. Türkiye aydın gençliğinin azımsanamayacak bir kesimi bu dersi kavramış,
demokrasi, hümanizm, anti-emperyalizm, enternasyonalizm ve hepsini içeren sosyalizm uğruna mücadele yolunu seçmiştir. Enver'in 39 Harbi diye isim koyduğu şiirinden bir pasaj şöyle diyor :
Çıksam, çıksam dağ olsa da yücesine
Duyar mıyım, duyar mıyım top seslerini
At boynundan aşan yiğidim
Şu terkedilmiş toprak
Şu yanan köy
Şu devrilmiş araba
Şu tank altındaki
Senin sevdiklerin mi?
Kömür işlenirdi,
Kalem oynardı, yol döşenirdi,
Güneşe selâm durulurdu,
Her gün başında
Varsam görsem
Görsem her şey yerli yerinde mi?
Sana düşman oldum
939 harbi
Beni dostlarımdan ettin,
Beni mahzun ettin
Sefil ettin
Şair ettin!
Sana bin teşekkür
Büyük ızdırap
Bana sevmeyi
Bana hakikatı
Bana insanları öğrettin.
Bu duygular zamanın ilerici, giderek komünist gençliği için bir genellemedir diyebiliriz. Burada da anlatılmak istenen İkinci Dünya paylaşım savaşı, insanlığın faciasını bizim uşağımızın bilincine kazımıştır.
Ben Enver'in adını ilk kez, sanıyorum, "Dil-Tarih Olayları" diye bilinen olaylar dolayısıyla duydum. Hitler ordularının ilk fütûhatlarından (zaferlerinden/işgallerinden.CD.) yüreklenip şımaran Türkiye faşistleri, Dil ve Tarih'te (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde.CD.) olay çıkarmışlar, bizzat üniversite rektörünü hırpalayacak kadar ileri gitmişlerdi. Gerçi, ilerici ve sosyalist gruptan derslerini aldılar ama haklarında dava açılanlar, günlerce gazetelere sayfalar dolusu malzeme oluşturanlar bizimkiler, yani solcular oldu.
Bu gençler, Ankara'da ilerici bir gençlik birliği kurmuşlardı. Enver gökçe, Ahmet Arif, Arif Damar, Hayati Tözön, Nuran Ertan, Melahat Türksal, Sıdıka Umut (Su), Asım Akşar ve Şevki Akşit. Hepsi bu birliğin çevresinden. Şevki Akşit, politik olarak hepsinin elebaşısı. Şevki ile Enver yakın arkadaşlar, adları birlikte anılıyor. Şevki'yle Enver deniyor.
Şevki kendisi, hiç şiir yazmadı sanıyorum. Ama müthiş bir şiir anlayışı, gelişmiş bir eleştiri ve seçme yeteneği vardı onda. İyi şiiri kokusundan anlardı sanki. Duygulu, kül yutmaz, üstünkörülüğe pabuç bırakmaz bir adamdı. Hep veren, uyaran, dolayısıyla öğreten bir adamdı. Türk şiirinde hala en büyüklerden sayılan, Ahmet Arif, Enver Gökçe ve sonra Arif Damar'ın ve gene bir şiir uzmanı olan Asım Akşar'ın hep bu grupta toplanmış olmaları bir raslantı olamaz.
Bu gençlerin hepsi o zamanlar Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde kümelenen ilerici öğretmenlerin öğrencileri idiler. Niyazi Berkes, Mediha Berkes, Behice Boran, Pertev Naili Boratav ve Muzaffer Şerif'in öğrencileri idiler. Türkiye'nin ve dünyanın toplumsal-siyasi koşullarına duyarlı olan bu gençler bu hocalardan feyz aldılar, "start" aldılar. Bunu unutmamak gerekir.
Sonra, bu hocaları çil yavrusu gibi dağıttı rejim. Kürsüleri ellerinden alındı. Ülkemizin değişmez kaderi bu sanki. Hiç değilse şimdiye kadra değiştirilemeyen bir kader.
Edebiyat üzerine, şiir üzerine, Ahmet Arif ve Enver Gökçe üzerine yazı yazanlar, Enver Gökçe'nin Ahmet Arif'in şiirini hazırladığını, ona öncülük ettiğini söylüyorlar. Yani Ahmet Arif, Enver Gökçe'den etkilenmiştir diyorlar. Böyle özel bir etki iddiasına katılmıyorum. Herkes herkesten hatta ters yönde gidenden bile şiiriyet olarak etkilenir. Tersine etki de olsa etkilenir. Ama Ahmet Arif, "Kendi göbeğimi kendim kestim, kasaba minnet etmedim" diyesiymiş. Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Diyalektiğin inkarıdır bu. Ayrıca da ayıptır. Ahmet Arif'in notunu düşürmüştür bence.
Enver, bunu şöyle yanıtlıyor : "Ben hayatta kimseye akıldanelik etmedim (akıl vermedim.CD.)... Ahmet Arif, bugünkü yerine kendi yetenekleriyle oturmuştur. Hiçbir şey bu gerçeği örtbas edemez. (Ancak.CD) 'Kendi göbeğimi kendim kestim kasaba minnet etmedim' dediğine göre, kendisini airet töresine bu kadar bağlı sayan ve bunu ballandıra ballandıra bir marifetmiş gibi söyleyen Ahmet Arif'e sorarım, 'Aç zulanı, göster restini. Gökten zembille mi indin ? He canım, sen getir üstünü'".
He canım, sen getir üstünü !". Enver haklı ve de bu deyişini seviyorum. Taşlama tekniğine göre bunu ardından, "Aldı Ahmet Arif, bakalım ne dedi ?" gelmeli. Bilmiyorum. Herhalde birşey dememiş. Rastlamadım. Ama bu, Ahmet Arif'in şiirini daha çarpıcı bulmamıza engel değil. Keza Enver'inkini de daha evrensel.
Derinliklerden çıkartılmış sürprizlerle doludur şiir bence. "Boynuz sonra gelir, ama kulağı geçer" denilmiştir. Ama boynuzun kulağı geçmesi, daha göze çarpar olması kulağın değerini hiç de azaltmaz. Aslında şiir, bir duygulanım, bir çağrışımlar yaratma işidir. Hangisi bende daha yoğun titreşimler yaratıyorsa onu severim. Hatta bazen onu, bazen ötekini severim... Karşılaştırmayı, hele ki yarıştırmayı gereksiz hatta yanlış bulurum.. Üstelik ikisi de aynı canlı varlığın organlarıdırlar. Ahmet Arif de, Enver Gökçe de aynı verimli topraklarda boy verip yeşermişler, aynı vasattan beslenmişlerdir. İkisinde de insan sevgisi, halk sevgisi egemendir.
Evet, hiçbir şey Arif'in Enver'den, Enver'in de Arif'ten etkilenmesinin olabilirliğini, hatta kaçınılmazlığını ortadan kaldıramaz. Gerek Enver, gerek Arif ve de Arif Damar daha önce söylediğim etkenler yanında yaşama bakışlarında, politik görüşlerinde, Şevki Akşit'ten de büyük yardım görmüşlerdir.
Bazı insanlar, bazı dostluklar, birliktelikler sadece var oluşlarıyla kendilerinin bilinçli ve etkin bir çabası olmasa bile gene etkili olurlar. Bazı insanları sadece tanımak bile insanı zenginleştirir. Hem de pek çok bakımdan. Bunu yadsımak olası değildir. Etkilenmemek marifet değil bence de, Enver'in dediği gibi.. Tersine iyi etkilerin peşinde koşmalı, onları arayıp bulmalı insan. Yanlış olan, yaratıcılıktan uzak, katkısız taklitçiliktir.
Beri yandan, bu adını andığımız şairlerin hepsi sanatlarında, ozanlıklarında ve de dünya görüşlerinde en başta, Nazım'dan etkilendiler. Zaten kendisi, şiir yazsın ya da yazmasın, Nazım'dan etkilenmemiş bir solcu yoktur Türkiye'de. Hele bizim kuşağımızda. Nazım Türk şiirinde hatta edebiyatında çığır açan adamdır. Şiirin konusunu ve gündemini değiştirmiştir. Ve bu içeriğe uygun biçimi yaratmıştır. Şiirimize yepyeni bir soluk getirmiştir.
Enver'in soluğu da bir başka türlü sevecendir. Yoksulluğu paylaşmışlığın kucaklayışı vardır onda.
Enver, Anadolu köylüsünün yoksulluğundaki şu alçak gönüllü özlemi nasıl alçak gönüllü bir yalınlıkla dile getiriyor, bakın :
Yan binmişsin eşeğe
Kasketi de yıkmışsın afili
Kaşın üstüne.
Bir günün beyliği beylik
Aldırma sat anasını;
Olmasa da olur
Mükeyyifat"tan sayılır
Gaz, tuz ve şeker.
Hadi sür
Paçanın kokusunu aldı seninkiler!
Küçük Yılmaz bekler şehir ekmeği
He oğul, he!
Senin de şanın var
Hadi şöyle gir de köyden içeri
Ayaklarını sallaya sallaya,
Bozkulağı anırta anırta
Ko desinler Şahmaran'ın bağı var!
Nazım'a ayak uyduramayanlar silinip gitmiştir şiir dünyasından. Ama onu yolundan yürüyenlerin bir çoğu da, Nazım taklitçisi olarak kalmışlardır. Enver, onlardan değildir. Ahmet Arif de değildir. Onlar, kopyacı-taklitçi değildirler. Önemli olan budur. Önemli olan yaratıcı bir etki almak, doğru ve güçlü bir "start" almaktır. Ve kendi sanat kişiliğini yaratmaktır. Başka türlüsü olamaz.
Ben sevici, sert ve delişmen...
Ve hürlük kardeşlik çırasını
Kendi hissemce götüren insan.
Sadece Nazım'ın şiirinden de etkilenmediler elbette. Şairi şair yapan kültür birikimleridir, yaşadıklarıdır. Bunu içine herşey girer.
Nitekim Enver'i de Enver yapan, bir bakıma, dünyanın kalbur üstü şiiriyle tanışmış olmasıdır. Anadolu yaşamının bütün şiirselliğini, ta en eski destanlarından bu yana Anadolu kültürünü içine sindirmiş olmasıdır; o kültürün günlük alelade deyişlerini şiirselliğini kaybettirmeden kendi şiiri içine oturtabilmiş olmasıdır. Şiir diye küçük Anadolu kasabalarını alt alta sıralamak yürek ister. Ve sıralamaya ritm ve şiirsellik katabilmek beceri ister. Ama bu dürtüye ulaşmak da, daha önce sevgi ister, bir birlikte yoğrulmak ister. Ben kendi hesabıma Enver'de en çok bunu seviyorum. Bu kadar basitte derini bulmak, öznelde evrensele ulaşmak, derinlemesine özümsenmiş bir kültür ve doğru kavranmış bir dünya görüşü gerektirir. Ve de bilimsellik...
Bilimsel dünya görüşü deyince, bakın şimdi :
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde...
Bir uzay filmi, bir bilim-kurgu filmi seyreder gibi capcanlı, sinematografik. Hele şu, "Dağlar savrula devrile"... Bu, tasarım gücü, imgelem gücü ister. Ya Türkçenin güzelliği, ifade gücü. Bu satırları kolay kolay başka dile çeviremezsiniz. (Çevirebilseniz de..CD) Asla bu tadı bulamazsınız. Diyalektik materyalizmin oluşum ve evrim kuramını böyle yalınlaştıramazsınız. Ve aynı zamanda o baş döndürücü, o duraksamasız devinimi duyumsatamazsınız.
İşte Nazım'ın mirasçıları, diyelim, içinde, bu dünya görüşünü kavrayarak ve gerçekten benimsemiş olanlar onun taklitçisi olmaktan kurtulabilmiş kendi şiirlerini yaratmışlardır. Çünkü tıpkı Nazım'lar, Neruda'lar, Aragon'lar, Mayakovski'ler gibi onlara da esin veren aynı kaynaklardır. İnsan sevgisidir bu. Sağlam bir dünya görüşü ile bilinç ve derinlik kazanan hümanizmadır. Onun için büyük olabilmişlerdir bu büyük dediklerimizin hepsi.
Çünkü onların hepsi, insanı insan yapan özün sömürülüp yok edilmesine, insanı kul eden sisteme başkaldırdılar. Öfkenin şairi oldular. Öfkeleri insanoğluna duydukları sevgiden kaynaklanıyordu. Sevgiye dayanan öfke kötüyü kaldırmayı yeniyi, iyisini getirmeyi yani değiştirmeyi hedefler. Ve değiştirme özlemi ve kararlılığı umudu yaratır. Onların hepsi inançla beslenen umudun şairleridir.
Yarına inanan, geleceğe güvenen ozanlardır onlar.
İyimserdirler. İyimserliğin ozanıdırlar. Çünkü iyimserlikleri insanoğlunun yaratıcı mücadelesine inançtan, yani örgütlü, disiplinli mücadele perspektifinden güç alır.
Çünkü onlar bireyin, bireyciliğin çerçevesini kırmış, özgülü tiplerken bile evrenseli arama, yakalama ve bize duyumsatma gayreti içinde...kısacası, tüm insanlığı kucaklama yeteneğine sahip olmuşlardır, hangi dilden konuşurlarsa konuşsunlar.
Enver'in şiirlerini 43-48 yılları arasında, ilerici yayın organlarında yayınlamaya başladığını biliyoruz. Ama benim o zamanlardan bilinçli bir tanıklığım yok Enver'in ozanlığı hakkında. Ancak şunu söyleyeceğim, Enver'in kısa pasajlarını bizler, hepimiz, sanki her zaman, hep bilirdik gibi bir duygum var. Bu, onun şiirinin evrenselliğinden gelir. Örneğin, "Ölüm, adın kalleş olsun !" gibi. Yahut :
Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan Kemah'tan
Düşmanlar selâm ister
Gözden, gezden, arpacıktan!
Bu, mücadeleye davettir. Duyarlı kulaklara ulaşır. Nitekim ulaşmıştır.
Ve sonra :
Sizlere selâm olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller!
ve,
Entertipler, rotatifler, bobinler!
Şiirde bunlar heyecen verici şeylerdi o zaman. Entertiplerin, rotatiflerin işleyişlerindeki tıkırtıyla modern zamanların bireyi ezen temposunu kulaklarımızda çınlatmıştır, bunu anımsıyorum. Şarlo'nun, Modern Zamanlar filmi gibi örneğin.
Enver, daha öncesini bilmiyorum, fakat hapiste iken Neruda, Aragon gibi büyük ozanların şiirlerini Fransızcadan Türkçeye çevirmiş ve onları arkadaşlarına tanıtmıştır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, halk türküleriyle haşır neşir olmuştur. Üniversite bitirme tezi olarak hazırladığı, Eğin Türküleri araştırması değerli tutuluyor ve kendi konusunda bir öncü sayılıyor.
O ilk yıllardan sonra uzun bir suskunluk var Enver'in yaşamında. İçeride, yani 1951-58 arası yazdıklarından pek az bir bölümü kalmış elde. Ondan sonraki yıllarda da fazla birşey bırakmadı bildiğim kadarıyla. TKP sabıkalılarının, yani bizlerin (hapishaneden gizlice.CD.) çıkardığımız, "Türk Solu" dergisine verdiğimiz birkaç şiiri var.
Uyan Alim, şöyle :
Yıllardır susmuşum lâl
Yanım yörem Tepegöz, Şahmaran!
Yürek çın çın eder ama,
Erdemli ve yiğit
Bir gerilla bıçağıdır, çatal
Derman sorar kurda kuşa derman!
Dağlar gül gülistan içinde
Al al !
Bir ben kalmışım
Rüsvay, malamat, üryan!
Adı görklü Marx yadıma düşende,
Uyan derim Alim
Uykudan uyan!
Bu, bana kalırsa ta kendisidir. Marx, aklıma düşende diyor. Hem de Türkiye insanıdır. Bireysel ve toplumsal, yani evrensel.
Enver genç yaşta, henüz gerçekten verimli olabileceği çağa gelmeden hapse düştü. Az çok aklı başında olup da hapse düşmeyeni var mı Türkiye'de?...evvel ahır, diyeceksiniz.
Enver, teori ve pratiğin birlikteliğini iyi kavramıştı; daha önce de belirttiğimiz gibi, kavganın ozanıdır o. "Dost Dost İlle Kavga", örgütlü mücadelede yerini aldı. Bunun bedelini biliyordu :
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir...
diyor. Ahmet Arif'in, "Uğruna Prangalar Eskittim" demesi gibi.
Ama o, mücadelenin entellektüel-şiirsel yanına fazla dalmıştı belki, bilmiyorum. Öyle de değildi aslında. Belki de toplumsal ilerlemedeki gerekirciliği fazlaca ya da pasifçe kabullenmişti. Acaba diyorum, diyalektik-spiral ilerleme bilgisi, "geçici bir yenilgiyi" fazla önemsememe tutumuna mı itti onu ? Örgütsel ve kişisel planda tutulmuş olan bir mevzii terketmemenin, geri çekilmemenin önemini gözardı etti belki. Her neyse...bilemiyorum. İnsanoğlunun iç dünyasını yorumlamak çok güç elbette. 51 tevkifatında ifade verdi, yani, "konuştu" dediğimiz tutuma girdi Enver. Buna pek fazla birşey diyemiyorum. Çok karmaşık etmenler belirliyor insanoğlunun davranışlarını, hele bu gibi olağanüstü koşullarda.
Ama bundan sonrasını pek de bağışlamıyorum. Genel kanıya göre Enver, can yoldaşı Şevki Akşit'in ölümlerden geçerek bir kahraman gibi Emniyet'ten cezaevine gelişi karşısında bir eziklik duydu. Bu kıskançlık değildir. Derinden, hem de kendi kendisince yaralanan insanın ezikliğidir, beli bükülmüşlüğüdür. Ve utançtır. Olasılıkla hem bağışlamasızlık hem de bağışlanma bekliyordu. Bu iç çelişki onu yıprattı. Bu gibi durumlarda çevrenin etkisi pek fazla olamaz. Gıllıgışsız, duruca gözünün içine bakamaz oldu arkadaşının. Elbette, bunu da kendine yakıştıramadı, anlaşılan. Onuru kırıldı. Muhakkak ki acı çekti. Davası, kendi kendine de olsa dürüst bir özeleştiri ile bir üst bilinç düzeyine sıçramaktı. Bunu da sanıyorum herhangi bir sebeple, bağışlanmamak korkusuyla yapamadı belki. Hapishanede kendine güvenini tazeleyebileceğin büyük edimlere pek olanak yoktur. Zaman geçtikçe acı, zehirleşir. Ve ne yazık ki acısını okşayarak gidermeye çalıştı Enver, gitti, poliste zayıf davrananlardan oluşan Zeki Baştımar ve yandaşlarının sözüm ona muhalif grubuna katıldı. Bir süre kaldı da onlarla. Daha da dönülmez yollara saptı böylece. Sonradan geri dönmüş de olsa kendi kendini bağışlayamadı. Ve sanıyorum, dünyasına küstü. "Biz hapiste gürül gürül yatardık, yılan çıyan içinde" diyen adama bunu yakıştıramıyorum. Oysa her zaman adı çevresinde bir saygınlık vardı. Bildiğim kadarıyla arkadaşları ona karşı itici, dışlayıcı olmadılar. Tersine ! Ama bu yetmedi anlaşılan. Kendi kabuğuna çekildi. Kendisi çekildi.Kuşkusuz çok acı çekti, çok sıkıntı çekti.
Onun için, arkadaşları Enver'i aramadılar, yalnız bıraktılar yolundaki eleştirileri haksız buluyorum. Huzurevi'ne gelince. Enver orada tedavi görmekteydi, özel odası vardı, evi gibiydi. Rahattı ve hoşnuttu, bunu konuşmuştuk kendisiyle. İlgi ve yardıma ihtiyacı olan tek arkadaş da Enver değildi.
Eh, kendi kendisiyle barışık olmayan büyük şiir yapamaz herhalde. Enver, yücelikleri dile getirmeye hakkı olmadığını da düşünmüş müdür acaba? Yoksa ateşi mi küllenmiştir? Yoksa, Türkiye'de hiçbirimiz için kolay olmayan mahpusluk sonrası koşulları belini mi bükmüştür?
İşte Enver, bir anlamda kendi kendini cezalandırarak Türk dilinin en usta yeteneklerinden birini köreltti böylece. Yazık oldu ona da, Türk şiirine de. Bıraktığı kadarıyla yetinmek zorundayız şimdi. O da, hala esin veren bir değer, elbette.
Ama bunu ayıbı sadece, işkencelerle, hapishanelerle, en iyi yurttaşlarına kan kusturan, onların tüm yaşamlarını zehir eden baskı rejiminedir. İnsanları en acımasız ve aşağılatıcı yöntemlerle inandıklarını inkâra zorlayan, yakınlarını, sevdiklerini, tüm kutsal bildikleri değerleri karalamaya, yalan yanlış ifadelerle onlara ihanet etmeye zorlayan ve kendi kendilerine yabancılaştıranlar, kişilikleri parça parça etmeyi bir marifet sayanlar utansın bundan.
Elli yıl sonra hala bunları daha da birikmiş acılarla konuşmaktan kendimiz ve ülkemizi kurtaramadığımız için, "biraz da" biz utanmayalım mı?
Sevim Belli /Röda Rummet-Stockholm, 15.03.2000
KÖY ENSTİTÜLERİNİN 69. KURULUŞ ETKİNLİKLERİ PROGRAMI
16-17 Nisan 2009
Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi
Dernek: İnönü Cad. 58/17, Birlik Apt. Bayramyeri-İZMİR
Tel/Fax: 0.232.256.5262
E-Posta: ykkedernegi@yahoo.com.tr, yenidenimece@mynet.com
Web: www.yenikusakizmir.com
16 Nisan 2009-Perşembe
Saat: 9.30-10.30 Açılış Konuşmaları
(Yard.Doç.Dr.Ethem Duygulu-YKKED İzmir Şube Başkanı
Prof.Dr.Kemal Kocabaş-YKKED Genel Başkanı)
YKKED-Mandolin Ekibi Müzik Dinletisi ve Belgesel
Saat: 10.30-12.00 1. Oturum
Oturum Başkanı: Serdar Kızık
“ Kadın Akademisyenler Köy Enstitülü Ailelerini Anlatıyorlar”
Konuşmacılar: Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof.Dr. Nezihe Şentürk, Dr.Güzel Yücel
Saat:13.00-14.30 2. Oturum
Oturum Başkanı: Yard. Doç. Dr.Oktay Gökdemir
“Öğretmen Adayları Ülkenin Eğitim Sorunlarını Sorguluyorlar”
Saat: 14.30-16.00 3. Oturum
Oturum Başkanı: Dr.Engin TONGUÇ
“Köy Enstitüleri ve Siyaset Kurumu”
Konuşmacılar: Mustafa Gazalcı, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Hasan Fehmi Güneş
Saat: 16.15-18.00 4. Oturum
Oturum Başkanı: Mustafa Gazalcı
“Köy Enstitüleri, Demokratik Eğitim, Öğretmen Örgütlenmesinin dünü ve bugünü”
Konuşmacılar: Nevzat Helvacı, Kemal Bal, Zübeyit Çelik, Öner Yağcı, Ahmet Fuat Özkan
17 Nisan 2009-Cuma
Saat: 9.30 Cumhuriyet Meydanında Atatürk Anıtına Çelenk Koyma
Saat: 10.30 Açılış Konuşmaları
Yard.Doç.Dr.Ethem Duygulu-YKKED İzmir Şube Başkanı
Prof.Dr.Kemal Kocabaş-YKKED Genel Başkanı
Prof.Dr.Candeğer Yılmaz-Ege Üniversitesi Rektörü
Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan’ın Konuşması
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Konuşması
Saat: 11.0-11.30 Konferans
Prof. Dr.Yakup Kepenek “Köy Enstitüleri ve Cumhuriyet”
Saat: 11.00-11.30 Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği 2009 Aydınlanma Onur Ödülünün Cengiz Bektaş’a verilmesi
Saat: 11.30-12.00 Konferans
Cengiz Bektaş “Köy Enstitüleri, Kültürel Miras ve Günümüzde Köy Enstitülerini yeniden anlamak”
17 Nisan 2009 Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 69. Yıl Kuruluş-Kutlama Yemeği
Yer: Konak Vapur İskelesi Üstü
Saat: 19.30
KÖY ENSTİTÜLERİNİN 69. KURULUŞ ETKİNLİKLERİ PROGRAMI
16-17 Nisan 2009
Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi
Dernek: İnönü Cad. 58/17, Birlik Apt. Bayramyeri-İZMİR
Tel/Fax: 0.232.256.5262
E-Posta: ykkedernegi@yahoo.com.tr, yenidenimece@mynet.com
Web: www.yenikusakizmir.com
16 Nisan 2009-Perşembe
Saat: 9.30-10.30 Açılış Konuşmaları
(Yard.Doç.Dr.Ethem Duygulu-YKKED İzmir Şube Başkanı
Prof.Dr.Kemal Kocabaş-YKKED Genel Başkanı)
YKKED-Mandolin Ekibi Müzik Dinletisi ve Belgesel
Saat: 10.30-12.00 1. Oturum
Oturum Başkanı: Serdar Kızık
“ Kadın Akademisyenler Köy Enstitülü Ailelerini Anlatıyorlar”
Konuşmacılar: Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof.Dr. Nezihe Şentürk, Dr.Güzel Yücel
Saat:13.00-14.30 2. Oturum
Oturum Başkanı: Yard. Doç. Dr.Oktay Gökdemir
“Öğretmen Adayları Ülkenin Eğitim Sorunlarını Sorguluyorlar”
Saat: 14.30-16.00 3. Oturum
Oturum Başkanı: Dr.Engin TONGUÇ
“Köy Enstitüleri ve Siyaset Kurumu”
Konuşmacılar: Mustafa Gazalcı, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Hasan Fehmi Güneş
Saat: 16.15-18.00 4. Oturum
Oturum Başkanı: Mustafa Gazalcı
“Köy Enstitüleri, Demokratik Eğitim, Öğretmen Örgütlenmesinin dünü ve bugünü”
Konuşmacılar: Nevzat Helvacı, Kemal Bal, Zübeyit Çelik, Öner Yağcı, Ahmet Fuat Özkan
17 Nisan 2009-Cuma
Saat: 9.30 Cumhuriyet Meydanında Atatürk Anıtına Çelenk Koyma
Saat: 10.30 Açılış Konuşmaları
Yard.Doç.Dr.Ethem Duygulu-YKKED İzmir Şube Başkanı
Prof.Dr.Kemal Kocabaş-YKKED Genel Başkanı
Prof.Dr.Candeğer Yılmaz-Ege Üniversitesi Rektörü
Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan’ın Konuşması
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Konuşması
Saat: 11.0-11.30 Konferans
Prof. Dr.Yakup Kepenek “Köy Enstitüleri ve Cumhuriyet”
Saat: 11.00-11.30 Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği 2009 Aydınlanma Onur Ödülünün Cengiz Bektaş’a verilmesi
Saat: 11.30-12.00 Konferans
Cengiz Bektaş “Köy Enstitüleri, Kültürel Miras ve Günümüzde Köy Enstitülerini yeniden anlamak”
17 Nisan 2009
Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 69. Yıl Kuruluş-Kutlama Yemeği
Yer: Konak Vapur İskelesi Üstü
Saat: 19.30
31/3/2009 · Kategori: Inceleme
Seçim Sonrası 2. Gazetelerde Bugün/ Cumhuriyet’ten
Cumhuriyet gazetesi 'İktidar sıkıntılı' manşetiyle AKP'nin içinden halkı suçlayan seslerin yükselmesini okuyucularına duyurdu. Milliyet gazetesi 'Gözler Erdoğan'da' başlığını kullandı ve Erdoğan'ın kabine revizyonu için söylediği sözleri manşetine yazdı. İşte günün öne çıkan gazetelerinin manşetleri...
CUMHURİYET İktidar sıkıntılı
Erdoğan “Bir kez daha güvenoyu aldık” dese de AKP içinden halkı suçlayan sesler yükseldi. Erdoğan, Antalya’ya 28 kere gittiğini vurgulayarak sonucu anormal bulduğunu söyledi. AKP Teşkilat Başkanı Aksu “Aklım almıyor. Olacak şey değil. Gittim bizzat ben çalıştım. İnanılmaz hizmetler yaptık. Tek tek herkesin elini sıktık. Ben sonucu bir türlü hazmedemiyorum” diye konuştu.
HÜRRİYET Türkiye'nin 13 gerçeği
Seçmen 8 puan eksilterek AKP'ye 'Ekonomik krize, Deniz Feneri gibi yolsuzluklara ve kutuplaşmaya dikkat et' uyarısı yaptı.
MİLLİYET Gözler Erdoğan'da
Başbakan Erdoğan'ın kabine revizyonu için "Anormal olmaz" yönündeki sözleri üzerine gözler, kendi seçim bölgelerinde başarızılık yaşayan bakanlara çevirdi.
RADİKAL Bir seçim, 25 ders
AKP yenilmez değil. 'Darbe' gölgesi olmayınca seçmen de normalleşiyor. Hırçın siyaset sevilmiyor. Yereli dinlemeyen kaybediyor. Seçmen olgun, rüşvetçi değil.
AKŞAM Seçim bitti krizi çözün
Meydan kavgaları, gerilim, seçim heyecanı geride kaldı. İş dünyası, hükümetin artık enerjisini krize harcamasını bekliyor.
POSTA Karizma çizildi
AKP ikisi büyükşehir 18 ili kaybetti, 5 yeni il kazandı. 2007 genel seçimlerine göre oy oranı 7.7 düşerek yüzde 38.97 oldu. Erdoğan seçim öncesi, 'Başarı ölçümüz yüzde 42'nin altına düşmemek' demişti.
VATAN Seçim bitti sıra ekonomide
İş dünyasının önde gelen temsilcileri dün art arda açıklamalar yaparak, hükümetin bir an önce krize odaklanmasını istedi.
HABERTÜRK Topun ağzındakiler
AKP'nin seçimlerde beklenenin altında başarı göstermesi üzerine, Başbakan Erdoğan'ın kabinede değişikliğe gitmesi gündemde. Hedefte 6 bakan var.
BİRGÜN ANAP'ın sonu da böyle başlamıştı
AKP'nin bu seçimdeki oy kaybı akıllara bir zamanlar iki dönem üst üste tek başına iktidar olan ANAP'ı getirdi. ANAP ilk seçim yenilgisinden sonra eriyip gitti.
SABAH Asıl gündeme dönüş zamanı
Son üç aydır yerel seçime kilitlenen Türkiye, yeni bir solukla gündemdeki sorunların çözümüne odaklandı.
TERCÜMAN Yıkılmadım ayaktayım
Erdoğan, muhalefetle ve bazı medya kuruluşlarına karşı mücadele ettiklerini, AKP'nin en büyük parti olduğunu kanıtladığını söyledi.
YENİ ŞAFAK Baykal'a karşı 3K formülü
22 Temmuz seçimlerinin ardından evine kapanan Baykal 29 Mart yerel seçimlerinde de ortadan kayboldu. CHP liderinin, Kılıçdaroğlu, Karayalçın ve Kocaoğlu'nun sürpriz başarısı karşısında koltuğunu kaybedeceği ileri sürüldü.
ZAMAN Şimdi ders çalışma zamanı
Türkiye, yerel seçimlerde halkın verdiği mesajı tartışıyor. İktidar partisinin ilk kez oy kaybettiği, muhalefetin birkaç puan yükseldiği yerel seçimlerde aday belirlemenin yanı sıra parti politikaları etkili oldu.
Cumhuriyet Gazetesi; 31 Mart 2009
Üç büyük şehirde değişiklik yok
İstanbul'da AKP'nin oy oranı yüzde 44.33, CHP'nin ise yüzde 36.88. Ankara'da AKP yüzde 38.47, CHP yüzde 31.5. CHP İzmir'de ise 53.44 oy oranı ile seçimi büyük farkla kazandı. CHP İzmir'de, Aziz Kocaoğlu ile yola devam ediyor.
Saat 01:36 itibariyle İstanbul, İzmir ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yarışan partilerin oy dağılımları şöyle:
İSTANBUL - Büyükşehir -Oy oranları
AKP 44.33
CHP 36.88
MHP 5.15
SP 4.69
DTP 4.13
DSP 1.45
ANKARA- Büyükşehir- Oy oranları
AKP 38.47
CHP 31.05
MHP 26.9
SP 1.11
DTP 0.35
DSP 0.03
İZMİR- Büyükşehir- Oy oranları
CHP 53.44
AKP 32.19
MHP 7.29
DSP 1.43
SP 0.89
DTP 0.64
Cumhuriyet Gazetesi, 30 Mart 2009
İstanbul: Ankara: İzmir: Ortalama: |
AKP 44.33 38.47 32.19 37.33 |
CHP 36.88 31.05 53.44 40.46 |
MHP 05.15 26.90 07.29 13.12 |
30/3/2009 · Kategori: Kitap

SAVUR SAÇLARINI EGE
• Anasayfa • Rıfat Ilgaz Arşivi • Taşköprü'den Bakış • Kastamonu Net (Blogcu) • Şiir Sayfası • Öykü • Sinema • Atatürk • Edebiyat • Roman Yazıları Politika • A.Alsah Blogları • AliŞahin'inNotDefteri / Haziran '07 • AlsahBlogYazılarıSeçkisi / Haziran '07 • EdebiyatGündemi / Kasım '05 • EnGüzelAtatürkŞiirleri (Seçki) / Aralık '05 • GünDem / Haziran '07 • Günden Güne / Haziran '06 • GüneşeKarşıYürümek • İşte Öyle Bir Şey • Günlerin Getirdiği / Mayıs '06 • KastamonuNet / Aralık '05 • Okudukça • ÖykülerÖykücüler / Aralık '05 • RomanYazıları / Aralık '05 • RıfatIlgazArşivi / Ağustos '06 • ŞiirlerŞairler / Aralık '05 • Taşköprü'denBakış / Kasım '05 • UmudaYolculuk / Mayıs '06 • YedinciSanat / Aralık '05 • YenidenDergi / Haziran '07 • YeniDergi / Ocak '07 • YeniGüneTürkü / Ocak '07 • ALİ ŞAHİN (a.alsah) SİTE, BLOK VE WEB SAYFALARI ::: "Biri Mutlaka Sizin İçin..." • ALİ ŞAHİN (a.alsah) / TÜM YAZILARI
Savur Saçlarım Ege – Öyküler, Egeli Kadın Yazarlar Platformu, İzmir, Nisan 2008, 196 Sayfa, Afrodisyos- Sanat Yayınları: 6 / Kitap; Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) üyesi 27 Egeli kadın yazarın "Ege ve Kadın" üzerine yazdığı 27 öyküden oluşuyor. “Savur Saçlarını Ege”de “ Egeli Kadın Yazarları Platformu” üyelerinden; Ayşe Aysel Güntürkün, Belma Özgün, Buket Akaya, Emel Denizaslanı, Emel Kayın, Esra Omdan, Gönül Çatalcalı, Gülseren Engin, Güzin Oralkan, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci, Hüsnan Şeker, İnci Gürbüzatik, İncila Çalışkan, Nesrin Özyaycı, Nevzat Süer Sezgin, Oya Uslu, Raşel Rakella Asal, Saime Bircan, Sevim Korkmaz Dinç, Seviye Merih, Sultan Su Esen, Tülin Çetin Bektaş, Vicdan Efe, Zehra Ünüvar, Zeliha Akçagüner, Zübeyde Seven Turan’ın birer öyküsü yer alıyor
"Savur Saçlarını Ege", Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) üyesi 27 Egeli kadın yazarın "Ege ve Kadın" üzerine yazdığı 27 öyküden oluşuyor. Bu kitabın bir öyküsü de yazar Gülseren Engin'e ait. "... Ege ve Kadın... İki derya deniz... Masmavi kıyıları, dağları, efsaneleri, efeleri, mutfağı, sıcakkanlı insanlarıyla Ege... Sorunları, acıları, hayata katilimi, durusu, güzelligi, disiligi, anacligiyla Kadın... Egeli Kadın Yazarlar olarak Ege ve Kadın’ı yazdık...."
İçindekiler: ACIYI PAYLAŞMAK / Zeliha AKÇAGÜNER 11 HASRET / Buket AKKAYA 17 TELEFON / Raşel Rakella ASAL 25 DENİZ / Tülin Çetin BEKTAŞ 29 ACI ŞEKER / Saime BİRCAN 37 PAMUK ÇAPASI / İncila ÇALIŞKAN 43 DAĞ Esintisi / Gönül ÇATALCALI 49 ANNEANNEM / Emel DENİZASLANI 65 A.LDIM BAŞIMI / Sevim KORKMAZ DİNÇ 71 AKASYA / Vicdan EFE 75 KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK / Gülseren ENGİN 85 EGE’NİN DOLUNAYI / Sultan Su ESEN 91 BÜYÜKANNEM / Handan GÖKÇEK 101 KEZBAN KADIN / Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105 SABIRLIK / İnci GÜRBÜZATİK 111 MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN / Emel KAYIN 121 ÖZLENEN / Seviye MERİH 123 GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL/ Esra ODMAN 127 TÜLSÜ / Güzin ORALKAN 137 MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU / Belma ÖZGÜN 139 MARTI / Nesrin ÖZYAYCI 143 ALEV ALEV / Nevzat Süer SEZGİN 153 EGE TESELLİSİ / Hülya SOYŞEKERCİ 159 DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR / Hüsnan ŞEKER. 163 PAYENDE HALA / Zübeyde Seven TURAN 168 BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ / Oya USLU 179 TÜTÜNCÜ KADINLAR / Zehra ÜNÜVAR 187
***
En iyisi sözü onlara bırakalım, onlar anlatsın bize kendi kalemlerinden...
"Sevgili okurlar, Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ), İzmir 'de kurulmuş, Ege'nin çeşitli kentlerinden üyeleri olan, proje kapsamlı çalışan, çeşitli kültürel, sanatsal etkinliklere imza atan bir oluşumdur. Amacımız "Egeli Kadın Yazarlar" olarak kadın dayanışması ile daha geniş çevrelere ulaşarak bilgi, birikim ve deneyimlerimizi paylaşmak, bu anlamda güçlenerek çoğalmaktır. Yazının insan yaşamında en etkili iletişim araçlarından biri olduğu gerçekliğinden yola çıkıp "Egeli Kadın Yazarlar Platformu" üyeleri olarak okurlarla farklı bir projede buluşmak istedik. Eğitimci ve öykücü yazar Gönül Çatalcalı arkadaşımızın "öykü kitabı" projesine bizler de yüreğimizi koyduk. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle ulaşamadığımız kişilere bir kitapla, kurguladığımız yaşamlarla dokunmayı amaçladık. Öykülerimizin izleği kendiliğinden doğdu: Ege ve Kadın . İki derya deniz . Masmavi kıyıları, dağları, efsaneleri, efeleri, mutfağı, sıcakkanlı insanıyla Ege... Sorunları, acıları, hayata katılımı, duruşu, güzelliği, dişiliği, anaçlığıyla Kadın... Egeli Kadın Yazarlar olarak, "Ege ve Kadın "ı yazdık. Kimimiz öykü alanında adı duyulmuş, bu alanda ürünleri olan kişilerdik; kimimiz başka dallarda kalem oynatan, zaman zaman öyküler yazan ama "öykücü" olarak anılmayı beklemeyen, bu sıfatla tanınmayı "henüz" düşünemeyen kişiler... Ama hepimiz bu projeyi içselleştirip katılımcı olmak istedik ve kitaptaki yirmi altı öykü böylesine içten bir istekle dünyaya geldi. Zor doğumlardı elbette. Belirli bir izleği olan öyküler yazmak, düşüncemize bir çerçeve çizmek... Kadına ilişkin söyleyecek çok sözümüz vardı dağarcığımızda ama Egeli Kadın 'ı söylemeliydik. Öykülerimiz Ege kokmalı, Ege esintileri yaratmalıydı yüreklerde. Bunu başarmak istedik. "Egeli Kadın Yazarlar" olarak Ege semalarında oluşan bir gökkuşağının altından geçmeliydik. İster dağ eteklerinden, körfezinden, ister kent/erinden, kasabalarından, isterse köylerinden, tarlalarından... O renklere bürünmeli, sınırsız çeşitliliği vermeliydi öykülerimiz... Herkesin kaleminden, kalemince, kalemi kadar... Editörlük çalışmalarım, biçimsel düzeltmeleri Gönül Çatalcalı ve Hülya Soyşekerci arkadaşlarımız yaptı ama ondan sonrasında her yazar kendi öyküsünden sorumluydu. Böylesi bir kararın amacı hem sınırlı hem de özgürce bir alan yaratmaktı kendimize. "SAVUR SAÇLARINI EGE" yola çıktı artık. Uzun, coşkulu ama bir o kadar da çetin bir yola. Yolcusunu bekleyen duraklar gibi o da okurunu bekleyecek. ''Yazın dünyasında yolu açık olsun" demekten başka bir şey gelmez elimizden. Egeli Kadın Yazarlar Platformu " agk, s.7-8
Savur Saçlarım Ege – Öyküler, Egeli Kadın Yazarlar Platformu, İzmir, Nisan 2008, 196 Sayfa, Afrodisyos- Sanat Yayınları: 6 Öykü Günlerinde Egeli Kadın Yazarlar Platformu üyeleri ağırlıklı olarak yer almıştı doğal olarak... Bu vesile ile arada verilen çay molasında Hüseyin Altınpulluk ile kitap sergilerini gezerken Zübeyde Seven Turan'la tanıştık. Zübeyde Hanım benim Çorum Öğretmen Okulunda arkadaşım olan Ayhan Altay'la Kargı'da tanışmış ve birlikte çalışmışlar: Biri Mal Müdürü, Biri ise Töb- Der Kargı Şube Başkanı. İlginç anıları vardı Zübeyde Hanımın. Özellikle sürgün edilen 9 öğretmenin atamasına karşı "Bu masa 9 can etmez" diyerek direnişi, çok onurlu bir karşı koyuştu.78'lerde MC döneminde Ülkücülerin yoğun olduğu yörelere atanan devrimci öğretmenlerin can kaygısını içinde duyması, sanırım analık güdüsünün bir bağışıydı diye düşünürken daha o günlerde evli bile olmadığını vurguladı... Bunları yazıyor musunuz dedim.. Evet yanıtını aldım. mutlaka paylaşılması gereken anılardı çünkü...
İçindekiler (Öykü Adları/ Alfabetik) ALDIM BAŞIMI / Sevim KORKMAZ DİNÇ 71 ACI ŞEKER / Saime BİRCAN 37 ACIYI PAYLAŞMAK / Zeliha AKÇAGÜNER 11 AKASYA / Vicdan EFE 75 ALEV ALEV / Nevzat Süer SEZGİN 153 ANNEANNEM / Emel DENİZASLANI 65 BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ / Oya USLU 179 BÜYÜKANNEM / Handan GÖKÇEK 101 DAĞ Esintisi / Gönül ÇATALCALI 49 DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR / Hüsnan ŞEKER. 163 DENİZ / Tülin Çetin BEKTAŞ 29 EGE TESELLİSİ / Hülya SOYŞEKERCİ 159 EGE’NİN DOLUNAYI / Sultan Su ESEN 91 GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL/ Esra ODMAN 127 HASRET / Buket AKKAYA 17 KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK / Gülseren ENGİN 85 KEZBAN KADIN / Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105 MARTI / Nesrin ÖZYAYCI 143 MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU / Belma ÖZGÜN 139 MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN / Emel KAYIN 121 ÖZLENEN / Seviye MERİH 123 PAMUK ÇAPASI / İncila ÇALIŞKAN 43 PAYENDE HALA / Zübeyde Seven TURAN 168 SABIRLIK / İnci GÜRBÜZATİK 111 TELEFON / Raşel Rakella ASAL 25 TÜLSÜ / Güzin ORALKAN 137 TÜTÜNCÜ KADINLAR / Zehra ÜNÜVAR 187 İçindekiler (Yazar Adları/ Alfabetik) Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105 / KEZBAN KADIN Belma ÖZGÜN 139 / MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU Buket AKKAYA 17 / HASRET Emel DENİZASLANI 65 / ANNEANNEM Emel KAYIN 121 / MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN Esra ODMAN 127 / GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL Gönül ÇATALCALI 49 / DAĞ Esintisi Gülseren ENGİN 85 / KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK Güzin ORALKAN 137 / TÜLSÜ Handan GÖKÇEK 101 / BÜYÜKANNEM Hülya SOYŞEKERCİ 159 / EGE TESELLİSİ Hüsnan ŞEKER. 163 / DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR İnci GÜRBÜZATİK 111 / SABIRLIK İncila ÇALIŞKAN 43 / PAMUK ÇAPASI Nesrin ÖZYAYCI 143 / MARTI Nevzat Süer SEZGİN 153 / ALEV ALEV Oya USLU 179 / BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ Raşel Rakella ASAL 25 / TELEFON Saime BİRCAN 37 / ACI ŞEKER Sevim KORKMAZ DİNÇ 71 / A.LDIM BAŞIMI Seviye MERİH 123 / ÖZLENEN Sultan Su ESEN 91 / EGE’NİN DOLUNAYI Tülin Çetin BEKTAŞ 29 / DENİZ Vicdan EFE 75 / AKASYA Zehra ÜNÜVAR 187 / TÜTÜNCÜ KADINLAR Zeliha AKÇAGÜNER 11 / ACIYI PAYLAŞMAK Zübeyde Seven TURAN 168 / PAYENDE HALA |
Cumhuriyet Gazetesi Arşivi'ni Gezerken...
AYIN ŞİİRİ/ ARİF DAMAR’IN SEÇTİKLERİ
Çok ödüllü şair Abdülkadir Budak
ARİF DAMAR
Şubat 2009 ve bu ayı kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alaz, Andız, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat ve Edebiyat, Sanat Cephesi, Sıkıntı, Sincan İstasyonu, Sözcükler, Şehir, Şiirsanatı, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim’de yayımlanan şiirleri okudum, inceledim. Abdülkadir Budak’ın, Sincan İstasyonu dergisinde yer alan “Lanet Okuma Hakkı” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Belki bilmeyen vardır, bu dergiyi çıkaran da Abdülkadir Budak’tır. Budak’la 70’li yıllarda tanışmıştım.
Benim 1969’da açıp 1984’e kadar çalıştırdığım Üst Bostancı’daki Yeryüzü Kitabevi’ne Osman Serhat’la birlikte uğramışlardı. Osman Serhat zaten oralarda oturuyordu. Budak’la çok sonraları bir edebiyat etkinliği için Bodrum Bitez’e geldiğinde karşılaştık. Eh yeri geldi, anlatayım. Bir motorla bir grup arkadaş Karaada’ya gitmiştik. Benim ayağımda beyaz plastik terlikler vardı. Adanın içindeki mağarada yüzüp motora döndüğümde terlikler bıraktığım yerde yoktu. Kim aldı terliklerimi diye soruştururken Budak o terlikler benimdi, aldım dedi. Kardeşim dedim ben buraya yalın ayakla mı geldim! Biraz tartıştıktan sonra terliklerimi geri aldım. Meğer aynı terlikten onun da varmış. Birlikte kaldığımız yere gidince bulmuş doğal olarak. Şairler dalgın olurlar ama bu kadarı da fazla. Bu da hoş bir anı. Altı yıldır bu Ayın Şiiri çalışmasını sürdürüyorum. Seksene yakın şairi değerlendirdim Abdülkadir Budak kadar çok ödül almış hiçbir şaire rastlamadım. 1982’den 2008’e, Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne kadar tam beş ödül daha kazanmış. Bu Türkiye’de bir rekordur. Ben, ki 40 Kuşağı şairleri arasında sayılıyorum, topu topu bir buçuk ödül alabildim. Buçuk 1959’da Cemal Süreya ile paylaştığımız Yeditepe Şiir Ödülü. Bir de geçen yılın son günlerinde aldığım Sedat Simavi Ödülü. Bu ödül nedense çok önemseniyor. Ama M. C. Anday Ödülü üç bin lira verirken S. Simavi Ödülü bin beş yüz lira ödüyor. Biraz tuhaf gelmiyor mu sizlere de? Ekonomik kriz mi acaba nedeni? Bilemiyorum.
Budak’ın seçtiğim şiiri sınıfsal çelişkiyi yansıtıyor. Budak yönünden çok önemli bir bilinçlenme, gelişme bu. Kendisini kutlarım.
Cumhuriyet 17.03.2009
LANET OKUMA HAKKI
Kapatın kulakları sorular soracağım
Dillerinizi bileyin cevap vereceksiniz
Çeşmeden akan su hayat verirken
Niye köyler yıkan sel olur sizde
Uzanan el sanılan birer uçurumsunuz
Normal boy bir tabuta üç çocuk ölüsü koyup
Doğum günü partimize cenaze marşı olarak
Ah bu nasıl tesadüf, gelmiş bulunursunuz
Denizi tutuklamak o kadar kolay değil
Üstünde uçan martıya yeter sizin gücünüz
Klasik müzikle korna sesi eşittir
Suyun akış hızıyla taşın oturuş hızı
Her yerdesiniz ama sorarız acemice
Siren sesini aratmaz kapınızın zilleri
Yaralı bir şarkı izi gitarın gövdesinde
Korkunun çiçekleri geceleri kokuyor
Sayenizde kopuyor insan sabah olmaktan
Herkes birer Dostoyevski inişli-çıkışlı ruh
Hemingway’ın İspanya’da boğaya yenilmişi
Sayenizde efendim çıngıraklı yılanlar
Daha değer kazanıyor belgesellerde
Sayenizde ney yerine geçiyor neyzen
Bir ağaç, iki hızar, üç devriliş sol yana
Bir ırmak, iki köprü, üç çocuk cesedinden
Ne mümkün sizinle baş etmesi efendim
Derimizden bir harita çıkarıp
Yeni yollar, ülkeler bulsak ordasınız siz
Yola yolcu diken birer güzel terziydik
Yırttınız içimizdeki umut kumaşlarını
Hayatı giyme fırsatını heba ettiniz
Karanlık, bomboş, soğuk salonda
Teneke sesli sunucu sahneye davet eder
Altın Küre Ödülü’nü yine siz alırsınız
Ekmek arası bomba, kandan kızılcık şerbeti
Nasıl unuturuz sizi, ne kadar cömertsiniz
Vampir dudaktan değil boyundan öper
Her ağaç kurdunu kendisi üretirmiş
Alnımız duvar oldukça sizin çivileriniz...
ABDÜLKADİR BUDAK
Cumhuriyet 17.03.2009
Ayın şiiri ‘Yaprak Dökümü’
ARİF DAMAR
Ocak/2009 ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alez, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Edebiyatta Üç Nokta (İkaros Yayınları), Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sincan İstasyonu (Abdülkadir Budak Sincan’da yayımlıyor.), Sözcükler, Şehir, Şiiristan, Şiirce, Şiirsaati, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim ve Metin Cengiz’in Kitap-lık’ta yayımlanan “Yaprak Dökümü” üç bölümden oluşan şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim.
Metin Cengiz’i yirmi yıldır tanırım. Müteveffa Enver Aytekin’in Sosyal Yayınlar yayınevinde çalışıyordu. O zamanlar bir ahbaplığımız yoktu. Asıl şair Turgat Kantürk’ün birkaç yıl çalıştırdığı Kadıköy’deki Benu-Sen içkievinde dostluğumuz başladı. 1935 Kars doğumlu olan şair, çevirmen ben Kars’tan ayrıldıktan 7 yıl sonra doğmuş. Ben altı ay kaldığım Kars’ı çok sevmiştim. Her yönden çeşitli etnik kökenli insanlar bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. Rus kökenli Malakanlar vardı o zamanlar. Rusya’ya döndüklerini duydum, öğrendim. Acem, Kürt, tabii Türkler, Kara Papaklar, Ermenilerin evleri duruyor kendilerinden tek bir birey yoktu. Yeni bina olarak çirkin bir beton halkevi vardı. Rahmetli İsmet İnönü bir konuşma yapmak için gelmişlerdi. Kendilerini dinledim. Orada henüz DP kurulmamıştı. Caddeleri geniş, yapılar taştandı. 21 yaşındaydım. Kars Devleti Cumhurbaşkanı 120 yaşında dimdik yürüyordu. Sanıyorum bir ay kadar bağımsız bir Cumhuriyet yönetimi sürmüştü. Türkiye’mizin Cumhuriyet olması daha sonradır. İşte Metin’in Karslı olması ona yakınlığımın bir nedeniydi. Metin Cengiz’in 1996’da Behçet Necatigil ödülünü kazanan Şarkılar Kitabı’nı görmedim, okumadım. Fransızcası çok iyi sanıyorum. E. Guillevic’in dört şiir kitabını dilimize kazandırdı. Metin’in şiirlerini tanıdığımdan beri dergilerde okuyor, izliyordum. Benim öznel görüşüme göre bu şiirin çarpıcılığı yaşantısına dayanmasındandır. Devrimci bir geçmişi iki yıllık bir cezaevi konukluğu var yaşamında. Büyük laf etmiş olmayayım ama şiir yazanlar orada bir süre yattıktan sonra şair oluyorlar. Can Yücel bunun en iyi örneğidir. Can, Bir Siyasanın Şiirleri’yle şair oldu. Yani her şiir yazan şair değildir. Örneğin benden başka bilen yoktur, İsmet Bozdağ Bursa’da yaşarken 1930’lu yılların içinde çok güzel “Sen Şarkı Söylediğin Zaman” diye bir şiir yayımladı. Olağanüstü güzeldi. Ama o asla bir şair değildir. Ne laf ettim ama. İtiraz edeni Ümit Yaşar’ı okumaya mahkûm ederim. Onu şair addeden az insan yoktur, bilmez değilim. Aferin Memet bu yolda devam et. Biraz uzattım. Metin’den bundan sonra da böyle albenili şiirler bekliyoruz.
Cumhuriyet 04.03.2009
PORTRE/METİN CENGİZ
Metin Cengiz 1953 yılında Kars’ta doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransızca Bölümü ile İstanbul M. Üniversitesi Fransızca bölümünü bitirdi. 12 Eylül döneminde TCK’nin 141. maddesinden 2 yıl hapis yattı. Bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Sonra değişik gazete ve yayınevlerinde redaktör, editör olarak çalıştı. Halen öğretmenlik ve çevirmenlik yapıyor. Pablo Neruda, Eugéne Guillevic, Jacques Prévert, Jules Laforgue, Aimé Cesaire vb. şairlerden yaptığı çeviriler kitaplaştı. “Baudelaire’den ‘Günümüze Modern Fransız Şiiri Antolojisi”ni hazırladı.
Cumhuriyet 04.03.2009
Yaprak Dökümü
1
Rüyaya benziyor yaşadığımız
Derdim hücrede sabah uyanınca
Yüzlerce savaş ve bozgun içinde
Başlardım saçma sapan bir koşuya
Kayıp bir şehir gibi görünürdü
Güneş düşümde, şehir ki gölgesi
Bardak bardak içilirdi, şehir ki,
Gün çalıp tele vururdu mahkûmlar
Günler örs gibi dövülerek geçti
Hücre bitti ama çekiç bitmedi
2
Ne çok zulüm yılı geçmiş aradan
Geçer gibi tünellerden trenler
Uzun yolları nişanlar trenler
Uzun yollar ardındadır memleket
Rüzgâr olur uzak en küçük haber
Böyle demir çelikleşir beraber
Ölüm ki terkidir dostların bizi
Ölümdür bir komünist cumhuriyet
Yüreğimde rayların iniltisi
Yüreğim sisi aşk denen illetin
3
Nice günler görmüş bir ulu dağım
Rüzgâr değil dört yanımdan çöl eser
Geçtiğim yol hiçliğin uğultusu
Şimdi kafaya bir kurşun sıkmak var
Bir de yaşamak kavim kardeş için
Şimşek gibi çarpsa da gelen yıllar
Aslolan hayat diyor gelen sesler
Kulağa hoş davul zurna sesidir
METİN CENGİZ
Cumhuriyet 04.03.2009
Ayın şiiri Yılmaz Gruda’dan...
ARİF DAMAR
Kasım 2006 ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Denizsuyu Kâsesi, Deliler Teknesi, Dize, Edebiyatta Üç Nokta, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, Kertenkele, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sözcükler, Sincan İstasyonu, Şarköy Sanat, Şehir, Şiirsaati, Tavır, Tay, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi iklim dergilerinde yayımlanan şiirleri okudum ve inceledim.
Ve sonunda Berfin Bahar dergisinde yer alan Yılmaz Gruda’nın “Reklamcı (Doğ. m.ö. 829)” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Yılmaz Gruda bilindiği gibi şairliğinin yanı sıra aktördür (oyuncu) aynı zamanda. Yılmaz’ı ben Ankara’da yaşadığım yıllarda tanıdım. Yıl 1945 ya da 46 olabilir. Ahmet Oktay’la yakın arkadaştılar. Ben 20-21, onlar benden 8 yaş küçük olduklarına göre 12, 13, bilemedin 14 yaşlarında çocuklardı. O yaşlarda bu yaş farkı çok önemli oluyor. Olgunluk yaşından sonra bu fark önemini yitiriyor. Daha sonraları önemi kalmıyor, önemini yitiriyor. Aradan bir on yıl kadar geçince ikisi de İstanbul’a göçtüler. Yılmaz’ı daha az ama Ahmet Oktay’ı daha çok görüyordum.
Yılmaz’ın aktörlüğü İstanbul’a geldikten sonradır. Ahmet kendini bütünüyle edebiyata verdi. Yılmaz daha seyrek şiir yayımlıyordu. Yalnız birkaç yıl önce bir şiir kitabıyla Yunus Nadi Ödülü’nü aldığını anımsıyorum. İkisi de toplumcu şiir anlayışını paylaşıyorlardı. Ahmet Oktay şiirini daha bir geliştirdi. İnceltti. İkinci Yeni’ci olmadı ama o anlayışı göz önünde tuttu. Yılmaz’ın bir yandan aktörlük çalışmaları çok zamanını aldığından şiir konusunda fazla çaba gösteremedi. Fakat benim seçtiğim ve okuduğunuz bu şiir ödül alan kitabındaki şiirlerin çok üstünde. İşte bu şiirini ben çok sevdim, çok beğendim.
Görüldüğü gibi çok güzel, üstünde çok çalışılmış bir şiir, kapitalizmin açık eleştirisi. Yazılması gerekli, fakat neden hiç yazılmayan, özlemini çektiğimiz, devrimci bir şiir. Gönül isterdi ki bu ya da benzeri bir şiiri genç bir şair yazsaydı. Ne yazık ki yaşı 70’i aşmış bir şair Yılmaz Gruda yazdı. Eski dostumu kutluyorum.
Cumhuriyet 29.12.2008
PORTRE/YILMAZ GRUDA
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, oyun yazarı, çevirmen Yılmaz Gruda’nın şiirleri, 1950’li yıllarda çeşitli dergilerde yayımlanmaya başladı.Tiyatrocu ve sinema oyuncusu olarak bugüne dek sanat yaşamını sürdüren Gruda, aynı zamanda Attila İlhan ile beraber Mavi hareketini yaratan şairlerdendir. Gruda, gazetemizin düzenlediği Yunus Nadi Ödülleri’nde 2003’te Marathon “Bir Uzun Koşu” ile şiir ödülünü, 1999’da ‘Çerçi Zeus’ ile “Behçet Aysan Şiir Ödülü”nü aldı.
Cumhuriyet 29.12.2008
REKLAMCI (Doğ. m.ö. 829)
Direnme
ne diyorsam: ‘evet!’ de
korkunçtur öfkesi para’nın
“ezin!” dedi mi
taun vurur, vurur açlık, yıkım
mağması yüze döner yedi kat yerin
ey yazgısı tüketici olan
direnme, tut ellerimi
para’nın aracı oğluyum ben
tuttun mu
bilmezsin nedir karanlık
(bırak ulus çırpınan uzun abdalı
bırak yansın kendi âteşinde!)
arkaik bir deyim artık sınırlar
usa aykırı, çağda ters
(...)
direnme boşuna
denizin gelgitleri bile elinde
şimşek onun, fırtına ondan
yağmur onunla
elektroniğin çarı o
direnme artık
ya iktidarı satın alır
ya yeni bir iktidar
“evet” de: cennet!
Sunu:
Duyur musun ey ulu para
sürüyor kutsal görevim
yine iniyor yırtarak toprağın etini
iniyor uzun suları
bir kırbaç gibi çarparak suratına
ülkelerin
iniyor tüketim kültüyle
yoğurarak insanoğulunu
sana yeni sunaklar yaratmak için
altın ve füzyon halinde!
(-çek’i yine zürih’e!)
Cumhuriyet 29.12.2008
Ayın şiiri Sarıoğlu’dan
ARİF DAMAR
Haziran 2008 ayı edebiyat dergilerinden; Airodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, Aşkar, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Dramaffon, Dize, Evrensel Kültür, Edebiyat ve Eleştiri, Formum Edebiyat, Gediz, H. Gösteri, Hayal, Kertenkele, Kitap-lık, Kum, Lâcivert, Sanat Cephesi, Sincan İstasyonu, Sonra, Sözcükler, Şehir, Tavır, Tay, Edebiyatta Üç Nokta, Varlık, Yasakmeyve, Yedi İklim’de yer alan şiirleri okudum, inceledim. Yasakmeyve dergisinde yayımlanan Sezai Sarıoğlu’nun “Ah Min’el Hatır” adlı 10 bölümden oluşan uzun ve büyük şiirini (çalışmasını) Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Görüldüğü gibi Sezai şiirini edip Cansever’in Fethi Naci için yazdığı bir şiirin bir bölümün aktarılması ile sunuyor. Yukarıda da söylediğim gibi 10 bölümlük şiir dergisinin 5 sayfasını silme kaplıyor. Açıkça görüleceği gibi bu büyük şiir uzun bir çalışmanın, çabanın başarılı bir ürünüdür. Edebiyat çevrelerinince bilindiği gibi ünlü eleştirmen Fethi Naci son birkaç yıldır maalesef pek iyiye doğru gelişmeyen bir sayrılığın pençesindedir. Yakın zamana kadar değerli eşi Lâle Hanım’ın refakatinde ünlü Cuma toplantılarına katılıyordu. Şimdilerde ne yazık ki canı çekmiyor, evden çıkmak istemiyormuş. İşte Sezai Sarıoğlu da Naci’nin bu durumundan derinden duyduğu keder ve üzüntüyü dile getiriyor. Şiiri her okuyan da aynı üzüntüyü derinden duyacak, kederlenecektir. Kuşkusuz özellikle dostları, geniş okur kitleleri ve memleketteki yani Giresun’daki arkadaşları, akrabaları, Naci’nin değerini bilen Giresun halkı. Ataç’ın yitiminden sonra Fethi Naci onun bıraktığı boşluğu elinden geldiğince doldurmaya çalıştı. Şimdi Naci’nin kalemi sustu. Artık taşıdığı ağır yük ve sorumluğu Semih Gümüş yüklenecek görünüyor. Kardeşim Lâle’ye telefon edip Sezai Sarıoğlu’nun şiirini okumasını ve Naci arkadaşımıza da dinletmesini önerdim. Daha önce de yazmış, söylemiştim, değeri toplumca onaylanmış kişileri yaşarken onurlandırmalıyız. Ama bizde ne yazık böyle olmuyor. Cemal Süreya’ya Dr. İhsan Ünlüer’e yitip gittiklerinden sonra yaşadığı sokakların adları verildi.
Tek istisna Dağlarca’ya (O da yaşı 90’a dayanınca) yaşadığı kısa sokağa adı verildi. İstanbul için konuşuyorum. Örneğin İzmir’e bunun güzel örnekleri var. Yıllardır İlhan Berk’in Bodrum’da oturduğu Şalvarağa Sokağı’na adının verilmesi için yetkili kimselere rica üstüne ricada bulundum. Maalesef şimdiye dek bir sonuç vermedi. Ama Zeki Müren Caddesi var. düşünebiliyor musunuz? Zeki Müren, İlhan Berk. İnsanın kolları iki yana düşüyor. On yıllarca Nâzım Hikmet’e kan kusturan yetkin (!) insanlardan ne beklenir ki!.. (Not: Şiir çok uzun olduğundan yalnızca ilk bölümüne yer verebiliyoruz.)
Cumhuriyet 04.08.2008
PORTRE/ SEZAİ SARIOĞLU
Sezai Sarıoğlu, 1950 Ordu, Ünye’de doğdu. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. 1983-88 yılları arasında çeşitli cezaevlerinde tutuklu kaldı. Yeni Öncü dergisinin yayın kurulundan sonra Özgür Gündem gazetesinde çalıştı. Pencere Yayınları’ndan ‘Terspektifler’ isimli denemeleri, Çiviyazıları’ndan ‘Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler’ isimli ÇGH ve Musa Anter Ödülü alan söyleşi ve denemeleri yayımlandı. Sombahar, Ludingirra isimli dergilerde şiir üzerine yazıları ve şiirleri yayımlandı. Bir ara Öküz dergisinde ‘Şehir Aşkiyasi’ adıyla yazılar yazdı. Söz ve V Özgürlük dergilerinde çalıştı. Yurtiçinde ve değişik Avrupa ülkelerinde ‘Annemin Şarkı Sandığı’ isimli anlatı-dinletiler yaptı. ÖDP kurucularından olan Sarıoğlu, bir dönem parti meclisi üyeliği yaptı.
Eserleri: Nar Taneleri Gayriresmi Portreler(2001), Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler(1996), Terspektifler(1994).
Cumhuriyet 04.08.2008
Ah Min’el Hatır
“.... / Günbatımı! / Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle / Kolumu tutuyor Fethi Naci, şu manzaraya bak, diyor / Tam Galata Köprüsü’nün üstünde / Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de / Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu / Susturulmanın / Ve günbatımında leylek sürüsü / Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci’nin yüzüne / Kırılmak ama birlikte / Birlikte, ama kırılmamak / Ve sanki kalplerimiz her yanı dökülen bir otobüste / Öyle/./ ”
(Edip Cansever, “Dostlar”, Fethi Naci’ye)
I.
günün hülasası şuydu sanki;
hatırın emri, hatıranın kavliyle giresun’dan
gülcemal vapuruyla seyrüsefer yapıldı
dünyada söz fazlalığı, öz azlığı vardı
dışlarından oluşan çoğunluklar
içlerinden oluşan azınlıklar geçildi
hevesnefes kerasuslu naci amca’ya gidildi,
su’suz ve uykusuz kitapların huzurunda
ikindi bir vakte kadar söz-söze gelindi
göz ve gönül ucuyla sorulara aracılık edildi
sahafa düşmüş tıpkıbasım eleştirmendi sanki
suçsuz sular içen ötümlü kuşların derdi anlaşıldı
noktası noksan hattın iması ve imlası anlaşıldı
beni eleştirilerim unutkan yaptı, demeye getiren
naci abi’nin yüz sorulu derdi anlaşılamadı
Sezai Sarıoğlu
Cumhuriyet 04.08.2008
« Önceki ::
http://alsahblog.blogcu.com