19 07 2016

Köşedeki Vızıltı / Öykü /Durcan Yaşacan

.... Bir damla kanımı çok görmüyorum da...şu gürültüsüne, şu kapıp kaçmasına, hele de benim kanımı benden kaçırmasına dayanamıyorum. Bir tutarsam yok mu ? Kolumun da, yanağımın da,baldırımın da acılarını çıkartacağım tövbe oolsun!

Dün de bir pire yüzünden neredeyse elimi kana bulaştıracaktım.Fanilamdan donuma,yastığımdan çarşafıma, başucumdan ayakucuma...Sonunda yakalamaştım ya!

Bugün de bu. Dur desen durmaz,. Yalvarsan yakarsan, bağırsan çağırsan, evi yaksan gene öyle. Bir pencereye bir bana. İlle de bir deldiği yerden bir dirhem kan daha çıkartacak!

Öylesine canım yanmış, öylesine kinlenmişim ki bildiğim işkence yöntemlerinin alayını uygulayamazsam, dünyada rahatlayamam. Cımbız bile kullanacağım gerekirse. Kıçına göre de bir kazık yontmuşum. Günahı vebalı boynuna!

O hala o köşeden bu köşeye: Vız vız vız. Ben de arkasında... Pencereye geçiyor, pencereye koşuyorum, duvara geçiyor duvara... Tavana konunca...

''Eh,'' diyorum. ''Bir elime geçirirsem...''

İyice soluğum kesilmiş. Ter sırtımda buram buram. Yaklaşık bir buçuk saattir peşindeyim, sonuç yok. Vız vız vız. Bir pencereye bir bana sonra bir pike, ara bul! Umurumda değil. İşi ne denli zorlaştırırsa işkence yöntemlerimi o denli zorlaştıracağım ya, karşıma almaktan utanıyorum!

Bilim adamları ''insanlar hoşgörülü olmalı'' demişler. Halt etmişler! Onca acıların, bunca yorgunluğun arkasından hoşgörü ha? Kim nasıl öğüt verirse versin, ben yapacağımı yapacağım gene. Bir kez o soktuklarının acılarını fazlasıyla çıkartacağım da, sonrasını bilmem!

Kalktım ayağa. Yastığı süpürgeyi ittim bir yana. Tül perdenin bir ucunu aldım avucuma. Usul usul... usul usul yanaşıyorum Pencerenin ışık sızan üst köşesindeki vızıltılarını işitiyorum. Bir inerse, işi bitik!

Artık tehlikenin bilincinde ama. Bilincinde ki insanla alay eden gürültüsünü eskisi denli sürdürmüyor da, imdat sirenine mendil bağlanan can kurtaran araçları gibi sürekli aynı sesi çıkarıyor:

''Vızzzz...''

''Ulan sinek , şimdi halin ne olacak? Bu denli gücün vardı işte! Ulan seni ısırsam mı? Ulan kaldırıp yere mi vursam? Yoksa usturanın kör ağzıyla dilim dilim doğrasam mı sen ?''

''Vızzzz...''

Hele de avucumu açıp yumdukça ki vızıldanışının rüzgarı, neredeyse koltukaltımın terini kurutuyor.

Vay anasını! Gene de insanın elini vicdanına koyası geliyor vallahi! Ne de olsa can. Öyle ya, bu savaşım niye? Başka ne yapmasını beklemek gerekir? Derdini anlatmak için, dil mi öğrensin? Yaşama dileğini noterden mi belgelesin?

Demek ölümü yeğleyen birtek canlı yokmuş be! Nerede, hangi koşulda olursa olsun: İster bir villada, ister gecekonduda, ister hücrede bir insan...İster suda, ister karada bir balık...İster dağda, ister dalda bir kuş... ister de bataklıkta, pislikte bir karasinek...Hepsi bu tutkunun kötüleridirler.

Yok, yok, yok!

Neme gerek benim? Bu karasinek de yaşamalı ötekiler gibi. Varsın her acıkışında gene bana gelsin.

Saldım ki gitti.

Oh oh oh!

Bu mutluluğu izlemek bile insana yeter. Öldürsem ne çıkacaktı?

Açtım televizyonu. Geçtim karşısına. Çattım bacaklarımı ,oturdum:

''Neee! Bir kahve taranması sonucu yedi kişi mi..?''

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------- -

Yazarın KONUŞSANA, adlı eserinden alınmıştır. -Bu öykü, yurt içi ve yurt dışında 14 yayın organında yayınlanmıştır

32
0
0
Yorum Yaz