15/5/2009 · Kategori: Siir
TEMMUZDU TELGRAFIN TELLERİ
öfken ben miyim?
yangın sonrası sesim mi?
ilk kibrit suçsuz ilk ateş
yalancı gözyaşları caddeler
geceler diz çökmüş önümde
tam kıstırılmışken tam dört elli
yavrusu ağzında üşümüş kedi
geç git istersen
kireç rengi elin yüzün al götür
üstünde mürekkep koku su heyecan
sen gidersin sarhoşlar gider
aldırma yalnızlığına bu şehrin
yangın öncesiydi çoktular cana yakın
temmuzdu telgrafın telleri
ne ateş ne kül arzumuz ankara'nın beyleri
gözlerine köz düşmüş bir kadın
trenler gelir geçer saçlarından
çocuklar geçer günahsız akşamlar
bir oH amana kalır meydan
alınırsan küfrederim
düşümsün sevdam bir demet tütün
hayalimde sarı saçlı öylece
çiçekleri al bu gece serinlik gölgesin
bu gece suyu kesik ırmakların
aranır toprağımda anam su
biz gidelim o isterse gelmesin
bize yabancı babil
o bahçede kerem ile aslı
binlerce yıllık aşk küllenen
ölüm koynumuzda yeryüzü utan
yiğit ana m kaya azmanı kibele
ocağın kör eşkiya bıçağı sürüngen
çim yeşili gözlerim
bilmeden kaçı göçü
sığındı her bahara güzel anam
nice ihanetlerinde akşamların
intiharlar yaşadı
döl yatağı perişan
doğum öncesi kızların
düğündü bağ bozumu
hüznün tan çiçeği oğullar
ikramın şarap mı beşiğim anadolu
tadı hattuşaş boğazkale hemşehrim
dünüm bugünüm yarına var daha
umudun nöbetinde
kanayan yaram
nerede buranın dağı tufanı soracağım
amasya'da kale var kalede ferhat
doğru söyle yeşilırmak nerede ferhat
yıldız mıydı şirin miydi hangisi
sivas mıydı ibrahim'in narı mıydı yanan
çobanlar masum ateşleri gül
sendin pir sultan kızılırmak küskün
hem ağıt hem utanç hem sis
zamanı ezberlemek tarihi bilmek neye yarar
verme dedim adresimi ölüme
kaleler yıkılmış kapılar açık
seni gidi firavun
sivas ellerinde sazlar yandı kime ne
utandım dersem inan
hayır etmez kılıç kalkan
numya kokusu piramitler gün ışığına düşman
sen miydin yusuf muydu öcü alınan
söyle ibrahim
sivas mıydı maraş mıydı boynu bükük
yanan kim yakan kim
söyle ibrahim ibrahim İbrahim
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 47-50)
28/4/2009 · Kategori: Siir
GECENİN YIRTILAN SESİ
bizi sizden sorarlar
sorarlar bizi
sorarlar bizi
yaşamın takviminde
yorulan sözcükleri
bozulan çarkı
burcu burcu kokuyu
mahmur gözde uykuyu
güneşi gökyüzünü
sorarlar
sorarlar
sorarlar
başkasının korkusu
korkusu başkasının
korkusu başkasının
hangi kuytularda saklanır
gerek yok hoşça kala
ölüm bizi tanır
yar yüzünde
sevdalarda
aşklarda
ışkın süren dallarda
ölüm bizi tanır
kırım sayılır aç karınlar
aç karınlar
muhtaç karınlar
sarsılan yeryüzü
kaçıncı kırığında fayın
böler uykuları
dağ uyanır salkım saçak
çocuk uyanır
dar gelir köşe bucak
dar gelir
dar gelir
dar gelir
yüz göz olan
kem söz olan
gecenin nakşı
çığlığı tez atlılar
ele güne karşı
arzın merkezi
küf rengi çamur
kaynayan deniz
dili suskun
dili biz
hüznü vurgun ayrılıklar
üşüyen kucak
yırtılan gecenin sesi
gecenin sesi
şaşkın düşer surlara
şavkı yavan bir an
alnın ortası bulut
aranan adam
yüzün senin olsun
keşkeler senin
hoş geldin sularında
ötesinde sezginin
kol kırık sayılsa da
yen içi ayıp
sorunları saklayıp
kolay mı yarınları kurmak
geç vakit
geç vakit
önü kesilen biziz
afişlerde resmimiz
kıyılan vurulan
ülke ülke savrulan
tarihin hükmünde
bitmeyen öfke
zindandan mezara
birileri peşimizde
yürüyor sinsice
yel eser yol incelir
yol incelir
söz usanır nazından
incecik nar dalına
uzanır ağır aksak
yoldaş arar direncine
yaşlısına gencine
umutlar sağılır
sürgün can borcu değil
emek emek
bellek bellek
zora karşı bilenmeli
inmeli alanlara
alanlara inmeli
Bekir Koçak
Gecenin Yırtılan Sesi (Ekin Sanat, Sayı: 36, Şubat 2009)
Gözle Yürek Arası Susmak
1
Gözlee yürek arası susmak
Bırak zulada kalsın küfründen uzak
gem vurulmaz
sesim sesine küheylan
düş gizinde taylar
yelesi kıvılcım
hırçın toynak
sırtında ne var
deseni nedir gömleğin
el emeği sağır olmaz
ter zamana geçer
tırrmandıkça merdivenleri
uyanır aydınlık
ufukta bizi bekler
ülkesi yok ki muradın
çokça hüzün var
çöktükçe eskitir yüzü
gönül alevlenir
geçer iklimden iklime
ustünde gözleri narın
toprak kokusu havada
oyuncakları çocukların
çiçek mi kurşun mu
buna ne denir
lepiska sarısı muş
Bitlis ki türkülü dere
Tütünü hasret giderir
Yarasında ince bir sızı
Umudun yüzü tebessüm
Bir adım ötesi zorba çıkmazı
2
İnka güzelliği düş
Uygarlığı yitik maya
Hesabın içinde onlar
Kübalı Venezüellalı dünya
Şekerkamışı purosu havana'nın
Ürünlerin en güzeli
Vardiya saati
EI üstünde el
Karanfil sevdalısı sabahlar
Onur hastası fidel
Petrol isyanı karakas
Türküsüne katar okyanusu
Keskin bıçak
Kör bıçak
Üstünde oynar karıncalar
Erkeği kadın kadını erkek
Özgürlük sancısı dalgalar
Arıtır tuzundan suyu
Su biter deniz biter
Sınır tanımaz emek
Bekir KOÇAK
Gözle Yürek Arası Susmak, (Ekin Sanat, Sayı: 26, Nisan 2008 )
Hasret Sevdanın Kendisi
can bedeni vurdu
ölümü soğudu zaman
aklımda çocukluğum
sevgi masumu göründükçe
göçebesi oldum kentlerin
kayboldum
elleri günaydın güneşi okşar
sorgular gizini yaşamın
hasret sevdanın kendisi
aşar arsızlıkları
sevgiye koşar
aklın düşünde yaşamak
bu meydan bu tren bu ray
dal uçları gün aydınlığı
uzağı yürek bungusu
olmazlanır kadim ayrılık
öfke işe yarar
ağırdan alır türküler
başlangıcı muştulu haber
gizlidern ses verir
yazar günlüğünü acıların
tanıktır zamana dört duvar
sen dokundukça
saçlarım düğüm
çözümü güç sorunlar için
sevda nedir ki öldüğüm
alfabeden bir yaprak
aşkın "a"sıyla acının "a"sı yan yana
dili tutulur baharın
deşilir yarası uçurumların
dağ doruğu buzullar
akar ateşine umudun
kül ve kömür bana kalır
acının yumağında her soru
yanıtı sabırda saklı
eylemin sabra direnci
uzatma diyor yılları
saati gücendirme
kuyuları kazarken iğne ile
aklında olan yenilik
zoru gülümseyen gece
kılı kıpırdamaz delilik
yol uzatır düşürür ağa
sen ben sözcükler
düştükçe tuzağa
çocuklar daha çok ağlar
bozduğumuz oyunlarda
şiirin ince dili
ayların adı önemli değil
"yükte hafif pahada ağır".
Yükle yüreğine ne varsı
Hoşça kala uzak dur
Tut elinden yürü
Aldırma soğuğa sıcağa
Bekir Koçak
Hasret Sevdanın Kendisi, (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )
Haziran Dendi Bize
bırakıp gittiniz
suların hırsında bizi
üstümüzde kaldı gözleriniz
mavi boncuk sabrı sabahlar
kahve telvesinde hüzün fısıldar
kulaklarımıza "dağlarımıza
gelince bahar" susar çanları
şehrin
bırakıp gittiniz camlarda
kaldı adımız haziran
dendi bize okunan
romanlardık
siyah beyaz resimler
aşk namustu terde
sonsuzluk isyanı ateş
zaman bizimle tutsak
gönlümüz asi
rüzgar diner bulut eser
kahrolmak aczi midir kuşun
uçmak yalansız günlere
güzelliği olmalı kurtuluşun
bırakıp gittiniz
evlerimizde barut kokusu huzur ne
susar ne söz dinler
uçar gelinböceği
kanadı kanlı bulut
parmak ucu dal ~eğil
gün görmüş derler önce
ömre çekilir sur
söylenenler duyulmaz
bıçak sırtı çizgide
Bekir Koçak
(Ekin Sanat, Sayı: 27, Mayıs 2008 )
HER ÖLÜM FİDAN DALI
kazım koyuncu'ya
ağırlanmak kutsal yontularda
yıkarken deniz köpüğünü
alışkın değilse de karadeniz
radyasyon lekeli çay yeşili toprakta
düşünmeden dölüne ihaneti
titreyen bir gülümseme
gencecik ince
hangi makamdan şimdiki fırtınalar
kim olduğunu bilmiş gibi
çağrılı çağrısız
yola çıkılmış bir kere
nereye nasıl varılır bilmiyoruz
kona göçe bu zaman diliminde
tut kollarını kapıların
çalmadan yarını deli rüzgar
kaç bin kez kaç bin güvercin
çiçeklerken yanağımızı
içimizde bin bir sızı
sor kurtuluşu mustafa suphi'ye
aklın süzgecinde çağın
bunca illeti saklar niye
çernobil bulutları
bir batar bir çıkar
umuda ısmarlanmış ne varsa
karabataklar suların boşluğunda
titrek yürekli bebecikler
bırakmış ellerini anaların
emmiş derdi derman diye anzer balı
sunağında gençliğimiz ölümün
"her ölüm erken ölüm"
her ölüm fidan dalı
Bekir KOÇAK
Her Ölüm Fidan Dalı, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)
İşsizim Anne
öfkem ne kara zeytin
ne sıcak çorba
işsizim anne
kederle doluyum
boş olan ne var
çizilmiş sınırı yaşamın
içinde ömrüm karamsar
tökezler at misali
umuda bağlamak kolay mı
görünen hali
yat kat saltanat
yarına kalacak mürüvvet
yapaydır olanlar
kalkınan ülke
bireysel ayrıcalık
emek ekmek demokrasi
“açıl susam açıl”
bize karanlık
top sakal yanık puro
içerik biçem poetika
bunlar yoksa şiirinde
ikinci yeni üçüncü eski
ucuz edebiyat
yabanın eli ensede
hak hukuk adalet dense de
bulunur her devirde ibrikçi
köşebaşları işsizlik
nefesi kokan işçi
umarsızlığa tutsak
sevdiğimiz kadınlar
sevgiye aç emre uzak
avuçlarında yıkık kuleler
özü bizde tanrıların
isyanı erken başlattık bilirsiniz
bize spartaküs derler
serez çarşısı var bir de
kanadı yaralı kuğudur alnımızın
dört yandan sarıldığımızda
ırmaklarca duru dingin
çınar köklerince ulu
ateşi solur Bedrettin
tarih sayfaları ışıyan
saçları rengi sabrın
dehşet açıksa bugün
ihanet aramızda kin
lakin sevda şiiri değil bu
sevda soluksuz
kara göz kara kaş mı derdimiz
sokaklar evler bizim için
ardında barikatın
toprak çamur taş
koyun koyuna bizimle
yüzümüze kapandıkça kapılar
işsizim anne
Bekir Koçak
İşsizim Anne, (Ekin Sanat, Sayı: 31, Eylül 2008 )