09 05 2013

İslam Kardeşliği Kürtleri kandırmak için

    İslam Kardeşliği Kürtleri kandırmak için Türkiye'de, barışın oluşmasını sağlayacak bir ortamın oluşması gerektiğine dikkat çeken sosyolog İsmail Beşikçi, Öcalan'ın söyleminin iktidarla örtüştüğünü belirtti. "İslam kardeşliği, Kürtleri kandırma sloganı" diyen Beşikçi "Misakımilli'yle egemenlerin arzusunun" ifade edildiğini dile getirdi. İşte Cumhuriyet’ten Türey Köse’nin o söyleşisi: PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “akil insanlar” komisyonunda yer almasını önerdiği sosyolog İsmail Beşikçi, “görüşmeleri Öcalan’ın yapmasının yanlış olduğunu, BDP’nin sürecin aktörü olması, mektup getirip götürmekle yetinmemesi gerektiğini” söyledi. Öcalan’ın söyleminin iktidarla örtüştüğünü vurgulayan Beşikçi, “Öcalan’ın inkârcı, asimilasyoncu, ırkçı, sömürgeci, Türk-İslam sentezi anlayışı sloganlarına sarılması devleti rahatlatabilir ama Kürtlere bir hak, özgürlük getirmez. İslam kardeşliği Kürtleri oyalama, kandırma sloganıdır” eleştirilerini dile getirdi. Beşikçi, Öcalan’ın “Mandelalaştığı” saptamalarına da karşı çıkarken “Mandela cezaevindeyken, Afrika Ulusal Konseyi ile görüşün, dedi. Öcalan da BDP’ yi göstermeli” dedi. “Sarı Hoca” olarak anılan İsmail Beşikçi, yaşamını Kürtlerin varlığını kanıtlamak için mücadeleye adamış. Üstelik kendisi Kürt de değil. İsmail Beşikçi Vakfı internet sitesinde “Türk ve Hanefi bir ailenin çocuğu” olduğunun altı çiziliyor. 1962 yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Böl... Devamı

08 04 2012

Eylül Yarası / Oya Baydar

Oya Baydar Yazar Eylül Yarası 04.04.2012   Eylül’ün 12’si, sabah alaca karanlık. Yer: Doğu Berlin; hüzünlü Spree Nehri'ne bakan bir otel odası. Telefonun uykuları delen sesi. Olamaz; kimse arayamaz beni. Bir Parti yetkilisi hariç burada olduğumu kimse bilmiyor. Telefonu açıyorum; içim kaskatı, ıssız. “Günaydın, sen Türkiye’ye ne zaman dönecektin?” diye soruyor benden sorumlu kişi. “Yarın” diyorum. “Nah dönersin! Türkiye’de darbe oldu.” Telefon kapanıyor. Ben mi kapattım, o mu, hatırlamıyorum. Ulu atkestanesi ve akkavak ağaçlarının gölgelediği yemyeşil alana bakan pencereye yöneliyorum. Uzun boylu, pantolonlu, çizmeli bir kadın çimenlerin üzerinde köpeğini koşturuyor; elinde köpeğin kayışı ve tasması. Pencereyi açınca sarı gagalı siyah kuşların çığlıkları doluyor odaya. Köpek nehre doğru koşuyor. 12 Eylül’ün fotoğrafı acı yeşil çimenler üzerinde koşan köpekle sarı gagalı siyah kuşlar oluyor benim için. Bir de, Türkiye’den küçük bir el çantasıyla sadece üç günlüğüne ayrılırken anneme emanet ettiğim on bir aylık minik oğlumun kaygılı, hüzünlü bakışlarının anısı... İçim kaskatı, içim ıssız. Büyük bir felaket, büyük bir acı karşısında duygularım dumura uğrar benim. 12 Mart’ta tutuklandığımda, işkencede, sorguda da böyle olmuştu; en sevdiğim insanları kaybettiğimde de böyleydim. Cesur, dirençli, dayanıklı sanılmamın nedeni, aslında bu hissizleşme, uyuşma halidir; kimse bilmese de ben bilirim. Acının yıkımına karşı bir çeşit özsavunma mekanizması belki de... Hiç hayale kapılmıyorum, dönerim diye umut etmiyorum. Geniş, yeşil... Devamı

29 03 2012

Türk Sinemasına ÖYKÜLERİ En Çok Uyarlanan Yazar Osman Şahin

Türk Sinemasına ÖYKÜLERİ En Çok Uyarlanan Yazar Osman Şahin |  görsel 1

  Türk Sinemasına ÖYKÜLERİ En Çok Uyarlanan Yazar Osman Şahin'den 23. Film "YAĞMURDAN SONRA" Yönetmenliğini Görkem Turgut’un üstlendiği Yağmurdan Sonra, yakın tarihimizin önemli bir kesitini 12 Eylül dönemini arka plana alan film, cezaevine giren Nuri isimli bir yazarla, cezaevi müdürünün karısı Sumru’nun kesişen yolları ve doğan yasak aşkını konu alıyor. Senaryosunu Osman Şahin’in Üzüm Bağları isimli öyküsünden esinlenilerek yine Görkem Turgut yazdı, başrollerini Serhan Yavaş, Pelin Batu ve Turan Özdemir paylaştı.   12 Eylül askeri darbesinin hemen ardından, fikirlerinden ötürü tutuklanan Nuri İlker (Serhan Yavaş), ağır işkenceli sorgularda kalır ve uzun yıllarını cezaevinde geçirir. İyi halinden dolayı Gökçeada Yarı Açık Cezaevi’ne sevk edildiğinde ise, bu kez karşıt fikirlerinden ötürü cezaevi müdürü Halim Özay’la (Turan Özdemir) gergin anlar yaşar. Öte yandan Gökçeada’da üzüm bağlarındaki çalışmalar sırasında tanıştığı Sumru’ya (Pelin Batu) aşık olur. Ne var ki Sumru (Pelin Batu), evli bir kadındır ve cezaevi müdürünün karısıdır.    '60'in üzerinde Ulusal ve Uluslararası Festivallere katılım ve “35” Ödül “…Osman Şahin’in betimlediği görünümler ve kişilikler öylesine dramatik ve canlıdır ki Şahin doğal bir senaryo yazarı olarak da iz bırakmıştır. Tekniği cinéma vérité ye benzemekle birlikte, okurlarına köylülerin ve genelde emek&... Devamı

29 03 2012

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1

  YÜRÜDÜĞÜM İZLER... Adam Öykü Dergisi, 1999   Dört yanı sarp aşılmaz dağlarla tıkanmış, dünyadan yalıtlanmış, ıssız ortamların ağırlaştırdığı Toroslarda’daki köyümde, yarı pagan, Müslüman-Şaman karışımı göçebe kültürlerin harman olduğu ortamlarda geçti çocukluğum. Okuma yazma bilenimiz pek az olmasına karşın, bizler, Dedemkorkut’u, Hz.Ali cenklerini, Zaloğlu Rüstem’i, Sürmeli Bey’i, Yunus Emre’yi, Nasreddin Hoca fıkralarını, Köroğlu’nu, Karacaoğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı, Dadaloğlu’nu, ağıtları, yakımları henüz çocuk yaşımızda ezbere bilir söylerdik. Her evin, her obanın, köyün, yaşlı kadınlarla erkeklerden oluşan canlı birkaç anlatıcısi olurdu. Bunlar köylerin, obaların, soylarının geçmişlerini, tarihini, maceralarını ezbere bilen, canlı birer sözcük müzeleri, bellek depoları ve anlatı kasalarıydılar.   Kendi ailemin de anlatıcıları vardı ve ben, yüz elli yıl öncesine dek aile büyüklerimin nerelerden geldiklerini, aşklarını, kavgalarını çocuk yaşımda ezbere bilirdim.   Anlatıcı söze başlamadan önce, anlatacağı destanı, masalı, öyküyü, daha önce kimden duymuşsa, onun adını anar: “Ben bu masalı vaktiyle filan kimseden duymuştum, oda, vaktiyle filandan duymuş” gibisinden bir giriş yaptıktan sonra başlardı anlatısına. Bilinen konular tekrar tekrar anlatıldığından, konuyu ilginç kılmak için bazen değişir, bambaşka vurgulamalar yaparak olayı sıcak tutardı.   Anlatıcı böylece geçmişi doğrular, geleceği yüreklendirirken, sürekli “söz akıttığı,nefes tükettiği için”, kimse sözünü kesemezdi. Kesmeye kalkanlar, “sözün suyun ak... Devamı

30 11 1999

Uluer Aydoğdu'dan Birkaç Kase Denizsuyu

Uluer Aydoğdu Sevgili Uluer Aydoğdu'nun izniyle... Hazırlayan : Mahzun DOĞAN martılara bak güllere öteki kuşlara kertenkelelere uygarlıkları yok çünkü zamanları yok nefrete ölmeye öldürmeye   Uluer AYDOĞDU 6 Mart 1964'de Saray/Tekirdağ'da doğdu. Uzun süre Ankara'da yaşadı. 2001 yılında İzmir'e yerleşti. Şiirleri Çağdaş Türk Dili, KavramKarmaşa, Eşik, ÖyküŞiir, Kum, Şiir Ülkesi, Ada, Lal ve Pencere dergilerinde yayımlandı. "Denizsuyukasesi" adlı fanzini çıkarıyor. YAPITLARI Yaşlı Büyücünün Memeleri, Prospero Yayınları, 1994, Ankara Hayal/Et Hiç Bitmeyecek Çünkü, Pervaz Yayınları, 2005, Ankara. ŞİİRLERİ Başlayınca Rüzgâr Bunlar Ne Ki Hep İlk Defa Bak Hiç Bitmeyecek Çünkü Kadın Gitti Kristal Oldu, Öyle İstedi Yolcu Yürüdükçe   BAŞLAYINCA RÜZGÂR "Kadınlar mı? Onların ısırığıyla ölebilirsiniz, ama hayatınızı onlar hakkında kötü konuşarak kirletmeyiniz." Jose Marti başlayınca rüzgâr başlayınca gökyüzü o kılçıksız deniz anlayacaksın içinde özgürlük içinde sevinç içinde aşk akan cinnetin kabarışını taşmasını bunlar ne ki gamzelerinde füsun var senin ellerinde sihir ve ışık soyum sana yaklaştıkça zenginleştim mavileştim arkana bakma cehennemde bir yüreğim kuzgun konuşmaya başladı çekil kendi önünden buyurdun: mum gibi erimeye başladı yol söyle herkese sonsuz bir aşkın malzemesinde: kor bir hasret bol tanrılı yağmurlarla yıkanmış akşam üzerleri kucağına doğduğun ay gökyüzü söylemiştir bunları ... Devamı