TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı'ndan İzdüşümleri / AlsahBlog

2/5/2009 · Kategori: Gunluk


17 Nisan 2009 / Çınar Yayınları, Koca Çınar Rıfat Ilgaz'ı İzmir Kitap Fuarı'na Taşıdı... / Ali ŞAHİN

 


18–26 Nisan 2009 benim için çok değişik bir hafta oldu. Baharın gelişini İzmir’de kitaplarla karşıladı TÜYAP. Deniz Kavukçuoğlu, Küresel krize karşın fuara katılan 306 yayınevi sergiledikleri kitap ve süreli yayınlar; 93 yazarın katılacağı imza günleri ve çeşitli etkinliklerle bu yıl geçen yılın ziyaretçi sayısı olan 226 bini aşabileceğini umut ettiğini söyledi açılışta.

Bu yıl ilginçliklerden biri de bana göre ilk girişte Cumhuriyet Yayınlarının ziyaretçileri karşılaması ve çıkışta da Cumhuriyet Okurlarının stantlarındaki etkinliklerle uğurlamasıydı. Ergenekon Soruşturması nedeniyle Erol Manisalı fuara katılamamıştı. Hafta boyunca çeşitli yazarlar kitaplarını imzaladı ve okurlarla söyleşti, bol bol da anı fotoğrafları çektirdiler. Fuarın Onur Konuğu İzmirli Yazar Tarık Dursun K.için bir de armağan kitap hazırlatmıştı TÜYAP, Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan’a. Tarık Dursun, plaketini de Server Tanilli’nin elinden aldı; “Tut Elimden İzmir” Armağan kitabı ile birlikte.

Fuarda bir tur attıktan sonra kocaman bir Rıfat Ilgaz fotoğrafı ile Çınar Yayınları karşıladı beni. Ilgaz'ın "19.11.1991’de yazdığı son şiiri, ozanın “berceste mısrası”  insanlık için yaşadığının en güzel kanıtı: “Elim birine değsin/ Isıtayım üşüdüyse/ Boşa gitmesin son sıcaklığım!”  diyordu fuarı gezenlere... 6 aydır uzak olduğum Kastamonu’nun kokusu sinmişti sanki standa. Aydın Ilgaz; Cide’nin Koca Çınarını İzmir’e taşımıştı, tüm kitapları ile. Tabii bir de başlı başına kocaman bir arşiv olan “Rıfat Ilgaz Sempozyumu” kitabı ile. Kadir İncesu 2 yıla yakın bir gecikmeyle de olsa bilgi şöleni kitabını tutuşturdu elime, Markopaşa Dergisinin tıpkıbasım bir sayısı ve Rıfat Ilgazlı poster ve şiir kartlarıyla. Bizim kitap yavrulamıştı. Kadir Bey bir de “Tut Elimden İzmir” eklemişti yanına.

9 gün Kültürpark bir şenlik alanı gibiydi, fuarı, söyleşileri, panelleri, şiir dinletileri ve çocuk etkinlikleri, lunaparkı, havuzu ve yeşil alanlarıyla. Havuz kenarında sere serpe yatan iki çıplak kadın heykeli, iki yıldır Gençlik parkını darmadağın bırakan Melih Gökçek’i anımsattı bana. Bunları görse neresine tükürürdü acaba dedim yanımdaki arkadaşlara. Gülüştük ağlanacak halimize.

Özellikle de 2 hafta sonu ve 23–24 Nisan günleri dolup dolup taştı fuar. Okurlar, tarihçi İlber Ortaylı, şair Ataol Behramoğlu, yazar Füruzan, Server Tanilli gibi tanınmış birçok yazar ve şairle buluştu. İzmirli ve Egeli şair yazarların de bir resmigeçidi gibiydi fuar alanı adeta. Mustafa Balbay ve Erol Manisalının kitaplarını imzaladı çeşitli yazarlar Balbay ve Manisalı okurlarına. İlgi çok yoğun oldu doğrusu.

Fuarda, TÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde söyleşi, okuma saati, atölye çalışması, gösteri ve tiyatro oyunları gibi 20'ye yakın kültür ve edebiyat etkinliği düzenlendi. 14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında TÜYAP Çocuk Kulübü etkinlikleri 23 Nisan Çocuk Şenliği, 22–23 ve 24 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlendi.  ''Bir Zamanlar İzmir'' konulu sergi, Kırmızı Yayınları ve TÜYAP tarafından düzenlenen ''Sarışın Bir Kurt, Atatürk'ün Yayınlanmamış Fotoğrafları'' sergisi yine ziyaretçilerinin uğrak alanı oldu.

Bergama Yortanlı Kurtarma Derneğince düzenlenen ''Mavi Sonsuzluk: Allianoi, Hasankeyf, Munzur...'' konulu fotoğraf sergisi;. Sanatçı Eflatun Nuri ve öğrencilerinin çizdiği karikatürlerden oluşan, Saat Kulesi Karikatürcüler Grubunca hazırlanan ''Hepimiz Eflatunuz'' başlıklı sergi de gezildi.

Yoruldukça Çınar Yayınları sığınak oldu Sude ile bize. Aydın Ilgaz’la birlikte geçirdiğimiz çay molasında, Aziz Nesinden Sabahattin Ali’ye Rıfat Ilgaz anıları ve ilişkileri, Markopaşalar üzerine söyleşi de çok güzeldi. Fuarın önemli bir anısı da Rıfat Ilgaz’ın torunu ile olan koca posteri önünde torunum Sude ile Kadir İncesu’nun çektiği fotoğraf oldu diyebilirim. Zaman zaman da imza gününe katılan yazarlarla kısa kısa söyleşiler benim için değişiklikti. 2–3 yıldır konuşlanmaya çalıştığım İzmir’de çeşitli etkinliklerde tanışıp selamlaştığımız birçok yazar, şairle de sık sık karşılaştık. Sudeciğme de o zamana kadar kitaplar yasak olmazsa okur diye birkaç kitap aldık. Sık sık “benim kitaplarım” diye açıp karıştırıp duruyor.

Özetle bütçe fazla elvermediği için istedikleri kitapları gönüllerince alamasalar da bol bol görüp inceleme, taze mürekkep kokusunu içine çekme olanağı buldu İzmirli okurlar. Baharı kitapla karşılamanın güzelliği bir başkaydı doğrusu.

İzmir’de Baharı Kitaplarla Karşılamak

Değinmeler

'Alireisteki Çıkmaz Sokak'

Annemin o sözünü hep anımsarım: 'Oğlum, derdi, yılan bile yerin toprağını gıda ile yermiş.' Dar zamanlarda yaşayanların tutumlu olmasını düşündüren bir söz. Bu anlayışı pekiştiren başka sözleri de vardı: 'Para dermiş ki, 'ben, beni kazanandan değil, tutandan korkarım' '. Bir çıkmaz sokakta yaşayanlar ne gibi zorluklardan geçtiklerini iyi bilir. Kendilerini aşmak, yeniden doğmak zorundadırlar.

MUSTAFA ŞERİF ONARAN

14. İzmir Kitap Fuarı'na giderken 'Kamerler Çıkmazı'ndaki doğduğum evi de görmek özlemi içindeydim. Gene kapı önlerine çömelmiş kadınlar vardı. Bu çıkmaz sokakta 60 yıl önce oturanları sordum onlara. Kimileri başka sokaklara, kimileri öte dünyaya göçmüşlerdi. Doğduğum evi satın alan bir yakınımız da, o pazar gününün tadını çıkarmak için, Kordon Boyu'na gitmişti.O çıkmaz sokağın en haşarı oğlanlarından biriydim. Nerde o eski arkadaşlarım şimdi? Nerde o ayağı nalınlı komşu kızları?Sonraları numara kondu bu sokaklara. Bizim 'Kamerler Çıkmazı' 1276 nolu sokağın bir girintisiydi. O çıkmaz sokağa ağabeyimin adı verilmiş, 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' olmuştu.Evlerinin önüne çömelen komşulara sordum:'Neden 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' tabelası yerinde değil?''O evin duvarları yeni boyandı da, düşmüş olmalı. Tabelayı yeniden takmayı da unuttular galiba.'İçimdeki sevince bulaşan bir kederle, duyarsızlığa küsen bir kırgınlıkla bastonuma dayanıp gitmeden önce, kapı önünde çömelen kadınların çok bilmişine dedim ki:'Yıllar önce bu doğduğum eve geldiğimde emmi oğlumun gelini Melahat bana sahanda köfte yapmıştı. Ona selamımı söyleyin.''Kamerler Çıkmazı'ndan çıkmak, insanın kendinden kurtulması, kendini yeniden bulması anlamına gelmelidir. 'Çıkmaz Sokak' bir simgedir artık. Zor yaşama koşullarını yenerek yeni bir güne çıkanların simgesi.

BİR ÇIKMAZ SOKAK DAHA

'Alireisteki Çıkmaz Sokak' da Tarık Dursun K. için yoksul geçen zamanı nasıl yendiğinin simgesidir.Deniz Kavukçuoğlu soruyordu:'Tarık abi, Dönertaş'tan yukarı doğru çıkıyoruz. Altınordu kulübünü solda bırakıp Pazaryeri'ne doğru ilerliyoruz. Orada mıydı Alireis Mahallesi?Tarık Dursun K. içinden güler gibi, 'Biraz daha yukarı çık' demekle yetiniyordu.Biraz daha yukarda, bir çıkmaz sokakta, iki katlı bir ev. Çinko kaplı bir taraçası bile var.'Kamerler Çıkmazı'ndaki bizim ev de böyleydi. Bir arka avlusu vardı. Avluda taraçaya tırmanan bir asma, suyu serin bir tulumba.Tarık Dursun K.'nın 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan kurtulması, zor yaşama koşullarının üstesinden nasıl geldiğini gösterir. Üstelik daha 7 yaşlarında bir çocukken onları yalnız bırakan, çekip giden bir babanın boşluğunda kalmak, yaşama koşullarını daha da ağırlaştırıyordu.Orta öğrenimini, çok sonra, dışardan girerek tamamlayan bu özöğrenimli yazar, yaşamanın içinden geçerken önce neyi göreceğini öğrenmiş, sonra kendini geliştiren yazarları seçerken kişiliğini oluşturmayı bilmişti.Neyi göreceğini bilmek!Tarık Dursun K., neyi nasıl göreceğini şöyle açıklıyor:'İlginç bulduğum, bir hikâyem ya da romanımda tipleyeceğim kişileri seyretmeyi severim. Nasıl bakıyor, gözlerini nasıl kullanıyor, kaşlarının biçimi ne menedir, nasıl yemek yiyor, su içişi nasıl, bardağı nasıl tutuyor; konuşurken ellerini nasıl bütünlüyor, omuzları niçin düşük, niçin küskün ya da niçin bu denli coşkulu? Hep izlerim, hep gözlerim bunları. Bunlar birer montaj parçalarıdır. Günü gelir, kafamın içinden bulup çıkarır, birleştirir, bir hikâye ya da roman kişisine yakıştırırım' (TARIK DURSUN K., Tut Elimden İzmir, 'Benim Hayatım Bir Roman', Hazırlayan: Enver Ercan, TÜYAP TÜM FUARCILIK YAPIM, 2009).Önemli olan, bu davranışların öykü ya da romanda yer alması, kişilerin ruhsal yapısıyla yaşatılması, gerçekliği daha belirgin kılmasıdır.

YAŞANMIŞ GERÇEK

'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelenler her işe soyunmasını bilen, en zor koşullarda bile yaşamanın tadını çıkarmaya bakan, içi sevinç dolu kişilerdir.Tarık Dursun K.'yı otobüs biletçisi olduğu yıllardan tanırım. İnsanları gözlemlemenin ustası olan bu yazar, sıradan bir iş gibi görünen biletçiliği sevmişti.Bende iz bırakan bir gözlemi var:Belki bir emekli, belki bir öğrenci otobüsün camından uzaklara dalmış, yumulmuş avcundaki bilet parasını unutmuş gibidir. Biletçi üstelerse, şaşırmış gibi avcunu açacak, biletini alacaktır. Ama biletçi görmezden gelirse, denetçi de görünmezse, bilet almadan paçayı kurtaracaktır.Bu gözlem, ruhsal derinliği olan bir davranış biçimidir. Olayı gerçekçi kılan duruşların, bakışların, davranışların, konuşmaların arkasındaki ruhsal derinliktir.Tarık Dursun K.'nın öykülerinde, romanlarında bu ruhsal yeteneği tanıdığımız için yaşanmış gerçekliğin anlamına varırız. Sonra da o gerçekliği öyküye dönüştürmenin 'fırsat'ını ararız.Tarık Dursun K. bu 'fırsat'ı şöyle yorumluyor:'Hikâye yazmak bir 'fırsat'tır. Bunu zor elde edebiliyoruz. Kaygılarımızdan, korkularımızdan, savunmalarımızdan, ince hesapçılıklarımızdan, her an savaşa hazır, tetik üstünde beklemekten, çirkinliklerden, güzellikleri sakınmaktan, yorgunluklardan, kızgınlıklardan 'fırsat' çalabilirsek' (Benim Hayatım Roman).Zamanla 'yazma fırsatı', 'yazma tutkusu'na dönüşen Tarık Dursun K.'nın basın emekçiliğinden sinema ortamına, yayın danışmanlığından kitapçılığa uzanan çalışma alanı, hep yazma serüvenini kolaylaştıran ayrıntılardır.Kendi çabalarıyla yabancı dili de söken bu özöğrenimli yazar 60'a yaklaşan kitaplarıyla, yaşadığı bunca zamanı yazıya adamış görünüyor.Yazıya adanmış bir yaşama serüveni! Hem de nice engelleri aşmasını bilerek.Ama Nermin Hanım gibi incelikli bir öğretmenle evlenmeseydi, yazıyla uğraşarak yaşamaya katlanması, içinin sevinciyle insanlara bakması kolay olmazdı.'İyi, akıllı, duygulu bir kadındır karım' dediği Nermin Hanım, ev içi düzeniyle Tarık Dursun K.'nın zamanını çoğaltıyordu:'Eve bahçeden geçilip beton basamakla giriliyor. Dar bir hol. Sağda mutfak. Çok temiz, çok düzenli. Holden yemek salonuna, ordan da üç basamakla oturma odasına iniliyor. Çok camlı bir ev ve çok aydınlık. Çok kitaplı da. Evin egemeni kadın. Nereye bakılırsa anlaşılır. Onun titizliği, onun düzeni, onun kadıncıl dengesi duvarlardan yere serili halılara, kitaplıklardaki sıralı kitaplara, pencere kenarındaki Afrika menekşelerine, devetabanlarına ve kauçuk ağaçlarına dek çok belirgin (Benim Hayatım Roman).Oysa Ankara'da Kocabeyoğlu Pasajı'nda, ağabeyi Faruk Kakınç'la işlettiği 'züccaciye dükkânı'nı bırakırken, ağabeyi bana dert yanıyordu:'Şuna söyle Mustafa Şerif, ille de yazarlık diye tutturmuş. Yazarlıkla kim adam olmuş ki! İşte şurda gül gibi geçinip gidiyoruz.''Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan çıkan Tarık Dursun K., eşi Nermin Hanım'ın eli değen, bahçesinde Mayıs gülleri, yaseminler, hanımelleri açan o evde, hakkı yenmişliğine inanmanın aldırmazlığı içinde, yazarlığının işe yaradığını görüyordu.

ÜZGÜN DALGINLIK

Tarık Dursun K. gibi 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelip sineğin yağını çıkarmasını bileceksin de, yazarlıktaki hakkı yenmişliğe aldırmaz görüneceksin! Bu çelişkiyi anlamak kolay değil.Belki bunca birikimin getirisini yeterli bulmuyor, 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan bahçeli bir eve geçmenin sınıf değiştirme bilincine üzgün bir dalgınlıkla bakıyordu.O üzgün dalgınlıkta başka neler var?Bir zamanlar 'Bilgi Yayınevi'nin yayın siyasetini etkileyen bir yazardı. Ahmet Tevfik Küflü, katı ilkeleri olan o usta, onun bir dediğini iki etmezdi. Hangi köprüler yıkılmıştı da, Tarık Dursun K.'nın bakışlarındaki üzgün dalgınlık, belleğini eşelemeye aldırmıyordu?Oysa Küflü yayın kesiminin en çok vergi ödeyen adamıydı. Yazarının hakkını gözetmeyi onur sayardı. Ama Küflü, iletişim kurmasını bilmeyen, tepki gösterirken duygusallıktan kurtulamayan, kendiyle de barışık olmayan bir ustaydı.Peki, Tarık Dursun K.'nın onlarca kitabı 'Bilgi Yayınları'nda uykuya mı dalacaktı? O üzgün dalgınlıkta unutulmuşluğa bırakılan böyle bir duygu da var.Ahmet Tevfik Küflü gibi deneyimli bir yayıncı neden yazarlarıyla içten ilişkiler kurmasını bilmez? Neden yıllar yılı onunla çalışan yazarlar dargın ayrılmak durumunda kalır?Oysa Selim İleri, Doğan Kitap'tan ayrılırken yayınevinin yöneticisi Gülgün Çarkoğlu'nun gönlünü almasını bilerek Everest'e geçmiştir. Sırma Köksal gibi ayrıca değer verdiği bir yayın yönetmenini seçmiştir (Dünya Kitap, 'Arafta Bir ihtiyar', Selim İleri 60 Yaşına Yeni Bir Yayınevi, Yeni Desen Çalışmalarıyla Giriyor, Faruk Şüyun-Nermin Sayın, Nisan 2009).Gülgün Çarkoğlu, Sırma Köksal gibi başarılı yayın yönetmenleriyle birlikte, 'Bilgi Yayınevi' yayın yönetmeni Biray Üstüner'i de saymalı. Ahmet Tevfik Küflü deneyimli bir yayıncı olsa da ayrıntılardaki sorunlara karışmamalı. Yayın kesimindeki sürtüşmeler yazarları yeterince tedirgin ediyor. Kadınlara özgü duyarlıkla, yayın yönetmenleri, yazarların iç dünyasını daha iyi anlıyor.Yayıncılık kesimi içine düştüğü çıkmazdan birbirini kirleterek değil, daha iyiye yönelmenin dayanışması içinde kurtulmalı. Yayıncıların piri sayılan Ahmet Tevfik Küflü'nün yayınevinden kimler geldi geçti!Yayıncılık çıkmazından bedel ödeyerek de kurtulmak kolay değildir. Ben, 60 yıl önce bıraktığım 'Kamerler Çıkmazı'ndaki baba evini gördüğüm zaman, açıldığım dünyayı daha iyi anladım.Ama 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelen Tarık Dursun K. nice yenilgilerden geçerken; o üzgün dalgınlığında, yaşamanın anlamsızlığına öfkelendi. Bulanık belleğini eşeleyerek erken ölen bir eşi, kansere yenik düşen iyi bir ağabeyi, bırakıp giden hayırsız bir babayı anımsadı.Eninde sonunda hepimizin bir çıkmaz sokağı var. Yaşamanın anlamına varmak, biraz boş vermesini bilmek, o çıkmazdan kurtulmaya bağlıdır.

Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009

 

Türkçe Günlükleri

FEYZA HEPÇİLİNGİRLER

24 NİSAN CUMA

İzmir Kitap Fuarı'nda da soruldu, okurlarımdan da bu konuda sorular gelmişti. Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk adı nasıl söylenir? 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eserinden Aşk-ı Memnu' anonsunu duydukça tüyleri diken diken olan tek ben değilmişim. O anonsla ne denmeye çalışılıyor? Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri diye kastedilen 'Aşk-ı Memnu' değil mi? Oradaki '-den' eki, o eserden yola çıkıldığını, ondan yararlanarak bu dizinin yapıldığını söylemek için konmuşsa alkışla karşılanacak bir durum; ancak kastedilen anlam bu olduğunda da öyle denmez. 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan (yararlanarak / esinlenerek / alınan ilhamla /uyarlanarak) dense' alkışlayanların arasına seve seve katılırım. 'O romandan esinlendik; ama çektiğimiz dizinin romanla pek ilgisi yok, aramayın.' demektir bu; takdir edilesi bir açıklama olur. Ayrıca da doğru olur; dizinin romanla 'çoğu bugün kullanılmayan kişi adları dışında- pek bir ilgisi yok. Kaldı ki 'memnu' sözcüğü de çoktan kullanımdan düştü. Ne diyelim peki, diyen olursa, işte doğrusu: 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan uyarlanan Yasak Aşk'. Gelelim 'Halit' adının nasıl söylenmesi gerektiğine' Şiar Yalçın olsa 'Biz büyüklerimizden hep böyle duyduk, böyle öğrendik.' derdi ki doğrudur. Biz de büyüklerimizden 'Halit' sözcüğünün a'sının uzun söylendiğini duyduk hep. Hakkı Devrim eski yazı bilmez; ama hâlâ 'vedası' demenin yanlış olduğunu, sözcüğün sonunda (Arap alfabesine göre elbette) 'ayın' harfi bulunduğu için, 'vedaı' demenin doğru olacağını iddia eder. (Bunu dedikten sonra bu konuya birkaç gün içinde dönmek şart oldu.) Onun hoşuna gidecek açıklama da ha ') ) sesinden sonra heceyi uzun okutan bir elif (' ) olduğunu söylemektir. Eski yazıda 'Halid' diye yazılan sözcük çoktan 'Halit' biçimini almıştır; ama baktım da dizinin başında yazarın adını 'Halid' diye yazıyorlar. Herhalde yazar, adını öyle yazardı diye düşündüklerinden. Öyle yazsaydı bile onların söylediği gibi okumazdı. Özetle, yazarın adı, 'Halit' diye yazılır ve 'ha' hecesi uzun okunarak söylenir. Uzun okunmasını sağlamak için de şapkaya (^) falan gereksinme yoktur. Halide Edip Adıvar'ın adı olan 'Halide' sözcüğü de böyle, 'ha' hecesi uzatılarak okunmaz mı? 'Halide', 'Halit' sözcüğünün dişilidir (müennesi) ve insanlar 'sonsuz, daim, ebedi' anlamına geldiği için çocuklarına bu adları koymuşlardır. 'Halide' sözcüğünde 'ha' hecesi kısa okunduğunda sözcük, 'dürterek bastırılmış, saplanmış' anlamına gelen başka bir sözcük olur ki bu anlamıyla kimse çocuğuna bu sözcüğü ad olarak koymaz. Abdülhak Hamit Tarhan, yeni yazıya geçildikten sonra, eskiden 'Hamid' diye dolu dolu söylenen adının 'ham - it' gibi 'Hamit' diye yazılıp söylendiğini duyunca, 'Ömrü ahirimizde (ömrümüzün sonunda) ismimizin sonuna bir 'it' eklediler.' diye yakınırmış. Halit Ziya da adının 'bakalit' der gibi 'Halit' diye söylendiğini duysa hele hele Türk edebiyatında bir başyapıt olan romanının, içeriğinden, duygusundan, tadından tümüyle soyutlanarak bambaşka bir hale getirildiğini görse mezarında ters dönerdi.

Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009



Âşık İhsani Yaşamını Yitirdi

22/4/2009 · Kategori: Gunluk

Âşık İhsani Yaşamını Yitirdi

Kültür Servisi - ‘Âşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, dün sabah yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde yaşamını yitirdi. Âşık İhsani, geçen cuma evinde özel bir yapım şirketinin belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaşmıştı. Âşık İhsani, dün Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.1932 Diyarbakır doğumlu Âşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılmış, bir süre cezaevinde tutuklu kalmıştı.

 

Cumhuriyet 22.04.2009

 

***   ***   ***

 

Militan ruhlu halk ozanını kaybettik

Radikal, 21/04/2009

Aşık İhsani olarak tanınan İhsan Sırlıoğlu 77 yaşında hayata veda etti. 1970'li yıllarda sazı ve sözüyle milyonları coşturan Aşık İhsani dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlanmıştı


Özgür CEBE

Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.
Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.


AŞIK İHSANİ KİMDİR?

68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.


HAPİS YATTI

1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır. (dha)

***

Aşık İhsani Kimdir?

68'in "militan ruhlu halk ozanı" Türkiye İşçi Partis'nin tüm etkinliklerinde yer almış, kitle hareketinin sesi olmuştu.

Diyarbakır - BİA Haber Merkezi

22 Nisan 2009, Çarşamba

BU HABERİN UZANTILARI

"Militan Ozan" Aşık İhsani Hayatını Kaybetti

Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başladı. Kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerde adını duyurdu.

Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan Aşık İhsani, 1957'de Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan "Güllüşah" adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi.

Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Bir dönem Celal Bayar ve Adnan Menderes'le tanışmasının ardından Demokrat Parti mitinglerinde sahneye çıkan Ozan, sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.

68 kuşağının "Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katıldı.

Tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen ve "Kerem ile Aslı", "Aşık İhsani ve Güllüşah" gibi birçok türkülü hikayesi bulunan Aşık İhsani, 1970’li yıllarda. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı.

"Dünden Bugüne Aşık İhsani", "Düş Değil Bu", ve tüm şiirlerini topladığı "Bıçak Kemikte" adlı kitapları yayımlandı.

12 Eylül 1980'deki darbenin ardından yurtdışına gitti ve uzun yıllar Fransa’da yaşadı.

1995 yılında memleketi Diyarbakır’a dönen Aşık İhsani Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıktı.

***

 

Aşık İhsani öldü

 

Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA)

 

Hürriyet, 21 Nisan 2009

 

Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

 

Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.

AŞIK İHSANİ KİMDİR?

68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar
Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.

HAPİS YATTI

1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi.
Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.

 

 

***

 

HALK OZANI AŞIK İHSANİ ÖLDÜ

12:51 22 Nisan 2009

DiyarbakIrlI halk ozanı Aşık İhsani, Diyarbakır’da önceki gün geçirdiği beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırılan 68 kuşağının devrimci halk ozanlarından olan Aşık İhsani (İhsan Sırlıoğlu) dün yaşamını yitirdi.
1930 yılında Diyarbakır'da doğan Azerbaycan kökenli bir ailenin mensubuydu. İki yaşında babası Filit'i yitiren Aşık İhsani annesiyle tezek toplayacak, kaz çobanlığı yaparak, yoksulluk içinde büyüdü. Doğuda, toprak, Güneyde pamuk, Ege de yapı, Trakya da maden işçiliği yaptı. Askerliğini Erzurum da yaptı. 1957'de Uşak fieker Fabrikasına girdi. Orada Güllüşah (Sevim) ile tanıştı. Aşık Güllüşah'la uzun bir âşıklık dönemi sonunda evlendi. Garip ve Elif adında iki çocukları oldu. Anadolu'yu kent kent, kasaba kasaba dolaştılar. Hatta köylere bile gittiler. Birlikte birçok türküler, ezgiler söylediler. Halk şiirini yaydılar, sevdirdiler, yaşattılar. Sesiyle, sözüyle, sazıyla durmadan yılmadan politika yaptı, şenliklere katıldı. Toplumun çeşitli sorunlarıyla toplumsal ve ekonomik konularla ilgili birçok şiirler yazdılar.
Bazı şiirlerinde suç öğeleri görülerek hakkında cezai soruşturmalar yapıldı. Birkaç kez tutuklandı. Siyasetle uğraştı. Sonradan kapatılan Türkiye İşçi Partisi’ne girdi, faal olarak çalıştı. fiiirlerini Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele isimli kitaplarda toplayarak yayınladı. Halk şiiri geleneğiyle toplumcu görüşü birleştirdi. Kendine özgü vurucu bir deyişi, gür bir sesi vardır. Gözü peklikle konulara girer. Etkileyicidir.

***

 

 

Aşık İhsani öldü

 

Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu (Aşık İhsani), aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

 

21 Nisan 2009

 

Aşık İhsani öldü

 

77 yaşındaki  Aşık İhsani, geçen Cuma günü evinde yapılan bir TV cekimi sırasında fenalaşması üzerine Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılmıştı. Tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçiren ve yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani, yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.

68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’

1932 yılında Diyarbakır’da doğan İhsan Sırlıoğlu, küçük yaşlarda beste yaptı ve şiirler yazdı. Aldığı bağlama eğitimiyle kendisini geliştirip muhalif çevrelerde tanınan Aşık İhsani, TİP'in 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 darbesi ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkmaya devam etti.

Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi.

12 Mart'ta tutuklandı

1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.

 

 

68 kuşağının ozanı Aşık İhsani öldü

Kenan BUTAKIN / HABER MERKEZİ

 

KAMUOYUNDA ’Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi Yoğun Bakım Servisi’nde yaşamını yitirdi. 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Hemen hastaneye kaldırılan Aşık İhsani’nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Sırlıoğlu, 68 kuşağı hareketinin önemli isimlerinden biri olarak niteleniyordu.

 

 

Aşık İhsani öldü

Kamuoyunda 'Aşık İhsani' olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.

AŞIK İHSANİ KİMDİR?

68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Fransa’da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi

.

HAPİS YATTI

 

1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.

 

***

 

Aşık İhsani

 

Vikipedi, özgür ansiklopedi

 

Git ve: kullan, ara

 

Bu madde son zamanlarda ölmüş bir kişiyle ilgilidir.


Bazı bilgiler, yeni gerçeklerin açığa çıkmasıyla güncellenebilir. Ölümü takiben yıkıcı değişiklikler yapılması durumunda, bir hizmetlinin müdahalesini isteyin.

 

Aşık İhsani

 

Aşık İhsani, özellikle 1970'lerde oldukça popüler olan halk ozanıdır. Yaşamı Diyarbakır'ın yoksul bir köyünde başlar. Demokrat Parti ile başladığı politik hayatına TİP ile devam eder. Sert ve açık anlatımı ile devrimcilerin ozanı olarak tanınır. İstihbarat arşivlerinde kendi tabiri ile iki elarabası dosyası bulunmaktadır.

 

17 Nisan 2009'da evinde yapılan belgesel çekimleri sırasında aşırı heyecan nedeniyle fenalaştı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, 21 Nisan 2009’da sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.

 

Konu başlıkları

1 Yaşam Öyküsü

2 Le Monde'da hakkında çıkan haber

3 Kitapları

4 Dış bağlantılar

 

Yaşam Öyküsü

Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. 1932 yılında Diyarbakır’da doğar, küçük yaşta şiir yazmaya başlar. İki yaşında iken babasını kaybeder ve annesi tarafından sıkıntılı ve yoksul bir ortamda büyütülür. Çalışmak için sürekli diğer köylere ve şehirlere gitmeye başlar. 17 yaşındayken İstanbul Büyükçekmece Mimarsinan Köyü’nde maden ocağında çalışmaya başlar. Maden kapanınca lastik fabrikalarında çalışır daha sonra Erzurum’a askere gönderilir. Askerlik sonrası kendi kendine saz çalmaya başlar. Sazı ile Anadolu’yu dolaşmaya başlar. Bu seyehatlerinin birinde Manisa Tarzanı ile tanışır ve bir müddet yanında kalır. Aşık İhsani türkülerini Güllüşah ismindeki hayali bir kıza söylemektedir. 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışmaya başlar. Uşakta bir hapisane müdürü ona senin Güllüşah’ı bulduk der, kız her ne kadar İhsani'nin hayallerindeki Güllüşah değilse de bu kızla evlenir. İhsani ona da saz çalmayı öğretir ve Aşık İhsani ve Güllüşah olarak şehir şehir dolaşmaya başlarlar. Bu ikili halk tarafından oldukça ilgi görmeye başlar. Aşık İhsani ve Güllüşah adlı kitapları yapılır. 1958’de Ankara Radyosu Yurttan Sesler programının şefi Muzaffer Sarısözen tarafından programa davet edilir. Her hafta Çarşamba günleri Güllüşah ile birlikte radyoda türkü söylemeye başlarlar.

Bu esnada Celâl Bayar ve Adnan Menderes ile tanışır ve görüşmeye başlarlar. DP'nin mitingleriyle Türkiye'de dolaşmaya başlar. “Evvel Allah sonra Demokrat Parti” ve benzeri şarkılar yapar.Bu esnada 27 Mayıs Darbesi olur. Türk Ocakları’nın 51. Yıldönümü dolayısyla TRT‘de verilen bir törende alel acele sahneye çıkarılır. Sakalı gögsünde, saçı belinde bir halde sahneye çıkan İhsani’nin söylediği şarkı Başbakan Fahri Özdilek tarafından beğenilmez. Başbakan ayağa kalkarak “Atın şu komünisti oradan …” der ve İhsani şaşkınlık içinde kendini karakolda bulur.

Bir yıl sonra Fransızlar tarafından yapılan bir Türkiye tanıtım filminde karısı ve oğlu Garip ile birlikte yer alır.

 

 

Aşık İhsani ve Güllüşah Kitabı

1962’de milletvekilleri maaşlarına yapılması istenen zam ile ilgili kararın görüşüldüğü günlerde meclise giderek protesto gösterilerinde bulunur. Belçika Kültür Bakanı ile bir Türkiye ziyareti sırasında tanışır ve gezi dönüşü “Saçı ve sakalı gibi uzun görüşlü Aşık İhsani” olarak Belçika gazelerinde boy gösterir. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşu birlikte sol hareketlere ilgi duymaya başlar. İlk yazdığı devrimci şiir "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar Geliyoruz, geleceğiz, yakındır" Şiiridir. Daha sonraki röportajlarında bu döneme kadar ki yaşamını cahillik olarak tanımlayacaktır. Bu dönemde Ağalı Dünya adlı kitabı yayınlanır. Daha önce içinde olduğu Adalet Partisi ile artık düşman olurlar. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği kıbrıs mitingi sırasında Deniz Gezmiş ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri bayrağını yakarlar. Şiirleri bir çok dergide yayınlanmaya başlar. Bu arada Çetin Altan ile tanışırlar. Çetin Altan onun ve sol çevreden bir çok kişi yazdığı şiirlerin, kitapların Sovyetler Birliği'nden gönderildiğinden şüphelenmektedir. Bu şiirleri okul yüzü görmemiş birinin yazdığına inanmazlar. En son onu konunun uzmanıolan Pertev Naili Boratav’a götürürler. Borotay İhsani’yi dinler ve “İhsani bir halk ozanıdır.” Diyerek İhsani üzerindeki şüpheleri kaldırır. 1977’de Almanya ve Belçika’ya gider ve bu ülkelerde de televizyon programlarına katılır, ödüller alır.1979’da Avusturalya’ya gider. Son yıllarında Diyarbakır'da yaşayan Aşık İhsani 21 Nisan 2009'da Diyarbakır'da öldü.

Le Monde'da hakkında çıkan haber [değiştir]

"... İhsani ile söz konusu olan başka şey. Bunu söylerken Bob Dylan'ı, Joan Baez'i, Gospels'in politik olmuş kara derili şarkılarını düşünüyorum. Ray Charles'ın ya da John Holiday'in çığlık türküsü, Charlie Mingus'un yakarı türküsü, Bob Dylan ya da Joan Baez'in yakınma türküsü,Leo Ferre, Branssens'in taşlama türküleri, İhsani sözlerindeki şiddetle karşılaştırıldıklarında adeta çekinden kalırlar. Yalnızca Vietnam Savaşı'na karşı koyan dünya ozanlarında görülen açık sözlü sertlik, İhsani şiirinin ilk göze çarpan özelliğidir. İhsani bu öfkeyi, bu sertliği halkına karşı olan her şeyi yermekte kullanıyor. Kibarlar belki bu tondan inciniyorlar ama bu akım, bu hakaret rayına oturmuştur..."

Kitapları [değiştir]

 

 

Bıçak Kemikte isimli kitabı

Aşık İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960)

Ağalı Dünya 2 cilt (1964-1965)

Yazacağım (1966)

Bakalım Hele (1967)

Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1973)

Bak Tarlanın Taşına (1974)

Vur Ağanın Başına (1975)

Dünden Bugüne Aşık İhsani (1976)

Beyaz Köle (1985)

Düş Değil Bu (1993)

Bıçak Kemikte (2002)

Dış bağlantılar [değiştir]

Şiirleri, kitapları kısa özgeAşık İhsanimişi

Kısa özgeçmişi, bazı şiirleri

(İngilizçe) Alevi ve Solcu Aşıklar, 1960-1980 Yorum (yok) Yorum yaz!

Dumansızlar'la İlk Buluşma / Ali ŞAHİN

9/4/2009 · Kategori: Gunluk


2009-04-04 DUMANSIZLAR’LA BULUŞMA

İki yıldır Ayhan Altay seni “Dumansızlar”ın toplantısına götüreyim diye söyleyip duruyor bir türlü fırsatını bulamıyordum İkimiz burada olduğumuzda bir özür çıkıyor kimi zaman da ben burada o İstanbul’da; O burada ban Taşköprü’de oluyordum. 8–10 gün önce rücu’ etti Ayhan yeniden İzmir’e. Bu kez tamam dedim. Günü unutmamak için notlar aldım.


“Kısa adı dumansızlar olan, "Dumansız Buluşmalar". İzmir'de bulunan çoğu yazar ve şair, bazı sanatçıların iki hafta ara ile bir araya geldikleri bir sanat düzlemi. Adını sigara içilmemesinden alıyor. Dernek, sendika ya da başka bir örgüt yapısı taşımıyor. Üyelik ve yönetim ilişkisi yok. Gündemi yazın ağırlıklı olarak belirlenmesine karşın zaman zaman güncel olaylarda taraf olabiliyor.” Böyle tanıtılmış sitesinde Dumansız Buluşmalar.



Bu sabah tembelliği bir kenara atıp erenden uyandım, hazırlıklarımı yaptım ki Ayhan Seferhisar’dan çıktığını, YKM önünde beklememi istedi. Güzel bir ilkbahar günüydü, yola çıktım 10 dakikada yürüyerek indim oraya. Çok geçmeden geldi, binip hoşbeş edene kadar da Alsancak’a indik. Arabayı otoparka bıraktıktan sonra durumu belgelemek istedi Ayhan, video çekimine başladı.


Biz Karacasu Vakfını ararken yolda Cebrail Sürücü ile karşılaşıp tanıştık. Üçümüz birlikte Yakın Kitabevi’nin önünden geçerek Vakfa yöneldik. Kafamdan da kimler gelecek acaba diye düşünüyordum. Sitede her toplantıya isteyenin geldiği; sayıların ve katılımcıların değişken olduğu belirtilmekle birlikte “Katılımcıları” olarak abecesel listelenen:”
Ahmet Günbaş, Ali Gençli, Ali İşçimen, Ayhan Altay, Ayhan Çıkın,Bekir Yurdakul,Cebrail Sürücü, Durmuş Taşdemir, Emel Kayın, Erdal Akgül, Erdoğan Aytekin, Eşref Karadağ, Fergun Özelli, Gülseren Engin, Halim Yazıcı, Handan Gökçek, Hulusi Aksakal, Hülya Soyşekerci, Kemal Korkut, Mavisel Yener, Mehmet Rayman, Mesut Tim, Mukadder Özakman , Murat Küçükaydın, Mustafa Eroğlu, Mustafa Gökçek, Nail. Uyar,Ramiz (Ramazan Çelikli), Selçuk Oğuz, Sezer Odabaşı, Veysel Beyazadam, Yalçın Benlican, Zeki Büyüktanır, Zübeyde Seven Turan” dan hangileri gelecekti? Çoğunu İzmir’deki çeşitli etkinliklerden tanıdığım kimileri şair, yazar olan bu kişilerden kimler gelecekti diye düşünürken Karacasu Vakfının tabelası göründü.


Dumansız toplantılar gündemsiz yapılıyor. Nasıl oluyor demeyin. Gündemsiz bir buluşmada “Gündem”i yakalamak.. Ben buna derim işte: Yunus Bekir Yurdakul, Aziz Nesinli bir anekdotla topu sahaya atıverdi. Ordan alınan top ta, Davoslardan, Sevgili(!) Muhsin Yazıcıoğlu’nun esrarengiz ölümüne, Akbaba Dergisinden Ahmed Ariflere ülke gündemin o denli güzel yakaladı ki sözle anlatmak ne mümkün? Bunu, orda olup yaşamak gerekiyor.


Şiir, müzik, karikatür, anı, çay, pasta… Ne ararsanız ordaydı. Tek sigara ve sigara dumanı yoktu. Bir ara Ayhan’a takıldım, girişte arama yaparlar mı bende sigara paketi ve çakmak var diye, gülüştük. Cebrail Bey’le benden başka da sigara tiryakisi yoktu galiba, tek o bir iki kez sigaraya el attı hatta dudağına bile koydu toplantı bitince ama hemen anımsadı nerde olduğunu.



Ara ara Ayhan Altay’ın kameraya aldığı toplantıda ilk gittiğim yerde ayıp olur diye fotoğraf makinemi çıkarmadım hiç. Akşam elimi şakağıma koyup şöyle bir daldığımda fotoğrafsız kaldığımızı anladım. Ayhana sorduğumda ben de fotoğraf alamadım, videodan almayı deneriz; alsak iyi olacakmış, dedi.


Yunus Bekir Yurdakul,Meriç Nüket Hürmeriç, Ahmet Günbaş, Nail Uyar, Cebrail Sürücü, Baki Yiğit,Çiler Kader, Halit Şekerci, Mukadder Özakman, Fergun Özelli,Ayhan Altay, Yalçın Benlican, Ali Şahin ve şu anda adını bilmediğim, daha doğrusu anımsayamadım birkaç arkadaşla  toplam olarak kişi katıldı buluşmaya. Yunus Bekir Yurdakul –kendi deyişiyle- herkese söz düşürdü ve çok güzel bir şekilde zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.



Şairin de; “Dün dünde kaldı cancağızım, /  bugün yeni şeyler söylemek lazım” dediği gibi, düne dair  küçük atıflarda bulunulduysa da bugün yeni ve güzel şeyler söylendi. Ayın etkinlik haberlerini birbirimize anımsatarak 16 Mayıs 2009’de yeniden buluşmak üzere toplantıya son verildi. Ama bitmedi buluşma; dışarıda ve Yakın Kitabevi önünde de sürdü bir zaman.


04 Nisan 2009 Toplantısının Videosunu izlemek için tıklayınız