Datça Edebiyat Günleri / Emine AZBOZ

31/8/2009 · Kategori: Haber/İzlenim

Bugüne dek Datça'da pek çok kültürel etkinlik yapıldı. Lakin “Edebiyat Günleri” yapılacağı aklıma gelmemişti hiç. Sürpriz oldu benim için. Haberi, Karadeniz'in bir köyünde aldığımda doğrusu hem şaşırdım, hem sevindim.

 Eskiden “Can Şenliği” adıyla yapılan etkinlikler, bu yıl bağımsız olarak, farklı bir yöntem izlenerek gerçekleştirilmiş. Remzi Özkan'ın anlattığına göre Edebiyatçılar Derneğinden arkadaşlar Datça'ya gelip Belediye Başkanıyla görüşerek mekanları belirlemişler, sonra da 12-14 Ağustos tarihleri arasında Datça Edebiyat Günleri yapılması kararını almışlar. Bu tür etkinliklerde derneğin izlediği bu yöntem, bir ilkti belki de.. 

Burada bir ilk daha yaşandı kanımca: Davetli yazar ve şairler, belli yerlerden ve belli kişiler değil, “sen ben bizim oğlan” ise hiç değildi; katılımcılar yurdun çeşitli yerlerinden olması; ünlü ünsüz birçok yazara yer verilmesi ise takdire değerdi. Çağrılılar çeşitli yörelerden derlenmiş çiçek demeti gibiydiler. Bunu her kim düşünüp akıl ettiyse kutlarım.

Edebiyat Günleri, “Mekanım Datça Olsun. Beni kuzum Datça'ya gömün” diyen şair Can Yücel'in, yontucu Mehmet Aksoy tarafından yapılan “Cantaşı” adı verilen ilginç mezarını ziyaretle başladı. Çiçekler konuldu. Onun yaşam felsefesine yaraşır biçimdeydi mezar başındaki anma.. Türk Edebiyatının yüz akı şairi Nazım Hikmet'in Bursa'daki yaşamı Güney Özkılınç'ın fotoğraf sergisiyle ete kemiğe büründü Datça'da. Eline sağlık sevgili Güney.

Sonra Can Baba'nın eski Datça'daki Canevi (müze evi) gezildi, her zaman oturduğu Can Yücel Kahvesi'nde devam etti program sonra. Muzaffer İzgü'nün onur konuğu olduğu etkinliğe sıcağa karşın, ilgi yoğundu. Ünlü ozan Ataol Behramoğlu'nun yönetiminde Abdullah Nefes, Ahmet Entman, Ali Galip konuşmacıydı. Can Yücel'le ilgili konuşmaların yapıldığı, anıların anlatıldığı, şiirlerin okunduğu etkinliğe halk da katıldı söyleşiye; kimi soru sordu, kimi Canşiirleri (şair Yüçel'in şiirlerini böyle tanımlıyorum) okudu, kimi onunla ilgili anısını anlattı. Datça'nın aydınlık yüzüne ve Can Yücel'e yaraşan çok canlı, çok verimli bir toplantıydı bu. Katılımcıların konuşması ise doyurucuydu.

Akşamüzeri Nasrettin Hoca'dan el alan gülmece ustamız Muzaffer İzgü'nün Bülent Ecevit Kültür Merkezinde sunumunu yazar Gülseren Engin'in yaptığı “Gülmecenin gücü” konulu söyleşi görkemliydi. Yazarın yaşamı slaytlarla gösterilmesi hoştu. Gülmece Ustasının anlattığı “Devletin ayısı” dinleyenleri kırıp geçirdi gülmekten. Bu etkinliğin kalıcı kılan da gülmecenin gücüydü.

İnsanlar anlatılanın o denli etkisinde kalmış olmalı ki, gece amfi tiyatroda yapılan Nikbinlik Grubu'nun katıldığı “Şiir dinletisi”nden ve şirlerin okunmasından önce Gülmece Baba, alkışlarla sahneye davet edildi. Devletin ayısı bir kez daha anlattırıldı. Yükselen kahkahalar imbatın kanatlarında Simi'ye (Sömbeki adasına) ulaşmış olmalı. Sonra oğuz Tümbaş, Mine Ömer, Remzi Özkan, Hayri Yetik, (programı Datça'da unuttuğumdan) adını anamadığım şairler(özür diliyorum hepsinden) o gece ve daha sonraki geceler şiirlerini okudular. Halk ilgiliydi; hiç olmayacağı kadar.

İkinci günün etkinliği, yöre halkının “Ela” Rumların “Elaki,” Türklerin ise Sultan Reşat'tan ötürü “Reşadıye” dediği Datça'nın tarihi bir mekanında gerçekleşti; kaç asırlık olduğu bilinmeyen ulu çınarların altında yapılan etkinliğe yerli halkın katılımı ve ilgisi yoğundu. “Datça'da yaşamak, Datça'da yazar olmak” konulu bu etkinliğin konuşmacıları burada yaşayan Emine Azboz ve Suna Güler idi. Onlar duygularını, düşüncelerini paylaştılar dinleyenlerle. Yazarlardan sonra asıl ilgiyi çeken ise halktan okuma yazma bilmeyen, hiç okul yüzü görmemiş 88'lik Hasibe Nine oldu. Okuduğu Atatürk ve yurt şiirleri, dinleyenlerin gönül telini titretti. Sesinin tonunda kıvılcımlanan yankıyla, yurt gerçekleri ile iktidar ve aydın aymazlığı kırbaç gibi şakladı insanların yüzünde. Herkes buruldu önce. “Atatürk'ü hiç anlamamışız. Nereden nereye gelmişiz” düşüncesi, uyuşmuş vicdanlara cimdik attı Ninecik. Akıl tutulmasına uğrayanları silkeledi dut ışar gibi. Yüreklerde yazıklanmaya durdu vicdanların içsesi, acı gerçekler düşüncede çığlığa dönüştü Çınaraltı'nda.

Başından beri etkinliğin sunuculuğunu tiyatro sanatçısı Şebnem Gürsoy yaptı. Kent Parkı'nda “Anadolu Dergiciliği” konulu ilk etkinlikte konuşmacılar Özgen Seçkin, Ali Osman Özkılıç, Mine Ömer, Gülümser Çankaya, Hayri Yetik, Nikbinlik grubunun temsilcisi, Uğur İnanç'tı. Dergi çıkarmanın zorluğunun yanı sıra kapanan dergilerin hüznü, ağı gibi çöktü içimize batan güne karşı. “Medya ve iletişim” konulu ikinci etkinlikte ise görsel ve yazılı basının temsilcileri Hasan Uysal, Enver Aysever, Adnan Gerger, medyamızın içler acısı halini, meslek etiğinden yoksun gazetecileri anlatılırken, Datça'nın üzerine çöken alacakaranlık gibiydi içimize çöken karamsarlık. Anlattıkları nasıl da acıtıyordu içimizi, anlatamam. Üçüncü gün Bülent Ecevit Kültür Merkezinde yapılan ilk söyleşinin konusu “Türk Romancılığı” Yazar Özcan Karabulut'un yönettiği panelde Bursa'dan Şaban Akbaba, Antalya'dan Ahmet Üstün, konuyu akademik düzeyde ele aldılar. Yararlı oldu çok.

Aynı günün ikinci toplantı konusu “Yerel yönetimlerin kültür hizmetleri” Panelin yöneticisi Edebiyatçılar Derneği Sekreteri Ayça Bilgin, Datça'dan Orhan Keskinsoy, Bergama'dan Ali Osman Arıkan, Antalya'dan Ahmet Üstün'dü konuşmacı. Yerel yönetimlerin kültür etkinlikleri ve hizmetleri anlatıldı. Kültür kısırlığından nasıl kurtulacağımız tartışıldı, öneriler getirildi.

Sonra söz alan Edebiyatçılar Derneği Başkanı şair Gökhan Cengizkan “Datça Edebiyat Günlerinin gelenekselleşmesi” dileğiyle bitirdiği konuşmasının ardından, Belediye başkanı Şener Tokcan'ın yaptığı kapanış konuşması özeleştiri gibiydi.

Gece, Belediye Başkanın verdiği yemekle sona erdi Datça Edebiyat Günleri. Üç günlük yararlı, hoş bir etkinlikti yaşanan. Başta Başkan Şener Tokcan ve Gökhan Cengizkan olmak üzere emeği geçen, bunu kotaran, uzaklardan buralara kadar gelen herkese teşekkür etmek yazarlık borcum:Teşekkürler…

Bu etkinlikte yine bir ilke tanık olundu, bir ilk yaşandı. Genelde bu tür etkinliklerde Belediye Başkanı açılışı yapar, bir daha onu gören olmaz. Ancak Başkan Tokcan, başından sonuna dek programı izledi, konuşmacıları ilgiyle dinledi, üç gün boyunca yazarlarla şairlerle birlikte oldu. Bu kadarcık da Datça farkı olsun değil mi ya?    

Datça Expres; 29. 08. 2009

******             ******        *****

Delifişek İlkyaz

 

Emine Azboz

 

Ana tanrıçanın ipek eteği süpürür kışın günahlarını. O zaman kışın ucunda acı ilkyaz görünür, güneşin doğduğu yerden. Damdaki kar, çatıdaki buz erir, kanı kaynar yaramaz suyun. Yerinde duramaz akar. Arklar dar gelir ona. Oluklardan sonsuza akan suyun sesiyle ilkyaz gelir evrene.

Söz dinlemez arsız bir coşku, namlusundan fırlamış mermi örneği saplanır doğanın apak göğsüne, düş uykusundan uyanır. Gün, karanlık sabahların soğuk yorganına serer aydınlığını. Esen yel, kadife bir eldir sanki, ıpılık eser. Yaşamın aynasında yeşil gülüşüyle ilkyaz gelir dünyamıza.

Acıyeşil bir sancı saplanır toprağın böğrüne. İçine kıvrılır yer. Cemredir düşen suya, havaya. Tavını bulan toprağın üstünde buhar tüter. Toprak ananın telaşlı çırpınışıyla ilkyaz gelir kuzey yarımküreye.

Uyanır doğa, uyanır börtü böcek, uyanır dağ taş. Başlar toprakta bir telaş. Bir cümbüş dallarda, bir curcuna toprağı emziren bulutlarda, bir naz incecik bahar yelinde. Kibele'nin ışıktan saçlarında ebemkuşağı bir taç. Yere uzananlar duyar toprağın içten gümbürtüsünü. Çayır çimenin üstüne allarla morlarla serer çiçeklerini doğa. Kır çiçeklerinin tatlı ürperişleriyle ilkyaz gelir Türkiye'ye.

İlkyaz gelince mutluluğa, sevince açılır pencereler. Arınır kasvetinden evler. Temizlenir kederinden. Neşe saldırır içeri, bereket dolar ambarlar. Toprağı emziren bulutlarda, göçmen kanatlarda, yuvadaki yavru kuşlarda ivecen bir telaş. Leylekler gelince sevinç bağlar başını bacalar. Koşar çiçekten çiçeğe kelebekler, arılar. Hoplayıp zıplamasıyla onlarla yarışır sanki bulut gözlü buzağı. Papatyaların gülümsemesiyle ilkyaz gelir memleketime.

Sıyırıp atar üzerinden durağanlığını zaman, tıpkı insanlar gibi. Köklere yürüyen su gibidir insanların içine dolan coşku. Yürekler rengarenk birer uçurtma. Yaşlısı genci kadını kızı, çoluğu çocuğu yavaş yavaş gökyüzüne salar iç kıpırtısını. Damarlarında kanın kaynamadığını duymayan salt sayrılar mı sanki? Onların içinde de uç verir badem çiçekli bir dirim. Evreni kuşatan sevinçle ilkyaz gelir Datça'ya.

Ben mi? Zaten, ben, ilkyazım tepeden tırnağa. İlkyaz kokar evim. Yüreğim hep ilkyaz çünkü. İlkyazın gülleri açar içimde; erikler çiçek açtığı an. Yüreğime hoş geldin ilkyaz! Dünyamıza sefalar getirdin!

Türk Dili; Temmuz- Ağustos 2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »