İZMİR 14 KİTAP FUARI ÜZERİNE / BASINDAN
7/5/2009 · Kategori: Haber/İzlenim
İZMİR 14 KİTAP FUARI
Ayşe Yamaç
GÜN AKŞAMA DÖNÜYOR
İzmir’e indiğimde, Eskişehir yedi saatlik bir yolculuğun gerisinde kalıyor. Kordon’da, deniz kokusu eşlik ediyor kahvaltıma. Yorgunluğum, denizden esen imbatın serin okşayışlarında eriyor. Gözlerim maviye dalıp gidiyor, bir de çığlık çığlığa vapurları kovalayan martılara. Kanatlanıyor yüreğim. Zamanı durdurmak geçiyor içimden gülümsüyorum; okuyucularımı ve dostlarımı da deniz kadar, belki daha da fazla özlediğimi ayrımsıyorum; ama şu an maviye olan özlemimi dindirmeliyim; zaman, acımasızca koşuyor çünkü.
Fuarda bu yıl imzam yok aslında; yayınevim katılmıyor. Birkaç yayınevinin temsilciliğini yapan Aydın İleri’nin Anfora standına konuk oluyor, orada okuyucularımla buluşuyorum. Bilgin Adalı’yla tatlı itiş-kakışımız, bir hafta boyunca sürüyor. Aydın’ın sıcacık çay ve kahveleriyle yoğunlaştırıyoruz söyleşilerimizi.
İlk iki gün utandırmıyor bizi okuyucular. Fuar kalabalık. Üçüncü günkü panelimiz de – yirmi beş-otuz kişilik bir öbeğe seslensek de-çok verimli geçiyor. Nur İçözü yönetiyor paneli; Sevgi Koşaner’le ikimiz konuşmacıyız. Kendi kitaplarımı engelliler açısından kıyasıya eleştirsem de dinleyicilerin birkaçının kitaplarımı imzalatmak için çok hevesli oluşlarına şaşmadan edemiyorum. Sonraki iki gün fuar çok sakin. Bol bol kitap okuyorum. Perşembe ve Cuma günleriyse, yüzümüz gülüyor; imzadan başımızı kaldıramıyoruz; hayranlarımızla resim çektirmekten de…
Akşamları da benim için çok renkli… Öğretmen lisesinden, hatta ortaokuldan arkadaşlarım buluyorlar beni. Her akşam birkaçıyla yemeğe çıkıyor, eski günleri anıyoruz. Eee, dile kolay; otuz yıldan fazla zaman geçmiş o yılların üstünden…
Geleneksel günbatımlarımız ve enginar akşamlarımızın tadına da doyum olmuyor. Güler Özger’in ( Bu Yayınevi’nin eski temsilcisi; şimdiki Arma Kültür Sanat’ın sahibi) kurabiyeleriyle günün denizle vedalaşmasını izliyoruz önce…
Karşıyaka vapurları toplamış güneşi, götürüyor Kordon’dan. Yolcular, güneşin son saçlarına tutunmuş bakışlarıyla, maviyle yıkanıp kızılla soluyorlar havayı; ılık imbat esintisiyle oynaşıyor solukları. Bu, vapur değil düşler teknesi sanki. Çağlar ötesinde unutulmuş uygarlıklardan izlerle çalkalanıyor Ege. Dalgalar, kıyıdaki kumları okşuyor büyük bir aşkla. Gün utanıyor, koyulaşıyor kızıllığı. Kara bir bulut, usulca perde oluyor güneşin son demlerine. Gün, akşama dönüyor.
Enginar akşamları, yine Güler Hanım’ın hüneri. Fransız Kültür Merkezi’nin yakınındaki bir lokantada başlıyor akşamımız. Güler Hanım, enginar dolmasını kendi elleriyle yapıp getiriyor her yıl. Nur İçözü, Sevgi Koşaner, ben ve Güler Hanım dörtlüsüne bir bey eşlik ediyor. Geçen yılın konuğu Savaş Ünlü’yken, bu yıl Süleyman Bulut katılıyor aramıza. Beyaz şarabın eşlik ettiği kahkahalarımız çınlıyor nezih ortamda.
Gündüzleri okuyucularla ve dostlarla kucaklaşmamız- birkaçını unuturum belki diye isim yazmıyorum-, geceleri eski dostlarla söyleşiler derken, benim zamanım doluyor. Cumartesi sabahı güneşin ilk ışınlarına tutunup beni eve getirecek otobüse biniyorum; yüreğimde yaşanmışlıkların sıcaklığı, dudaklarımda gülümsemeyle.
26.04.2009, Eskişehir
Nermin Ekin
‘KİTABA YOLCULUK’
14. İzmir Kitap Fuarı ve etkinlikleri devam ediyor. Fuar kapsamında yayınevleri sadece kitaplarını satmıyor… Üç salonda konferanslar söyleşiler, paneller düzenliyor, şiir dinletileri yapıyor, yazarlar okurlarıyla buluşuyorlar. Alkımsanat’ta da ürünlerini okuduğunuz şairler yazarlar… Kemal Özer, Ahmet Günbaş, Ayşe Yamaç ve Mahzun Doğan… bu etkinlikler içinde yer aldılar. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ziyaretçiler bazı standlar önünde kuyruklar oluşturmuşlar. “Cumhuriyet Kitapları”, ”YKY” en çok ziyaret edilenler arasında.
Açıldığı ilk iki gün yaklaşık altmış bin ziyaretçisi olmuş fuarın. Bu yıl, geçen yılda ulaşılan sayıdan daha fazlası bekleniyor.
Fuar bu yıl sloganını “Kitaba Yolculuk” olarak belirlemiş. Kitaba yolculuk, “Kitapla Yolculuk” olarak gelişebilir belki. Bu yıl özel bir konuk ya da isim yok fuarda ancak; 23 Nisan’ı kapsaması nedeniyle çocuklara yönelik etkinlikler var. 22 Nisan’da başlıyor bu etkinlikler. Çocuklara şiirler, çocuk kitaplarının yazarlarıyla ve çocuklarla kitaplar üstüne söyleşiler, oyunlar ve halk dansları gösterileri…
26 Nisan’a kadar sürecek 14. İzmir Kitap Fuarı. Okumayı yaşamının bir parçası yapmış olanlar, on beşinci fuarı bekleyemeyecek, kitap almaya devam edecekler ama, gelecek fuarda daha ucuza satılan kitaplardan çokça almayı hayal edecekler.
*** *** ***
Değinmeler
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'
Annemin o sözünü hep anımsarım: 'Oğlum, derdi, yılan bile yerin toprağını gıda ile yermiş.' Dar zamanlarda yaşayanların tutumlu olmasını düşündüren bir söz. Bu anlayışı pekiştiren başka sözleri de vardı: 'Para dermiş ki, 'ben, beni kazanandan değil, tutandan korkarım' '. Bir çıkmaz sokakta yaşayanlar ne gibi zorluklardan geçtiklerini iyi bilir. Kendilerini aşmak, yeniden doğmak zorundadırlar.
MUSTAFA ŞERİF ONARAN
14. İzmir Kitap Fuarı'na giderken 'Kamerler Çıkmazı'ndaki doğduğum evi de görmek özlemi içindeydim. Gene kapı önlerine çömelmiş kadınlar vardı. Bu çıkmaz sokakta 60 yıl önce oturanları sordum onlara. Kimileri başka sokaklara, kimileri öte dünyaya göçmüşlerdi. Doğduğum evi satın alan bir yakınımız da, o pazar gününün tadını çıkarmak için, Kordon Boyu'na gitmişti.O çıkmaz sokağın en haşarı oğlanlarından biriydim. Nerde o eski arkadaşlarım şimdi? Nerde o ayağı nalınlı komşu kızları?Sonraları numara kondu bu sokaklara. Bizim 'Kamerler Çıkmazı' 1276 nolu sokağın bir girintisiydi. O çıkmaz sokağa ağabeyimin adı verilmiş, 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' olmuştu.Evlerinin önüne çömelen komşulara sordum:'Neden 'Âlim Şerif Onaran Sokağı' tabelası yerinde değil?''O evin duvarları yeni boyandı da, düşmüş olmalı. Tabelayı yeniden takmayı da unuttular galiba.'İçimdeki sevince bulaşan bir kederle, duyarsızlığa küsen bir kırgınlıkla bastonuma dayanıp gitmeden önce, kapı önünde çömelen kadınların çok bilmişine dedim ki:'Yıllar önce bu doğduğum eve geldiğimde emmi oğlumun gelini Melahat bana sahanda köfte yapmıştı. Ona selamımı söyleyin.''Kamerler Çıkmazı'ndan çıkmak, insanın kendinden kurtulması, kendini yeniden bulması anlamına gelmelidir. 'Çıkmaz Sokak' bir simgedir artık. Zor yaşama koşullarını yenerek yeni bir güne çıkanların simgesi.
BİR ÇIKMAZ SOKAK DAHA
'Alireisteki Çıkmaz Sokak' da Tarık Dursun K. için yoksul geçen zamanı nasıl yendiğinin simgesidir.Deniz Kavukçuoğlu soruyordu:'Tarık abi, Dönertaş'tan yukarı doğru çıkıyoruz. Altınordu kulübünü solda bırakıp Pazaryeri'ne doğru ilerliyoruz. Orada mıydı Alireis Mahallesi?Tarık Dursun K. içinden güler gibi, 'Biraz daha yukarı çık' demekle yetiniyordu.Biraz daha yukarda, bir çıkmaz sokakta, iki katlı bir ev. Çinko kaplı bir taraçası bile var.'Kamerler Çıkmazı'ndaki bizim ev de böyleydi. Bir arka avlusu vardı. Avluda taraçaya tırmanan bir asma, suyu serin bir tulumba.Tarık Dursun K.'nın 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan kurtulması, zor yaşama koşullarının üstesinden nasıl geldiğini gösterir. Üstelik daha 7 yaşlarında bir çocukken onları yalnız bırakan, çekip giden bir babanın boşluğunda kalmak, yaşama koşullarını daha da ağırlaştırıyordu.Orta öğrenimini, çok sonra, dışardan girerek tamamlayan bu özöğrenimli yazar, yaşamanın içinden geçerken önce neyi göreceğini öğrenmiş, sonra kendini geliştiren yazarları seçerken kişiliğini oluşturmayı bilmişti.Neyi göreceğini bilmek!Tarık Dursun K., neyi nasıl göreceğini şöyle açıklıyor:'İlginç bulduğum, bir hikâyem ya da romanımda tipleyeceğim kişileri seyretmeyi severim. Nasıl bakıyor, gözlerini nasıl kullanıyor, kaşlarının biçimi ne menedir, nasıl yemek yiyor, su içişi nasıl, bardağı nasıl tutuyor; konuşurken ellerini nasıl bütünlüyor, omuzları niçin düşük, niçin küskün ya da niçin bu denli coşkulu? Hep izlerim, hep gözlerim bunları. Bunlar birer montaj parçalarıdır. Günü gelir, kafamın içinden bulup çıkarır, birleştirir, bir hikâye ya da roman kişisine yakıştırırım' (TARIK DURSUN K., Tut Elimden İzmir, 'Benim Hayatım Bir Roman', Hazırlayan: Enver Ercan, TÜYAP TÜM FUARCILIK YAPIM, 2009).Önemli olan, bu davranışların öykü ya da romanda yer alması, kişilerin ruhsal yapısıyla yaşatılması, gerçekliği daha belirgin kılmasıdır.
YAŞANMIŞ GERÇEK
'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelenler her işe soyunmasını bilen, en zor koşullarda bile yaşamanın tadını çıkarmaya bakan, içi sevinç dolu kişilerdir.Tarık Dursun K.'yı otobüs biletçisi olduğu yıllardan tanırım. İnsanları gözlemlemenin ustası olan bu yazar, sıradan bir iş gibi görünen biletçiliği sevmişti.Bende iz bırakan bir gözlemi var:Belki bir emekli, belki bir öğrenci otobüsün camından uzaklara dalmış, yumulmuş avcundaki bilet parasını unutmuş gibidir. Biletçi üstelerse, şaşırmış gibi avcunu açacak, biletini alacaktır. Ama biletçi görmezden gelirse, denetçi de görünmezse, bilet almadan paçayı kurtaracaktır.Bu gözlem, ruhsal derinliği olan bir davranış biçimidir. Olayı gerçekçi kılan duruşların, bakışların, davranışların, konuşmaların arkasındaki ruhsal derinliktir.Tarık Dursun K.'nın öykülerinde, romanlarında bu ruhsal yeteneği tanıdığımız için yaşanmış gerçekliğin anlamına varırız. Sonra da o gerçekliği öyküye dönüştürmenin 'fırsat'ını ararız.Tarık Dursun K. bu 'fırsat'ı şöyle yorumluyor:'Hikâye yazmak bir 'fırsat'tır. Bunu zor elde edebiliyoruz. Kaygılarımızdan, korkularımızdan, savunmalarımızdan, ince hesapçılıklarımızdan, her an savaşa hazır, tetik üstünde beklemekten, çirkinliklerden, güzellikleri sakınmaktan, yorgunluklardan, kızgınlıklardan 'fırsat' çalabilirsek' (Benim Hayatım Roman).Zamanla 'yazma fırsatı', 'yazma tutkusu'na dönüşen Tarık Dursun K.'nın basın emekçiliğinden sinema ortamına, yayın danışmanlığından kitapçılığa uzanan çalışma alanı, hep yazma serüvenini kolaylaştıran ayrıntılardır.Kendi çabalarıyla yabancı dili de söken bu özöğrenimli yazar 60'a yaklaşan kitaplarıyla, yaşadığı bunca zamanı yazıya adamış görünüyor.Yazıya adanmış bir yaşama serüveni! Hem de nice engelleri aşmasını bilerek.Ama Nermin Hanım gibi incelikli bir öğretmenle evlenmeseydi, yazıyla uğraşarak yaşamaya katlanması, içinin sevinciyle insanlara bakması kolay olmazdı.'İyi, akıllı, duygulu bir kadındır karım' dediği Nermin Hanım, ev içi düzeniyle Tarık Dursun K.'nın zamanını çoğaltıyordu:'Eve bahçeden geçilip beton basamakla giriliyor. Dar bir hol. Sağda mutfak. Çok temiz, çok düzenli. Holden yemek salonuna, ordan da üç basamakla oturma odasına iniliyor. Çok camlı bir ev ve çok aydınlık. Çok kitaplı da. Evin egemeni kadın. Nereye bakılırsa anlaşılır. Onun titizliği, onun düzeni, onun kadıncıl dengesi duvarlardan yere serili halılara, kitaplıklardaki sıralı kitaplara, pencere kenarındaki Afrika menekşelerine, devetabanlarına ve kauçuk ağaçlarına dek çok belirgin (Benim Hayatım Roman).Oysa Ankara'da Kocabeyoğlu Pasajı'nda, ağabeyi Faruk Kakınç'la işlettiği 'züccaciye dükkânı'nı bırakırken, ağabeyi bana dert yanıyordu:'Şuna söyle Mustafa Şerif, ille de yazarlık diye tutturmuş. Yazarlıkla kim adam olmuş ki! İşte şurda gül gibi geçinip gidiyoruz.''Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan çıkan Tarık Dursun K., eşi Nermin Hanım'ın eli değen, bahçesinde Mayıs gülleri, yaseminler, hanımelleri açan o evde, hakkı yenmişliğine inanmanın aldırmazlığı içinde, yazarlığının işe yaradığını görüyordu.
ÜZGÜN DALGINLIK
Tarık Dursun K. gibi 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelip sineğin yağını çıkarmasını bileceksin de, yazarlıktaki hakkı yenmişliğe aldırmaz görüneceksin! Bu çelişkiyi anlamak kolay değil.Belki bunca birikimin getirisini yeterli bulmuyor, 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan bahçeli bir eve geçmenin sınıf değiştirme bilincine üzgün bir dalgınlıkla bakıyordu.O üzgün dalgınlıkta başka neler var?Bir zamanlar 'Bilgi Yayınevi'nin yayın siyasetini etkileyen bir yazardı. Ahmet Tevfik Küflü, katı ilkeleri olan o usta, onun bir dediğini iki etmezdi. Hangi köprüler yıkılmıştı da, Tarık Dursun K.'nın bakışlarındaki üzgün dalgınlık, belleğini eşelemeye aldırmıyordu?Oysa Küflü yayın kesiminin en çok vergi ödeyen adamıydı. Yazarının hakkını gözetmeyi onur sayardı. Ama Küflü, iletişim kurmasını bilmeyen, tepki gösterirken duygusallıktan kurtulamayan, kendiyle de barışık olmayan bir ustaydı.Peki, Tarık Dursun K.'nın onlarca kitabı 'Bilgi Yayınları'nda uykuya mı dalacaktı? O üzgün dalgınlıkta unutulmuşluğa bırakılan böyle bir duygu da var.Ahmet Tevfik Küflü gibi deneyimli bir yayıncı neden yazarlarıyla içten ilişkiler kurmasını bilmez? Neden yıllar yılı onunla çalışan yazarlar dargın ayrılmak durumunda kalır?Oysa Selim İleri, Doğan Kitap'tan ayrılırken yayınevinin yöneticisi Gülgün Çarkoğlu'nun gönlünü almasını bilerek Everest'e geçmiştir. Sırma Köksal gibi ayrıca değer verdiği bir yayın yönetmenini seçmiştir (Dünya Kitap, 'Arafta Bir ihtiyar', Selim İleri 60 Yaşına Yeni Bir Yayınevi, Yeni Desen Çalışmalarıyla Giriyor, Faruk Şüyun-Nermin Sayın, Nisan 2009).Gülgün Çarkoğlu, Sırma Köksal gibi başarılı yayın yönetmenleriyle birlikte, 'Bilgi Yayınevi' yayın yönetmeni Biray Üstüner'i de saymalı. Ahmet Tevfik Küflü deneyimli bir yayıncı olsa da ayrıntılardaki sorunlara karışmamalı. Yayın kesimindeki sürtüşmeler yazarları yeterince tedirgin ediyor. Kadınlara özgü duyarlıkla, yayın yönetmenleri, yazarların iç dünyasını daha iyi anlıyor.Yayıncılık kesimi içine düştüğü çıkmazdan birbirini kirleterek değil, daha iyiye yönelmenin dayanışması içinde kurtulmalı. Yayıncıların piri sayılan Ahmet Tevfik Küflü'nün yayınevinden kimler geldi geçti!Yayıncılık çıkmazından bedel ödeyerek de kurtulmak kolay değildir. Ben, 60 yıl önce bıraktığım 'Kamerler Çıkmazı'ndaki baba evini gördüğüm zaman, açıldığım dünyayı daha iyi anladım.Ama 'Alireisteki Çıkmaz Sokak'tan gelen Tarık Dursun K. nice yenilgilerden geçerken; o üzgün dalgınlığında, yaşamanın anlamsızlığına öfkelendi. Bulanık belleğini eşeleyerek erken ölen bir eşi, kansere yenik düşen iyi bir ağabeyi, bırakıp giden hayırsız bir babayı anımsadı.Eninde sonunda hepimizin bir çıkmaz sokağı var. Yaşamanın anlamına varmak, biraz boş vermesini bilmek, o çıkmazdan kurtulmaya bağlıdır.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Türkçe Günlükleri
FEYZA HEPÇİLİNGİRLER
24 NİSAN CUMA
İzmir Kitap Fuarı'nda da soruldu, okurlarımdan da bu konuda sorular gelmişti. Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk adı nasıl söylenir? 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eserinden Aşk-ı Memnu' anonsunu duydukça tüyleri diken diken olan tek ben değilmişim. O anonsla ne denmeye çalışılıyor? Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri diye kastedilen 'Aşk-ı Memnu' değil mi? Oradaki '-den' eki, o eserden yola çıkıldığını, ondan yararlanarak bu dizinin yapıldığını söylemek için konmuşsa alkışla karşılanacak bir durum; ancak kastedilen anlam bu olduğunda da öyle denmez. 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan (yararlanarak / esinlenerek / alınan ilhamla /uyarlanarak) dense' alkışlayanların arasına seve seve katılırım. 'O romandan esinlendik; ama çektiğimiz dizinin romanla pek ilgisi yok, aramayın.' demektir bu; takdir edilesi bir açıklama olur. Ayrıca da doğru olur; dizinin romanla 'çoğu bugün kullanılmayan kişi adları dışında- pek bir ilgisi yok. Kaldı ki 'memnu' sözcüğü de çoktan kullanımdan düştü. Ne diyelim peki, diyen olursa, işte doğrusu: 'Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri Aşk-ı Memnu'dan uyarlanan Yasak Aşk'. Gelelim 'Halit' adının nasıl söylenmesi gerektiğine' Şiar Yalçın olsa 'Biz büyüklerimizden hep böyle duyduk, böyle öğrendik.' derdi ki doğrudur. Biz de büyüklerimizden 'Halit' sözcüğünün a'sının uzun söylendiğini duyduk hep. Hakkı Devrim eski yazı bilmez; ama hâlâ 'vedası' demenin yanlış olduğunu, sözcüğün sonunda (Arap alfabesine göre elbette) 'ayın' harfi bulunduğu için, 'vedaı' demenin doğru olacağını iddia eder. (Bunu dedikten sonra bu konuya birkaç gün içinde dönmek şart oldu.) Onun hoşuna gidecek açıklama da ha ') ) sesinden sonra heceyi uzun okutan bir elif (' ) olduğunu söylemektir. Eski yazıda 'Halid' diye yazılan sözcük çoktan 'Halit' biçimini almıştır; ama baktım da dizinin başında yazarın adını 'Halid' diye yazıyorlar. Herhalde yazar, adını öyle yazardı diye düşündüklerinden. Öyle yazsaydı bile onların söylediği gibi okumazdı. Özetle, yazarın adı, 'Halit' diye yazılır ve 'ha' hecesi uzun okunarak söylenir. Uzun okunmasını sağlamak için de şapkaya (^) falan gereksinme yoktur. Halide Edip Adıvar'ın adı olan 'Halide' sözcüğü de böyle, 'ha' hecesi uzatılarak okunmaz mı? 'Halide', 'Halit' sözcüğünün dişilidir (müennesi) ve insanlar 'sonsuz, daim, ebedi' anlamına geldiği için çocuklarına bu adları koymuşlardır. 'Halide' sözcüğünde 'ha' hecesi kısa okunduğunda sözcük, 'dürterek bastırılmış, saplanmış' anlamına gelen başka bir sözcük olur ki bu anlamıyla kimse çocuğuna bu sözcüğü ad olarak koymaz. Abdülhak Hamit Tarhan, yeni yazıya geçildikten sonra, eskiden 'Hamid' diye dolu dolu söylenen adının 'ham - it' gibi 'Hamit' diye yazılıp söylendiğini duyunca, 'Ömrü ahirimizde (ömrümüzün sonunda) ismimizin sonuna bir 'it' eklediler.' diye yakınırmış. Halit Ziya da adının 'bakalit' der gibi 'Halit' diye söylendiğini duysa hele hele Türk edebiyatında bir başyapıt olan romanının, içeriğinden, duygusundan, tadından tümüyle soyutlanarak bambaşka bir hale getirildiğini görse mezarında ters dönerdi.
26 NİSAN PAZAR
Sözünü etmek için beklettiğim kitapların içinde sayıca en çok olanlar şiir kitapları. Hiç değilse bir bölümüne bu hafta yer vermeliyim. 'Sulu Boya Zamanlar' (Damar Yayınları) Yunus Yaşar'ın şiirlerini topladığı kitabın adı. Şiiri bölmek hoş değil; ama tadımlık birkaç dize aktarmamın en kısa yolu bu: 'sözler soru sağanağı basarken kenti / şiirden bir döşekte, çırılçıplak soyup uyuttu ayrılığı / suların altında gizlenen yalımtopu bir çocuk / yadsıdı zaman'. Erdal Eksert, kendi türettiği, ilk duyuşta 'göreceğim geldi' anlamını çağrıştıran bir sözcüğü ad olarak vermiş şiir kitabına: 'Göresledim' (Kıyı Dergisi Yayınları). Karadeniz'in soluğunu duyuran, Karadeniz'i özleten şiirler: 'Akçaabat iskelesinde demirleyen gemilerin / ışıklarında uyuyan martılara / yorganını örten Karadeniz // unutamadığım güz'. Aynı yayınevinin bir başka kitabı da Ömer Turan'ın 'Üryan ve İsyan'ı. Ömer Hayyam'a yazdığı mektupların ilkinde şöyle diyor Ömer Turan: ''bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik' / yerle gök arasında / yürüdük yalnızlığa'. Şahin Taş'ın 'Kısa Yaz'ını (Bayrak Yayınları), kitabının arkasına aldığına göre en sevdiğini düşündüğüm şiirle selamlayayım: 'gel / dalın halini anla / yaprağın kalbini işit / sağalt / yoğalt / çoğalt aşkı / git! // dalda sızın / kalsın'' Bu da Zeki Bostan'ın 'Alarga' (Kül Sanat Yayıncılık) adlı şiir kitabının arkasına aldığı şiir: 'gölge fotoğrafın tek gerçeği / tekrarı olmayan / yaşamın molasında bile'. Kül Sanat Yayıncılık'tan başka bir şiir kitabı: 'Yalnızlık Üşür'. Arzu Alır'ın şiirleri: 'ölesiye / korkuyorum / kaybolmaktan // kim verir / 'şehre kamyon arkasında gelen' / küçük kızın rengini?' Hayatında aşktan başka kayda değer hiçbir şey olmadığını söyleyen Mesut Albayrak'ın şiirleri Sone Yayınları tarafından yayımlanmış: 'Şiirbaz'. Aşk'lı bir küçük şiiri: 'Gözlerinde aşk / bir intihar valsiydi / Gözlerinde / aşk bir illüzyon'. Sone Yayınları'nın öteki şiir kitaplarını da anmalıyım: Fesih Vural'dan 'Askıya Alınan Sözcükler', Müşür Kaya Canpolat'tan 'Düşünceden İçeri', Abuzer Aldoğan'dan 'Gönül Tutsak', Nihat Kemal Ateş'ten 'Uçuruma Düşen Çığlık'. Volkan Şenkal'ın 'Yontma Can Devri'nden (Sobil Yayıncılık) minik bir şiir: 'İstemem dünya / Benim olmasın / Baharlar / Yangın yerleri / Masal Kuşları / Sana Kalsın'.
28 NİSAN SALI
'Bizim 'güle güle'mize ne oldu? Niye herkes 'hoşça kal' diyor birbirine?' diye sormuştum ya, Cüneyt Taner Tunca: 'Kurunun yanında yaş da yanar misali; 'güle güle' de 'Allahaısmarladık'ın yanında yandı gitti galiba. 'Allahaısmarladık'ın belki Arapça kökenli, belki dinsel çağrışımlı, belki sadece 'eskiliği' nedeniyle özellikle kentli yeni nesil tarafından dışlandığını; onunla özdeş olan 'güle güle'nin de bu nedenle terk edildiğini düşünüyorum.' demiş. 'Ben de tepkiliyim bu duruma. Ne yapıyorum biliyor musunuz? Havamda değilsem; 'iyi günler' falan diye yanıtlıyorum. Hatta; 'alahaısmarladık' bile diyorum onun 'hoşça kal'ına karşı. Havamdaysam, şaka yollu, hınzırca bir tebessüm ve bakışla, 'Ben gidiyorum; kalan sizsiniz.' diyorum ve ekliyorum; 'Güle güle'nin nesi vardı?' Bir an için afallıyor muhatabım. O kendini toparlayıncaya kadar da ben çoktan uzaklaşmış oluyorum rahatlamış bir şekilde! Bir de 'kendine iyi bak' yok mu? Ne münasebetsizce bir dilektir o! İçimden, 'İyi ki söyledin!' diyorum.' diye de eklemiş. Daha önce yazmış mıydım? 'Kendine iyi bak', eskilerin 'Kendine mukayyet ol' iyi dileğinin yerini aldı. Belki bundan belki de kulağımız iyice alıştığından çeviri yoluyla geldiği ilk zamanlardaki kadar yadırganmıyor artık.
www.feyzahepcilingirler.com feyzahepgmail.com
Yıldız Teknik Üniversitesi, Türk Dili Bölümü Çukursaray Binası Kat: 2, Barbaros Bulvarı-34349 Yıldız / İst.
Cumhuriyet Kitap; 7 Mayıs 2009
Balbay ve Manisalı için imzaladılar
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Yazarlarımız, TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında buluştukları okurlarımızla cumhuriyete bağlılık andı içti. Daha sonra Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Mustafa Balbay ve Erol Manisalı’nın kitaplarını, Cumhuriyet Yayınları Standı’nda imzaladılar. Gazetemiz Ege Bölge Temsilcisi Serdar Kızık, Server Tanilli, Alev Coşkun, Deniz Som, Oktay Ekinci, Sevgi Özel, Deniz Kavukçu, Şükran Soner, Ümit Zileli ve İlhan Taşcı’nın katılımıyla 3 No’lu konferans salonunda düzenlenen etkinlik yoğun ilgi gördü.
“Balbay olsaydı” adlı buluşmada ilk sözü alan Server Tanilli, yargı kararı olmaksızın bir kişiyi mahkûm etmenin insanlık suçu olduğunu söyledi. Alev Coşkun, cumhuriyet ilkelerine bağlılık adına bir arada olduklarını belirtirken Deniz Som, “Yurtseverlerin tepkisi bir tsunami dalgası gibi büyüyor. Bu dalganın altında kalacaklar” yorumunu yaptı.
‘Çimentomuz çok sağlam’
Oktay Ekinci, Balbay’ın, gazetemizin Ege Bölge Bürosu’nda çalıştığı yıllardaki bir ortak anısını anlattı. Deniz Kavukçuoğlu da, “Balbay bir süreliğine yok. Onun fikirlerini dilimiz döndüğünce biz seslendireceğiz” dedi. Sevgi Özel, “Asla yılgınlık göstermeyeceğiz, akıl ve bilim yoluyla haksızlıklarla hesaplaşacağız” diye konuşurken, Şükran Soner de, “Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar yanılıyorlar. Direnme noktasını unutuyorlar. Bizlerin çimentosu çok sağlam, yıkılmayız” dedi.
Ümit Zileli de, yurttaşların demokratik haklarını sonuna kadar kullanarak bu hükümetin gitmesi için elinden geleni yapacağını vurguladı. Serdar Kızık da, “Ev sahibi olarak son sözümü Mustafa Kemal’in, emperyalistlere attığı tokatı anımsatarak yapmak istiyorum” diye konuştu.
Cumhuriyet 19.04.2009
14. İzmir Kitap Fuarı, 306 yayınevi ve pek çok sivil toplum kuruluşunun katılımıyla açıldı
‘Kitap kurtları’ buluştu
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - TÜYAP tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle düzenlenen 14. İzmir Kitap Fuarı, kapılarını “kitap kurtlarına” açtı. Kültürpark Uluslararası Fuar Alanı’nda gerçekleştirilen etkinlik, 306 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 26 Nisan’a dek sürecek.
Fuar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Sırrı Aydoğan, İzmir Vali Yardımcısı Sait Topaloğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Aytekin Yılmaz, Milli Eğitim Şube Müdürü Zayide Mutlukan, etkinliğin bu yılki onur konuğu Tarık Dursun K. ve yazarların katılımıyla açıldı. TÜYAP Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, fuarın geçen yıla oranla yüzde 10 büyüdüğünü belirterek, “Geçen yıl fuarımızı 226 bin ziyaretçi gezdi. Bu yıl daha da artmasını bekliyoruz” diye konuştu.
Kavukçuoğlu, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konulan gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı’nın kitap fuarındaki imza gününe katılamaması nedeniyle üzüntülü olduklarını da vurguladı. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, gençlere okuma alışkanlığının kazandırılması gerektiğini söyledi. Tüzüner, fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 142 etkinliğin gerçekleştirileceğini de belirtti. Konuşmaların ardından etkinliğin onur konuğu Tarık Dursun K.’ya plaket verildi. Plaketi gazetemiz yazarı Server Tanilli’den alan Tarık Dursun K., Tanilli’nin demokrasi uğruna savaş verdiğini vurguladı.
Cumhuriyet Kitapları da fuarda
Cumhuriyet Kitapları, bu yıl da gazetemizin yazarlarını okurlarıyla buluşturacak. Dün Zeynep Oral, Sevgi Özel, Öner Yağcı, Deniz Som, Ümit Zileli, Ataol Behramoğlu, Bahadır Selim Dilek, Tarık Dursun K. ve Şeref Bakşık, okurlarıyla söyleştiler ve kitaplarını imzaladılar.
Cumhuriyet Kitapları’nın İzmir Dil Derneği’yle birlikte düzenlediği, “Tarık Dursun’un Dilinden İncelikler” söyleşisi de Ahmet Önel, Mehmet Atilla ve Özlem Fedai’nin katılımıyla gerçekleştirildi.
Bugün de Cumhuriyet Kitapları Standı’ndaki etkinlikler 3 No’lu salonda saat 13.15’te emekli Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk’ın kitabıyla aynı ismi taşıyan “İmralı’da Öcalan’a Soruldu” başlıklı söyleşisiyle başlayacak. Şalk, söyleşinin ardından 14.30-15.30 saatleri arasında Sabriye Okkır’la birlikte kitap imzasına katılacak. Cumhuriyet Kitapları’nda Hikmet Çetinkaya ve Serdar Kızık’ın imza etkinliği de bugün 15.30-16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
Cumhuriyet 24.04.2009
İzmir’deki Kitap Fuarı’nı Doğu’ya; Diyarbakır’daki çocukları Ege’ye taşıyabilsem
Ege’den Doğu’ya tüm çocuklar...
14 . TÜYAP İzmir Kitap Fuarı doludizgin sürüyor... Oradaydım. Fuarın orta yerindeki Cumhuriyet Kitap Standı doldu doldu, taştı; kuyruklar bitmek bilmedi; kucaklaşmaların sonu gelmedi... Bence bunun başlıca nedeni yazarlar ya da kitaplar değildi.
Bu yoğun ilginin başlıca nedeni, içinde yaşadığımız haksızlıklara karşı insanların içinde biriken öfkeydi, haksızlıklara karşı çıkma, isyan duygusuydu ve en çok da direnme tutkusuydu... Ege’nin 5000 yıllık aydınlığı yüzlerine yansımış insanlar... (Bu tanımlama benim değil. Deniz Kavukçuoğlu’nun.) İşte o insanlar Cumhuriyet standından ayrılmak istemediler gün boyunca! Bizlerle ama aynı zamanda özgürlükleri ve söz hakları ellerinden alınmış Mustafa Balbay ve Erol Manisalı’yla kucaklaşıyorlardı.
İzmir Kitap Fuarı’nda dikkatimi çeken bir nokta genç okurların, çocuk okurların bolluğuydu... Çocuk kitapları deyince Günışığı Kitapları’nın (Çıtır Çıtır Felsefe dizisinden Behiç Ak’ın kitaplarına) gönlümde çok ayrı bir yeri var. Ancak Cumhuriyet Kitap’ın başlattığı büyük forma, resimli çocuk ve gençlik dizisinin bunca popüler olduğunu görmek sevindiriciydi.
Bir zamanlar Cumhuriyet yazarları da çocuktu... Buradan hareketle çocukluk anılarını tüm çocuklarla paylaşan iki kitap çıktı. İlki “Düşler Kuruyorum” Şükran Soner, Oktay Akbal, Deniz Som, Ataol Behramoğlu’nun; ikincisi “Uyumak İstemeyen Çocuk” Erol Manisalı, Işık Kansu, Serdar Kansu ve benim öykülerimizi içeriyor. Bu dizinin devamı gelecek.
Hazır İzmir’deyiz, Hasan Barışcan’ın yazıp Zafer Temoçin’in resimlediği, yine çocuk ve gençlere yönelik “Tanrıların Yurdu Ege” kitabı yörenin birikimleri ve zenginliklerle dolu. Tanrılardan önce Amazonlar, analar, anatanrıçaların kurduğu, İskender’in rüyalarında gördüğü ve yeniden kurdurttuğu İzmir’in her yaştan çocukları için harika bir armağan kitap! Hele şu 23 Nisan tatilinde!
YA ÖTEKİ ÇOCUKLAR
Tamam ben Kitap Fuarı’nı bahane edip Ege kıyılarında dolaşa durayım, ya öteki çocuklar?
“Doğu’da ve Güneydoğu’da güvenlik güçlerine taş attıkları gerekçesiyle yüzlerce çocuğun hayatı karartılmakta, geleceği yok edilmektedir. Taş atmak gibi oldukça masum sayılabilecek bir eylemden dolayı, bir çocuğun yaşadığı yıl kadar hapse mahkûm edilmesi, nereden bakılırsa bakılsın yanlıştır.”
Dün 23 Nisan’dı. Milletvekillerine yollanan mektuplar bu cümlelerle başlıyordu. Ve şöyle devam ediyordu:
“Mahkûm edilmeseler bile, yedikleri dayak, gördükleri işkence, işittikleri tehdit, ailelerinden ve okullarından uzaklaştırılmaları, ağır suçlularla aynı mekânda yaşamaları, tahliye olsalar dahi tekrar hapsedilme korkusu, bu çocuklarda kolay kolay başa çıkamayacakları, yaşamlarını etkileyecek bir travma oluşturmaktadır. Çocuktan suçlu işte tam böyle oluşturulur. Eğer bu acımasızlığın önüne hemen şimdi geçilmezse, toplumsal vicdanımız uzun yıllar üstesinden gelemeyeceğimiz biçimde yaralanacaktır. Çocukların çektiği bu acıların sorumlusu hepimiziz! Ama yasama yetkisinde bulunan sizler hepimizden daha fazla sorumlusunuz.”
ÇOCUKTAN YANA OLMAK
Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları olarak, halkın temsilcisi milletvekillerinden siyasal kimliklerini düşünce ve inançlarını bir yana bırakıp “çocuklardan yana” olmalarını istiyorduk. Altına imza attığımız uluslararası çocuk hakları sözleşmelerini, “suçlu çocuk değil suça sürüklenen çocuk vardır” kavramını anımsatıp soruşturulan, kovuşturulan, cezalandırılan ve ceza çektirilen çocuklarla yetişkinler arasında bir ayrım yapılmadığını vurguluyorduk. Bu aksaklığın başlıca nedeni bu çocukların terörle mücadele kapsamında ele alınmalarıydı!
Dün 23 Nisan çocuk bayramıydı: Uygar toplumlarda amaç çocuğu cezalandırmak değil, çocuğu topluma ve kendisine kazanmaktır. Bu yüzden “çocuğun yararı ilkesi” öncelik taşır. Çağdaş hukuk da bu ilkeye göre düzenlenmiştir. Keşke hükümet bunu da anımsasa! Keşke İzmir’deki Kitap Fuarı’nı Doğu’ya; Diyarbakır’daki çocukları Ege’ye taşıyabilsem...
Faks: 0 212 - 257 16 50
BİR BAKIMA
SERVER TANİLLİ
14. İzmir Kitap Fuarı’ndan...
TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen, 14. İzmir Kitap Fuarı, geçtiğimiz cumartesi, kapılarını kitapseverlere açtı.
Açılışta, aydınlardan ve halktan katılım pek doyurucu idi.
Yetkililer, başta Deniz Kavukçuoğlu olmak üzere, gitgide gelişen bir ortamı gösteriyorlar: Fuar, geçen yıla oranla, yüzde 10 büyümüştür; geçen yıl 226 bin ziyaretçi gezmiştir ve bu yıl bu rakamın artması bekleniyor.
Fuarda, geniş bir konu zenginliği içinde, söyleşi, panel, konferans, şiir dinletisi gibi 142 etkinlik yer almıştır.
Ve zengin bir sergi yelpazesi...
Fuarın onur konuğu Tarık Dursun K’ya da ilk günden bir plaket vererek bağrımıza bastık onu...
İlk günden gitgide artan bir kitapseverler kitlesi fuara akıyor; hafta sonunda bu sayı daha da artacak.
Bütün gördüklerimiz, İzmir’e yakışır güzellikte...
*
Okur olarak karşılaştığımız herkeste bir de, derin bir kaygı ve gelecek korkusu. Soru hep şu: Türkiye nereye gidiyor? Daha doğrusu, nereye götürülüyor ülkemiz?
Arkasından, Ergenekon soruşturması...
Bir de, Mustafa Balbay ile Prof. Dr. Erol Manisalı ne zaman özgürlüklerine kavuşacaklar?
Okurların derin kaygılarını yatıştırmaya çalışıyor ve gözleri geleceğe çevirmeye çabalıyoruz.
Nitekim, fuarda bir söyleşide, gelecek tehlikesine karşı, en başta gerçek bir “Sosyal Demokrat Parti”nin hızla yaratılışı gereğine değindim; yürürlükteki dağınıklıkla hiçbir yere varamazdık. En başta, CHP’lilere büyük bir görev düşmektedir.
Bir başka gerçeğe de değindik: Türkiye’nin gelip durduğu noktada, sosyal demokrat bir parti de yetersiz kalır. Bir fikir versin diye, Bağımsız Cumhuriyet Partisi’nin programına bakılması gereğine değindim...
Öte yandan, Köy Enstitüleri üstüne, bu yıl da, 17 Nisan öncesinde ve sonrasında, güzel yazılar yayımlanıyor.
Bir de müjdemiz olacak: Kastamonu Üniversitesi, Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 70. yılında 15-16-17 Nisan 2010’da büyük bir sempozyum toplayacak.
Üniversite, pek onurlu bir iş yapıyor.
Hepimiz orada olacağız...
*
Okurlarımıza yeni yayınlardan da haberler...
- Karl Marx üstüne ufkumuz gitgide zenginleşiyor: Francis Wheen’in, E Yayınlar’dan Karl Marx’ı bir örnek. Ayrıca duracağız üstünde. Siz şimdiden güzel okuyadurun!
Bir de, dev bir romancımız Vedat Türkali’nin yeni bir romanı: Yalancı Tanıklar Kahvesi’nde, yazar, yakın geçmişimizi anlatıyor. Bugünü anlamak için onu okumaksa şart, özellikle “solun başarısızlığı”nı. Yakınmalarla oyalanmanın anlamı yok, okuyunuz! Ayrıca, biz de duracağız yakında bu eser üstünde...
- Cumhuriyet Kitaplar’da en son çıkanlar şunlar: Öner Yağcı, Kir; Tarık Dursun K., Hasangiller, Sabriye Okkır, Cinayeti Gördüm; Hikmet Çetinkaya, Besleme Medyanın Aslanları; Talat Şalk, İmralı’da Öcalan’a Soruldu; Ümit Zileli, Cumhurun Trajedisi; Şeref Bakşık, CHP İle Bir Ömür; Hasan Barışcan, Tanrıların Yurdu Ege; Deniz Som, Türkiye İslam Cumhuriyeti; Mustafa Balbay, Nasreddin Hoca ile Eşeği ve Hoca ile Çocuklar.
- Kırmızı Yayınlar’da şunlar: Ali Cengizkan, Kırmızı Gün Beyaz Gece; Ali M. İrat, Modernizmin Erittikleri. Sünniler, Şîîler ve Aleviler, Pierre-Jean Amar, Basın Fotoğrafçılığı. “Gözleri Çelik Mavisi.”
- Evrensel Yayınlar’dan şunlar: Dünü ve Bugünüyle Evrim Teorisi; Felsefe, Bilim ve Din (Asım Bezirci çevirisi); Sennur Sezer, Kirlenmiş Kâğıtlar; Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları; Yılmaz Onay, Yazılar Filmatik; Kürt Halk Tarihi’nde 13 İlginç Yaprak; Nejat Elibol, Geleceğe İlk Adım.
- Berfin Yayınları’nda şunlar: Arif Tekin, Kuran’da Allah; Arslan Kacar, Pepo Kuşu (roman); Ahmet Türkay, Gelecekten Ödünç Ömürle Öykü; İbrahim Ülger, Zerdüşt (Işığın Kaynağı Doğu).
- Asya Şafak Yayınları’nda: Yılmaz Dikbaş, Efendi Teröristler.
- Uğur Mumcu Yayınları’nda şu: 18.30 Söyleşileri, No. 5 (2006-2008).
- Uğur Pişmanlık, Tarsus Basın Tarihi (1908-2008), Tarsus Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları.
- Yüksel Mert, Bilinmeyen Atatürk, Ares Kitap.
Cumhuriyet 24.04.2009

