2.ERGİN GÜNÇE ŞİİR ÖDÜLÜ SONUÇLARI AÇIKLANDI / Banu Kalyoncu

27/7/2009 · Kategori: Kitap

2.ERGİN GÜNÇE ŞİİR ÖDÜLÜ SONUÇLARI AÇIKLANDI

Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneğinin düzenlediği 2.Ergin Günçe Şiir Ödülleri Sonuçları açıklandı. Birinciliği Sevda Zeynep Karadağ’ın “ Aynalı Düşler Çarşısı” adlı kitabı alırken yarışmada Özlem Tezcan Dertsiz’in “ Faili Mecnun adlı dosyası da Övgüye Değer bulundu.

Değerli şair ve jüri üyemiz Kemal Özer’in vefatı ile boşalan juri üyeliğine şair Aydan Yalçın’ın alınmasıyla yeniden oluşturulan yarışma jürisi Çiğdem Sezer,Ahmet Uysal,Mahzun Doğan, Dadal Günçe,Aydan Yalçın ve Fadıl Oktay’dan oluşuyordu.

Ödüller ,Eylül ayı içerisinde Ankara’da düzenlenecek Ergin Günçe Anma gecesi’nde kazanan şairlere verilecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği
Yönetim Kurulu




Çok sevdiğim bir ismin ödül almasına çok sevindim. Başarıların daim olsun kardeşim...

Banu Kalyoncu


Sevda Zeynep KARADAĞ

20 Haziran 1970 doğumlu. İlk orta ve lise öğrenimini Anado­lu'nun farklı kentlerinde, yüksek öğrenimini Karadeniz Teknik Üniver­sitesi ve Eskişehir Üniversitesinde tamamladı.

İlk şiiri 2006 da Birey­likler dergisinde yayınlandı.

Diğer şiirleri; Taflan, Kıyı, Kar Sanat, Ya­zılıkaya, Çağdaş Günce, Denizsuyukasesi, Şiiri Özlüyorum, Koridor, Alaz dergilerinde, kitap tanıtım yazıları; Cumhuriyet Kitap ve Radikal Kitap ekinde yer aldı.

2008 Arkadaş Z. ÖZGER şiir ödülleri kapsamında seçici kurul tarafından adının anılmasına karar verildi.

Halen resmi bir sağlık kuruluşunun biyokimya bölümünde görev yapmaktadır.

Aynalı Düşler Çarşısı/ Sevda Zeynep Karadağ/ Hayal Yayınları/ 94 s.






Temmuz İhtimali

anneme söyleyemediklerim

baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar

kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi

aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli

baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin

Sevda Zeynep Karadağ

"Rıfat Ilgaz Sempozyumu" Kitap Ve CD'si Kaynak Bir Eser

22/4/2009 · Kategori: Kitap

16 Şubat 2008
Doğan HIZLAN  dhizlan@hurriyet.com.tr

Rıfat Ilgaz Edebiyatımızın Koca Çınarı

Popülerlik kazanmış usta bir edebiyatçıdır Rıfat Ilgaz.

Yazdığı her türde başarılı olmuş, hepsinde de anılmaya, okunmaya değer yapıtlar vermiştir.

Şairlerin, yazarların bazı yazıları, şiirleri onları her yerde temsil eder. Adları anıldığında hemen o anımsanır. Bu bir yazarın yaygınlaşmasını, ünlenmesini sağlar ama onu tek bir eserin kısır dünyası içine kapatır.http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=4985424

Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan söz ediyorum. Okundu, tiyatroda, sinemada seyredildi. Ama ne yazık ki şairliğini, diğer türlerdeki başarısını unutturdu.

Bu tehlike elbet sadece Rıfat Ilgaz için geçerli değil, Ahmet Muhip Dıranas denince de akla ilk gelen Fahriye Abla şiiridir. Birçoğumuz Cahit Sıtkı Tarancı'nın sadece Otuz Beş Yaş şiirini biliriz. Şiirin ünü yazarın ününü aşmıştır.

Bu saplantıyı ortadan kaldırmak, bir esere odaklanmayı önlemek için yapılması gerekenler nedir peki...

Yazarlar, şairler hakkında sempozyumlar düzenlemek, onun diğer eserlerini de, okunma, eleştiri gündemine getirmek, böylece bütün yazdıkları açısından onu okurlara tanıtmak, ilk akla gelenlerdendir. Başarıyla yerine getirildiği vakit, mutlaka olumlu sonuç verecektir.

Kastamonu'da yapılan Rıfat Ilgaz Sempozyumu kitabını okurken bu gerekçeyle sevindim.

Çınar Yayınları ile Kastamonu Valiliği'nin ortaklaşa yayınladıkları "Edebiyatımızın Koca Çınarı" Anısına - Rıfat Ilgaz Sempozyumu kitabı, hakkındaki bildirilerin toplandığı bir kitap.

Yazarlar, eleştirmenler, dostları, onun yapıtlarını, kişiliğini yazmışlar. Okur, bu kitabı okuduktan, içindeki bazı makaleleri seçtikten sonra, hiç kuşkum yok, Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan ibaret olmadığını anlayacaktır.

Açılış konuşmaları bölümünde: Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Mustafa Kara, Mehmet Yıldırım, Aydın Ilgaz, Tarık Akan ve Prof. Dr. Cahit Kavcar'ın yazıları var.

Kitap şu konu başlıklarından oluşuyor: Rıfat Ilgaz ve Kişiliği, Rıfat Ilgaz ve Dil, Rıfat Ilgaz'ın Romancılığı ve Öykücülüğü, Rıfat Ilgaz ve Tiyatro, Rıfat Ilgaz ve Çocuk Edebiyatı, Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma, Rıfat Ilgaz ve Toplumcu Gerçekçilik, Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz, Rıfat Ilgaz ve Eğitim, Rıfat Ilgaz'ın Şiiri, Rıfat Ilgaz ve Mizah, Poster Bildiriler.

Sempozyum kitabının sonunda Sonuç Bildirgesi yer alıyor. Ilgaz'a genel bakışı özetliyor aşağıdaki bildirge:

"Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuz'una kadar, laik ve etik duruşunu değiştirmemiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır.

Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığını, Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirmiştir."

Bazı yazarlar, şairler vardır ki, zaman zaman onları okuyarak, dünyayı kavrarsınız. Onların hepsi de, yaşamanın sorumluluğunu hatırlatırlar bizlere, Rıfat Ilgaz bu edebi kişiliklerden biridir.

Yazımın önceki satırlarından konu başlıklarını verdim, her okur ilgilendiği tür üzerine yazılanları okuyabilir, ama bu seçme bence yazarın bütününü anlamaya, algılamaya karşı onaylamadığım bir seçme biçimidir.

Çünkü bir yazarın, ancak bütün eserlerini okuduğunuzda, onun için donanımlı bir yargıya sahip olabilirsiniz.

Ayrıca neden değişik türlerde yapıt verme gereksinimi duyduğunu anlarsınız.

Mizahın, her türde ayrı kullanılışı, Rıfat Ilgaz'ın ustalıklarından biridir. Mizahı ayrı türlerde kullanış şekli, yine farklı türler verme gereksinimine ilave olarak, bunları bir araya nasıl getirdiğini de gösteriyor.

Onun yazdıklarından ve hakkında yazılanlardan çıkan en belirgin sonuç; toplumcu gerçekçi bir yazarın duyduğu sorumluluktur.

Aydınlanma'yı benimseyen herkesin birinci şartı budur. Değişik yazıları okudukça, Rıfat Ilgaz'ın önemini bir kez daha anlayacaksınız.

Yazımı Aydın mısın? şiiri ile bitireceğim. Çünkü inanıyorum ki, bu şiir hem onun düşünce anlayışını, hem yaşayışını gayet iyi dile getiren, hem de en başından beri söylediklerimi fazlasıyla haklı çıkaracak bir şiir.

KİTAPTAN

Rıfat Ilgaz'ın şiirinde toplumsal duyarlılık (Mustafa Şerif Onaran)

Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı'nı okuyanlar için bir gülmece yazarıdır. Oysa bu çok yönlü yazarın temelinde bir ozan vardır. Belki her yazar edebiyata ilk adımlarını önce şiirle atmıştır. Rıfat Ilgaz da öyle. Yer yer aruz, yer yer hece ölçüsüyle yazdığı, şiire başladığı yılların on yıldan çoğunu kapsayan, ince duyarlıkların işlendiği bu şiirler, bir çeşit alıştırma niteliğindeydi. Rıfat Ilgaz'ın ilk şiirlerindeki bireysel duygulanmalar bile yaşanmış bir duyarlıktan gelmiyordu. Şiirin altyapısını kişisel duyarlıkla işlese bile, genç ozan Rıfat Ilgaz, yaklaşan toplumsal baskıyı içten içe duymaktaydı. Kırklı yıllara doğru dünya yeniden biçimlenmek üzere değişiyordu. 2. Dünya Savaşı sömürü anlayışını yeni koşullara göre düzenleyecekti. Ama ozanı ilgilendiren genel koşullar değil, ayrıntılardır. Aliş'in kolunun kesilmesi, asıl üzerinde durulması gereken konudur.

AYDIN MISIN?

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu

Gidip gelen kara kuşlar havada

Saflar tutmuş top sesleri gerilerden

Tabanında depremi kara güllelerin

Duymuyor musun



Kaldır başını kan uykulardan

Böyle yürek böyle atardamar

Atmaz olsun

Ses ol ışık ol yumruk ol

Karayeller başına indirmeden çatını

Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm

Alıp götürmeden büyük denizlere

Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle

Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden

Her satırında buram buram alınteri

Her sayfası günlük güneşlik

Utanma suçun tümü senin değil

Yırt otuzunda aldığın diplomayı

Alfabelik çocuk ol



Yollar kesilmiş alanlar sarılmış

Tel örgüler çevirmiş yöreni

Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende

Benden geçti mi demek istiyorsun

Aç iki kolunu iki yanına

Korkuluk ol

Hürriyet Gazetesi; 16 Şubat 2008

***   ***   ***   ***   ***  ***   ***

Rıfat Ilgaz Sempozyumu Kitaplaştı




Sempozyumla önemli bir adım, sempozyumun kitaplaşmasıyla da ikinci önemli adım atıldı


Kastamonu Valiliği, Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu ve Çınar Yayınları Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi tarafından düzenlenen “Rıfat Ilgaz Sempozyumu” 10-12 Mayıs 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilmişti. Amacı: “Küreselleşme, globalleşme söylemleri altında Yeni Dünya Düzeni dayatmaları ülkemizin yüzyıllık sorunu… Yaşadığı dönemde bu topraklarda aydın onuru, yazar sorumluluğu, şair duyarlılığıyla dimdik kalmış, çektiği sıkıntıları mizah hoşgörüsünde yaşamış bir Anadolu çınarı Rıfat Ilgaz. Onu bilimsel yönden ele almak, bağımsız kalmanın da ipuçlarını verecek günümüz aydınlarına” denilerek açıklanan sempozyumu, değerli Jülide Gülizar sunmuş ve açış konuşmalarını; Kastamonu Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Vali Mustafa Kara, Milletvekili Mehmet Yıldırım, Rıfat Ilgaz’ın oğlu Yazar ve Yayıncı Aydın Ilgaz ile AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahit Kavcar yapmıştı. İşte bu sempozyuma katılarak ya da göndererek bildiri sunan yüzden fazla yazar ve bilim insanının çalışmalarını içeren yazılar, bu kez de düzenleyicilerin katkılarıyla Çınar Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Ekinde bir de CD’nin bulunduğu 903 sayfalık kitap, Rıfat Ilgaz’ı değişik yönleriyle ışıldak altına almaya çalışıyor.||Konuların çoklu irdelenmesi||Bilindiği gibi Rıfat Ilgaz, edebiyatın değişik türlerinde eser vermiş bir kalem adamıdır. Edebiyat dünyasına şiirle adım atmış olsa da öykü, roman, tiyatro, anı, deneme ve de çocuklara ilişkin öykü ve romanlar yazmıştır. Bütün eserlerine de kişiliğinin damgasını vurmuştur. Demek oluyor ki, diğer tüm yazarlarda olduğu ya da olması gerektiği gibi, Rıfat Ilgaz’ın eserleri de bir yanda edebiyat değerleri açısından irdelenirken, diğer yanda kişiliğiyle bütünleştirilip ele alınmak zorundadır.||Başka bir önemli yan ise eserlerini yazdığı dil olan Türkçedir, Türkçenin kullanımıdır. Çünkü, Heidegger’in dediği gibi; “Dil varlığın evidir”. Yani, eserin varlığı dille ilintilidir, çünkü eseri zamana karşı ayakta tutan dildir. Bu bakımdan dil yanı ele alınmamış eser ya da yazar incelemeleri, eksikli olmaktan kurtulamazlar.||Her insanın kendine özel bir kişiliğe sahip olduğu bilimin onayladığı bir gerçekliktir. Kişiliğin oluşmasındaki baş mimar da hayattır. Hayatın içindeki olumlu ya da olumsuz koşullar, sevinçler, üzüntüler, yıkımlar, umutlar vb. öğeler, çaktıkları çivilerle kişiliğin olumlu-olumsuz oluşması ya da kişilik sapmaları yönünde önemli bir rol oynarlar.||Şimdi bu olguyu öğretmenlik, gazetecilik, şair-yazarlık yapmış, sorgulara uğramış, kaçaklık edip hapis yatmış ve daha birçok badire geçirmiş Rıfat Ilgaz özelinde düşünelim: o zaman, bütün bu yaşananların oluşturduğu iniş-çıkış ve kırılmaların hayatıyla birlikte, sanatında da ne denli bir yer bulduğu, ayrı ayrı yapılacak araştırma ve incelemelerin konusu olacaktır.||Bütün bu saydıklarım “eşittir” işaretinin bir tarafında kalan şeylerdir. Diğer tarafında ise dönemi içinde değerlendirilen Rıfat Ilgaz’ın, uğraş alanlarındaki eserleriyle nereden nereye geldiği, topluma sanatı ve kişiliğiyle ne kattığı, yani dünya görüşü ve aydınlanmacı yanıyla irdelenmesi vardır.||Sempozyuma katılan ve bildiri gönderen yazarlar, bu konuları ya da saptadıkları başkaca ayrıntılardan yola çıkarak, bir bakıma Rıfat Ilgaz’ın kişisel ve sanatsal hallerini tek tek ama kalem çokluğuyla irdelemişlerdir.||Rıfat Ilgaz’da Rıfat Ilgaz’ı aramak||Yüzden fazla katılımcının yalnızca ad ve yazı başlıklarını anmanın bile gazete yazısının sınırlarını aşacağı çok açık. Ne ki, kitabın “Rıfat Ilgaz ve Kişiliği” bölümünde yer alan yazılarıyla Konur Ertop, Burhan Günel, Özgen Seçkin, Osman Şahin, İbrahim Tığ, Kürşat Coşgun, Sabahattin Yalkın ve Tanju Cılızoğlu’nun, eserlerinden yola çıkarak ya da anılara yaslanarak Rıfat Ilgaz’ı aradıklarını, buldukları dayanaklarla yaşamdan yansıyan somutluklara yöneldiklerini söyleyebiliriz.||Kıdemli yoldaş şiir||İlk şiirini 1926 yılında on beş yaşındayken yazan Rıfat Ilgaz: “Elim birine değsin/ Isıtayım üşüdüyse/ Boşa gitmesin son sıcaklığım!” dizelerini yazdığı 1993 yılı Temmuz ayının yedisinde en kıdemli yoldaşından ayrılarak şiir defteriyle birlikte, hayatının defterini de kapadı. Yaşam öyküsünü bilenler, sınıfsal bir bütünlük içinde genleşen şiirinin ne denli acı ve mücadelelerden geçerek aydınlığa ulaştığını kolayca anlayabilirler. Ne ki, doğru ve bütünlüklü anlamak, ayrıntıları da bilmekten geçer. İşte bunun için çoğu şair olan ve sayıları yirmiyi aşan sanatçı, Rıfat Ilgaz şiiri içinde yolculuk yaparak, ayrı özelliklerinin ayrıntılarını okuyucuyla paylaştılar.||Ayrıca, aynı şiirde olduğu gibi Rıfat Ilgaz ve eserleri: (Rıfat Ilgaz ve Dil, Rıfat Ilgaz Romancılığı ve Öykücülüğü, Rıfat Ilgaz ve Tiyatro, Rıfat Ilgaz ve Çocuk Edebiyatı, Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma, Rıfat Ilgaz ve Eğitim, Rıfat Ilgaz ve Mizah) ana başlıkları altında, konunun uzmanları tarafından ele alınarak açımlanmaya çalışıldı.||Yere düşmekle cevher||2. Dünya Savaşının faşizan kafalı yöneticileri tarafından, bir zamanlar kollarına takılan kelepçeyle memleketinin sokaklarında dolaştırılan Rıfat Ilgaz’ın bugün değeri anlaşılmıştır. İlçe Belediye Başkanı Necdet Demir’in, sanatçının doğduğu evi “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi” olarak hayata geçirmesi, bunun önemli bir kanıtıdır. Bu bağlamda; “cevherin yere düşmekle değer yitirmediği” de görülmüştür. Çünkü Rıfat Ilgaz, gerçeklerden kopmadan sürdürdüğü sanatsal yürüyüşü, kişisel tavrı ve eserleriyle, yalnız Türkiye insanının yüreğinde ayrıcalıklı bir yer tutmuyor. Ele aldığı konuların tüm insanlığı ilgilendirmesi ve manevi ihtiyaçlarının karşılığı olması nedeniyle evrensel bir boyut taşıyor. Yerelden evrensele giden bu yolculuğun izlerini süren Zekeriya Kaya, M.Emin Değer, Yılmaz Onay ve Suat Batur; gerek ülkemiz gerekse dünya için Rıfat Ilgaz ve Rıfat Ilgaz gibi sanatçıların ne denli gerekli olduğunu ortaya koyuyorlar.||Sonuç Bildirgesi’nde de belirtildiği üzere, Rıfat Ilgaz adına düzenlenen sempozyumla önemli bir adım, sempozyumun kitaplaşmasıyla da ikinci önemli adım atılmıştır. Prof. Bahri Gökçebay’ın Cide’de meslek yüksekokulu açma yolundaki girişimi ise usta sanatçının verdiği emeğin somutlaşmasıdır. Böylece, çok geniş bir yelpazeden bakılarak dile getirilen görüşlerle, hakkında “başucu kitabı” diyebileceğimiz bütünlüklü bir yapıtın ortaya çıkmasıyla birlikte, Rıfat Ilgaz öğretmenliğinin de sürmekte olduğunun görülmesi sağlanmış olmaktadır.

Güngör Gençay

http://www.evrensel.net//haber.php?haber_id=24027

***   ***   ***

Rıfat Ilgaz Sempozyumu

        
sempozyum.jpg
sempozyum.jpg 
 
<_script /><_script />
Tür: Makale
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayınevi: Çınar Yayınları
Yeni çıkan: Evet

 

Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuzuna kadar laik ve etik duruşunu değiştirmemiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır. Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığını Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirmiştir. Kültürsüzleştirme konusundaki iç ve dış saldırıların doruğa ulaştığı günümüz Türkiye'sinde, sanatçı, aydın kişiliği ve sorumluluk bilinciyle bizlere güç vermektedir.

1980'lerden başlayarak 1990'larda yaygınlaşan yeni dünya düzeni, 2000'lerin başında kötü meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu saldırılar, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve sanatsal yapısını bozduğu gibi, laik çağdaş bireyi, ulus devleti ve bağımsızlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için de, Türkçemizi bozmaya, geleneksel değerlerimizi yozlaştırmaya yönelik girişimler, her geçen gün giderek yoğunlaşmaktadır. Bu çok yönlü olumsuz gelişmelerin somut örnekleri günümüz edebiyatında, kültüründe ve toplum yaşamında açıkça görülmektedir.

Bütün bu olumsuzluklara edebiyat ve kültür bağlamında karşı çıkmak üzere; Rıfat Ilgaz'ı var eden ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda Anadolu'nun atardamarı olma işlevini üstlenen Kastamonu ilindeki Kastamonu Meslek Yüksekokulu eşgüdümünde 10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Rıfat Ilgaz Sempozyumu gerçekleştirilmiştir.

Etkinliğe bilim ve sanat insanları, yirmi iki ana başlık altında son derece nitelikli doksan altı bildiriyle katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca sempozyumdaki oturumlara öğrencilerin ve halkın da katılımı yüksek olmuştur.

Bu kültürel girişimden alınan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamına yeni atılımlarla katkı sunulması ve süreklilik kazandırılması gerektiği ortak sonucu çıkarılmıştır.

RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU
YÜRÜTME KURULU

Daha Fazla Bilgi
ISBN: 978-975-348-215-8
Ölçü: 24 cm x 16 cm
Sayfa Sayısı: 903 sayfa
Basım tarihi: 2007 Ekim
Fiyatı: 50 YTL

T  A  D  I  M  L  I  K:

RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU'NDA SUNULAN BİLDİRİ ÖZETLERİ

yeni - 13.07.2006 -

RIFAT ILGAZ VE TİYATRO / BİLDİRGE ÖZETİ / METİN BORAN

RIFAT ILGAZ ŞİİRİNE BİR YAKLAŞIM / BİLDİRGE ÖZETİ / AYTEN MUTLU

RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRGE ÖZETİ / MEHMET AYDIN

RIFAT ILGAZ'IN ROMANINDAN ANADOLU PANORAMASINA / BİLDİRİ ÖZETİ / HATİCE EMEL DİNSEVEN

RIFAT ILGAZ'IN ŞİİRİNDE YERELDEN EVRENSELE İNSANIN MACERASI / BİLDİRİ ÖZETİ / MEHMET EMİN DEĞER

2008Ö Egeli Kadın Yazarlar Platformu: Savur Saçlarım Ege / Öykül

30/3/2009 · Kategori: Kitap


SAVUR SAÇLARINI EGE

 •  Anasayfa                                                       
Rıfat Ilgaz Arşivi  •  Taşköprü'den Bakış   Kastamonu Net (Blogcu)   •  Şiir Sayfası •   Öykü  •  Sinema   Atatürk •  Edebiyat  •  Roman Yazıları Politika  • A.Alsah Blogları AliŞahin'inNotDefteri / Haziran '07 • AlsahBlogYazılarıSeçkisi / Haziran '07 • EdebiyatGündemi / Kasım '05 • EnGüzelAtatürkŞiirleri (Seçki) / Aralık '05 • GünDem / Haziran '07 • Günden Güne / Haziran '06 • GüneşeKarşıYürümek • İşte Öyle Bir Şey • Günlerin Getirdiği / Mayıs '06 • KastamonuNet / Aralık '05 • Okudukça • ÖykülerÖykücüler / Aralık '05 • RomanYazıları / Aralık '05 • RıfatIlgazArşivi / Ağustos '06 • ŞiirlerŞairler / Aralık '05 • Taşköprü'denBakış / Kasım '05 • UmudaYolculuk / Mayıs '06 • YedinciSanat / Aralık '05 • YenidenDergi / Haziran '07 • YeniDergi / Ocak '07 • YeniGüneTürkü / Ocak '07 
ALİ ŞAHİN (a.alsah) SİTE, BLOK VE WEB SAYFALARI ::: "Biri Mutlaka Sizin İçin..." 
                               •
ALİ ŞAHİN (a.alsah) / TÜM YAZILARI

 Savur Saçlarım Ege – Öyküler, Egeli Kadın Yazarlar Platformu, İzmir, Nisan 2008, 196 Sayfa, Afrodisyos- Sanat Yayınları:  6 / Kitap; Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) üyesi 27 Egeli kadın yazarın "Ege ve Kadın" üzerine yazdığı 27 öyküden oluşuyor. “Savur Saçlarını Ege”de “ Egeli Kadın Yazarları Platformu” üyelerinden; Ayşe Aysel Güntürkün, Belma Özgün, Buket Akaya, Emel Denizaslanı, Emel Kayın, Esra Omdan, Gönül Çatalcalı, Gülseren Engin, Güzin Oralkan, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci, Hüsnan Şeker, İnci Gürbüzatik, İncila Çalışkan, Nesrin Özyaycı, Nevzat Süer Sezgin, Oya Uslu, Raşel Rakella Asal, Saime Bircan, Sevim Korkmaz Dinç, Seviye Merih, Sultan Su Esen, Tülin Çetin Bektaş, Vicdan Efe, Zehra Ünüvar, Zeliha Akçagüner, Zübeyde Seven Turan’ın birer öyküsü yer alıyor

"Savur Saçlarını Ege", Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) üyesi 27 Egeli kadın yazarın "Ege ve Kadın" üzerine yazdığı 27 öyküden oluşuyor. Bu kitabın bir öyküsü de yazar Gülseren Engin'e ait.

 "... Ege ve Kadın... İki derya deniz...
Masmavi kıyıları, dağları, efsaneleri, efeleri, mutfağı, sıcakkanlı insanlarıyla Ege...
Sorunları, acıları, hayata katilimi, durusu, güzelligi, disiligi, anacligiyla Kadın...
Egeli Kadın Yazarlar olarak Ege ve Kadın’ı yazdık...." 


 İçindekiler:

ACIYI PAYLAŞMAK / Zeliha AKÇAGÜNER 11
HASRET / Buket AKKAYA 17
TELEFON / Raşel Rakella ASAL 25
DENİZ / Tülin Çetin BEKTAŞ 29
ACI ŞEKER / Saime BİRCAN 37
PAMUK ÇAPASI / İncila ÇALIŞKAN 43
DAĞ Esintisi / Gönül ÇATALCALI 49
ANNEANNEM / Emel DENİZASLANI 65
A.LDIM BAŞIMI / Sevim KORKMAZ DİNÇ 71
AKASYA / Vicdan EFE 75
KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK / Gülseren ENGİN 85
EGE’NİN DOLUNAYI / Sultan Su ESEN 91
BÜYÜKANNEM / Handan GÖKÇEK 101
KEZBAN KADIN / Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105
SABIRLIK / İnci GÜRBÜZATİK 111
MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN / Emel KAYIN 121
ÖZLENEN / Seviye MERİH 123
GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL/ Esra ODMAN 127
TÜLSÜ / Güzin ORALKAN 137
MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU / Belma ÖZGÜN 139
MARTI / Nesrin ÖZYAYCI 143
ALEV ALEV / Nevzat Süer SEZGİN 153
EGE TESELLİSİ / Hülya SOYŞEKERCİ 159
DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR / Hüsnan ŞEKER. 163
PAYENDE HALA / Zübeyde Seven TURAN 168
BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ / Oya USLU 179
TÜTÜNCÜ KADINLAR / Zehra ÜNÜVAR 187

***

En iyisi sözü onlara bırakalım, onlar anlatsın bize kendi kalemlerinden...

"Sevgili okurlar,

Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ), İzmir 'de kurulmuş, Ege'nin çeşitli kentlerinden üyeleri olan, proje kapsamlı çalışan, çe­şitli kültürel, sanatsal etkinliklere imza atan bir oluşumdur. Amacımız "Egeli Kadın Yazarlar" olarak kadın dayanışması ile daha geniş çevrelere ulaşarak bilgi, birikim ve deneyimlerimizi paylaşmak, bu an­lamda güçlenerek çoğalmaktır.

 Yazının insan yaşamında en etkili iletişim araçlarından biri oldu­ğu gerçekliğinden yola çıkıp "Egeli Kadın Yazarlar Platformu" üye­leri olarak okurlarla farklı bir projede buluşmak istedik. Eğitimci ve öykücü yazar Gönül Çatalcalı arkadaşımızın "öykü kitabı" projesine bizler de yüreğimizi koyduk. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle ulaşa­madığımız kişilere bir kitapla, kurguladığımız yaşamlarla dokunmayı amaçladık.

 Öykülerimizin izleği kendiliğinden doğdu:

           Ege ve Kadın   .

            İki derya deniz                         .

 Masmavi kıyıları, dağları, efsaneleri, efeleri, mutfağı, sıcakkanlı insanıyla Ege...

 Sorunları, acıları, hayata katılımı, duruşu, güzelliği, dişiliği, anaçlığıyla Kadın...

 Egeli Kadın Yazarlar olarak, "Ege ve Kadın "ı yazdık.

 Kimimiz öykü alanında adı duyulmuş, bu alanda ürünleri olan kişilerdik; kimimiz başka dallarda kalem oynatan, zaman zaman öy­küler yazan ama "öykücü" olarak anılmayı beklemeyen, bu sıfatla tanınmayı "henüz" düşünemeyen kişiler...

 Ama hepimiz bu projeyi içselleştirip katılımcı olmak istedik ve ki­taptaki yirmi altı öykü böylesine içten bir istekle dünyaya geldi. Zor doğumlardı elbette. Belirli bir izleği olan öyküler yazmak, düşüncemize bir çerçeve çizmek... Kadına ilişkin söyleyecek çok sözümüz vardı dağarcığımızda ama Egeli Kadın 'ı söylemeliydik. Öykülerimiz Ege kokmalı, Ege esintileri yaratmalıydı yüreklerde. Bunu başarmak istedik.

 "Egeli Kadın Yazarlar" olarak Ege semalarında oluşan bir gökku­şağının altından geçmeliydik. İster dağ eteklerinden, körfezinden, is­ter kent/erinden, kasabalarından, isterse köylerinden, tarlalarından... O renklere bürünmeli, sınırsız çeşitliliği vermeliydi öykülerimiz...

 Herkesin kaleminden, kalemince, kalemi kadar...

 Editörlük çalışmalarım, biçimsel düzeltmeleri Gönül Çatalcalı ve Hülya Soyşekerci arkadaşlarımız yaptı ama ondan sonrasında her yazar kendi öyküsünden sorumluydu. Böylesi bir kararın amacı hem sınırlı hem de özgürce bir alan yaratmaktı kendimize.

 "SAVUR SAÇLARINI EGE" yola çıktı artık. Uzun, coşkulu ama bir o kadar da çetin bir yola.

 Yolcusunu bekleyen duraklar gibi o da okurunu bekleyecek. ''Yazın dünyasında yolu açık olsun" demekten başka bir şey gelmez elimizden.

 Egeli Kadın Yazarlar Platformu " agk, s.7-8

Savur Saçlarım Ege – Öyküler, Egeli Kadın Yazarlar Platformu, İzmir, Nisan 2008, 196 Sayfa, Afrodisyos- Sanat Yayınları:  6

Öykü Günlerinde Egeli Kadın Yazarlar Platformu üyeleri ağırlıklı olarak yer almıştı doğal olarak... Bu vesile ile arada verilen çay molasında Hüseyin Altınpulluk ile kitap sergilerini gezerken Zübeyde Seven Turan'la  tanıştık. Zübeyde Hanım benim Çorum Öğretmen Okulunda arkadaşım olan Ayhan Altay'la Kargı'da tanışmış ve birlikte çalışmışlar: Biri Mal Müdürü, Biri ise Töb- Der Kargı Şube Başkanı. İlginç anıları vardı Zübeyde Hanımın. Özellikle sürgün edilen 9 öğretmenin atamasına karşı "Bu masa 9 can etmez" diyerek direnişi, çok onurlu bir karşı koyuştu.78'lerde MC döneminde Ülkücülerin yoğun olduğu yörelere atanan devrimci öğretmenlerin can kaygısını içinde duyması, sanırım analık güdüsünün bir bağışıydı diye düşünürken daha o günlerde evli bile olmadığını vurguladı... Bunları yazıyor musunuz dedim.. Evet yanıtını aldım. mutlaka paylaşılması gereken anılardı çünkü...



İçindekiler (Öykü Adları/ Alfabetik)

 ALDIM BAŞIMI / Sevim KORKMAZ DİNÇ 71
ACI ŞEKER / Saime BİRCAN 37
ACIYI PAYLAŞMAK / Zeliha AKÇAGÜNER 11
AKASYA / Vicdan EFE 75
ALEV ALEV / Nevzat Süer SEZGİN 153
ANNEANNEM / Emel DENİZASLANI 65
BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ / Oya USLU 179
BÜYÜKANNEM / Handan GÖKÇEK 101
DAĞ Esintisi / Gönül ÇATALCALI 49
DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR / Hüsnan ŞEKER. 163
DENİZ / Tülin Çetin BEKTAŞ 29
EGE TESELLİSİ / Hülya SOYŞEKERCİ 159
EGE’NİN DOLUNAYI / Sultan Su ESEN 91
GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL/ Esra ODMAN 127
HASRET / Buket AKKAYA 17
KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK / Gülseren ENGİN 85
KEZBAN KADIN / Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105
MARTI / Nesrin ÖZYAYCI 143
MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU / Belma ÖZGÜN 139
MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN / Emel KAYIN 121
ÖZLENEN / Seviye MERİH 123
PAMUK ÇAPASI / İncila ÇALIŞKAN 43
PAYENDE HALA / Zübeyde Seven TURAN 168
SABIRLIK / İnci GÜRBÜZATİK 111
TELEFON / Raşel Rakella ASAL 25
TÜLSÜ / Güzin ORALKAN 137
TÜTÜNCÜ KADINLAR / Zehra ÜNÜVAR 187

 İçindekiler (Yazar Adları/ Alfabetik)

 Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105 / KEZBAN KADIN
Belma ÖZGÜN 139  / MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU
Buket AKKAYA 17  / HASRET
Emel DENİZASLANI 65  / ANNEANNEM
Emel KAYIN 121  / MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN
Esra ODMAN 127  / GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL
Gönül ÇATALCALI 49  / DAĞ Esintisi
Gülseren ENGİN 85  / KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK
Güzin ORALKAN 137  / TÜLSÜ
Handan GÖKÇEK 101  / BÜYÜKANNEM
Hülya SOYŞEKERCİ 159  / EGE TESELLİSİ
Hüsnan ŞEKER. 163  / DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR
İnci GÜRBÜZATİK 111  / SABIRLIK
İncila ÇALIŞKAN 43  / PAMUK ÇAPASI
Nesrin ÖZYAYCI 143  / MARTI
Nevzat Süer SEZGİN 153  / ALEV ALEV
Oya USLU 179  / BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ
Raşel Rakella ASAL 25  / TELEFON
Saime BİRCAN 37  / ACI ŞEKER
Sevim KORKMAZ DİNÇ 71  / A.LDIM BAŞIMI
Seviye MERİH 123  / ÖZLENEN
Sultan Su ESEN 91  / EGE’NİN DOLUNAYI
Tülin Çetin BEKTAŞ 29  / DENİZ
Vicdan EFE 75  / AKASYA
Zehra ÜNÜVAR 187  / TÜTÜNCÜ KADINLAR
Zeliha AKÇAGÜNER 11  / ACIYI PAYLAŞMAK
Zübeyde Seven TURAN 168  / PAYENDE HALA

2008Ş Hanifi Bay: Arabacı Beygiri/ Şiirler

23/3/2009 · Kategori: Kitap

Arabacı Beygiri

Hanifi Bay

Etki Yayınları
/ Yayınevi Genel Dizisi

 Etiket Fiyatı: 5,00 YTL (KDV Dahil)

 iskenderiye Fiyatı: 3,70 YTL + KDV

  4,00 YTL (KDV Dahil)
Satis dısı

‘ya teslim
Torunum Deniz’e

soyluluk timsali
yüzünde ilahi gülüşler
saf ışıklar
oturur gamzelere
iyilik perileri
öz bırakmış
damla
damla
tanrı önem vermiş
zekadan yana
çalışkanlığı ışık tutsun çevrede
şansı açık
gönlü bol olsun
ve dilerim çok yönlü
hizmet verirsin vatana

(Tanıtım Yazısından)


111 s. — 3. Hamur– Ciltsiz — 14 x 20 cm
ISBN : 9789944127929


Yayın Yönetmeni : Adem Kargı

 

Kapak Tasarımı : Mehmet Özer

2009Ş Sevda Zeynep Karadağ: Aynalı Düşler Çarşısı/ Şiirler

18/3/2009 · Kategori: Kitap




 Sevda Zeynep KARADAĞİçindekiler

20 Haziran 1970 doğumlu. İlk orta ve lise öğrenimini Anado­lu'nun farklı kentlerinde, yüksek öğrenimini Karadeniz Teknik Üniver­sitesi ve Eskişehir Üniversitesinde tamamladı.

İlk şiiri 2006 da Birey­likler dergisinde yayınlandı.

Diğer şiirleri; Taflan, Kıyı, Kar Sanat, Ya­zılıkaya, Çağdaş Günce, Denizsuyukasesi, Şiiri Özlüyorum, Koridor, Alaz dergilerinde, kitap tanıtım yazıları; Cumhuriyet Kitap ve Radikal Kitap ekinde yer aldı.

2008 Arkadaş Z. ÖZGER şiir ödülleri kapsamında seçici kurul tarafından adının anılmasına karar verildi.

Halen resmi bir sağlık kuruluşunun biyokimya bölümünde görev yapmaktadır.

Aynalı Düşler Çarşısı/ Sevda Zeynep Karadağ/ Hayal Yayınları/ 94 s.

'Ovmakla silemezsin koynumdaki yazıyı/ kırk kilit vurulmuş kırklar kapısından döndüm/ her harfi çıkartıp koydum sofrana misafir/ al onlardan bir masal yaz/ bir tas şaraba değiş gözlerimin nazını / belki yeni baştan yaşanır Midyat'ta ayıp bir aşk/ sedef kakmalı kalpler çekilir karşılıksız /hiç sebep yokken durup aynaya bakılır belki/ -oradayız- dışımız rahatlanır.' Sevda Zeynep Karadağ, 'Aynalı Düşler Çarşısı'yla okuyucuyla buluşuyor. (CK 05.02.2009)

 Açıklama ;

ovmakla silemezsin koynumdaki yazıyı
kırk kilit vurulmuş kırklar kapısından döndüm
her harfi çıkartıp koydum sofrana misafir
al onlardan bana bir masal yaz
bir tas şaraba değiş gözlerimin nazını
belki yeni baştan yaşanır midyat’ta ayıp bir aşk
sedef kakmalı kalpler çekilir karşılıksız
hiç sebep yokken durup aynaya bakılır belki
-ordayız- dışımız rahatlanır

 

yağmurdu yankısıydı eski bir eylülün
sesinde bölünüp suyunda azaldığım

yaralı göz / 7
kar davası /15
kırık ney / 18
düş name / 20
gülnar /24
:dipsiz not /27
tek nüsha / 30
husumet/ 33
Hüznüyusuf / 34
adak /37
şiir / 43
telvin / 44
hercai / 46
iki zehir arası / 48
delikız ağıdı / 50
can yamğı / 52

kaç üzüm tanesi kadar yaşanırdı ömür
kaç sarı yoldu yasaklandı yine ayna kırığı
dağbozumundan evvel

dün ortası / 57
kuytu /60
narından ayrı tane / 62
düş kapam / 64
tuhaf haller / 68
rama / 70
akasya ritmi / 72
temmuz ihtimali /74
misafir /76
kalbe son öğüt / 78
bahane /81 Laçin /82
ay ve nar /84
bir kaşık deniz / 86
failim aşk / 89
camdan masal / 90
yağmur / 93


T     A     D     I     M     L     I     K

ADAK

I
geceyi aralık bırakın
birazdan öleceğim
benim içindir şehirler
cadı kazanı her sokak
ve şu çenesi düşük evler

cümle aleme ibret için
sözün zinasında basıldım
renkli beyaz demeden
bir güzel kaynadım
toplanıp gitti odalar
ardında kirli duvarlar bırakarak

II
babama göre eksik eteğim
çingene pembesi fırfırlı
anama göre sevmeli bir heykeli-ölesiye-
içkisi yok
kumarı yok
kocamalı bir yastıkda
taştan huzur oymalı

aşk dediğin nedir ki zaten
bir kaç kuru öpüş
bir kaç ayıp söz
-heykeller yalan söylemez madem-

III
kötü bir kadın olmanın
en kolay yoluydu belki
ciğerlerimde bekleşen
şu yerli tütün telaşı
ve sefil bir kirlinin
günahkar adanmışlığı

vaktiyle dediydi
bir dost-vefalı-
sakla günahlarını
boya yüzünü
sofraya öyle otur

IV
biraz pudra
biraz allık
şuraya bir ben
alnıma bir tutam perçem
-maaş alınca ilk iş
röfleyi siyaha boyatmalı-

baktı beğendi ayna
bütün lekelerim kapandı
çok güzel oldum
çok da ahlaklı
önümde dize geldi kapılar
mana tamamlandı

V
şekilsiz şekil
küflü dal
geçmişi anımsatan
işgüzar şarkılar
-kapattım-
münasebetsiz bir yığın fotograf
-yaktım-
ve tövbe etti
kirpiğimin ucunda ziyan
durup son kez aynaya baktım

her yolun sonu
kadına biçilmiş infaz
dinledim
babamın dili paslı giyotin
yeniden
yeniden
yeniden kanatarak anlattı

VI
sustum sustum
sustum da boğuldum
hünerliydi anamın su yoğuran elleri
sabrıyla bana bir ben daha doğurdu

gece yağan kar
gibiydi zaman
sessiz ve
hilekar
öl dediler öldüm
sol elimde araf
ince
dar
yirmiiki ayar

VII
dilime kefen
dilime mühür
bileklerime burma kelepçe
günah yiyen açlığıma
beşi bir yerdeler
çok zenginim şimdi
söyleyin o da ölsün

"gamzedeyim deva bulmam"

kim demiş çok üzgün
çok mutsuzum
zaten hiç sevmedim
çoktan unuttum ben onu
- şarkı mı ? -
öylesine dilime dolandı

VIII
kadındım
bir adama
oğul ağacından adak
bir keresinde başka bir heykeli öptüydüm
adağı hiçe sayarak
babalar
kocalar
kocaman yasak aşklar
gün ortası ay vaktiyim
geç kalınmış cenaze

birazdan öleceğim
geceyi aralık bırakın

Sevda Zeynep Karadağ


CAMDAN MASAL

tozlu bir yoldan şehre dönmekte evler
kapılarında yükü dünyanın kırk yamalı yalancıdır bahar
solmuş çiçekleriyle her öğün sofra bezinde açar
çelimsiz müritlerdir çocuklar duvar dibi sararmış eşyaların
kuru ekmeğe secde eden inançları tastamam
adamlar döner çeyrek adalardan
yüzlerinde kırık halka izleri
tek yaşam belirtisi sürünen eksik adımlar

 biri çakı bulmuş çingene sevinci
öfkesi eşikten atlar ötekinin
kiminin küflüdür zikirleri fikirsiz dervişler gibi
ağızlarında şükürlü sakız korkudan nasiplenir
zaman gözlerde arpacık henüz çipil
umut oyalı mendildir her evin sandığında kendine zimmetli
nemden sızlayan yataklarda boğaza bakan düşler görülür en çok
her sabah erguvan kokusu karşıdan
iki yakası bir araya gelir o vakit şehrin
camdan bir masalda kaybolmuş gibidir kadınlar
sırtlarında yedi tepeli hürmüz
denizden yıldız toplanır evde kalmış kızlara çeyiz
hayat hep aynı yokuşta kendini yorar
kuşlar siyaha çalar yoklar hep aynı
avluda bir akşam namazı zaman geri sayar akrebi
pazar
cuma
cumartesi
üç
iki
bir
gibi

Sevda Zeynep Karadağ


can yanığı

bir yara en derin günündeyken
en ücra odalardayken ışık
solmuşken eski bir yaz sonrası
adım hercai
çıkarıp kendimi sizden
boşluğa asmaktayım

zaman dalında kurtlanan kiraz
ince bir sızıya saklanır gibi gizliden
binlerce ses
binlerce suret
yaslanır gibiyken omzuma
unuttuğum bir şey var
-ne zamandır aklımda-
küçük bir ukde belki
belki yarım kalan bir hesap
hiç biri değil belki de –olsun-
almaya geldim

okurken uyukladığınız hayat –benim-
kurşun bir ayraçla bölüp tam ortasından
bir türlü bitiremediğiniz
vedalar
ayrılıklar
kendine hayrı olmayan hoşçakallar
-bunlarda benim-

ben ki zincire son halkayım
dünyadan ağır
bir kıvılcım kadarım can yanığı
sürme çekmekteyim kör noktalarınıza
koynunuza zehrini tomurcuğun
ve sizden aldıklarımla şimdi
kendimi bir şey sanmaktayım

Sevda Zeynep Karadağ


Kar Davası
sivas'ın yollarına aynanın anlattığıdır

çıkıp gelmişiz pusudan hepimiz ağacız o vakit
çam çınar söğüdüz salkımsız
yürüdük azalan orman değil
bir parça zaman avuçlarımızda bir parçacık ar

gelmeler gitmeler usulca eksilen kelimeler
tarifsiz içimi burkan sona yanmalar
hem herkesin dilinde bir telaş
yüzümüz foyası dökülen duvar

canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil
kusursuz ve asırlardır oynanan
eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor
kandan adam yapan çocuklar
yeni bir sevda kazımalı şimdi her sokak başına
beyaz

külün bildiğidir yüzün kızardığı

hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf
ölümden öte köymüş mühür bozulsun
belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden
eskikitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül
başlar yaz ortasında korkak bir kardavası
elinde çakmak piyondur tekbir dizeler yarıya çekilir

katil evin kedisidir hepimizin bildiği
şimdi bütün gemileri tek tek...

Sevda Zeynep Karadağ (
Koridor dergisi)

Telvin

kapayınca şehir ışıklarını dizinde yorgun evler uyutup
esmerdir usulca çekilir gecenin sürgüsü
yarım kalan bir dudak kendine bükülür
sen şeytana uyarsın uluorta
ben sana yürürüm arınmış adımlarımla güpegündüz
kör olur gözünden düşeriz dünyanın
anlık bir ölümü bölüşür iki ruh bir beden
aşk karanlık bir sokağın çatı katı
ve uzak kadınlar derininde kırılır aynalarım

suretim hiçlik
hevesim yüzümden düşen bin parça

su deniz olur deniz somurtkan bir adam
sabaha karşı iki sefil dize düşer gizli bahçemdeki nar ağacından
tanelerini toplarım bir adam bir adam daha...
iğne deliğinde süzülen ışık ilk harf ressamın dilinde telvin
başı önde günahlar gibi kara bir tendir hibe edilir
arınsın diye nar lekeli kadınlar

başımız yağmur kuşları
başımız nemli bir masal hiç inanmadığımız
adını ben koyarım renkler ve sen barışır

su boğulur ve beden ve hürmüz ve ehrimen

Sevda Zeynep Karadağ (
Taflan dergisi)


Temmuz İhtimali

anneme söyleyemediklerim

baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar

kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi

aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli

baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin

Sevda Zeynep Karadağ

2009A Mehmet Sazak: Aydınlanma Savaşımı/ Anılar

28/2/2009 · Kategori: Kitap

alsah_arsivi_k.jpgAydınlanma
Savaşımında
Bir
Köy
Enstitülü:
MEHMET
SAZAK

Necdet
TEZCAN
___________

Mehmet SAZAK'la Kastamonu Göl Öğretmen Okulunda çalıştığım yıllarda (1966-1970) tanışmıştık.

1970 Ekim'inde Edirne'ye dönene değin iyi ilişkiler içinde olduk hep. Onunla ilgili anılarım her zaman ve hâlâ olumludur. Hem meslektaş, hem branştaştık aynı zamanda. Ben, 1966'da bu okula atandığımda M. Sazak askerdeydi. Ama her zaman anımsanırdı. Bir ara sanırım izinli geldiğinde okula uğramış, öyle tanışmıştık. Askerlik sonrası Göl'e dönüş yollarını açmak istiyordu. Trakya'daki okullardan birine atanırsan becayiş (karşılıklı yer değiştirme) yapabilirim, sözünü vermiştim. Eskişehir'e atanınca bu iş olmamış, başka bir arkadaşla becayiş yaparak Göl'e gelmişti.

Dürüst, mücadeleci, şakayı seven, başarılı ve sözünün eri bir arkadaştı. Meslek yaşamı 'aydınlanma savaşımlarıyla' geçmiştir. Emekli olduktan sonra bile savaşımını sürdürmüştü. Yanılmıyorsam son savaşımı GÖL'ün başka kurumlara verilmemesi içindi. İşte bu dost-arkadaş son yıllarda bir güzel işe daha imza atmış, anılarını kitaplaştırmıştı.

Kitabının adı: Dişle, Tırnakla, Kitapla AYDINLANMA SAVAŞIMI - "Bir köy Enstitülünün Anıları" (380 sayfa, Ezgi Matbaası, Ocak 2009)

Çok hızlı okuyan biri olmamama rağmen, bu yapıtı çok kısa sürede okudum. Çünkü içinde ben de vardım ve o günleri yeniden yaşadım.

M. SAZAK bir köy çocuğu. 1934 Araç-Kastamonu-Huruçören Köyü doğumlu. Uzun yıllar meslek dersleri öğretmenliği yaptı. Göl Öğretmen Okulu'nun temel direği gibiydi. Kaç kez sürgün edildiğini sayamadım.

Sonunda Kastamonu Eğitim Enstitüsü Müdürlüğüne atanır. Bu okulda ders sırasında kurşunlanır. Ayağından yaralanır. Kurşunu bir anı olarak ayağında bırakır.

Bu yetmezmiş gibi bir de trafik kazası. İki ayağı kırılır. Uzun yıllar hastanelerde çile çeker. Uzun süre sonra yürümeyi başarır.

Uzun yıllar öğretmen örgütlerinde yöneticilik yaptı. Savaşımını bu örgütler içinde sürdürdü. Köylülerle gerçekleştirdiği sarmısak yürüyüşü ünlüdür.

İki yıl kadar olan birlikteliğimizde Kastamonu TÖS başkanıydı. Yazı hayatıma o yıllarda derneğin çıkardığı GÜNEŞ gazetesinde başladım, diyebilirim. 1968 öğretmen boykotunun gerçekleşmesinde emeği çoktur.

Dost-arkadaş beni bu konularda hep desteklemiş, teşvik ederek önümü açmıştır.

Şu anıyı yazmadan edemiyorum:

Aile toplantılarının birinde bir ilkokul çocuğu taklidi yaparak bir şiir okudum. Okurken bir yerinde unuttum ve başladım ağlamaya. Alkışlanınca gülümsedim.

Sazak bu şakayı çok sevmiş, içinden gele gele ve kahkahalarla gülmüştü. Sonraki toplantılarda hep istemiştir aynı taklidi...

Sevgili dostumu candan ve içten kutluyorum. Böylece usta bir yazar olduğunu da kanıtlamış oldu.

Kim bilir, belki arkası gelir, diyorum...

2000Ş Bahri Karaduman: Sevdanın Rengi Ne/ Şiirler

20/2/2009 · Kategori: Kitap

Bahri KARADUMAN ( 1947 - - )

YAŞAMI:


Eğitimci, şair. 1947 yılında Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Muzafferettin Gazi İlkokulu , Taşköprü Ortaokulu, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi ve A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Taşköprü Lisesi, İzmir Eşrefpaşa Lisesi, Buca Eğitim Fakültesi, Özel Fatih Lisesi, Özel Çamlaraltı Lisesi ve Özel İzmir Amerikan Lisesi'nde Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yaptı.

 İzmir Pirireis İlköğretim Okulu marşının sözlerini yazdı. Şiirleri ve kitap eleştirileri Kıyı Dergisi, E Sanat ve Kültür Dergisi, Çağdaş Türk Dili Dergisi, Anadili Dergisi, İzmir İzmir Kent Kültürü Dergisi'nde yayımlandı.

 Ilgazların Ötesi Kastamonu Dergisi'nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

Evli, iki çocuk babası.

YAPITLARI:

Şiir: Sevdanın Rengi Ne? (2000)
 


(Sevdanın Rengi Ne, Bahri Karaduman,
İzmir Atadost Yayınları, Mart 2000, 1. Hamur, IDEFIXE Fiyatı: 6,75 YTL)

Sevdanın Rengi Ne
Bahri Karaduman
Atadost Yayınları ; Türk Şiiri;
İzmir, 2000, 120 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.

 
Sevdanın Rengi Ne

en sevdiğin bile
seni anlamıyorsa
sevginin erdeminden uzak
senden uzak
sevdadan uzaksa eğer
üzülme küçüğüm
sevmek öylesine güzeldir ki
seveni yüceltir
sevileni değil
seni anlatamıyorsa sözlerin
gözlerin de anlamsız kalıyorsa
her şey renksiz
her şey sahteyse eğer
sen yine de sev güzelim
sen yine de sev
unutma ki
ne tepeler ne dağlar yücedir
yüce olan tek şey
sevebilen yürektir

(Kitabın İçinden)

YenidenEdebiyat
7.8.2006 - Bahri Karaduman
kategori: Kastamonululardan

HAKKINDA YAZILANLARDAN:

Eğer İstersek

KAzete okuyucularına sevgiler, selamlar... Ben bugün sizlerle eğitimin önemini paylaşmak istiyorum. Toplum olarak eğitim seviyemiz maalesef arzu edilen seviyelerde değil..
Özellikle kadın okuma yazma oranına bakarsak bu rakam daha da alt bir seviyede. Buna ailelerin kız çocuklarına farklı yak1aşımIarının neden olduğunu görüyoruz. Bence kız çocukları için de eğitim erkek çocuklar kadar gereklidir. Üç yaşına kadar çocuğun şekillenmesi ailede oluyor.
Toplumda eğitimli aileler olabilsin ki kişilikli çocuklar yetişebilsin. 2000'li yıllar Türkiye'sinde hala körü körüne inanılan batıl inançlar ve hurafe görüşler olmadan kendini sorgulayabilen, kendiyle barışık, özgüvenli çocuklar yetiştirelim ki bu çocuklar sağlıklı aileler kurabilsinler. Çünkü sağlıksız ailelilerde yaşanan üzücü olayları maalesef medyada üzülerek izliyoruz. Biz kadınla kendi sesimize yer veren Kazete'ye sahip olmalı ve bilinçli bir şekilde haklarımızı alabilmeyi karakterimiz haline getirmeliyiz.
Yasalar uygulama alanına girmediği sürece Medeni Kanun'da yer almaktan öteye gidemez. Biz kadınlar kendi haklarımız konusunda bilgilenmeli ve bilmiyorsak öğrenmeliyiz. Çünkü bir insan eğer bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsa mutlaka başarır. Hele bir de bunu isteyen bir kadın olursa... Çünkü biz kadınlar doğuştan kazandığımız analık içgüdüsü ile ne fedakârlıklar yapabilir ve büyük sorumluluklar taşıyabiliriz. Her bir çocuğu şekillendirip topluma örnek birer birey olarak yarının ailesinin temellerini kurarız. Yeryüzündeki canlılar içersinde en zor büyüyen varlık insan yavrusudur. Bu süreci yaşayan analar, sabırla ne güzel sonlara varılacağını bilirler. Biz sizlere Kazete ile yanınızda olduğunuzu hissettirmek istiyoruz. Daha da ötesini yapabiliriz... Yaşadığınız yörelere gelerek toplumda daha iyi birey olarak yaşayabilmeniz için aydınlatıcı bilgiler, konferanslar verebiliriz. Eğer sizden bu yönde istekler gelirse...

Sizlere Bahri KARADUMAN'ın "Sevdanın rengi ne?" adlı şiir kitabından seçtiğim "Doğan güneş sana doğru" şiiriyle veda ederken sevgiyle kalın, yarına umutla bakın diyorum.

Yeni doğdun bebeğim/ ne kadar da güzelsin
yüreciğinde yük yok / kin yok, kötülük yok
ne para ne ün / bir ten sıcaklığı tüm beklediğin
yüzüne vuran gün/ yarının olsun senin
bak nasıl da parlak/ yeni doğdun bebeğim
ne kadar da güzelsin/ yaşama hoş geldin.

Sevilay Dökmeci
Basın Yayın İl Müdürü
http://www.kazete.com.tr
BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:3 SAYI:17 NİSAN-MAYIS 2000 ISSN–1302–4566

Yaşam Bir Terazi mi?

Yaşam nedir? Dünyamızda yapılan bir yolculuk mu? Salt iki nokta arasındaki gel-git mi? Belki de hepsi bu tanımların... Yoksa yaşam bir renkler yumağı mı? Ya da yaşam çeşitli evrelerinde büründüğümüz renk armonisinin yarattığı bütünlük mü? Yaşam belki de bir sevgi iletişimi. Öyle ya yaşamımızın her anı bir sevgi paylaşımı değil mi sevgili Kazete okurları... İletişimsiz bir paylaşım olabilir mi? Sağlıklı bir iletişim kurulmadan yaşamda mutluluk sağlanabilir mi?

İletişim bu denli önemliyse, her birey bu kavramla özdeşleşerek yaşamında gerekli dengeyi kurabilir. Dengenin sağlanamadığı bir yaşam güzel olabilir mi? İçinde güzellikler yer alabilir mi? Evet, yaşamımız bir terazi belki de. Ağırlıkları oturttuğumuz, bunu yaparken de zaman zaman zorlandığımız ve bir gün (belki de hiç beklemediğimiz bir anda) boş kalan bir terazi. Hayat terazisinde dengeyi sağlarken kim bilir ne zor yollardan geçiyoruz... Belki de dünyaya gelmenin bedelini ödüyoruz böylelikle... Bence mutluluğu da kazanmak gerek... Çünkü yaşamda mücadele etmeden elde ettiklerimizin değerini yeteri kadar bilmeyiz.

Hayat terazimize uygun ağırlıklar yükleyelim ki o uygunluk ve onun yarattığı uyum yaşamımıza yansısın ve de uyumlu bireyler kazandıralım yaşadığımız dünyamıza. Bu dünya hepimizin, ona sahiplenelim ve onu koruyalım... Bir başka dünya ve başka bir hayatımız yok... Hayat yolumuzda hiçbir şey çizgimizi bozmasın ki hedeflerimize ulaşalım, arzu ettiklerimize kavuşalım.

Yazıma Bahri Karaduman'dan seçtiğim bir şiirle son veriyorum...

Seni sen yapan
Ne gözlerin ne saçların
Seni sen yapan
Yüreğinde taşıdıkların
Yüreğinde sakladıkların
Seni sen yapan
Yüreğine almadıkların
Yüreğinde taşımadıkların.

Sevilay Dökmeci TUNG
Basın Yayın İl Müdürü
http://www.kazete.com.tr
BAĞIMSIZ SİYASİ KADIN GAZETESİ YIL:4 SAYI:20 EKİM-KASIM 2000 ISSN-1302-4566

27.12.2007 - Bahri Karaduman
yazan: Anonymous
Bahri Karaduman tüm edebiyat dünyasının saygı duyduğu yalnızca şiirleriyle değil aynı zamanda usta dil yeteneğiyle de birçok oyuncu, sanat yönetmeni, yazar ve ozan yetiştirmiş bir aydındır.

T     A     D     I     M     L     I     K


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:


68'linin Türküsü

Belki Bir Yerlerde
Dudağımda Islık
Ebruli
Empresyonist
Gecenin Ötesi mi Aydınlık
Günbatımı
Işıklar Sönmeli mi ?
Kırmızılar Güle Maviler Göğe
Mevsim Bahar
O Yer
Ses
Sesin Olmadığı Yerde Ben..
Sevdanın Rengi Ne
Sonyazın Şiiri
Uğultu Yalnız Tepelerde Değil
Yanık Kahve

Bahri KARADUMAN

68'linin Türküsü

kırık bir dal gibiydi umutlar
yavaş yavaş soluyordu
yine de belki diyorduk
belki
bir sözcüğe sığınmanın koruganlarında
yaşamak neydi
bilmiyorduk

çok gençtik çok güzeldik
yarınlar bizden daha güzel olmalı diye
yarınlarımızı yiyorduk

bir kez ağlamadık
bir kez pişman olmadık

gülerek gittik
gülümsedik

bitti artık belkiler
tükendik
bir bir tükendik

toprak ağlamaklı toprak suskun
gün utançsız gün umursamaz
ağarıyor yeniden

gel hüzün uzat ellerini
korkuyorum artık
şimdi yalnızım yapayalnızım
uzat uzat ellerini

Bahri KARADUMAN

2000Ş Bekir Koçak: Gizemi Temmuzda Saklı/ Şiirler

10/1/2009 · Kategori: Kitap

alsah_arsivi.jpg k

Bekir Koçak, 1946 yılında Yozgat'ın Doğankent ( Peyik ) köyünde doğdu. Her köylü çocuğu gibi, yoksulluk içinde geçti çocukluğu. Yaşamı yazgı eline kalmıştı. 1960 yılında Mimarsinan (Pazarören ) İlköğretmen Okuluna girdi. 1966 yılında öğretmen okulunu bitirdi. Yurdun doğusunda, Bingöl'de bir, Muş'ta iki yıl öğretmenlik yaptı. Şiirleriyle çevresinin ilgisini toplayan ozan, maddi olanaksızlıklar yüzünden bu güne değin şiirlerini yayınlayamadı. Bu ozanın ilk kitabı, geleceğinden umutluyuz. Şiirlerini sizin de beğeneceğinizi umarız.
kapak : k. arıkan
Fiatı : 7.50 Kr.
ÖZEN Matbaası - Bursa Tell: 20074
(Özgürlüğün Elleri/ Arka kapaktan, 1975)

______________________________________________

(*) Bekir KOÇAK: Yozgat 1946 doğumlu. Şair. 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. O dönemin zor öğrencilik yıllarında şiirlerinde "Savaş CANOĞUL" adını kullandı.

YAPITLARI: Özgürlüğün Elleri (Şiirler, 1975), Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000)

T     A     D     I    M    L     I     K

BEKİR KOÇAK (*) / ŞİİRLER
______________________________________________

Seni Ağlamak
______________________________________________


Sevgili Adnan Yücel'in anısına,

teneke damlarında altındağı'nın
pas kokar is kokar şarap kokardı
kaçamak takılırdı o zaman gecelere
tek sözcükte aranırdı kurtluş/nerdesin
savrulan rüzgardı saçların
bulutsuz gürlerdi sesin

Bekir KOÇAK



AŞTIM YAĞMURU SELİ
BAHAR SANDIM KARA DÜŞTÜM
______________________________________________

acının resmini basarken gazeteler
gözlerin dostluğun saklandığı yerdi
yıba çarşısında 'ayko'da
taylan türküleri çalıp söylerdin
külüne düşman kesilirdi ateş
bir elin hasan hüseyin'de
özgen'deydi bir elin

Bekir KOÇAK



YOLA VURDUM SENİ ERKEN
YOL UZADI ZORA DÜŞTÜM
______________________________________________

kapılar şimdi kapandı işte
yokluğuna dayanılmaz
sensiz nasıl gidilir uzaklara
'acıya kurşun işlemez' belki
bir temmuz sabahında kanadı yara

Bekir KOÇAK



UÇUP GİTTİN GÜN YURDUNA
TURUNCUDAN MORA DÜŞTÜM
______________________________________________

ozan sözü doğrudur elbet
nasılsa olacak bir gün
'yeryüzü aşkın yüzü'
çaresizliğin imgeleri düşecek dillerden
kolay düşmeyecek balıklar ağa
sırrına meydan okunacak zamanın
sevgin işlenecek doğaya
çökecek 'saraylar saltanatlar'
neresinde olursa olsun dünyanın

Bekir KOÇAK

alsah_226.jpg



alsah_arsivi_010.jpg k

alsah_arsivi_012.jpg k 

DERGİLERDE ŞİİR ( 28 ŞİİR )
______________________________________________


Ad Olduk Aydınlığa, (Ekin Sanat, Sayı: 35, Ocak 2009 )
Ankara Düşer Yüreğime, (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )
Aşkın Eli Tufan, (Damar, Sayı: 193, Nisan 2007)
Bu Gece Dinamit Lokumu Gibi Yüreğim (Yeni Toplum, Sayı: 15, Şubat 1977 (*)
Bunları Yazmaya 'Mecburum', (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )
Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )
Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )
Gözle Yürek Arası Susmak, (Ekin Sanat, Sayı: 26, Nisan 2008 )
Hasret Sevdanın Kendisi, (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )
Haziran Dendi Bize, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Mayıs 2008 )
Her Ölüm Fidan Dalı, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)
İşsizim Anne, (Ekin Sanat, Sayı: 31, Eylül 2008 )
Kaçıncı Bapta Musa ve Davut, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Nisan 2008 )
Konur Sokak Uçarı, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )
Küfür ve İnkâr, (Ankara Edebiyat, Sayı: 9, Haziran 2008 )
Oynuyor Yürekleri Otomatik Silahların (Yeni Toplum, Sayı: 19, Haziran 1977 (*)
Ölümü Ertelemek, (Ekin Sanat, Sayı: 23, Ocak 2008 )
Sav Evecen Bulutları, (Ekin Sanat, Sayı: 34, Aralık 2008 )
Selam Olsun O Canlara, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)
Sisli Deniz Ufku, (Ankara Edebiyat, Sayı: 10, Temmuz 2008 )
Sunaklar Suskun, (Ekin Sanat, Sayı: 29, Temmuz 2008 )
Susmalı Gece, (Ankara Edebiyat, Sayı: 13, Ekim 2008 )
Şehrin Ozanları, (Ankara Edebiyat, Sayı: 12, Eylül 2008 )
Utancın Güzelliği Yok, (Damar, Ekim 2000)
Yarının Gül Çığlığı, (Ekin Sanat, Sayı: 25, Mart 2008 )
Yeter ki Temmuz Olmasın, (Ekin Sanat, Sayı: 6, Temmuz 2005)
Yıldız Yavrusu, (Ekin Sanat, Sayı: 32, Ekim 2008 )
Yurt İçin Sevdalıyız Ölüme, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)

______________________________________________
(*) Savaş CANOĞUL İmzası ile Yayımlanan Şiirler

YURT İÇİN SEVDALIYIZ ÖLÜME
______________________________________________

dinleyin dinleyin dinleyin
- yurdumun köyleri - gecekondular
- yanı başımda bir kuytuda --
devrim türkü söylerken/bizi
lanetlediler

öteden/biraz ötede
sergilerlerken afişlerde çıplak kadınlar
kadınlar/işte o kadınlar
bunlar da «bizim kadınlarımız»
yürekte yara
cepte para
kadınlarımız...

dinleyin/ dinleyin/ dinleyin
yurdumun çocukları
kendi avuçlarınızı koklayın önce
en temiz sevi
en temiz ter
emek orada/ekmek orada
orada elele/yürek yüreğe mutluluk
halkın çoğulunda...

biliyorum/biliyorsun/biliyoruz
ölümü getirdiler yeniden
yılmayın çocuklar, yılmayın
bağlayın yüreklerinizi halka
dalga dalga savrularak
ekinlerce .devrilerek
yücelin/yücelin /yücelin..

çiçeğe durdu bahçelerimiz
bizim bahçelerimiz
yurdumun güneşi ısıttı
yağmuru suladı onları
çiçekleri, can çiçekleri
yurdumun çiçekleri çocuklarımız...
sevdalıyız ulusça şimdi
yurda sevdalı...

sevdalıyız ulusça şimdi
emeğe/ işe
yurt için ölüme sevdalıyız
yürekte ateş/ yürekte hız
dinleyin/dinleyin/ dinleyin
yurt için ölüme sevdalıyız...

Savaş CANOĞUL (Bekir KOÇAK)
(Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976

getattachment_001gee.jpg

Utancın Güzelliği Yok
______________________________________________

karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense
bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın
durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren
gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık
devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm
geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu

Bekir KOÇAK / Damar Dergisi Ekim 2000 sayısı

BAHAR ÖRNEĞİ GÜLÜŞÜN / ŞİİR
Bekir KOÇAK

BAHARIMIZ SENSİN (*) / ŞİİR
Bekir KOÇAK

Bize Gelen Kitap Ve Dergiler

10/5/2008 · Kategori: Kitap

BİZE GELEN KİTAPLAR VE DERGİLER

 ŞEHİR: Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni: İbrahim TIĞ. Yıl: 4, Sayı: 34,Mayıs 2008. Bölge Haber Gazetesinin Paralı Kültür Ekidir.Ederi: 3 YTL.Yazışma Adresi:Bölge Haber Gazetesi 67800 Devrek – Zonguldak.Tel- Fax: 03725568362. E-Posta: ibrahintig@gmail.com  Yıllık Sürdürüm ücreti: 30 YTL. Posta Çeki No: 1487201

ŞEHİR DERGİSİ’NİN 28. SAYISI

 Şair İbrahim Tığ yönetiminde yayına hazırlanan ŞEHİR Kültür ve edebiyat dergisinin 28. sayısı (Kasım-2007) çıktı.

 Derginin bu sayısında:

-Fosil /şiir/ Burhan Günel

-Yine O Şiir /şiir/ Fahrettin Koyuncu

-Yürümek /şiir/ Hamit Kalyoncu

-Rıhtımda Kalan /öykü/ Kubilay Bürgan

-Ateş Sözü /şiir/ H.İhsan Sönmez

-Şiir, Şairler, Kitaplar- 4 /tanıtım-eleştiri/ Bülent Güldal

-Gömü /şiir/ Tan Doğan

-Paylaşma /şiir/ Nefise Karataş

-Son Şarkı /şiir/ Müslüm Danaoğlu

-Edirneli /şiir/ Necdet Tezcan

-İyimser /şiir/ Bülent Top

-Ben Babamı İstanbul’da bıraktım/şiir/ A.Uğur Olgar

-Parkta Soğuktu Gece /öykü/ Erdal Atıcı

-Ellerine Yüz Sürüyor Suskun Ölümler /şiir/ Oğuzhan Soykan

-Hüzün /şiir/ Birsen Ateş

-Cengiz Aytmatov ve Onun Şaşı Okurları /eleştiri/ Mehmet Güler

-Sürüyor /şiir/ Özgür Boz

-Sularla Sevişir Köprüler /şiir/ Sedat Kısa

-Son /öykü/ Perihan Baykal

-Susarsa Uçurum /şiir/ A.Ziya Çamur

-Fahrettin Koyuncu ve Şiiri /eleştiri/ İbrahim Tığ

-210 /şiir/ Yusuf Civan

-Semazen /şiir/ Arzu Eşbah

-Kösnül /şiir/ Çetin Duran

-Adresiniz Eksik Mi? /tanıtım-eleştiri/ Erhan Tığlı

-Başka Bakışlarda Başkası Kalmak /gezi/ Tahsin Şimşek

-Yaza Yaşaya /tanıtım-eleştiri/ Fahrettin Demir

-Dur Dedim Gidene/ şiir/ Fadıl Oktay

-Yağmuru Islatmayan /şiir/ Mithat Yaban

-Şiirimin Vaftiz babası /şiir/ Atilla Er

    Derginin iletişim adresi: Bölge Haber Gazetesi/67800-Devrek-Zonguldak

Elektronik posta adresi:ibrahimtig@gmail.com

OYHAN HASAN BILDIRKI: ÇANAKKALE DESTAN

DESTAN

 

 

“Çanakkale Destan Destan”,  “Ömürlerinin on beşinci baharında Çanakkale’de toprağa düşüp, Türkiye’yi vatan yapanlara…” adanmış bir kitap. Kitabın yazarı Oyhan Hasan BILDIRKİ, kitabın basılmasını sağlayan seçkin insanı da unutmuyor ve 3. sayfaya şu notu düşüyor: “Aydın olma bilincini yüreğinde taşıyan, “aydınlatma” amacıyla yola düşen, aydınlattıkça aydınlaşmanın örneklerini veren Aydınlı ender seçkinimiz, Çanakkale sevdalısı

M. Kemal YILMAZ'a teşekkürlerimle.”

Bu ayrıntı, önemli. “Değer bilenin, değerlendirilmesi.” Birçok kişi ya da kurumlarca dikkate alınması gereken bir tutum. Sözün özü, bir kitabın hikâyesi. Ekler[[1]] bölümünde, bu durum ele alınıp işlenmiş.

“Çanakkale Destan Destan”[[2]], bir nehir roman. Kitap kendi aralarında özel adlar almış 12 bölümden meydana geliyor. Her bölüm kendi arasında bağımsız bir hikâye olarak da düşünülebilir. İlk hikâye Osman oğullarının Birinci Dünya Savaşı’na girişinin duyulmasıyla başlıyor, öteki bölümlerde tamamen Çanakkale Savaşları anlatıldıktan sonra, söz Kurtuluş Savaşı’na getirilerek 12’nci hikâyede bitiriliyor.

“Çanakkale Destan Destan”, gerçekten bir destan. Türk’ün Çanakkale’de yaptıklarının, yaşadıklarının ya da başkalarına yaşattıklarının romanı. Yazarın anlatım dili, Dede Korkut’u çağrıştırıyor. Sıkılmadan okuyacağınız şiir tadında bir anlatım yakanızı bırakmıyor.

Oyhan Hasan BILDIRKİ şu ilginç sözleriyle kitabın yazılış sebebini de ortaya koyuyor:

“Esirgeyen, bağışlayan Tanrı adıyla başlarım. Uzun geceler ve günler boyu düşündüm, tasarladım. Hemen bütün kaynaklarımızı araştırdım, inceledim. Görüp baktım ki, tamam bundan doksan iki yıl evvel, Çanakkale'de yarattığımız yiğitlik dolu günler, üç beş şairimizin mısralarında kalmış, onlar da okunmaz olmuştur. Yalnızca tarihi yaratan olaylarda büyümüşüz, şanlı tarihimizden bazı görüntüleri yakalayıp, nedense yazmaya fırsat bulamamışız.”[[3]]

Sıkıntı bilinince, söz, kaleme düşmüş ve “Çanakkale Destan Destan” yazılmış.

Sözü uzatmaktansa, rasgele seçtiğimiz bir alıntıyla yazımı sonlandırmak istiyorum.

“Yarasına aldırış etmiyor, Hamidiye'de Cevat Paşa'yı arıyordu. Haber verdiler, Cevat Paşa çıktı geldi. Adsız Bey'i karşıladı. Sordu:

- "N'oldu Adsız'ım?"

Adsız Bey, olanı biteni bir bir anlattı.

- "Yok bir şey Paşa'm. Kara dinli kâfir azıttı. Besbelli, Boğaz'ı aşmayı diledi. Tabyalarımızı topa tuttu. İngilizler Rumeli, Fransızlar Anadolu tabyalarını hedef alıp, bizi biraz zorladı. Askerlerimize bir şey olmadı. Tabyalarımız yıkıldı. Dedim ki Cevat Paşa'ma gidem. Olanı biteni, başımıza gelen halleri anlatayım. Kalktım, geldim."

Cevat Paşa, tez kurultayını topladı. Durumu tartıştılar. Alamanlar yıkılan tabyaların tamirini ve kuvvetlendirilmesini diledi. Cevat Paşa, uzun uzun inceledi. Son kararını bildirdi:

- "Tabyaların tamiri gerektir. Lâkin asker sayısının artırılmasını gereksiz buluyorum. Düşmanı Çanakkale'de karşılamalıyız. Nança olduğumuzu bütün dünyaya göstermeliyiz."

Görevliler ayrıldı. Orhaniye, Kumkale ve diğer tabyaları eski hallerine getirdiler. Kumkale'li Ali, Seddülbahir'li Koca Veli, Murat, Adsız Bey, Kara Duran ve daha nice erenler, canla başla çalıştılar. Savaşın cilveleri Murat'ı pişirmişti. İlk günlerin telaşı geçmiş, Murat, aslan kaplan kesilmişti. Bıraksalar, düşmanı derhal tepeleyecekti. Kahpe düşmanın, kancık düşmanın işi neydi bu topraklarda? Niçin yurdunu bırakmış, karşı yatan karlı dağların ardından, bunca denizleri tepip gelmişti? Besbelli ki, Osmanlı'yı öldü sandılar. Hanlar Han'ımızın adını, sanını unuttular. Kuruntuya kapıldılar. Kapılsınlar bakalım. Dünyanın kaç bucak olduğunu anca öğrenirler.

Murat, bu türlü duygular içindeydi. Bir ses işitti, baktı, gördü. Bileği güçlü, yüreği kavi, kara kaşlı, pala bıyıklı Kara Duran geliyordu. Kara Duran geldi, Murat'ın annacında durdu. At diledi. Murat söyleneni yapmak için seğirtirken;

- "Atlar iki olsun delibozuk. Gönlümüz yarışmak diler." dedi Kara Duran.”[[4]]

 

Herkesin okuması ve kendince dersler çıkarması gereken bir kitap. Son dönemdeki en büyük destanımızın hikâyesi.

 

ÇANAKKALE DESTAN DESTAN

Oyhan Hasan Bıldırki

(Nehir Roman)

 

Alperen Yayınları, Ocak 2008

160 s. Fi: 10 TL

 

Tekli ve çoklu siparişler için

İsteme Adresi:

oyhanhasanbildirki@hotmail.com

0 256 512 75 90

 


 

[[1]] Üç Tarih ve Bir Olay, s. 143-144 / Batı Cephesinde Değişen Ne Var? s. 147-148

[[2]] Çanakkale Destan Destan, Bıldırki Oyhan Hasan / Alperen Yayınları  160 s. Ocak 2008 Aydın

[[3]] Çanakkale Destan Destan, s. 4

[[4]] Çanakkale Destan Destan, s. 10

 

Yazar
Yayınevi
Etiket Fiyatı
ilknokta Fiyatı
Kazancınız
:
:
:
:
:
Mümtaz Tiftik
Artshop Yayıncılık
6,90 YTL
5,52 YTL
%20
Panayır Zamanı

“Bayramın üçüncü günüydü bugün. Bayramcılar, bizim köyümüz Bağışlar’a geleceklerdi. Köye bayrama gelenleri, Kapucular ve Hakkı Çavuş ağırlayacaktı.
Çerçici, köy meydanındaki, ceviz ağacının altına çerçiyi açmış, çocukları bekliyordu. Gençler birer çuval bulmuş, çuval yarışması yapıyorlardı aralarında. Kısacası bayram coşkusu devam ediyordu.”

Mümtaz Tiftik; Panayır Zamanı’nın da, insanın zamanda oluşturduğu, kültür birikimine tanıklık ediyor. Ahşabın tuhaf kokusu, daha ilk sayfadan merhaba diyor okura. Sokaklar arasında geziyor, panayır yerinde gezinen çocuklarla, sohbete dalıyorsunuz. Pazaryerleri, çarşı esnafı, kapı önlerinde, örgü ören kadınlar, öğrenciler en yakın dostlarınız. Sevgi Çayevi’nde, içtiğiniz bir bardak çay içinizi ısıtıyor. Bir ebru ustasının, el sürdüğü eski bir çeşmeden, su içmek ya da Şemsi Paşa’nın, yürüdüğü yoldan yürümek size iyi geliyor. Ahşap bir konağın merdiveninde soluklanan, yaşlı bir amca en yakın komşunuz olabilir, ya da bir ağacın gölgesinde dinlenen teyze. Kitabı okudukça, eskinin henüz bozulmamış, kent dokusu hemen sizi içine çekiveriyor. Hüzünlü ama bir o kadar da, farklı yaşam öyküleri ile karşılaşıveriyor insan, bu kitabı okuduğunda. Çünkü bu kitapta, insana dair olan her şey var. Bir de, ahşabın gizemli ruhuna dokunmak türünden bir duygu. Bu nedenle, Panayır Zamanı, dünle şimdiyi birleştirmek için bir fırsat. Özellikle de, değerlerin hızla önemini yitirdiği bir süreçte. Sanırız ki, okuyanda derin izler bırakacak bu öyküler.

BETÜL TARIMAN

ISBN : 978- 944-2493-87-8
Basım Tarihi : Şubat 2008
BİZE  GELEN KİTAPLAR VE DERGİLER

 BİZE GÖNDERİLEN KİTAP VE DERGİLER SİTE VE BLOKLARIMIZDA TANITILACAKTIR.

 TANITILMASI İSTENİLEN KİTAP VE DERGİLER İÇİN İLETİŞİM ADRESİMİZ:

 ALİ ŞAHİN: PULCULAR MAHALLESİ, HALİDE EDİP ADIVAR SOKAK NO: 15-2 37400 TAŞKÖPRÜ- KASTAMONU / GSM: 0542 783 78 74


2008Ö Mümtaz Tiftik: Panayır Zamanı/ Öyküler

28/2/2008 · Kategori: Kitap

Suela

Adın suela olsun aşk senin
Ömrün su gibi
Bakışın ela
Titresin dudağın hicazkar şarkıda

 Gökyüzü kusar öfkesini
Yıkar yapraklarını çınarın
Son mevsim gelmeden önce
Günahkarların

 Zaman bir atlı gibi terli yorgun
Vurur sağrısına yolculuğun
Dayanılmaz gün dönümü hasret yakar
Savrulur tez baharlara
İzlerinde yokluğun

 Sen mendilime sinmiş son gülümseyiş
Aşkım

Öylece kalsın

Moni

Yitik kentin
Serpilir yamacına gözlerin
Yankılanır ezgisi
İlk yazda


Yıkanır bedeninde bulutlar
Bozbulanık suyunda düşlerin
Aşka hasret salkım söğüt
Dilek tutar
Kırlangıç fırtınasında
Öper yanağından hayat

Tahta atları olmadı hiç
Ahşap konakların
Arka odalarında
Anahtarı Moni nin

***

Panayır Zamanı

Mümtaz Tiftik
· Artshop Yayıncılık
· Basım Tarihi : 02 - 2008
· ISBN : 978- 944-2493-87-8
· Etiket Fiyatı : 6.90 TL
· Bizdeki Fiyatı : 5.52 TL

İlgili Kategoriler
Hikaye [Edebiyat] ,

Bayramın üçüncü günüydü bugün. Bayramcılar, bizim köyümüz Bağışlar'a geleceklerdi. Köye bayrama gelenleri, Kapucular ve Hakkı Çavuş ağırlayacaktı. Çerçici, köy meydanındaki, ceviz ağacının altına çerçiyi açmış, çocukları bekliyordu. Gençler birer çuval bulmuş, çuval yarışması yapıyorlardı aralarında. Kısacası bayram coşkusu devam ediyordu. Mümtaz Tiftik; Panayır Zamanı'nın da, insanın zamanda oluşturduğu, kültür birikimine tanıklık ediyor. Ahşabın tuhaf kokusu, daha ilk sayfadan merhaba diyor okura. Sokaklar arasında geziyor, panayır yerinde gezinen çocuklarla, sohbete dalıyorsunuz. Pazaryerleri, çarşı esnafı, kapı önlerinde, örgü ören kadınlar, öğrenciler en yakın dostlarınız. Sevgi Çayevi'nde, içtiğiniz bir bardak çay içinizi ısıtıyor. Bir ebru ustasının, el sürdüğü eski bir çeşmeden, su içmek ya da Şemsi Paşa'nın, yürüdüğü yoldan yürümek size iyi geliyor. Ahşap bir konağın merdiveninde soluklanan, yaşlı bir amca en yakın komşunuz olabilir, ya da bir ağacın gölgesinde dinlenen teyze. Kitabı okudukça, eskinin henüz bozulmamış, kent dokusu hemen sizi içine çekiveriyor. Hüzünlü ama bir o kadar da, farklı yaşam öyküleri ile karşılaşıveriyor insan, bu kitabı okuduğunda. Çünkü bu kitapta, insana dair olan her şey var. Bir de, ahşabın gizemli ruhuna dokunmak türünden bir duygu. Bu nedenle, Panayır Zamanı, dünle şimdiyi birleştirmek için bir fırsat. Özellikle de, değerlerin hızla önemini yitirdiği bir süreçte. Sanırız ki, okuyanda derin izler bırakacak bu öyküler. BETÜL TARIMAN





T     A     D     I     M     L     I     K

PANAYIR ZAMANI

MÜMTAZ TİFTİK (*)
________________________________________

Taşköprü Kastamonu'nun en büyük ilçelerinden birisi olup Gökırmak havzasında yer almaktadır. İsmini Romalılar zamanında yapılmış ve hâlen kullanılmakta olan taş köprüden almaktadır. Ekonomik olarak zengindir. Burada kendir, şeker pancarı ve sarımsak yetiştirilir. Bu yüzden 60'lı yıllarda bir hafta süren panayırlar düzenlenir sosyal hayata hareketlilik gelirdi. Şu an aynı ilçede sarımsak festivali düzenlenmektedir.

***

Yazın bitmesiyle birlikte günler kısalmaya, güneş ışığının etkisi azalmaya başlamıştı. Kasabanın ortasında bir gerdanlık gibi pırıldayan Gökırmak artık hüzünleniyordu. Bu yıl geçen yıldan daha az gelen leylekler çoktan göçmüş yuvaları boş kalmıştı. Ağaçların yaprakları sararmaya, sokak aralarından odun testerelerinin sesleri yükselmeye başlamıştı.

Kadınlar evlerin arka bahçelerinde imece usulü tarhanalar karmaya, pazardan alınan, bağbozumundan getirilen domateslerle salça yapmaya, turşular kurmaya başladılar.

Cumhuriyet Meydanının köşesinde kestaneci kestaneleri kavurmaya, pazaryerinde Balıkçı Hamdi palamutları çifti 2.5 liradan satmaya başlamıştı. Çocuklar sokaklarına dönmüştü Kimi topaç çevirirken kimi misket yuvarlıyordu. Akşam üstleri ise Kuştepesi'nden bırakılan çubuklu uçurtmalar gökyüzünü süslüyordu.

Kısacası tüm bu olanlar yaz mevsiminin bittiğini anlatır gibiydi. Okulların açılmasına az bir süre kalmıştı. Yeni heyecanlar çocukların gözlerinden okunuyordu. Ben de okulun açılmasını dört gözle bekliyordum. Bunun nedeni, okulu çok sevmem değildi, okulların açılışından birkaç hafta sonra kasaba çıkışında kendir işleme fabrikasına giden yolun her iki tarafına kurulacak panayırdı.

Panayır bir hafta sürer, bu bir hafta boyunca çevre il ve ilçelerde üretilen ne varsa burada sergilenirdi. Sergilerin düzenli olması için belediye yolun sağ tarafına düzenli dükkânlar yaptırmıştı. Belediye yaptırdığı dükkânları, panayıra gelen esnafa kiralardı. Ev ihtiyaçları belirlenir, panayırın gelmesi beklenirdi. Burada hem bol çeşit olur hem de ucuz alınır ne zaman alındı diye sorulduğunda ise "Panayır zamanı aldık..." denirdi.

Tüm hayatım boyunca unutmayacağım heyecanları burada yaşadığım için belki de yolun sol tarafının benim için ayrı bir önemi vardı.

Artık okullar açılmış dersler başlamıştı. Akşam üstleri okul çıkışlarında çantayı yüklenip kestirme yoldan bir nefeste kendimi panayıra atardım. Yolun sol tarafında renk renk çadırlar, her çadırın da ayrı bir heyecanı vardı.

Büyükçe süslü çadırın önünde büyükçe bir bez afiş, afişteki resmin alt tarafında Deniz Kızı Eftelya'nın okyanustan geldiği yazılıydı.. Afişin önünde küçücük bir çocuk, kara bir yılanı eline almış bir o tarafa bir bu tarafa çeviriyor, "Afrika ormanlarından geldi." diye bağırıyordu.

Yirmi beş kuruş verdim, girdim çadıra. Uzunca tahtalardan yapılmış sıralara oturdum, renkli ampullerle süslenmiş sahneyi izlemeye koyuldum. Sıralar dolmuştu, benim tüm beklentim Deniz Kızı Eftelya'ydı. Adamla şempanze çıktı önce. Salıncakta sallandı şempanze bir süre, adamın şapkasını alıp kaçtı ortalıktan. Bir kılıçlı adamla bir küçük kız çıktı sahneye. Bir de büyükçe sandık getirildi. Küçük kızı sandığa yerleştirdiler. İlginç giysili adam elindeki kılıcı sandığın orasına burasına sapladı. Tahta sıralardan çıt çıkmıyordu. "Eyvah!.." kızcağız ne olacaktı. Sandık açıldığında kızın sapasağlam olduğunu gören izleyicilerden bir alkış koptu. Ya ayının tef çalarak oynatılması... Islıklar, gülmeler gırla gidiyordu. Deniz Kızı Eftelya beni hüsrana uğrattı, nerelerdeydi bir türlü öğrenemedim.

Gün akmış, akşam olmuştu. Diğer panayırcılarla evin yolunu tuttum. Bugün okulu kırıp kırmama konusunda kendimle hesaplaştım. Okuldan kaçmak hiç yapmadığım bir şeydi. Yine de okul çıkışını bekledim. Bir okuldan çıktığımı bir de panayır yerine geldiğimi hatırlıyorum. Kan ter içinde kalmışım. Akasya ağacının altında kovalar içinde satılan gazozlardan almış dinlenirken onu görmüştüm. Sarı saçları, kırmızı mantosu, hafifçe gülümsemesiydi anımsadığım.

Kocaman bir arsayı dikenli tellerle çevirmişlerdi. Bir kapı yeri vardı girip çıkılan. Kapıdaki amcaya yirmi beş kuruş verdim başladım beklemeye, çünkü yirmi beş kuruşa o arsanın içinde bir saat bisiklete binecektim. Kiralık bisiklete binenleri ve bisikletleri incelemeye koyuldum.

Sarı kazaklı çocukla bindiği kırmızı bisiklet ilgimi çekti. Sürenin bitiminde sarı kazaklı çocuktan kırmızı bisikleti aldım. Bisiklet benim olmuştu sanki, mutluydum. Hiç değilse bir süre için. Bir saat ne çabuk da dolmuştu. Arsadan dışarı çıktığımda tek gidebileceğim yerin salıncaklar olduğunu düşündüm. Ağabeyler küçüklerin salıncaklarını yakalayıp sallıyorlardı ki ıslıklar, çığlıklar birbirine karışıyordu. Tüm cesaretimi toplayıp salıncağa bindim. Nasıl da savuruyordu insanı, indiğimde renkli ışıklar yanmış dönüş yolu görünmüştü.

Bugün kardeşimle birlikte panayıra gitmeye karar verdik. Tabi okul çıkışı. Ben kardeşime göre daha tecrübeliydim. Onu panayırda gezdirecek, salıncağa, bisiklete bindirecek, ona gazoz ya da dondurma alacaktım. Öyle de yaptım. Daha sonra silindir şeklinde kurulan çadırın üst balkon gibi olan kısmına diğer izleyicilerle çıktık. Silindirin iç kısmında iki tane motosiklet büyük gürültülerle çalışıyordu. Motosikletlerin üstüne binen adamlar büyük bir hızla silindirin iç duvarlarında dönüp duruyorlardı. Her dönüşte alkış kopuyor, motorun sesi gittikçe artıyordu. Bir ara adamın biri motosikletin üstüne çıktı. Göğsünden çıkardığı bayrağı iki eliyle tuttuğunda alkışlardan motorun sesi duyulmaz oldu. Sesleri yavaşlayan motorların bir süre sonra gösterisi bitmiş oldu. Biz bu gösteriden ayrılırken arka tarafta bulunan çadırdan da alkış sesleri yükseliyordu. Dönüş yolunda patlamış mısır aldım kardeşime.

Bugün Perşembe, panayırın dördüncü günü. Sabah okula giderken bir miktar cep harçlığı aldım annemden, okul çıkışına hazırlık. Sınıf arkadaşlarımla gideceğiz panayıra.

Panayır yerine geldiğimizde diğer okul öğrencilerini, kadınları, adamları gördük. Orası epey kalabalık olmuştu. Halı, kilim, tas, tabak gibi birçok şeyin satıldığı panayırın sağ tarafında bir curcunadır gidiyordu.

Arka tarafta tüfek atış yerleri vardı. Kimi arkadaşlarım halka yuvarladı, kimisi de tüfekle atış yaptı. Nedense ben arkadaşlarımı izlemekle yetindim. En güzeli turşucu Hüseyin amcadan bir bardak lahana turşusu almaktı. Sonra da turşunun suyunu içmek.

Dönüşümüz bir âlemdi. Uzayıp giden kalabalığın içerisinde türlü türlü giysilerle insanlar, biten bir günü uğurluyordu. Çalan plaktaki türkü ise:

"Oy güzel güzel, / Salınır gezer" diyordu.

İşte ben bu arada yine onu görmüş, onunla bir an göz göze gelmiştim. Panayırın bitmesine az bir zaman kalmıştı. Bugün günlerden, cumaydı. Cumartesi güreşler, pazar günü ise at yarışları vardı. Panayırın bitmesini hiç istemiyordum.

Cuma günü gittiğimde cambazları izledim. Saatler süren gösteride hiç ses çıkmıyor, seyirciler nefes bile almıyorlardı. Gösteri bitip cambazlar yere indiğinde "yaşa, varol!.." sesleri ortalığı inletiyordu. Panayırda bir çok çadıra girmiş, birçok oyunu görmüştüm. Yalnız bir çadır vardı ki çocukları almıyorlardı. "Orası da eksik kalsın" dedim kendi kendime.

Cuma akşam yemeği sonrası babamla annem cumartesi günü ne yapılacağını konuşmaya başladılar. Babam neredeyse kışın gelmekte olduğunu evde bir sobaya, misafir odasında da bir kilim ya da halıya ihtiyaç olduğunu söyledi. Annemin ise belki ufak tefek bazı eksiklerini panayırdan tamamlayabileceği söylemini ya duydum ya duymadım. Uyumuşum.

Ertesi gün ev halkı hazırdı. Ben ve kardeşim mutluyduk. Anne ve babamızla panayıra gidecektik. Cumhuriyet Meydanına geldiğimizde faytonların panayıra gidecekler için sıra beklediklerini gördük.

Panayır çok kalabalıktı. Cumartesi günleri çevre il ve ilçelerden birçok gelen olur, alış veriş yapar, güreş ve at yarışlarını izledikten sonra pazar günü ayrılırlardı.

Annemle babam alış veriş yapmak için dolaşırken ben ve kardeşim bisikletlerin, salıncakların, dönme dolapların olduğu yere çoktan ulaşmıştık. Davulcu ve zurnacı yöresel kıyafetleriyle hiç durmadan çalıyorlardı. Bu, öğleden sonra çayırda yapılacak olan yağlı güreşlere davetiyeydi. Güreşler saatler sürer, sıkıntı verirdi o yüzden güreşleri pek sevmezdim.

Panayırın son günü heyecan ve hüznün yoğunlaştığı bir gün olurdu benim için. Çeşitli kategorilerde yapılan at yarışlarını izlemek büyük keyif verirdi. Bazı atlar favorim olur, birinci gelemezlerse üzülürdüm.

At yarışları panayırın finaliydi. Bitiminde dönme dolaplar, salıncaklar, bisikletler, çadırlar yavaş yavaş toplanır, kalabalık da evine doğru yola çıkmış olurdu.

Ben adını ve kim olduğunu bilmediğim kırmızı mantolu kızı artık göremeyecektim. Tâ ki gelecek panayıra kadar.

(*) Göl Anadolu Öğretmen Lisesi Md. Yrd.
KASTAMONU
______________________________________________

Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Yıl: 6, Sayı: 71, Ocak 2006

« Önceki ::