22 07 2016

Meraklısına..." Attila İlhan Şiirleri

YAMYAM KADINLAR


bunlar felaket kadınlardır 
meme uçları fena saldırır 
burunları yok gözleri kanlı 
vurdukları yerden toz kaldırır 
ölçüye sığmaz boyları posları 
halattan farksız boyun kasları 
öpüştün mü dudaklarını doğrar 
hoyrat çenelerinin makasları 
kırbaç dilleri bir tutam alev 
ağızları ejderha iştahları dev 
çiğ adam yedikleri görülmüştür 
bre kan dökerler kahpelik görev 
kelle kazıtılmış simsiyah dazlak 
dişleri arasında bıçak 
ölüm bilmezler yedişer canlı 
canavarlardır çırılçıplak 
tırnak uzatmışlar elleri pençe 
ucundan kan damlar gündüz gece 
etine değmesinler sırtın üşür 
okşadılar mı aynı işkence 
sırtlan uluyunca akşamları 
açlıktır azdırır yamyamları 
yiyecek insan ararlar 
karanlığa vurup tamtamları 

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977) 



JİLET YİYEN KIZ 

o kızı nerede nasıl görsem 
aklımı başımdan alır ağzı 
saçları şıra köpüğü desem 
kaşları bıçak izi kırmızı 
yakut pulları mı/bu ne görkem 
kanlı gözbebeklerindeki yazı 
beni nasıl büyüledi bilmem 
kirpikleri örümcek kırmızı 
kızıl demirden bir ünlem 
salınması yangın yalazı 
korkmasam öpmeye eğilsem 
dişleri elektrik kırmızı 
çarpılmışım başım sersem 
sevdim jilet yiyen kızı 
göğsündeki kumrulara değsem 
gagaları zehirli kırmızı 
içerse kezzap içer/hem 
sarhoş da olmaz/azıp bazı 
yasak bölgelerine insem 
tüyleri ısırgan kırmızı 
gece gündüz tek düşüncem 
kasıklarımdaki ince sızı 
artık kimseyle sevişemem 
anladım sevişmek kırmızı 
jilet yiyen kız merih'li gecem 
birlikte bulacağız belâmızı 
sonumuz kuşkusuz cehennem 
kırmızı kırmızı kırmızı 

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977) 


PORNO 

boybos tamam ağzı bütün diş 
tevahür bir kadın bol memeli 
hayli genç kız dudağı çiğnemiş 
çok erkek ağzına girmiş dili 
yüksekkaldırım'da fahişeymiş 
şaşı mustafa'nın yalancısıyım 
hüneri dört kişiyle sevişmekmiş 
ikisi kadın olacak ince belli 
yok canım yoksulluktan düşmemiş 
yaradılışı kahpe ruhu işveli 
galiba hiç kimse başedememiş 
şaşı mustafa'nın yalancısıyım 
gözlüklü bir velet aklını çelmiş 
şiir meraklısı biraz fakülteli 
artık sabah akşam yolunu gözlemiş 
mübarek kadın değil gözyaşı seli 
gelince sanki oğlunu severmiş 
şaşı mustafa'nın yalancısıyım 
anlayamadım gitti bu nasıl iş 
bre bunlardan hangisi deli 
hangisi hangisinin kanına girmiş 
kim kimin neresine kilitli 
bu filmi kim yazmış kim çevirmiş 
şaşı mustafa'nın yalancısıyım 

(BÖYLE BİR SEVMEK / 1977) 

ÜÇGEN 

bir gece nevin çizmeli 
gözleri pala parıltısı 
kırbaca sarılmış eli 
mümkün değil anlaşılması 
burun delikleri titrek 
aynasının önünde kadın 
oya'nın yatağında erkek 
bir sabah nevin sonbahar 
kirpiklerinde kırağı 
sevdiği oğlanı hatırlar 
öpüştükleri sokağı 
göğüsleri avuçlarında 
vücutları kenetlenmiş 
fosforlu meme uçlarında 
şehvet eflatun bir yemiş 
bir gün mavi bir yağmurda 
nevin oya'yla buluşur 
sevdiği erkeği unutur da 
oya'da erkekliğini bulur 
bir gece ay karanlık 
kollarında delikanlının 
nevin'in üstünde yosmalık 
nice kadından kadın 
bir gün toz pembe bulutlar 
buğular ısınmış denizden 
birden nevin'i unuttular 
oğlanla oya sevişirken 
yalnızlıkla çarpıştı nevin 
katlanması zor bir işti 
arasında dişilikle erkekliğin 
tuttu bir hançerle sevişti 

(BÖYLE BİR SEVMEK /1977) 


RAST 'ZENCİ' PEŞREVİ 

- 3º. fokur fokur 
oda yanmaz suya batmaz nîce câdudur bu
necâti


vahşi orman karanlığından oyulmuştur 
tutam tutam bulutları yiyen zenci kadın 
soğan zarı ter yürümüş kazıtılmış kafasına 
omuzlarının gücü yıldızları yukarda tutuyor 
memeleri ele avuca sığmaz bir yılan 
simsiyah saldırırlar hem hoyrat hem yırtıcı 
dolup ağzına bir teki bir yiğidi boğabilir 
yerle bir eder bir vuruşta dal gibi bir kızı 
sinsice pusuya yatmış memelerinin arkasında 
kirpiklerinden kanlı kızıl bir ateş sızıyor 
memeleri sanki erkekliğidir ayağa kalkmış 
az sonra fokur fokur sütünü tükürecek 

(KORKUNUN KRALLIĞI / 1987) 


AYIP RESİMLER 


- 1°. 
ateşten köpekler yalıyor 
sütlü meme uçlarını 
zebaniler kazımış cehennem yalazı saçlarını 
azrail gelir 
nefes nefese teslim alır elbet 
yanardağ ağzı cinselliğinden 
kazığa çakılmış kadını 
- 2°. 
camların ardında çınar 
camlardan yemyeşil yığılan güneş ışığı 
acı sarı bir arı vızıldar 
vurup kendini o duvardan bu duvara 
kadının bütün gözleri ışık bulaşığı 
erimiş gümüş mü dökülmüş 
öyle parıltılı ve yoğun 
tırnaklarının yaldız güneşi yansıtıyor 
parmaklarını kımıldattıkça 
sanki alüminyum 
kadının pençelerinde oğlan çocuğu 
on üç yaşlarında ancak 
sarışın akça pakça 
soyulmuş muz dersiniz 
kokulu ve yumuşak 
kadının altın dişleri her yanına batıyor 
her değdiği yeri yakarak soluğu 
dilinden kulak içlerine 
ışık zerrecikleri bırakarak 
kadın iri çekme burunlu 
kırkına yakın 
çıplak 
ışık sızıyor hücrelerinden ter yerine 
körpe erkekliğini kapmış oğlanan 
- kendini tutmasa - 
koparıp yutacak 

(KORKUNUN KRALLIĞI / 1987) 

 

23
0
0
Yorum Yaz