03 07 2016

Mehmet Genç - Gerçekte ‘Kuyucaklı Yusuf’ kimdi?

İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olan (1926) Sabahattin Ali, ilkokul öğretmeni olarak Yozgat’a atanır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanınca  Almanya'ya gönderilir. (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra  ikinci ataması Orhaneli’ne (Bursa) çıkar. Üçüncü tayini (1930) Aydın, Erkek Sanat Mektebi’ne Almanca öğretmeni olarak atanır.

Eğitim yılı sona erdiğinde, Sabahattin Ali, yaz tatilini geçirmek  üzere İstanbul’da bulunmaktadır. Bu arada çalıştığı okulda öğrenci dolapları  tamir edilmek istendiğinden, dolaplar tek tek açılır.  Bir öğrencinin dolabında ‘Kızıl İstanbul’ adlı dergi bulunur. Araştırma sonucunda bu derginin  Sabahhatin Ali tarafından verildiği anlaşıldığından  yazar, İstanbul’da tutuklanıp, yaka paça Aydın’a getirilir.

 Ömrünün ilk mahpushane deneyimi Aydın’da tadacak ve Kuyucaklı Yusuf’la Aydın Cezaevi’nde tanışacaktır.

Son dizeyi italik yazdım, çünkü yazarı ilk mahpushaneyle Konya’da (ya da Sinop’ta) tanıştıran kerli ferli   çok yazarla karşılaştım.  Yazarın ilk mahpusluğu yaşadığı, şu anda atıl durumda olan eski Aydın Cezaevi’nin son durumu aşağıda görüldüğü gibidir.

Bu cezaevi sadece Sabahattin Ali’yi konuk etmez, Halikarnas Balıkçısı  Bodrum’a götürülürken bu bina içinde kısa süreli kalır. Anılarında sinekten geceleri uyumadığını yazar. Aşağıdaki  ise Kuyucak’ta açılan  Sabahattin Ali heykelinden bir kesit görülmektedir.

O yılların Aydın hapishanesi; zeybeklerin son temsilcilerini, devletle ve toplumla başı derde giren pek çok yasa dışı adamı barındırmaktadır. Sabahattin Ali, hapishanede iki  önemli şahsiyetle tanışır;  ‘Jandarma Bekir’  ve diğeri de ‘Kuyucaklı Yusuf’tur.

Bu kişilerin  isimleri   aynen kullanıldığı ve on altı dile çevrilen Kuyucaklı Yusuf adlı eser, “1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak Köyü’nü eşkıyalar bastılar”şeklinde Kuyucak’ta başlar.  Adını ‘kuyu çok’tan esinlenerek ‘Kuyucak’ denilen yer, şu anda bir ilçe olmasına karşın, o günlerde Nazilli’ye bağlı minik bir köydür.

Roman kahramanı olan ‘Kuyucaklı Yusuf’un gerçek adı Yusuf Bukan’dır. ‘Kel Hacı Bukan’ lâkaplı Mehmet Bukan’ın oğludur. Sülâle ‘Hacı Bekir Oğulları’ olarak bilinir. Ailenin ilk çocuğudur, 1313 doğumlu, Aydınoğlu 117 Kütükte kayıtlı, Fatma Bukan adlı bir kadınla evlidir.  1927 yıllarında Kuyucak’ta deştimanlık (kır bekçiliği) yapmaktadır.

Kuyucak, o denemde  Horsun’ludan yönetiliyordu. Horsunlu Nahiye Müdürü Şit Bey, son günlerde hırsızlığın arttığı Kuyucak’ta oturmaktadır. Köyde bir fısıltı  kulaktan kulağa yayılır,  bu fısıltıya kanan Şit Bey’in özel çabasıyla sonucu  Yusuf ‘makûl şüpheli’ olarak tutuklanır, Aydın Cezaevi’ne gönderilir.

Gerçek hırsızın korumak için, halk tabiriyle güme gittiğinin ayrımında olan Yusuf, bu haksızlığı bir türlü içine sindiremez. Kendisinden önce Ayrın Cezaevinde yatan efelerin anılarıylma beslendiğinden, içindeki  zeybeklik damarı her gün biraz daha kabarır.

Nihayet, bir yolunu bulur, Köşk’ten Kara Şükrü ile birlikte bir gece cezaevinden kaçar. Para yok, silah yok, köyüne dönme umudu hiç yoktur. Yaşamını sürdürmek için bir şeyler yapması gereken Yusuf,  Koçarlı’nın  ağası olarak bilinen bir zenginin  evine baskın düzenler. Bu baskından epeyce  ganimet elde eden Yusuf, sıradan Yusuf değil, bir eşkıyadır artık. .  Kuyucaklı Yusuf’u sıradan  bir  ‘Yusuf’ olarak değil,  ‘Koca Yusuf’  diye hitap edenler bile içeri tıkılmaktadır Dağ taş aranırken, her kıstırıldığı yerde, jandarmanın elinden kaçması  Şit Bey ve arkadaşları fena korkutur. Aydın’ın ileri gelenlereri, Yörük Ali Efe, Demirci gibi,Osmanlıyı bile kafa tutan efeleri  tam da unutulmuşken, memleketin başına çorap örecek olan yeni efenin peydahlanmasından kaygılıdır.  

Koca Yusuf,  bir  gece baskını sonucu yakalanır, ikinci kez Aydın Cezaevi’ne konulur. Yargılama sonucu tam 36 yıl ceza alır.

Yıl 1931 ve Sabahattin Ali de aynı cezaevindedir.  Yazar, Yusuf’la bu dönemde tanışır. S. Ali, fırsat buldukça soluğu Yusuf’un yanında alır, Yusuf konuştukça yazar not almaktadır. Sabahattin Ali, ileride şöyle diyecektir: “Kuyucaklı Yusuf ile Jandarma Bekir’i ve  Jandarma Bekir’i öldüren Halil Efe’yi de bu dönemde Aydın Cezaevinde tanıdım”

Yusuf’un Aydın cezaevinde 36 yıl geçirmeye hiç niyeti yoktur, ikinci kez kaçar. Bu arada  Horsunlu Nahiye  Müdürü Şit Bey, Sultanhisar’a atanmıştır, ama korku paçayı sarmıştır.  Çevredeki tüm güvenlik güçlerini harekete geçirir. Yusuf izlendiğinin farkındadır, sürekli  Sultanhisar civarında köy değiştirmektedir. Bir gece Karatepe, diğer gece Kavaklı köyündedir. Amaç Sultanhisar’a doğru yaklaşmak ve Şit Bey’i  halkın gözü önünde öldürmektir.

  Sabancı Yusuf’un evindeyken,  jandarmalar gece  evi kuşatılır. Kavaklı  Köyü’nde   üç Yusuf yan yana gelir; ev sahibinin, baskın yapan jandarma komutanın ve ölen kişinin adları Yusuf’tur. Doğduğu yere değil,  vurulduğu köye gömülür. Yusuf’un mezarı ertesi günü büyük bir keyifle açılır, ceset çıkarılır ve Aydın Cezaevine götürülür.

“Burada bir ceset var / Dışında mezar yok / Burada bir  mezar var / İçinde ceset yok / Kendine gömülüdür bir ceset” (Agathias)

Ölüyü, Aydın Cezaevi’nin bahçesinde kurulan dar ağacı  beklemektedir. İğrenç bir Osmanlı uygulamasının son   örneği  Aydın’da gerçekleşir;  cezaevinden kaçmak isteyenlere  ders olması için ceset  diğer mahpusların  gözü   önünde   ipe çekilir.

Efelerin ve zeybeklerin yurdu Ege’yse, başşehri Aydın’dır, bence ‘Kuyucaklı Yusuf’ bu yörenin   son efedir.

________

Not-1: Sabahattin Ali,üç ay kaldığı Aydın cezaevinden çıkar, Konya’ya sürgün edilir ama çok geçmeden bir toplantıda okuduğu bir şiirle Atatürk’e hakaret ettiği gerekçeyle ikinci kez 1926’da tutuklanacaktır. Yazarın okuduğu şiir aşağıdaki gibidir, Atatürk’le yakından uzaktan ilintili değildir.

Hey anavatandan ayrılmayanlar 
Bulanık dereler durulmuş mudur? 
Dinmiş mi olukla akan o kanlar? 
Büyük hedeflere varılmış mıdır? 
Asarlar mı hâlâ hakka tapanı? 
Mebus yaparlar mı her şaklabanı? 
(…).

Not-2 : Mezarından çıkarılan ceset sadece Kuyucaklı Yusuf değildir; askeri depodan silah kaçırdığı için ordudan kovulan bir astsubay, Ali Ertekin tarafından 41 yaşında öldürülen Sabahattin Ali’nin de mezarı açılmıştır. 

Öldürüldüğü gün cesedi  köpekler tarafından yok edilmesi için açıkta ve çıplak bırakılmıştır. Bir çoban, aylar sonra bir kafatası bulur ve uygun gördüğü bir yere gömer. Çoban bu olayı köyünde anlatır. O köyde,  akıl hastası bir vatandaş uzun süre kayıptır, yakınları  ceset bizim akraba olabilir diye, mezarı açarlar. Akrabalar, gördükleri kafatasının aranan kişi olamayacağı kanısına varırlar, çünkü kafatasında altın kaplamalı diş net bir şekilde görülmektedir.  Anlaşılan   bir başka gerçek vardır; bulunan kafatası Sabahattin Ali’ye ait olduğu kesinleşir.

Not-3:  Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Sabahattin Ali’ ile ilgili bir kitapta ,yazarın ölümü hakkında basitçe,  ‘Bulgaristan sınırı yakınlarında öldürülmüştür’ demesi ne acı!…,Şiddetle kınıyorum.

-----

Kaynak:

1-Bütün Eserleri, Sabahattin Ali, Cem yayınları, 1990

2-Ahmet Taşkın, Kuyucaklı Yusuf kişisel araştırma tutanağı, 28 kasım 1991

(*) Bu yazı Yaşam Sanat dergisi Mart-Nisan 2016 Sayı:22 yayımlanmıştır.

201
0
0
Yorum Yaz